• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Radikal sesler masası

“Biraz dağınık bir miting alanını, biraz da 'low-fi' bir sanatçı atölyesini andıran sergi alanı, kültür endüstrisinin sevdiği türden bir sterilliğe değil, daha 'bohem', daha alternatif ve daha 'derme çatma' bir estetiğe (ya da DIY, 'kendin yap' estetiği) dayanıyor.”

Soldan sağa: Süper Satürn / Rafet Aslan. Meta / İbrahim Şimşek. Street Sprit / Gül Duygu Arslan.

AHMET ERGENÇ

@e-posta

SANAT

3 Ekim 2024

PAYLAŞ

Türkiye’de “kültür endüstri”sinin acımasız ve tatsız yükselişleri son zamanlarda çok konuşulmaya başladı. Geç-kapitalizmin (evet, merhum Jameson’ın bahsettiği “o” safhayız biz de artık ülke olarak) uzun kolları her yeri ele geçirirken, sanat, edebiyat, sinema ve diğer alanlarda eleştirel, muhalif veya radikal duruş ihtimalleri de aşınıyor. Yaşanan şey şu aşağı yukarı: Her şey sermaye için ilerlerken, bir kültür-endüstrisi-sterilliği “muhalif” olabilecek şeyleri de bir güzel öğütüyor, üstünü örtüyor ya da bunları yapamazsa, açıktan ya da dolaylı olarak yasaklıyor. Yani burada, bu “endüstri” içinde eski usul daha dağınık, daha özgür, daha “bohem”, (eski de olsa bugün hâlâ yaşar o bohem) daha radikal bir tavır neredeyse imkânsızdır.

Ama vaziyet o kadar da feci değil: Her imkânsızlık kendi imkânını yaratır. Majörde, merkezde yer yoksa minörler çıkar, büyük kurumlar “kapıldıysa” küçük inisiyatifler harekete geçer, büyük yayıncılar kapı duvarsa alternatif yayınevleri kurulur, büyük sektör izin vermiyorsa küçük film grupları ve oluşumlar kurulur ve o ses, o daha “radikal” ses bir şekilde yolunu bulur. Bir azınlık sesi de olsa, radikal bir ses. Böyle bir “radikal” ses vakasından bahsetmek istiyorum: Açık Masa Sanat İnisiyatifi’nin Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi'nde düzenlediği “Sanatçının Hayatta Kalma Stratejileri” adlı sergiden.

Mürüvvet Türkyılmaz,
Alice'in Var Kalma Direnci, Alice Bir Başkasıdır, sepya fotoğraflar, montpellier 16 adet, 2024

Sergi, adı üstünde, “sanatçı”nın hayatta kalma imkânının pek kalmadığı varsayımı ya da gözleminden hareket ediyor. Sanatçı denen kişi (buna yazar, sinemacı, tiyatrocu ya da müzisyen de diyebilirsiniz) varlığını sürdürmek için bazı özel “stratejiler” geliştirmelidir. Başlangıç düzeyinde, Rafet Arslan’ın “Süper Sanatçı = Süper Proleter” adlı işinde görüldüğü gibi, sanatçı denen kişi güvencesiz ve sallantıdadır.

Sergiye dair bazı cümleler kurmadan önce, sözü önce Açık Masa’ya bırakalım, niyet mektubu gibi:

“Açık Masa, Türkiye’de sanatçı varoluşunun kendisini sorunsallaştırarak bir sergi kuruyor. Her türlü sosyal güvenceden yoksun, bir çeşit hayatta kalma oyununa dönüşen Türkiye’de sanatçı olmanın ontolojisini ameliyat masasına yatırıyor. Sanatçı varoluşunun direnişi, ontolojik halleri, gündelik hayat ve deneyimle ilişkileri bu serginin merceğinde yer alıyor. Özellikle Gezi Direnişi sonrası güncel sanatta birlikçi eğilimin dağılması, yoğun apolitikleşme ve piyasa baskısı gibi sorunsallar, gerek kavramsal gerek estetik sorgulamalarla Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’ni bir tartışma forumuna dönüştürüyor.”

Burada iki şey görüyoruz: Bir “sanatçı” olmanın maddi imkânsızlığı ve iki, “siyasi” sanat yapma alanı ve “dürtü”sünün gitgide azalması; bilhassa da Gezi’den sonra gelen o baskı ortamı içinde. Yakın tarihi özetleyen iki kritik nokta bu. Sermaye yükselir, ifade özgürlüğü düşer.

Gül Duygu Arslan, Dikeni Var, 49x72cm, etamin işleme, 2024.

Sergi bu iki kritik noktayı tek tek işlerdeki “haykırış” ve fısıldamalar dışında, serginin genel ruh haliyle de mekâna yayıyor: Biraz dağınık bir miting alanını, biraz da “low-fi” bir sanatçı atölyesini andıran sergi alanı, kültür endüstrisinin sevdiği türden bir sterilliğe değil, daha “bohem”, daha alternatif ve daha “derme çatma” bir estetiğe (ya da DIY, “kendin yap” estetiği) dayanıyor. Sergide kurulan bu “kültür-endüstrisi-dışı” halin kendisi bence bir estetik-politik hamle olarak çok yerinde: Şikâyet ya da itirazını sadece “kavramsal” olarak değil, deneyimsel olarak, “başka türlü bir deneyim” sunarak ifade (ya da “ifa”) etmesi önemli. Buna da bir “aynı gemideyiz” hissi eklemesi.

Serginin sergi alanıyla sınırlı kalmaması da bu estetik-politik hamleyi güçlendiriyor; açıkça ve bağırarak, megafonla. Sergi alanının dışına, balkona asılan bir “pankart” mesela, sanat dünyasındaki “piramit”in, sermayenin en üstte, sanatçının en altta olduğu piramidin bir temsilini gösteriyor. (Basamaklarının doğruluğuna tam olarak katılmasam da, böyle bir hiyerarşinin varlığını göstermeyi önemli buluyorum.) Sokağa doğru, yoldan geçenlerin gözlerini çelerek yapılan bu hamle de aslında kültür endüstrisi dışına doğru yapılmış bir hamledir. Bir “pankart” hamlesi.

Rafet Arslan, Tarihin Pusulası, 60x25cm., kâğıt üzerine mürekkep unic baskı ve efemera pusula, 2024.

 

Serginin bu “alan dışına taşan” estetiğini destekleyen bazı performanslar da vardı: İlki, “masa”nın kurucularından Rafet Arslan’ın açılışta yaptığı “İstila” adlı performanstı. Cronenberg’i ve biraz da Burroughs’u hatırlatan bir acayip böcek kostümü giyen Rafet, “ikinci bir emre kadar” diye başlayan cümlelerle sanatın, şiirin, sürrealizmin ve diğer baş döndürücü şeylerin “yasaklandığını”, ortada bir “istila” olduğunu haykırdı. Gürültülü ve rahatsız edici bir biçimde. Bir şok efektiyle. Burada insan Kafka’yı ve Samsa’yı ve aslında o “dönüşüm” hikâyesinde gizli olan erken-dönem bürokrasi ve kapitalizm eleştirisini de düşünmeden edemiyor. Ve akla şu soru da geliyor: Kafkaesk koşullar (neo-Kafkaesk diyelim) halen başımıza belayken, neden daha fazla “Kafkaesk” performans ya da hikâye yok?

Serginin bir diğer “artı” yönü de şiir performanslarıydı. Ece Ayhan’a, küçük iskender’e, Nilgün Marmara’ya, Lale Müldür’e ve diğer şairlere selamlar gönderen bu “açık sahne” performanslarında birçok şair, müzisyen ve dansçı sahneye çıktı ve unutulmuş bir şeyi bize hatırlattılar: Sahnede okunan şiirlerin, çıkarılan “bozuk” seslerin ve yapılan dansların kafaları saran toz tabakalarını dağıtma, kulaklara poetik-politik bir ilham bahşetme gücü. Bir ortak alternatif alanın halen mümkün olduğunu da hissettiren bu “şiir okumaları” ya da “açık sahne”lerin de artması dileğiyle.

Bu yazıda tek tek işlerden bahsetmek yerine serginin hissinden bahsetmek daha doğru geldi bana: Zira burada “olay” ışıkları tek tek kişilere odaklayan kültür-endüstrisivari bir bireysellik değil, daha “kabile” (primitif çağrışımlar dahil) ruhuyla yapılan bir sanatsal-politik hareketi ya da dansı andırıyor. Ya da ortaklaşa kurulan bir radikal sesler masasını. Masadaki sanatçıların da adlarını analım, soldan sağa: Gül Duygu Arslan, Gülistan Karagüzel, Hakan Kırdar, İbrahim Şimşek, Mürüvvet Türkyılmaz ve Rafet Arslan. Çıkardığınız “radikal” sesler için teşekkürler.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Gül Duygu Arslan
  • Gülistan Karagüzel
  • Hakan Kırdar
  • İbrahim Şimşek
  • Mürüvvet Türkyılmaz
  • Rafet Arslan

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Lale Westvind'in Grip'i:

Oluş, eller

“Grip’i bir oluş devresi olarak değerlendirmek mümkün. Herhangi bir oluş devresi değil bu; bir kadınınki her şeyden önce. Bir kadının dönüşümünün, kendisi halini alışının, ama bu yolda kendini kaybedişinin, yeniden doğuşunun hikâyesi.”

HASAN CEM ÇAL

Sonraki Yazı

TADIMLIK

İnsanlanma'nın Sunuş'undan:

“Michel Serres’in doğrudan ansiklopedik girişiminin ilk kitabı”

Michel Serres'in İnsanlanma adlı kitabı Livera Yayınları tarafından İlhan Burak Tüzün çevirisiyle önümüzdeki günlerde basılıyor. Aynı zamanda kitabın editörü de olan Kağan Kahveci'nin İnsanlanma için yazdığı sunuş yazısını Tadımlık olarak yayımlıyoruz...

KAĞAN KAHVECİ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist