• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Poetik Çıkmaz (1960-1980):

Soyut'un küfür yerine geçtiği bir dönem

Şair, eleştirmen ve müzik yazarı Orhan Kahyaoğlu ile Türkçe şiirin kritik bir döneminde dergilerin rolünden poetik kamplaşmalara, eleştirinin ideolojik sınırlarından bireysel şiir arayışlarına kadar uzanan bir konuşma...

Orhan Kahyaoğlu. Fotoğraf: Orhan Alkaya

ŞEBNEM İYİNAM

@e-posta

SÖYLEŞİ

30 Nisan 2026

PAYLAŞ

Türk şiiri üzerine konuşmak çoğu zaman yalnızca şiiri değil, şiirin etrafında oluşmuş düşünce iklimini de konuşmayı gerektirir. Çünkü şiir, özellikle Türkiye’de, zaman zaman estetik bir uğraş olmanın ötesine geçerek ideolojik, kültürel ve kuşaklararası tartışmaların da taşıyıcısı olmuştur. Bazı dönemler poetik gerilimlerle, dergilerle, bildirilerle ve birbirine itiraz eden eleştirilerle daha iyi anlaşılabilir. Orhan Kahyaoğlu’nun yeni kitabı Poetik Çıkmaz tam da böyle bir döneme bakıyor: 1960 ile 1980 arasındaki yirmi yıllık aralığa.

Kahyaoğlu’nun odaklandığı dönem Türk şiirinin en tartışmalı ve en karmaşık evrelerinden biri. Bir yanda toplumcu şiirin güçlü mirası, diğer yanda modernist arayışlar; bir tarafta ideolojik saflaşmalar, öte tarafta şiirin kendi iç meseleleri… Şiir yalnızca yazılmıyor, savunuluyor, eleştiriliyor, hatta kimi zaman mahkûm ediliyor. Dergiler, açık oturumlar, bildiriler ve polemikler şiirin dolaşım alanını genişletirken, bazen de onu keskin kamplara ayırıyor. Bu tartışmaların çoğu yalnızca edebiyat tarihinin bir ayrıntısı değil, şiirin hangi koşullarda üretildiğini anlamak için önemli ipuçları taşıyor.

Müzik yazarlığı ve şairliği kadar eleştirmenliğiyle de tanınan Kahyaoğlu, Türk şiirinin yakın tarihine bakarken metinlerin oluştuğu atmosferi hesaba katan bir yaklaşım içinde. Şiiri çevreleyen ideolojik basınçları, eleştirinin yönünü, dergilerin rolünü ve kuşakların birbirleriyle kurdukları ilişkiyi birlikte ele alıyor. Böylece zaman içinde değişen poetik tercihler de görünür hale geliyor.

Poetik Çıkmaz, bir tür haritalama girişimi gibi de okunabilir. Kahyaoğlu, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, oradan 12 Eylül’e uzanan bu çalkantılı yirmi yıl boyunca şiirin hangi yönlere açıldığını, hangi noktada tıkandığını, hangi kavşaklarda yeniden yön değiştirdiğini sorguluyor. Toplumcu şiirin güçlü etkisi, modernist damarların dirençli varlığı… Kimi zaman aynı şairde bile birbirine karşıt gibi görünen eğilimler, dönemin şiir ortamını hem canlı hem de gerilimli kılıyor.

Orhan Kahyaoğlu’yla Türk şiirinin bu kritik döneminde dergilerin rolünden poetik kamplaşmalara, eleştirinin ideolojik sınırlarından bireysel şiir arayışlarına kadar uzanan pek çok başlık üzerine konuştuk. Modernizmle toplumculuk arasındaki gerilim, İkinci Yeni’nin direnci, şiir eleştirisinin ideolojik daralmaları ve bütün bu atmosfer içinde kendi yolunu açmaya çalışan eleştirmenler, şairler…

Son olarak: Orhan Kahyaoğlu’nun kitabı, konu hakkında “o şunu dedi”, “şu bunu dedi” diyerek, koca bir kitabı başkalarının fikirleriyle patchwork gibi kuran örneklerden çok farklı ve belki de bu sayede, çok daha sürükleyici…

 
 
 


Poetik Çıkmaz
  zorlu bir taramanın ürünü ve kalıcı bir başvuru kitabı. Ben Turgut Uyar’ın Çıkmazın Güzelliği yazısı olmasa, kitabın ismi Poetik Çıkmaz olmazdı diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

Kitabın adını diyorsan, tabii ki merkez Turgut Uyar’ın 1963’teki Çıkmaz’ın Güzelliği adlı metni. Herkes onun üstünden konuşur ama Turgut Uyar’ın metninin bir de arka planı var… Bu işin başlangıcı İlhan Selçuk’a kadar gider. İlhan Selçuk o zamanlar edebiyatla ilgili; hatta Yüzbaşı Selahattin’in Romanı diye bir romanı da var ama onun metni daha çok siyasal bir çıkmazı imler. O da niye? ‘60 darbesi olmuş. Darbe sonrası Yeni İnsan dergisinde o siyasi çıkmazı kültürel bağlamlara oturtmaya çalışırken, İkinci Yeni’ye bir gönderme yapıyor. Edip Cansever de aynı dergide bir savunu yazıyor. Tartışma buradan başlıyor. İşin püf noktası Edip Cansever’in yanıtında: “Evet, şiir çıkmazda. Çünkü insan çıkmazda” diyerek sadece toplumun değil, şiirin de çıkmazda olduğunun altını çiziyor. Peşinden, 1963’te Dönem dergisinin (Asım Bezirci, Hüseyin Cöntürk ve Turgut Uyar, Ankara’da birlikte çıkarıyorlar bu dergiyi) kasım sayısında Turgut Uyar, Çıkmazın Güzelliği diye bir yazıyla, tartışmayı başka bir anlam dünyasına taşıyor.

Turgut Uyar

Çıkmazın Güzelliği bu anlamda çekirdek nokta gerçekten. Çıkmaz o kadar bambaşka çağrışımlar getiriyor ki, ‘60’lı ‘70’li yıllar boyunca  hemen her kesim bu ‘çıkmaz’a yazılarıyla dokunuyor. İkinci Yeniciler bile 1960’tan sonra kendi yazdıkları için “Bu aynı İkinci Yeni değil” der mesela. “Tamam, İkinci Yeni’den geldik ama biz hepimiz artık ayrı bir şiir yazıyoruz” demeye getirirler. O süreçte birbirinden çok farklı şiirler, şairler var tabii. 1965’ten sonra ve özellikle ‘70 sonrasında işçi-emekçi sınıfın mücadelesi yükselirken; bu gerilimi duyan, hisseden, o duyarlıkta yaşayan toplumcu bir ekol gündeme geliyor. Toplumcu şiir yavaş yavaş yükseliyor. Kimi slogana kadar götürüyor işi, kimi folklorun etki alanına giriyor, kimi çok da politik olmayabiliyor. Hakikaten poetik, şiir içi bir ‘çıkmaz’ var. Toplumsal hareketler yükseliyor; şiir toplumsal hayatta birtakım roller üstleniyor.

Orhan Kahyaoğlu

Poetik Çıkmaz:
1960-1980 Arası Modern Şiir
YKY
Mart 2026
320 s.

Darbeyle başlayıp darbeyle biten yirmi yıllık (1960-1980) kaotik bir dönemin poetik eğilimlerini ve çıkmazlarını ele alıyorsunuz. Aslında bu dönem, akademinin bile çekingen davrandığı, daha önce enine boyuna çalışılmamış, kayıtsız kalınmış bir dönem. Bir nevi üvey evlat! Dönemin şiirine dair geliştirilen bu tavır neden kaynaklanmış olabilir?

Bu dönem üzerine fazla çalışma olmamasının çok nedeni var. Doğru, beklenen yeni şiir açılımında büyük bir sıçrama yok. Ama özellikle bu dönem siyasal mücadelelerle çok iç içe olduğu için akademik dünya hep çekingen davrandı. Yazın ortamıysa İkinci Yeni’nin 1980 sonrası yarattığı etkiyle bu dönemi dikkate almama fikrini üretti. Belki bu yüzden çalışmalar hep az oldu. Çoğu kez de siyaset bilimiyle poetika birbirine karıştı. Bu dönemi açımlamak gerekirse; 1960’larla birlikte gelişen süreçte ortaya çıkan kazanımlar, Türkiye’de yepyeni bir düşünsel iklimi gündeme getiriyor. Türkiye’de ilk defa bilim, felsefe, sosyoloji gibi alanlar yükselişe geçiyor. 1960 öncesinde, hatta 1950 öncesinde, şiir özel bir anlam dünyası ve entelektüel çağrışımları işaretliyordu; daha yüklü işlevleri vardı. Bu yeni düşünsel iklim ve hemen ardından yükselen toplumsal mücadeleler edebiyatı, özellikle şiiri ciddi ölçüde geri plana itti. Siyasi mücadeleler yükseldikçe şiir irtifa kaybetti. Buna koşut olarak, 1965 yılıyla birlikte Nâzım Hikmet şiirinin yeniden dolaşıma girebilmesi, toplumcu şiiri adım adım ön plana çıkardı. Şiir içi sorunlar, poetik kaygılar geri plana itildi.

1960-1980 arası şiir toplumcu karakterinden ötürü dışlanmış gibi dursa da, Poetik Çıkmaz toplumcu şiiri ‘tamamıyla’ dışlamayan, bunun yanında şiirin estetik özerkliğini de güncelleyen bir kitap olmuş. Bu özerkliğin dışında kalanların handikaplarından söz eder misiniz?

Şöyle bir mesele var: Toplumcu-toplumcu gerçekçi şiir çok sıcak siyasi gerilimlerin yaşandığı ortamın içinden çıktı. Mücadele şiirin kendisinden çokça baskın oldu. Dolayısıyla, bu gerilim içinde şiir içi sorunlar doğal bir geri çekilme yaşadı. İkinci Yeniciler, modernistler kendi şiirlerinden, poetik tavırlarından vaz geçmediler ama bu toplumsal ortamı da dışlamadılar. Onlar da bir bileşim kurma uğraşındaydılar; yani bir tür toplumcu şiir de yazıyordu onlar. İlk baştan gelen estetik, dilsel kaygılarıyla bu yeni toplumsal değişimi buluşturmaya çalıştılar; ki onların şiirleri de toplumsal göndermeli bir değişim yaşadı. İstisnalar tabii ki var ama toplumcu şiirin savunuculuğunu yapan şair ve eleştirmenler İkinci Yeni’ye karşı fazla tepkili oldular ve bu yolla ‘70’lerden sonra İkinci Yeni şiiri hızla sönümlenmeye başladı.

27 Mayıs 1960’la başlayan dönemin o ilk özgürlük rüzgârını ve sonrasını biraz açar mısınız? Bazı 1940 Kuşağı şairleri ‘sol Kemalist’ rüzgârın içine giriyorlar; 1965’ten sonra ciddi gündem oluşturuyorlar. Fakat şiir üretimi noktasında sonuçlar verimli değil gibi...

Ahmed Arif

Özellikle 1960’ların ikinci yarısıyla birlikte yükselen sosyalist mücadele, bunun yarattığı gerginlik, kıdemli sosyalist şairlere ilgiyi çoğalttı. Zaten ne yapsınlar bu şairler? Bütün ‘40’lı ve ‘50’li yılları baskı altında, hapishanelerde, sürgünde geçiyor. ‘60’larda görece bir rahatlık var ama yanlış bir anlama da olmasın; bu şairlere baskılar farklı biçimlerde hep sürdü komünist oldukları için. Öte yandan, bu şairlere sol kültür içinde ciddi bir sahip çıkma söz konusu olmaya başladı. 1965-1980 arası çıkan bütün edebiyat dergileri arasında onlarla röportaj yapılmayan, şiirleri yayınlanmayan, onlar üzerine yazılar yazılmayan dergi neredeyse yoktur. Yani yıllar sonra ilgi odağı oldular. Ama şiirlerinde nasıl bir gelişme var diye sorarsanız, aralarında örneğin bir Ahmed Arif var, fakat Hasretinden Prangalar Eskittim gibi kült bir kitabın içindeki şiirlerin büyük çoğunluğu ‘60 öncesi şiirlerdir! Genelde kendi şiirlerini fazla yeniledikleri, özgün bir hale soktukları pek olmadı. Aralarında Enver Gökçe, Rıfat Ilgaz, Ömer Faruk Toprak, Cahit Irgat gibi daha özgün şairler de var tabii.

Yine 1960’larda ve ‘70’lerde poetik kaygılarını geri plana iten, yerine reel politikayı şiirine enjekte eden şairler de var.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Örnekler var, evet. Aklıma hemen Dağlarca geliyor. Dağlarca, bu dönemde ya da öncesinde sayısız ulusal destanlar yazan bir şair. 1960’larla birlikteyse, bu ulusal, hatta milliyetçi yönelimlerini modern şiirinin parçasına döndürüyor. Bunun yanında ulusal kurtuluş hareketlerini şiir kitaplarına taşıyor; Cezayir ve Vietnam’daki savaşlara dair. Yapısı çok iyi kurulmuş olsa da, içerikte böyle yoğunlaştıkça hiç de sevimli olmayan sayısız şiir ve kitap yazdı Dağlarca, ama Dağlarca’nın hüneri bir yapı ustası olması. Kemal Özer de, İkinci Yeni etkisiyle son derece başarılı üç kitabı olduğu halde, içinde bulunulan toplumsal ortamın etkisiyle –uzun bir ara verdikten sonra– 1970’lerin sonrasında toplumcu gerçekçi bir şiirin parçası oldu. Yani şiir içi sorunları da çok iyi bilen birçok şair, içinde bulunulan ortamın etkisiyle şiirlerini dönüştürüyorlardı. Tabii ki poetik açıdan çok tartışmalı meseleler, ama mesela ben daha önce yazdıklarını daha çok seviyorum.

‘65-‘70 arası, ortada “sapkın mezhep” ilan edilen bir İkinci Yeni, bir de bu son derece olumsuz görüşü edebiyat dünyasına var gücüyle inandırmaya çalışan bir Attilâ İlhan var.

Attilâ İlhan

Attilâ İlhan, İkinci Yeni ortaya çıktığından itibaren onu silmek için büyük uğraşlar vermiştir. ‘60’ların ilk yarısında Fransa’da yaşar; ‘65’ten sonra yine İkinci Yeni ile uğraşmayı sürdürür. İkinci Yeni etkisindeki genç şairlere bu şiirin ne kadar kötü olduğunu anlatmaya çalışır hep. Ama fazla yol katedemez. Şöyle bir sorun var bana göre; Attilâ İlhan’ın kendisi de oldukça iyi bir şairdir ama yapıyı kurarken şiir-ideoloji ilişkisi noktasında değişik şiirsel savrulmalar yaşar. Ayrıca İkinci Yeni şiirini Divan şiiriyle ilişkilendiren böyle çok kişi olmasının yanında, Attilâ İlhan’ın şiiri de en çok esini Divan şiirinden alır. Ortada bu ve benzeri paradokslar var bence.

1965 Eylülünde Ulusal Edebiyat İçin Açık Oturum yapılıyor ve Turgut Uyar orada, “Ulusal bilincin ve ulusal özün gelişmesini dilin gelişmesinden ayrı düşünmüyorum” diyor. İşler Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya ve Ece Ayhan özelinde nasıl ilerliyor?

Cemal
Süreya

Burada özerk bir alan var. Cemal Süreya ve Turgut Uyar farklı biçimlerde, ulusalcı yönelimlere o dönem herkes gibi göz kırpıyor. Cemal Süreya’da bu özellik hep var ama ‒yanılmıyorsam kitapta da sözünü ettim‒ o buna rağmen hep metnin belirleyiciliğine sahip çıkan bir şiiri önde tutmaya çalışır. Turgut Uyar ise meseleye daha çok dil üzerinden bakar, hepsinden önce şiirde dilin belirleyiciliğini gündeme getirir ama ulusalcı yönelimlere yakın yanları da olduğu söylenebilir. Edip Cansever, kısa sürse de, TİP’in ilk yıllarında partinin kültür alanında çok aktifti. Cansever’de ben bu ulusalcı yönelimin hâkimiyetini hiç bilmem, çünkü Cansever’in çok içeriden bir şiir yazdığını herkes bilir. Ece ise bence bu yönelime en uzak duranı.

Cemal Süreya’dan söz etmişken, onun yönettiği Papirüs’ün, dönemi için ayrı bir önemi vardı, değil mi?

Tabii ki... Hatta önce şunu söyleyeyim; bu kitapta en çok yararlandıklarım, bana ufuk kazandıranlar, çokça Cemal Süreya metinleridir. Buradan Papirüs’e geçersem; o dergi, söz konusu dönemin en önemli tartışma metinlerinin, özgün kaynakların bulunduğu dergidir. İlginç olan nokta şu; bir İkinci Yeni şairi olarak dönemin toplumcu-gerçekçi şairlerine sahip çıkışı dikkate değerdir. Cemal Süreya’nın şiir vizyonunda farklı poetik katmanlar var. Bazen bu yaklaşımın zorlama olduğu hissini veriyor bana, bazen de esas Cemal Süreya buymuş gibi düşünüyorum. Yani her türden şiiri yakından izleyen, ona yine de iyi-kötü sahip çıkmanın zorunluğuna inanan bir ‘şiir neferi’ gibi duruyor. Dönemin etkisiyle, toplumcu gerçekçi şiire yaptığı ciddi eleştirilere pek rastlamıyoruz. Zaten onun da ‘60’ların ikinci yarısında yayımlamaya başladığı şiirlerde toplumsalcı yönelimler ön plana çıkmıştır. ‘70’lerde bile toplumcu şiire sahip çıkmanın yollarını arar ama bazı metinleri bana çok duygusal gelir; çoğunluğuysa yol gösterici…

‘70’lerde dergilerin üstlendiği rol nasıl şekilleniyor? Bunlar ‘60’lara oranla daha farklı bir şiir ve edebiyat anlayışını yayıyor olmalı. Dergiler üzerinden ‘70’lerde yazılan şiire ilişkin neler söyleyeceksiniz?

Bu tabii ki çok geniş bir alan. Sayısız kültür-sanat dergisi yayınlanmaya başlıyor. Şiir de bunların içinde yer alıyor tabii ama şiire olan ilginin ‘70’lerin sonuna kadar daraldığını söyleyebiliriz. Kitapta da söz ettiğim gibi, Halkın Dostları dergisi itici güçlerden biri olsa gerek. 12 Mart’tan sonra çok sayıda dergi kapatıldı. Kaçınılmaz olarak şiirde yoğun bir toplumcu-gerçekçiliğin yayılmasının yanı sıra, çok sayıda dergi de gündeme geldi.

Bu dergilerden tek tek söz etmeyeyim ama, örneğin Refik Durbaş’ın yönettiği ve İkinci Yeni şairlerinin yer aldığı Yeni A. Yeni A, Durbaş dışında ‘50’lerin görece genç İkinci Yenicilerinin ‘70’lerde çıkardığı dergi. 1950’lerin sonlarındaki gençler, yetişkinler olarak yeniden buluştular; bu kez hâkim olan toplumcu şiirdi. Yani birçok eski modernist, toplumcu kimliğiyle de dergide var olabilmişti. Asım Bezirci de bu derginin yazarıydı. Şunu söylemek istiyorum: O dönemde bırakın şiire yeni başlayan gençleri ve onların çıkardığı dergileri, modernist şiir damarının içinden gelen birçok şairin toplumcu kimliğini gördük. Fakat örneğin Kemal Özer daha toplumcu gerçekçi bir kimlikle ön plana çıkarken; Hilmi Yavuz, Ergin Günçe gibi şairler, modernist birikimden vaz geçmeden, toplumcu kimliklerini de şiirleri ve yazılarıyla ön plana çıkarıyorlardı.

Bunun dışında, 1970’lerin ikinci yarısından sonra toplumcu-gerçekçi şiirde ve dergilerinde daha büyük bir gelişme oldu; dolayısıyla toplumcu-gerçekçi şiir ciddi bir hâkimiyet kurdu. Ancak, çoğu toplumcu duyarlığı olan ama modernist yanı da seçen şairler hem toplumcu dergilerde görünebildiler hem de Yazı, Oluşum gibi tam bir toplumcu kimliği olmayan dergilerde yer aldılar. Burada politik kimlik çok önemliydi. Politik kimlikle şiir arasında açık açık kurulan köprüler bazı dergiler yoluyla belirginleşti. Hemen aklıma Militan, Sanat Emeği dergileri geliyor. Bu eğilimin şiir çizgisinde “toplumcu-gerçekçi şiir” değil, “Toplumcu şiir” belirleyiciydi. Bu çok kapsamlı bir konu tabii. Ben birkaç örnekle yetineyim; gerisi kitapta var zaten.

‘60’larda olduğu gibi ‘70’lerde de ‘soyut’ sözcüğü bir yergi, aşağılama. Somut sanat yapanlar namuslu ve yüce; bireyciler tu kaka, hatta burjuva. İronik bir durum değil mi?

Bu sorun on yıllarca sürdü. ‘60’lar işin sıcak dönemi. Modernist şiire ve edebiyata düşkün sanatçılar da, toplumcu-gerçekçi sanatçılar da TİP’in kuruluşu sürecinde bir aradalar. Kısa bir ara yoğun olarak şiir ve edebiyat alanında tartışmalar hızla artıyor ve şiirde özellikle 1965-70 arası modernistler büyük ölçüde dışlanıyor; ama bu şairleri de birer sosyalist olarak düşünmek mümkün. Toplumcular, modernistlerin yazdıkları şiiri burjuva şiiri olarak tanımlıyorlar; dolayısıyla onlar burjuva şair oluyor. Ha, aralarında olanı da var ama çoğu değil aslında. Aşağıdan gelip sonra kendilerini yetiştiriyorlar.

Şiiri ve edebiyatı estetik özerklikten uzak bir biçimde ele alan eleştirmenler de dikkat çekici. Asım Bezirci, Zühtü Bayar örneklerinde olduğu gibi.

Asım Bezirci

Asım Bezirci, İkinci Yenicilerin oldukça yakını; ama baştan beri onları devamlı eleştiren, hatta bu akım üzerine en çok yazı yazan kişi. Aslında Bezirci, Hüseyin Cöntürk’le beraber bilimsel-nesnel eleştirinin mimarlarından biri. Ama bu özenden bir süre sonra uzaklaşıp bir tür toplumcu eleştirinin keskin bir savunucusu oluyor ve bu şiiri teorize etmeye çalışan, ona biçim kazandırma isteğindeki bir yazara dönüşüyor. 1940 kuşağına ve o dönemin yeni kuşak toplumcu-gerçekçi şairlerine ‘70’ler boyunca sahip çıkıyor. İlk gençliğimde en çok eleştirdiğim yazardı ama kendisiyle Sivas Katliamı’ndan iki-üç yıl önce tanışmıştım. Samimiyeti, bazı çalışmalarım için yardımseverliği ve destekleriyle çok sevdiğim bir kişiye dönüşmüştü. Şiir konusunda yine hiç anlaşamadığımız halde... Zühtü Bayar ise o dönemin en keskin genç eleştirmeni; zaten İkinci Yeni’ye sapkın mezhep diyen de o. En uçtaki eleştiriler ondan geliyor ve yazdıklarının birer Marksist eleştiri olduğunu durmadan işaretliyor.

Hüseyin
Cöntürk

Peki, Hüseyin Cöntürk’ün kuşaklararası rolünü nasıl değerlendirirsiniz?

Cöntürk 1950’lerden itibaren çok önemli bir figür. Önce İkinci Yeni şiirini tam olmasa da teorize etmeye çalışan bir yazar durumunda. Ama Dönem dergisinden ayrıldıktan sonra, daha çok genç şairlerin yazdığı şiire ve edebiyata çok önem veriyor. Batıda yükselen Yeni Eleştiri’nin yöntemlerinden çokça yararlanıyor. Divan şiiri üzerine ciddi araştırmaları var; hatta YKY’den kitaba da dönüştü. Cöntürk gençlerin edebiyat üretimine maddi-manevi en çok destek veren kişi. Evrim, Devinim 60 ve Yordam dergilerinde genç şairlerin entelektüel yolculuğunu etkileyen, bazılarını yönlendiren bir edebiyatçı. Birçok saygın çalışması var.

‘60’lı yıllar ve şiir konuşulurken; Cöntürk’ün yerini, özellikle genç şairlerin yolculuğu içinde es geçmek olası değil. Ama bu üretken yazar ‘60’ların sonlarında Yordam’dan ayrılıyor. Ankara’da yaşadığı için sonraki yıllar neler yaptığını bilmiyordum. ‘90’larda bir gün, biz Sombahar’ı çıkarırken bir baktık ki Cöntürk dergiye gelmiş. ‘60’larda başladığı gibi bir tür şairler sözlüğünü sürdürüyordu herhalde ki, şiir yolculuğumuzla ilgili bizlere ayrıntılı sorular sorup notlar almıştı. Hatta şiirlerimizin hangi dergilerde yayınlandığını biliyordu ama “kaçırmış olabilirim” diye her birini soruyordu.

Hüseyin
Cevahir

Kitabınızın bence en çarpıcı kesiti, sadece devrimci kimliğiyle tanıdığım Hüseyin Cevahir’in edebi sezgi ve derinliği, entelektüel birikimi oldu. “Yaşasaydı...” demeden duramıyor insan.

Gerçekten de öyle... Benim görebildiğim üç yazısı var, son derece önemli. Garip’e, ‘50’li yıllar şiirine bakışı o dönem içinde oldukça değişik; yani şiir üzerine ayrıntılı düşünen bir Cevahir’le karşılaşmıştım. Yine Dağlarca üzerine çok önemli bir metni vardır; hem de Dağlarca’nın bence en önemli kitabı olan Çocuk ve Allah üzerine… Sol kültürün en sembolik isimlerinden biri olan Cevahir’in bu metinleriyle yıllar önce karşılaştığımda çok şaşırmıştım. Metinlerin özgünlüğünden dolayı, o dönem şiirini değerlendirirken bu yazılara başvurdum.

Gelelim İslamcı-muhafazakâr kesimin şiirine... Bence kitabınızın önemli bir farkı da, İslamcı kesimin yazmaya başladığı modern şiire de yer vermiş olmanız.

Dikkatinizi çektiyse, bu son bölüm 1960-1980 olarak ele alındı. Yani modern kimlikli bir İslamcı şiirin yükselişini gündeme getirdim. Bu kültürün çekirdek ismi hep Necip Fazıl olmuştur; hatta İkinci Yeni’nin Sezai Karakoç’u da Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su içinde yetişmiş ama modernist şiir vizyonu geniş bir genç durumundaydı. Söylemek istediğim şu ki; bu eğilimin asıl mimarı Necip Fazıl değil, Sezai Karakoç’tur. Çünkü Karakoç 1960’larla birlikte git gide radikalleşen bir İslamcı kimliğe dönüştü. Hatta İslamcı kültürün bütün alanlarına yöneldi. Ve aslında kendine özgü bir modern İslamcı şiir ortaya çıkarma uğraşı verdi. Süreç içinde büyük kentlere yerleşen genç muhafazakârlardan bazıları onun etrafında toplandı. 1965’le başlayan ikinci dönemde, Diriliş dergisiyle birlikte, İslamcı kimlikli birçok genç şair gün yüzüne çıktı.

Orhan Kahyaoğlu, Şebnem İyinam. Fotoğraf: Orhan Alkaya

Kentlere yerleşen genç muhafazakârlar derken, Sezai Karakoç’un etrafını saran Maraşlı gençleri mi kastediyorsunuz?

Doğru, bunlar ağırlıkta. Örneğin Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Alaaddin Özdenören, vs. Ayrıca, 1980 başıyla birlikte Yönelişler dergisini çıkarmaya başlayan ve bu grubun parçası olmayan Ebubekir Eroğlu’nu da hatırlatmak lazım. Bazıları İkinci Yeni’den de etkilenerek kendilerine özgü bir şiir kurma uğraşlarını geliştirdiler. Bu arada Edebiyat ve Mavera gibi dergilerle ve fakat Karakoç’un esininden hiç kopmadan, bir yeni şiir ve kültür ortamı yaratma mücadelesi verdiler. Bu şairler de muhalif oldukları için, ama İslamcı ideolojinin birikiminden yararlanıp, bunu yer yer modernist şiirle kaynaştırmaya çalıştılar. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde başka kültür dergileri de çıkardılar. Dolayısıyla modern şiirin başka bir yatağı belirdi. Tabii ki laik-devrimci kesimlerin şiir mücadelesiyle mukayese edilmeyecek kadar sınırlı bir çevreydi. Ama özellikle 1980-90 sonrası bu eğilim çeşitlendi. Ben de bu eğilimin 1960-1980 arasındaki oluşum ve gelişim sürecinin bir şiir içi panoramasını çizmeye çalıştım kitapta.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • ikinci yeni
  • orhan kahyaoğlu
  • Poetik Çıkmaz

Önceki Yazı

İNCELEME

Duvarlar yıkılmadı,

yalnızca biçim değiştirdi

“Sarı Duvarın Ardında bize yalnızca bir dönemin kadınlarını anlatmıyor; özgürlüğün nasıl sınırlandığını, baskının nasıl gündelikleştiğini ve insanın kendi hayatı içinde nasıl yavaş yavaş yalnızlaştırıldığını da gösteriyor.”  

GÜLSEN DOĞANER

Sonraki Yazı

İNCELEME

“Poetik çıkmaz”ı Modern Türkçe Şiir Antolojisi  ile aşmak

“Poetik Çıkmaz, Modern Türkçe Şiir Antolojisi ile beraber okunduğunda, 20. yüzyıl modern şiirimizin estetik özerklik ile politik angajman arasında gidip gelen çok katmanlı yapısını bütüncül bir perspektifle görmeyi mümkün kılıyor.”

BEYZA TAFRALI
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist