• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Lale Westvind'in Grip'i:

Oluş, eller

“Grip’i bir oluş devresi olarak değerlendirmek mümkün. Herhangi bir oluş devresi değil bu; bir kadınınki her şeyden önce. Bir kadının dönüşümünün, kendisi halini alışının, ama bu yolda kendini kaybedişinin, yeniden doğuşunun hikâyesi.”

Kitaptan. Lale Westvind, Grip.

HASAN CEM ÇAL

@e-posta

ELEŞTİRİ

3 Ekim 2024

PAYLAŞ

Lale Westvind’in Grip’ini bir oluş devresi olarak değerlendirmek mümkün. Ama herhangi bir oluş devresi de değil bu; bir kadınınki her şeyden önce. Bir kadının değişiminin, dönüşümünün, kendisi halini alışının, ama bu yolda da kendisini bildiği haliyle kaybedişinin, diyelim ki bir kadının yeniden doğuşunun türlü başkalaşımdan mülhem hikâyesi. Hiç tanımadığı ama hep orada bulunan, yeryüzünde birer temsili bulunduğu kadar gökyüzünde yer edinen kız kardeşlerle tanışmanın öyküsü de tabii. Her halükârda kesin olan, bu oluşun kadının oluşu olması. Grip, oluşunu bir kadını model alarak tanımlayan bir kitap.

Lale Westvind
Grip
Nada Kitap
Aralık 2023
160 s.

Belki de söylenmesi gereken ilk şey, kitabın baştan sona giderek uçuculaşan maddenin mevcudiyeti üzerinden var ettiği gerçeği kendini. Gerçekten de kitap, isimsiz ana karakter olan kadının oluşunu maddenin katı, sıvı, gaz hallerinden geçirerek görünür kılıyor her şeyden evvel. İlk düzeyde katılık var: Henüz oluş başlamamışkenki hal, kitabın başında karakterimiz gördüğümüz yarığa girmeden önceki vaziyet, ki bu, kadının kendini tanımadığı ve neye kadir olduğunu bilmediği bir durumu da yansıtıyor. İkinci düzeyde her şey sıvılığın tekelinde: Karakterimiz neye elini atsa onun oluşuna katılıyor, sanki bedeni en başta kendisini içinde bulduğu anaforun onu soktuğu akışkan hali taklide soyunuyor ve beden bütünlüklü olmaktansa likit olduğu söylenebilecek bir mecraya dönüşüyor. Üçüncü ve son düzeyde ise dünya tamamen gazsal, havadar: Katının ve sıvının ötesinde, karakterimiz neredeyse tüm kadınların ideal hallerinin ya da idealarının bulunduğu bir diyara yükseliyor; burada kadın artık atmosferik bir şey, tıpkı bir bulut gibi yoğun ama bir o kadar da hafif ve şu halde kadın, maddenin en uçucu haliyle özdeş bir şekle bürünüyor. Özetle, kadının imgesi giderek çözülüyor, ki bir başka kadının imgesi doğsun.

Peki, bu imgeyi sağlayan ne? Bunun bir tür oluşun imgesi olduğunu anladık. Evrimin, evrilmenin imgesi olduğunu kavradık. Ama tüm bu sürecin katalizörü ya da kerteriz noktası ne? Kadın bunu nasıl başarabiliyor? Her şeyden evvel elleriyle, önce elleriyle. Grip boyunca kadının en çok, hatta tek kontrol edemediği uzvunun elleri olması kuşkusuz ki bir rastlantı değil. Ama aynı zamanda rastlantı olmayan, onun çevresindeki şeylerin mahiyetini kavramasını sağlayan ve yaratımın, üretimin yegâne aracısı olan şeyin de eller olması. Bu anlamda bu çizgi romanı, hararetli ellerden soğukkanlı ellere bir geçiş olarak bile yorumlayabiliriz, ki kitabın başı ve sonundaki el görselleri de bu tezi destekler: Başta her tarafı havayla kaplı, kendi içinde gelgitli ve şeffaf bir el vardır, sonda ise merkezî ve düzenli bir biçimde enerji yayan, somutlaşmış, artık havayı, öyleyse enerjiyi bükebilen bir el. Bu kitabın sonundan başına değişen işte budur: Eli kullanmayı öğrenmek.

Ama nasıl? Kitap bu konuda birkaç done verir. Öncelikle karakter, kitabın sonunda gördüğümüz elden üflenip duran hava akımlarının büyüsüne kapılıp bir tür keşmekeş olarak tanımlanabilecek hortuma daldıktan sonra elinin gücünün farkına varacaktır. Ve tabii bu aynı zamanda onun oluşma ve oluşturma gücünün farkına varması demektir de. Kitabın başında görürüz ki kadın ellerini kullanamaz. Kullanmayı bilmez onları. Bir düdüklü çaydanlığı tost makinesine dönüştürür, bir telefonu dönüştüreyim derken de elinde tuttuğu her şeyi yakıp kül eder. Böylelikle anlaşılır ki henüz ellerini kullanmayı beceremez, dönüştürmeyi bilmez. Dolayısıyla, ellerini kullanmayı öğreneceği bir yer bulması gerekir, ki bu da ilkin “işyeri” olacaktır, yani kadınlardan ziyade erkeklerin hâkimiyet alanı. Ama karakter, en kısa vakti geçirdiği bu yerden, ellerini patronun ellerine dahi sürmeksizin (takma el takarak işe gider) ayrılacaktır: Elleri bu denli eli ıslah eden bir iş için fazla hareketli, fazla “kontrolsüz”dür. Diğer bir deyişle “gereğinden fazla kalifiye”dir o. Dolayısıyla, ellerini bir başka yerde kullanmak üzere ayakları kapı dışarı eder onu.

Grip’in dönüm noktası bundan sonrasıdır: Eller hem iç alanı (domestik), evi hem de iş alanını (bürokratik), ofisi terk ettikten sonra kamusal alanda yer edinmeye başlar ve orada eller şeyleri, yani ellemesi gereken yerde. Ve tam da burası, elleriyle iş görenlerin, kız kardeşlerin yeridir. Onlar ki çoktan oluş içindedir, ellerini kullanır ve ellerini kullanabilecek olanı tanır, o kişi ellerini henüz kullanamıyor bile olsa. Tam da bu nedenle kafedeki kadın ana karakterin bir kız kardeş olduğunu fark eder ve patronla gerçekleşmeyen tokalaşma onunla gerçekleşir ve yine aynı nedenle onun ellerini nerede kullanmayı öğrenebileceğini gösteren bir fotoğrafı (ki patronun temellük ettiği fotoğraftır bu) ona teslim eden de, onu oraya ulaştıran da bir kadındır (ve onunla da tokalaşılır). Bu açıdan el oluşu ve yaratma gücünü ifade ettiği kadar güveni temsil eder; eli ele değen kişi, aynı doğadan olandır: Mahir, kadir ve muktedir, ama her şeyden önce bir kardeş. Bir kız kardeş. El veren bir tanesi. Öyleyse el verilecek olan bir tanesi de.

Eli kullanmayı öğrenmek için, öte yandan, tüm kardeşleri ardında bırakması gerekir karakterin, ki ancak böyle öğrenebilecektir ellerini kullanmayı. Bu noktada çizgi roman bizi kadının özgürce deney yapabileceği, eliyle, “kavrayış”ıyla deneyleyebileceği, ne tam manasıyla yeryüzünde ne de tam manasıyla gökyüzünde bulunan, daha ziyade bir adayı andıran, maddenin sıvı hali üstünde konaklayan bir ara bölgede, her şeyin belirsizliğini koruduğu ve her şeyin mümkün olduğu bir terra incognita içinde konumlandırır. Burası ki, karakterin eliyle yapmayı öğrendiği yerdir. Peki neyi yapmayı? Engelleri aşmayı mesela, bir kayayı bileşenlerine ayırarak. Bir ev oluşturmayı örneğin, ağaçları eğip bükerek. Bu bağlamda kadın artık dönüştürmektense işler: Elleri kullanmanın yeni bir yolu. Elin eski, diyelim ki “ev içi” kullanımı geride bırakılır. Bundan böyle var olanı dönüştürmek için değil, var etmek için kullanılacaktır eller. Tadilin değil tesisin aracısı olacaktır diyelim. Bu bambaşka bir el tanımı, dolayısıyla bambaşka bir kadın tanımıdır: Yaratıcı olarak kadın; şeyleri oluşa sokmayı bilen bir figür olarak. Erkeğin ona atadığı değerden ayrı, onun kendine atadığı değerle özdeş.

Lale Westvind

Peki ya beden? Denizin ortasında yüzen adanın enerjisini emen vücut? Grip’te yaratan kuşkusuz ki aynı anda ve bu vasıfla, bedeni nevi şahsına münhasır bir başkalaşım sürecine giren bir figürdür. Tam da bu nedenle o, yaratırken şekil değiştirir, neredeyse yarattığının şeklini alacak kadar bozulur şekli; bir ciklet ya da lastik gibi uzar, bir cüce gibi kısalır, genleşir, büzülür ama her halükârda, yarrattıkça bir su gibi içine girdiği kabın şeklini almayı kesmez. Diğer bir deyişle, yaratmak için gerekli “şekil değişikliği”nin odağına bedenini alır. Erkeğin aksine zihninden çok bedeniyle, en nihayetinde de eliyle yaratır o ve el, kavradığı şeyi bedenin bir uzvu yapma imkânını haiz olduğu kadar, bir bakıma bu şeyde yalnızca örtük olarak verili olan potansiyeli açığa çıkarma imkânını da hazidir, ki bu da işlenen şeyin aynı anda işleyeceği, bedenin yaratmak için/yaratırken kendisini de bizzat ve bilhassa yaratacağı anlamına gelir. Westvind’in şahane fikri bu gibidir: Yaratımın coşkusunu, yaratmanın utkusunu bedenin ta kendisinde rezone eden, yankılanan, bedenin frekansına gömülü bir şey haline getirmek. Beden bu çizgi romanda derli toplu görülemiyorsa, bu yalnızca bedenin hareketinin dinamizmini imlemek için değil, “iş üstünde”ki bedenin “oluşan imge”sini billurlaştırmak içindir. Söz konusu olan salt yapısal bir numara değil, bir zaman sıkışmasıdır: Öyle bir güç mertebesine erişilsin ki, bir şeyi yaratırken bedenin aldığı tüm şekiller bir anda görünür kılınabilsin. Grip’teki adanın sıvılığı bedene de yansır, ama daha da önce bedene yansıyan, yaratımın talep ettiği zamanın sıkıştırılması, bedenin (belki de) fantastik (ya da gerçeküstü) bir diyarda, “her şeyin mümkün olduğu bir dünya”da aldığı haldir. Her şey hıphızlı yaratılıyorsa, bu, aceleden değil, yaratımın keyfindendir. Şeyleri, dünyayı, kısacası her şeyi yaratırken kendini de yaratmanın keyfinden. Diğer bir deyişle, her şey ile kendilik arasında bir fark tesis edememenin keyfinden.

Diğer taraftan, ellerin yaratımının, “el yapımı oluş”un zamanı büktüğü kadar mekânı da yeniden inşa eden ya da zamana katan, onda soğuran, yutan bir tarafı da var. Öyle ki, eller yarı-öznel ya da dördüncü duvar yıkıcı diyebileceğimiz bir tarzda, çizgi romanın verili alanlarında, panellerde kısılı kalamıyor, kapatılamıyor bile. Kimi zaman eller panellerden taşıyor, bir diğer panelin alanını işgal ediyor ve eller ellerle kavuşuyor. Birbirinden farklı zaman parçacıklarının mekânsal bölümlenişi olarak paneller bu çizgi romanın kimi kısımlarında ellerin zaman-mekânını kurmak adına içerdikleri nesneler için bir hapishane değil, bir pencere ya da köprüye dönüşüyor ve paneller arası bir etkileşime mahal veriyor. Böylece eller ve ellerle ilişkisinde tüm bir beden, kendini mekânsal olarak dahi bölemeyen bir mahiyete ve muhteviyata kavuşuyor: Artık elin kimin elinin olduğu bile önemsiz; eller sınır tanımadan çalışıyor birbiriyle ve daha da önemlisi, onu sınırlayan mekânsal belirlenimlerden de azat oluyor. Önce evden, sonra işyerinden, şimdi ise evi ve işyerini dahi tanımlayan (ya da üst tanımlayan) panelden özgürleşiyor; her sınırını bir bir aşıyor. Sanki çizgi romanı aşmak, ondan taşmak isteyen bir el bu. Sanki bizim elimizi sıkmayı bekleyen ya da sıkacak bir el.

Ama her halükârda el, eğer ki kız kardeşlere ulaştırmıyorsa, diğer bir deyişle kadının imgesinin yalnızca bölüneceği, hiçbir yekpare, yeknesak, tümleşik köke doğru izlenemeyeceği, salt çokluk ve çoğulluk arz eden bir göksel daireye vardırmıyorsa bir hiçtir. Grip de bunu onar: Eller son kertede bizi ellerini kullanmayı zaten bilen ve bizi elimizi kullanmayı öğrenirken ara sıra dürten, varlığından hayal meyal haberdar kılan, buğulu bir görüntü ya da hülya gibi görünen, hatta bazen bize bir hayalet gibi musallat olan ellerin toplandığı, kadınların, kız kardeşlerin bir arada var olduğu o “öteki dünya”ya iade eder, ki o dünyada bizim yapacağımız her şey halihazırda yapılmıştır ve görülmüştür de. Tam da bu nedenle yumurtadan evrilen dürbün nasıl da motorsiklet yapılacağını ve bu motorsikletle arşa varılacağını gösterir, ama aynı zamanda bu süreçten nasıl da geçilmesi gerektiğini de. Dolayısıyla eller yarattığı, oluşa soktuğu şeyler aracılığıyla geleceği var eder ve tam da bu vasıfla kadının kendisini; kendiyle ve ötekilerle, daha doğrusu kendisinden ayırt edilemez ama yine de her biri nevi şahsına münhasır ötekliklerle bir halde bulunduğu dünyada. Yine de bu dünyayı bir aşkınlığın değil, bir içkinliğin ifadesi olarak görmeli; bir farkındalığın alanı olarak. Kadının yapabileceklerinin sonsuzluğunun bilincine vardığı ve “kendi eliyle” dünyayı inşa etmesini sağlayacak itici kuvveti ve birliği bulduğu bir tozdan yıldız olarak. Kadının dünyadan kaçışının değil, aksine dünyaya varışının hikâyesi bu, bu anlamda. Bir fail olarak dünyada yer almasını sağlayan sürecin bir kesit halinde ve nevi şahsına münhasır sunumu diyelim. Bir kadının elinden çıkmış ve tüm kadınların eliyle ilgili olan. Ve belki de, kadın olan ya da olmayan herkesin eline dair bulunan.

Bütün bunlar hesaba katıldığında, Grip’in başlığı bir rastlantı değil. Hem de hiç mi hiç değil. Bu kitabın adı, örneğin, Hold olamazdı. Zira tutma fiili kavrama fiiliyle kesinkes aynı şey değildir. Tutma fiili bir şeyi bir nesne olarak alır ve ona dönüşme gücünü bahşetmez. Tutulan oluşu kesmiş, oluşu kesilmiş, ölü bir şey gibi elde bulunan, yalnızca ele değen bir şeydir. Oysaki kavranan, tam da kavranmak suretiyle kullanılacak, dönüştürülecek, son kertede ise oluşa sokulacak, kendinde bir nesne değil, yaratımın nesnesi olacak şeydir. Kavranan yalnızca kavranmakla kalmaz, kavranmak suretiyle, kavranma vasfını edinerek olduğundan başka bir şeye dönüşür. Oluşur. İşte el ile oluşu bağlayan da budur: İkisi kavrama ediminde bir araya gelir, bileşik bir devre oluşturur. Kadın hiçbir zaman tutmaz, bu erkeğin (ya da daha doğrusu, “sabit kalma”yı erdem edinen erkekliğin) işidir, ki yalnızca o tutunur; geçmişe, imgeye, her şeye. Kadın ise kavrar: Şeyleri oluşa sokmayı bilir, böylece oluşmayı da. Belki de (Gilles Deleuze’ün) kadın-oluş kavramının en bütünlüklü ifadelerinden biri Grip: Oluşun ta kendisini kadının elinden, onun imgesinden üretmek.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Grip
  • Lale Westvind

Önceki Yazı

SİNEMA-TİYATRO-TV

Aslı Özge’den Ansızın, Faruk ve Köprüdekiler:

Güç ilişkileri ve güç konumlarında geçişler üzerine üç film

“Faruk filminin derdi sinemanın ve belgeselin sınırlarını göstermek değil, bu sınır belirsizliğinden kıvrak bir şekilde faydalanarak iyi ile kötü arasındaki sınırın belirsizliğine, güç konumlarındaki geçişliliklere oynamak diyebilirim.”

SÜREYYYA EVREN

Sonraki Yazı

SANAT

Radikal sesler masası

“Biraz dağınık bir miting alanını, biraz da 'low-fi' bir sanatçı atölyesini andıran sergi alanı, kültür endüstrisinin sevdiği türden bir sterilliğe değil, daha 'bohem', daha alternatif ve daha 'derme çatma' bir estetiğe (ya da DIY, 'kendin yap' estetiği) dayanıyor.”

AHMET ERGENÇ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist