• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Nick Montgomery ve Carla Bergman:

“Faşizm, pençesindekilere iyi geliyor.”

“İyimser bir kitap yazmak istemedik. Bizim için iyimserlik, işlerin iyiye gideceğine olan güvenle ilgilidir. Bir sonuç hakkında iyimser olmak, genellikle istenen sonucun gerçekleşmeyeceğinden korkmak anlamına gelir. Sevinç farklıdır, çünkü daha iyi bir gelecek vaat etmez: 'Şimdi ve burada' bir dönüşüm sürecinin adıdır.”

Nick Montgomery ile Carla Bergman

AYNUR KULAK

@e-posta

SÖYLEŞİ

4 Mayıs 2023

PAYLAŞ

Neşeden doğan gücün dönüştürücülüğüne inanarak, militanlık, direniş, toksik ilişkiler/toksik zamanlar ve neşeli olmaya dair militanlık içeren neşeleriyle çok sorulu, diyaloga son derece açık, çok katmanlı bir kitap olan Neşeli Militanlık’ın yazarlarıyla konuştuk: Nick Montgomery ve Carla Bergman Neşeli Militanlık / Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek kitabında “sekter radikalizm” denen tutuma karşı insanlara gerçekten iyi gelecek bir direnişin yolunu yordamını arıyorlar ve bunu yaparken de Neşeli Militanlığı öneriyorlar bizlere. 

 
 
 

Nick ve Carla, Neşeli Militanlık kitabınıza kadarki yolculuğunuzu merak ettiğimi belirterek başlatmak istiyorum söyleşimizi. Eğitim hayatınız nasıldı, nasıl bir araya geldiniz ve Neşeli Militanlık kitabını yazmaya nasıl karar verdiniz?

Carla: Neşeli Militanlık kitabını yazmanın tohumları hayatımın tamamına yayılıyor aslında, fakat 1990’ların sonu ile 2000’lerin başı döneminden başlayacağım. Bu süre zarfında dört önemli karşılaşma/olay kitap için çok önemliydi. Bu durumlar neşe –veya neşeli bir yaşam– kavramlarını ve eylemlerini siyasallaştırmaya ve merkeze almaya yönelik kişisel yolumu başlattı diyebilirim. En etkilisi 1994’te ebeveyn olmam olacaktı ve bu zamana yerleşik devrimci Zapatistaların eylemleri de denk gelmişti. Aynı zamanda Ursula K. Le Guin’in kitaplarını okuyordum ve lisans düzeyinde bir felsefe dersi alıyordum. Bu derste Spinoza’nın çalışmalarıyla karşılaştım (bu çalışmalar hakkında daha fazla bilgiyi aşağıda vereceğiz). Şimdi geriye dönüp baktığımda hem Le Guin hem de Spinoza’nın yazılarının ve özellikle neşe hakkında neredeyse tekinsizlik düzeyine varan konuşma tarzlarının Neşeli Militanlık kitabını oluşturmada ne kadar etkili olduğunu daha iyi anlıyorum.

Nick Montgomery, carla bergman
Neşeli Militanlık:
Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek
çev. Gülnur Elçik
İletişim Yayınları
Mayıs 2023, 2. baskı
264 s.

Ivan Illich, Gustavo Esteva, Donna Haraway ve diğerlerinin fikirleriyle olan ilişkim yukarıdaki karşılaşmalarla bağlantılıydı. 2001 yılında, tüm bu kesişen fikirlerin denenebileceği ve yaratılabileceği topluluk ve öğrenme alanlarında daha fazlasını yapabilmenin özlemiyle üniversiteden ayrıldım. Gerçek hayat becerilerini öğrenirken fikirlere sıkı bir katılımın olduğu yaşam alanları yaratabilmek, yaşamlarımızda daha fazla gelişme sağlamak ve çok genç yaşta olanlar da dahil olmak üzere çağlar boyunca süren ilişkileri merkeze almak için nihai bir hedefle teori ve pratik ikilisini kırma arzumu gerçekleştirme çabası içine girdim diyebilirim.

Mor Devedikeni Projesi aracılığıyla üniversitede yaz dönemi alternatifi yarattık ve Nick ile orada tanıştım, kısa süre içinde de arkadaş olduk. Nick’in somutlaşmış bir meraklı, öğrenmeye ve deney yapmaya istekli bir yaşam biçimi var. O parlak bir düşünür, teorisyen ve yazar. Öğrenme güçlüğüm ve disleksim olduğu için Nick gibi biriyle işbirliği yapmak benim için çok önemliydi. Büyüyen dostluğumuz ve onun tüm bu konulara karşı olan yoğun ilgisi sayesinde Neşeli Militanlık gerçekten okunan ve ilgi gören bir kitap oldu.

Nick: Carla ile Vancouver’da özerk bir gençlik projesi olan Mor Devedikeni’ne dahil olduğum sırada tanıştım. Bu projeye gerçekten hayran kaldım ve Carla ile tüm ekibi daha yakından tanımak istedim. Onlardan öğrenecek çok şeyim olduğu konusunda net bir his vardı içimde. Burada radikal hareketlerde gençlerin önderliğindeki projeler yaygın değildir ve aslında radikal alanlarımızın çoğu gayri resmî olarak yaşa göre ayrılmıştır. Bu yüzden, gerçekten gençlerin önderlik ettiği bir projenin parçası olan bir yetişkinden bir şeyler öğrenmek beni heyecanlandırmıştı.

Beni etkileyen bir diğer konu ise Carla ve Devedikeni projesinde yer alan diğer kişilerin güven, dostluk ve cömertliği vurgulamalarıydı. Neye karşı olduklarını veya neye savaşmaya kararlı olduklarını söyleyerek başlamadılar bu projeye; bunun yerine birbirleriyle nasıl ilişki kurmaları gerektiğiyle başladılar. Bu yüzden parçası olduğum diğer projelere nazaran –özellikle doğru yolda düşünmeye ve olmaya ne kadar vurgu yapıldığını da göz önünde bulundurursam– bu dinamiğe nasıl katkıda bulunabileceğimi düşünmeme neden oldu.

Carla ve ben böylece arkadaş olduk ve bağlı olduğumuz radikal hareketlerdeki bu dinamikler üzerine düşünmeye başladık. İçinde bulunduğumuz eylemler, hareketler bazı insanlara boğucu, ürkütücü ve yanlış gelebilir. Çünkü hepimiz bir şeyler yapmaktan veya söylemekten korkarız. Yakın arkadaşlarımızla bu konunun dinamikleri hakkında sohbet etmeye başladık. Bir süre sonra Anarşist Çalışmalar Enstitüsü’nden tanıdığımız insanlar bizi bazı röportajlar yapmaya ve bir makale yazmaya teşvik ettiler. Sonunda tek bir makaleye sığmayacak kadar çok röportaj yaptık ve Neşeli Militanlık’ı Carla ile birlikte yazmaya karar verdik.

Militanlık, örgütlenme ve direniş. Kitabınızda bu kavramlar ön planda fakat bir de “neşe” var ve hiç alışılmadık şekilde ön plana çıkarak kitabın içeriğinde kendine önemli bir yer ediniyor. Bunun nasıl olduğunu ve nedenlerini konuşabilir miyiz?

Aslında kitaba neredeyse “Militan Sevinç” adını vermiştik. Çünkü militanlığın bir alt türünden çok gerçekten neşeyi, hatta şiddetli neşeyi ön plana çıkarmak istiyorduk. Birçok yönden düşündüğümüzde çağdaş hareket sohbetlerine en büyük müdahale kitabın ‘neşeli’ kısmıydı. Neşeyle çok özel bir şeyi kastediyorduk ve yanlış anlaşılmaları önlemek için çok zaman harcamak zorunda kaldık. Bunun nedeni kısmen, neşenin haz, mutluluk, hoşnutluk, vb. ile eşanlamlı olma eğiliminde olmasıdır. Ancak bu kuramsal silsilede Baruch, Spinoza ve diğerleri tarafından geliştirildiği şekliyle, felsefi bir kavram olarak neşeden yararlanıyorduk.

Spinoza için neşe, etkileme ve etkilenme kapasitemizin artması anlamına gelir. Bir şeyi daha fazla yapabilmek veya hissedebilmek anlamına gelir. Bu, mutluluktan veya zevkten tamamen farklıdır. Yürümeyi öğrenmek, travmadan kurtulmak ya da toplu bir ayaklanmaya katılmak neşe vericidir –hepsi daha fazlasını yapmayı ve hissetmeyi gerektirir– ama aynı zamanda hüsran, keder ya da neşe gibi çok çeşitli duyguları da içerebilir.

“MİLİtanlık” İle “neşe”yİ bİr araya getİrmek İstedİk, çünkü geleneksel mİLİtanlık anlayışlarını bozmak İstedİk. Görüştüğümüz kİŞİlerden bİRİ olan Mel Matining, mİLİtanlığın askerî çağrışımlara sahİp olabİleceğİne ve bu nedenle kulağa hİyerarşİk ve aynı zamanda devletİn organİze şİddetİyle bağlantılı gelebİleceğİne dİkkat çektİ. Bu kucaklamak İstedİĞİMİz bİr şey değİLDİ.

Bu neşe kavramını kavramak hem zordur hem de derinden sezgiseldir. Bu zor, çünkü Batı teorisi ve popüler kültür, “olumlu” ve “olumsuz” duyguları birbirine karşıtlaştırdı. Genellikle öfke veya keder duygularımız bu dünyada özelleştirilir ve patolojikleştirilir ve bunun yerine “mutluluğu bulmaya” teşvik ediliriz. Bu tür bir zorunlu olumlama kendi içinde zehirlidir. Bu yüzden neşeyi bunlarla ilişkilendirmek istemedik. Ancak Spinoza, Batı felsefesinin Batılı olmayan birçok geleneğin ön plana çıkardığı bir şeyi kavramasına yardımcı olduğu için biz de sevincin sezgisel olduğunu düşünüyoruz. Canlılık, büyüme ve dönüşüm genellikle aynı anda birçok farklı duyguyu gerektirir ve beslememiz gereken şey bu büyümedir. Bu yüzden özellikle herhangi bir duygu konusunda militan olmak önemlidir.

Tamam, bu durumda şunu merak ediyorum: Militanlığı neden neşeli bir görüşle nitelemek istediniz? İki kavramı bir araya getirmek istemenizdeki temel motivasyonunuz neydi?

“Militanlık” ile “neşe”yi bir araya getirmek istedik, çünkü geleneksel militanlık anlayışlarını bozmak istedik. Görüştüğümüz kişilerden biri olan Mel Matining, militanlığın askerî çağrışımlara sahip olabileceğine ve bu nedenle kulağa hiyerarşik ve aynı zamanda devletin organize şiddetiyle bağlantılı gelebileceğine dikkat çekti. Bu kucaklamak istediğimiz bir şey değildi. Benzer şekilde, hareketler içindeki ‘militanlık’ kavramı, katılık ve monotonluğa yönelik eğilimleri nedeniyle eleştirildi ve biz de buna meydan okumak istedik.

Ancak tutunmak istediğimiz başka militanlık unsurları da var: Şiddetli bir bağlılık, kararlılık ve tavizsiz davranış duygusu. Bu değerleri yaratıcılık ve dönüşüm kavramlarıyla tartışmaya açmak istedik. Bir ideolojiye militanca bağlılıktan ziyade, imparatorluğun birbirimizle ve yaşadığımız yerlerle olan ilişkilerimize zarar verdiği yolları geri alma konusunda militan olmak ne anlama gelebilir? Direnme ve farklı yaşama kapasitemizi geliştirmeye nasıl militan bir şekilde bağlı kalabiliriz? Bu kavramları bir araya getirirken sormak istediğimiz türden sorular bunlardı.

Çok çeşitli hareketlerden insanlarla konuşmaya, bir sürü farklı şekilde direnmeye ve örgütlenmeye çalıştık. Bu, son derece organize grupların yanı sıra resmî olmayan akrabalık ve dostluk ağlarını da içerir. Ayrıca, insanların her zaman zaten örgütlendiklerini ve küçük şekillerde direndiklerini doğrulamak istedik. Nihayetinde bunun, örgütlenmenin tek bir yolunu veya direnmenin ‘doğru’ yolunu önermek yerine, tüm bu kapasiteleri büyütmek, çapraz etkileşim ve farklılıklar arasında bağlantı kurmakla ilgili olduğunu düşünüyoruz.

Kitabın alt başlığına gelmek istiyorum. Ki bu başlıkta en az militanlık ve neşelilik durumu kadar dikkat kesilmemiz gereken bir kavram var: Toksik. Direnişi örmek meselesini anlatırken bunu neden tam anlamıyla bozulmuşluğu anlatan bir kelime ile –toksik ile– anlatmak istediniz?

Nick Montgomery ile Carla Bergman

Buradaki başlangıç noktamız, imparatorluğun –kapitalizmin, heteroataerkilliğin, beyaz üstünlüğünün, yetişkin üstünlüğünün ve sömürgeleştirmenin– egemen kültürünün zehirli olduğudur. Bu içimize işliyor ve kendi kalıplarını tekrar etmemize ve çoğu zaman bu tekrarları arzu etmemize neden oluyor. Faşizm, pençesindekilere iyi geliyor.

Toksik bir kültürde yaşadığımız fikri, parçası olduğumuz hareketler de dahil olmak üzere birçok hareketin ilkesidir. Pek çok alanda, baskın kültürün zehirli olduğunu tartışmaya bile gerek yok. Peki ya muhalifler? Kendilerini imparatorluğun karşısına koyan hareketler ve alanlar nasıl oluyor da sonunda yeni dışlamalar, hiyerarşiler ve katılıklar yaratıyor? Radikal hareketler neden genellikle artan endişe ve birbirlerinden korkma alanlarıdır?

Bunlar, sohbet ettiğimiz insanlara yönelttiğimiz türden sorular ve aldığımız cevaplarla istinaden, kesinlik sunmadan mümkün kılacağını umduğumuz bir şekilde onların içgörülerinden yararlanmaya çalıştık diyebiliriz. Bunun nedeni, merak ve deneyi ortadan kaldırdığında, netlik ve kesinliğin kendisinin bu toksisitenin bir parçası olabilmesidir.

Neden konuşmak istediğiniz konuları “mutlu olmak” yerine “neşeli olmak” üzerinden ele almak istediniz? İnsanlara iyi gelecek direniş yolunu neşeyle aramak daha mümkün, daha kalıcı, daha sağlam olduğu için mi?

Bunun bir çeviri sorunu –belki de ilginç bir sorun– olduğunu düşünüyoruz. İngilizcede ‘neşeli’ daha çok ‘mutlu’ gibidir. Doğrudan olumlu olan ve iyi duygularla ilişkilendirilen bir duygudur. Buna karşılık, İngilizcede Spinozacı neşe kavramını tanımlayacak gerçekten çok iyi kelimeler yok. “Paylaşılan gücün büyümesi” veya “etkileme ve etkilenme kapasitemizde bir artış” için bir kelime yoktur. Gustavo Esteva ile konuştuğumuzda “estetik” kavramını önerdi. Bu onun geleneksel anlamı değildir, ancak tam tersinin “anestetik” olduğuna dikkat çekmiştir. Anestezi, duyu kaybına neden olan bir şeydir. Tıbbi bir terim olarak kullanılma eğilimindedir. Anesteziler, ameliyat sırasında hiçbir şey hissetmememiz için bizi uyuşturmak veya uyutmak için kullanılan ilaçlardır. Anestezi, neşenin zıddını, Spinoza’nın “üzüntü” dediği şeyi anlamanın harika bir yoludur. Bu bir keder ya da kayıp duygusu değil, duygu ya da his kaybıdır. Bu uyuşukluk hissetme ve hareket etme, etkileme ve etkilenme kapasitemizin azalmasıdır. Bizim için bu yararlıdır, çünkü diğer yöndeki hareketi netleştirir: Eğer anestezi bizi uyuşturuyorsa, o zaman estetik –ya da neşe– canlanmamızı ve daha fazla hissetmemizi sağlar.

“Bu kitap, iyimser bir kitap değil” sözünüz üzerinde durmak isterim. Neşeli ama iyimser olmayarak mı yazdınız kitabı?

Evet, iyimser bir kitap yazmak istemedik. Bizim için iyimserlik, işlerin iyiye gideceğine olan güvenle ilgilidir. Bir sonuç hakkında iyimser olmak, genellikle istenen sonucun gerçekleşmeyeceğinden korkmak anlamına gelir. Sevinç farklıdır, çünkü daha iyi bir gelecek vaat etmez: “Şimdi ve burada” bir dönüşüm sürecinin adıdır.

Kapİtalİzme, beyaz üstünlüğüne, sömürgecİlİğe, yetİşkİn üstünlüğüne ve bu dünyanın gerİ kalan dehşetlerİne bİr son vermek İSTİyoruz. Ancak bunu hayatımız boyunca göremeyeceğİMİZİ de bİLİyoruz. 

Kitaptaki temalar hakkında insanlarla daha fazla sohbet ettiğimiz için bölümlerin organizasyonu organik olarak gelişti. Gerçekten netleşen, –ve özellikle Carla’nın üzerinde ısrar ettiği– gerçekten neşeli dönüşümü merkeze almamız ve vurgulamamız gerektiğiydi. Bunun nedeni, katı radikalizmi yeniden ürettiğini düşündüğümüz bir tuzağa çok fazla uyum sağlamaya başlamamızdır: Hareketleri eksikleri konusunda eleştiren bir kitap yazsaydık, çözmeye çalıştığımız eğilimi yeniden üretiyor olurduk. Bu, paranoyanın paranoyak okuması gibi bir durum olurdu. Bunun yerine, hareketleri olumlu bir şekilde okumaya ve bizi (ve umarız okuyucularımızı) günümüzün radikal hareketlerinde en üretken ve canlı olan şeye uyduracak kavramları kullanmaya çalıştık.

Bu türde kitaplarda sadece bilgi aktarımı yapılır, fakat sizler kitapta çok fazla soru sormayı tercih ediyorsunuz. Mesela “Nasıl başka türlü olabiliriz?” ya da, “Farklı bir şeyi aktifleştirmeyi mümkün kılan nedir?”, “Farklı bir şeyi inşa ettikten sonra, onu nasıl muhafaza ederiz?” Farklı bakış açılarına yaptığınız vurgular şimdiye kadarki örgütlenmelerin, direnişlerin başarısız olduğu anlamına mı geliyor, yoksa içinde bulunduğumuz çağın farklı bakış açısını zorunlu kılması mı burada anlatmak istediğiniz?

Harekete dayalı teoride, entelektüellerin kendilerine insanlara ne yapacaklarını söyleme görevi verdikleri, insanların kendilerini nasıl organize etmeleri veya direnmeleri gerektiğine dair dersler veya protokoller sunduğu, uzun süredir devam eden bir eğilim vardır. Bunu yapmak istemedik. Bunun yerine, kısmi veya kırılgan da olsa, insanların her zaman zaten direndikleri ve kendilerini örgütledikleri yolları onaylamak ve sürdürmek istedik. Başkalarına ne yapacağımızı söylememiz için bize araçlar vermek yerine, halihazırda olup bitenler konusunda bizi duyarlı hale getirmeye yardımcı olacak kavramlar istedik. Bazı okuyucular için bu son derece tatmin edici değil: Hareketlere yön vermede “başarısız olduğumuz” için eleştirildik. Ancak bu, yürekten kucakladığımız bir başarısızlıktır.

Neşeli Militanlık 2017 yılında yayımlanmış; 2019 yılı sonu itibariyle dünya bir pandemi dönemi yaşadı. Militanlık çerçevesinden bakarsak sosyolojik, kültürel, siyasi, psikolojik ve felsefi görüşler açısından dünya büyük bir değişim yaşadı mı gerçekten? Ve en önemlisi de, eğer bir değişiklik yaşandıysa umutlu musunuz bu değişimlerden?

Yeni başlangıçlar adına tüm “dünya” hakkında bir şeyler söylemek zor ama birlikte örmeye çalışabileceğimiz bazı yapılar var. İzolasyon, ölüm, keder ve yakınlıkların kaybı zamanıydı ve pek çok topluluk, salgın sırasında birçok yönden kolektif gücün azaldığına tanık oldu. Ancak aynı zamanda, pandemi sırasında karşılıklı yardımlaşmanın yükselişine tanık olduk. İnsanlar acil ihtiyaçlarını yeni ve yaratıcı yollarla karşılamaya yönelik kolektif projeler oluşturmak için bir araya geldi.

Mor Devedikeni projesi.

Kapitalizm toplulukları parçalamaya devam ediyor. Yani kâr odaklı madencilik, gezegeni ve bütün canlı hayatı, hayvanları, mantarları ve bitkileri parçalamaya devam ederken, kaynakları nasıl paylaştığımız ve kendimizi nasıl organize ettiğimiz hakkında konuşmayı sürdürmek hayati derecede önemli. Bu konuşmayı sürdürme meselesinin çok önemli bir kısmının, çocukları okullarda ve yaşlıları bakımevlerinde izole eden ve hepimizi birbirimizden koparan –özellikle Kuzey Amerika’da yaygın olan– kuşak ayrımını sona erdirmek yönünde gerçekleştirmek olduğunu düşünüyoruz.

Kitap boyunca bahsettiğimiz (ve tanıştığımız yerde) gençlerin yürüttüğü proje olan Mor Devedikeni, çocukların topluluğa nasıl ait olduklarına dair konuşmaları ve eylemleri değiştirmeyi amaçladı. Amacının büyük bir kısmı ise çocukları sokaklara geri döndürmek, toplumun sosyal dokusunun bir parçası olmak ve ayrılmış kurumlarda tıkılıp kalmamaktı. Proje biraz değişiklik yarattı. Pek çok çocuk bu tür nesiller arası bağlantıları deneyimledi ve dünyanın dört bir yanından insanlar bu nedenlerle merkezi ziyaret etti. Yine de Devedikeni açıldıktan yirmi yıl sonra bu ayrım devam ediyor. Devlet çocukları sokaklardan uzak tutma programlarını finanse ediyor ve çocuklar ve gençler nadiren radikal alanlarda bulunuyor. Bu sadece çocukları ve gençleri ‘dahil etme’ meselesi değil, projelerimizi, alanlarımızı ve ilişkilerimizi yeniden şekillendirme meselesi. Aynı zamanda farklı türde şeyleri birlikte yapmak ve neyin “radikal” veya “dönüştürücü” olduğunu yeniden düşünmek anlamına da geliyor.

Kapitalizme, beyaz üstünlüğüne, sömürgeciliğe, yetişkin üstünlüğüne ve bu dünyanın geri kalan dehşetlerine bir son vermek istiyoruz. Ancak bunu hayatımız boyunca göremeyeceğimizi de biliyoruz. Nihayetinde, kolektif güçteki bir artış –yapabileceklerimizin genişlemesi– kendi durumlarımıza ortak bir uyumdan gelir. Bu, ilişkilerimizin ve dünyalarımızın özgüllüğüne dikkat etmeyi gerektirir. Hiç kimse talimat veremez ve aslında talimatlar uyumlamanın önüne geçer. Ahlaki veya ideolojik emirleri takip etmek yerine birbirimize bakıp bir şeyleri birlikte çözdüğümüzde elimizden gelenin en iyisini yaparız. Bu anlamda, neşeli militanlığın bu sistemlere nasıl direnebileceğimize ve burada ve şimdi gelişen ilişkiler nasıl kurabileceğimize dair devam eden bir soru (bir rehber veya talimatlar dizisi değil) olarak durabileceğini umuyoruz.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Carla Bergman
  • direniş
  • Mor Devedikeni
  • Neşeli Militanlık
  • Nick Montgomery
  • Spinoza

Önceki Yazı

PORTRE

Van Gölü kıyısındaki o Lojman’da da

Et Yiyenler Birbirini Öldürsün!

“Herkes olabilen, herkese karışabilen, o karışım/bulamaçtan belli belirsiz şekiller çıkarabilen, kendisini başkalarında 'eline yüzüne bulaştıran' bir yazardır karşımızdaki. İnsanları roman kahramanı olacağına pişman eder, onların bütün kirli çamaşırlarını, iç-dış çatışmalarını, maruz kaldıkları ve elbette sebep oldukları zayiatı zerre acımadan, sıkıntıyla not eder.”

NİYAZİ ZORLU

Sonraki Yazı

HER ŞEY

İspanya’nın hafıza savaşında

Miguel De Unamuno

“Yıllar önce ölmüş bir yazar hakkındaki bu öyküye günümüzde gösterilen ilgi –Unamuno’nun Millán-Astray’la çatışması ve faşizme karşı çıkışı İspanya İç Savaşı’ndaki simgesel bir an olsa da– anlamının muğlak olmasından kaynaklanıyor.”

LESLIE J. HARKEMA
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist