Mehmet Şehmus Güzel’in ardından
Türkiye işçi hareketi tarihi üzerine Türkiye ve Fransa’daki akademik kariyerinin yanı sıra, kültür-sanat, özellikle de ressamlar üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanınan M. Şehmus Güzel'in ardından...
Mehmet Şehmus Güzel
3 Aralık 2025’te Paris’te vefat eden Mehmet Şehmus Güzel, Türkiye işçi hareketi tarihi üzerine Türkiye ve Fransa’daki akademik kariyerinin yanı sıra, kültür-sanat, özellikle de ressamlar üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanınıyordu. 11 Aralık’ta Pantin Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanan Güzel; Diyarbakır, Ankara, Paris üçgeninde zorunlu göçlerle gelişen, şekillenen yaratıcı yaşamında son derece üretken bir kaleme sahipti. Kırka yakın irili ufaklı kitabının yanı sıra, farklı gazetelerin, dergilerin basılı ve dijital mecralarında yayınladıklarıyla arkasında önemli bir külliyat bıraktı. Bu külliyatı ilginç kılan, onun Kürt kimliğine sahip çıkarken geliştirdiği Marksist yaklaşımla Ortadoğu tarihine ve bu coğrafyadan Paris’e, Fransa’ya olan göçlere farklı perspektiflerden bakmasıdır.
Güzel 26 Mart 1947’de, Diyarbakır Ergani’de doğdu. İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nden ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden (SBF) mezun oldu. Doktorasını Tours ve Aix-en-Provence’ta 1970-1975 yılları arasında yaptı. 1975’te Türkiye’ye döndü; Antalya, Isparta ve Ankara meslek yüksek okullarında müdürlük ve öğretim üyeliği (Anayasa Hukuku, Ticaret Hukuku, İş Hukuku) yaptı. 1978’den itibaren SBF’de Sosyal Politika ve İş Hukuku Bölümü’nde (şimdiki Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü) çalıştı; İşçi Tarihi, Sendikacılık ve Sosyal Politika derslerini ve seminerlerini verdi.
12 Eylül sonrasında üniversiteden uzaklaştırıldığı için 1982’den bu yana Fransa’da yaşamaktaydı. Paris-VII, Paris-VIII ve Nijer üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı; Devlet-Ulus, Devletsiz Halklar, Yakındoğu Tarihi, Türkiye’de İşçi Hareketi Tarihi, Toplumsal Mücadeleler Tarihi ders ve seminerlerini yönetti.
Güzel
Şehmus’un imzasıyla ilk kez 1988’de, 2000’e Doğru dergisinde, Paris’ten gönderdiği kültür-sanat haberleriyle ve söyleşileriyle karşılaştım. 1990’da Güzin-Abidin Dino’nun atölye-evlerinde tanıştıktan sonra diyalogumuz devam etti. Benim Paris’te yaşamış, çalışmış olan sanatçılar üzerine olan merakım nedeniyle yollarımız çoğu kez kesişiyor; aynı konuların, kişilerin, tarihsel oluşumların etrafında dönüyorduk. Bu kişilerden ilki Abidin Dino, diğeriyse Fahri Petek’ti. Abidin’in vasıtasıyla tanıştığım Fahri Petek, tanıklığına başvurduğum birçok konuda bana yardımcı olduysa da, hakkında bir kitap çalışması yapan Şehmus’la olan ilişkileri nedeniyle Paris’teki Türkiyeli diasporası hakkındaki önemli bilgileri sadece onunla konuşacağını söylemişti. Bu da Şehmus’la sanki konuşmadan bir işbölümü yapmaya sürüklemişti bizi. Petek’in hayatı, politik mücadelesi hakkında tüm öncelikler onun kalemine emanet edilirken, bana Petek’in fotoğrafları, Parisli diğer ressamlarla (Abidin Dino, Mübin Orhon, Hakkı Anlı, vb.) yakın ilişkileri kalmıştı. Buna benzeyen ama farklı bir paylaşım da Güzin Dino tarafından Abidin Dino için yapılmıştı. Abidin büyük maceralarla dolu olan yaşamını dile getirmek, ardından biyografik bir kalıt bırakmak istemiyordu. Ama Şehmus’un ısrarı ve tutkulu arşiv araştırmalarıyla, yaşarken uzun konuşmalar yayınlamaktan geri durmadı. Güzin Dino’yla olan yakınlığını Abidin’in vefatından sonra daha da artıran Şehmus, onun hakkındaki kapsamlı çalışmasını bitirmek için çabalıyordu. 2005’te Paris’teki üçlü bir buluşmamızda Güzin Dino bana Abidin’in resimlerini, Şehmus’a ise politik kimliğini emanet ettikten sonra, kendine özgü kahkahasıyla, “Birbirinizi didiklemeyin ama” demişti. İtiraf etmek gerekirse, konu Abidin olunca paylaşmak kolay olmuyordu; olmadı da.
1990 ve 2000’lerde Şehmus, Türkçede karşılığı olmayan bir yazın türü olan Feuilleton-Yazarlığı alanında çalışmalarını yoğunlaştırmıştı. Fransa’nın gündemindeki sosyal, politik, kültürel olguları ele alan yazıları Türkiye’deki birçok yayın organında düzenli olarak yayınlanıyordu. Bu yazılarda geliştirdiği tavır, “muhabirlik” konumundan sıyrılarak politik bir perspektiften konularını ele aldığı için, ister bir film, isterse bir sergi, isterse yeni yayınlanmış bir kitap hakkında olsun, farklılığını ön plana çıkarmaktaydı. Onun Fransa ve Batı Avrupa gündemindeki grevleri, öğrenci hareketlerini, film festivallerini, kültür etkinliklerini ele alan yazıları öncelikle bu ülkelerdeki politik dengeleri, sosyal çalkantıları, görünür kıldığı için dikkati çekiyordu. Bu açıdan 2006 Şehmus’un art arda yayınlanan üç kitabıyla ismini duyurduğu bir yıl oldu: Paris, Sobe! (Güncel Yaşam Yayınları); Paris: Gösteri-Kent (Peri Yayınları); Remzi: Hayat Renk Işık (kendi yayını). Bu yıllarda güçlenmeye başlayan internet gazeteciliği ve sosyal medya ağlarına rağmen Şehmus’un basılı kitaplar üstüne yoğunlaşması onun kişiliği hakkında da önemli ipuçları veriyordu. Bu çalışmalarının tamamını internet üstünden erişime açması mümkünken, o küçük ölçekli yayınevlerini tercih edip, hem baskı hem de dağıtım sorunlarına rağmen onlara destek olmayı hedefleyen bir tavır içindeydi. Onca işin arasında Paris’ten Diyarbakır’daki, Gaziantep’teki küçük yerel gazetelere yazı yollaması, bu desteğin bir başka örneğidir.
2008’de üç cilt olarak yayınladığı kapsamlı Abidin Dino biyografisini (Kitap Yayınevi) 2009’da Fahri Petek: Bir Hayat, Üç Can (TÜSTAV) isimli kitabı izledi. Türkiye’deki sol düşünce oluşumlarında, politik mücadelede son derece önemli konumlara sahip olan bu aydınlar üstüne olan çalışmaları Şehmus’un bir tür biyograf olarak tanınmasını sağladı. Ülkemizde fazlaca takdir görmeyen biyografik araştırma tarzının ne belalı bir çaba ürünü olduğunu tüm incelikleriyle ortaya çıkaran bu iki deneysel kitap ne yazık ki yayınladıkları dönemde hak ettikleri ilgiyi göremedi. Deneysel diyorum, çünkü Şehmus konularına oldukça detaylı noktalardan bakarak onları yaşadıkları zaman dilimindeki arkadaşları, çevresiyle ele alırken, ana konudan fersah fersah uzaklaşmayı göze alabiliyordu. Çoğu kez hızını alamayarak kendisinden önce aynı konuları ele alan yazarların yanlışlarını, nasıl savruk davrandıklarını da ortaya çıkarmaktan çekinmiyordu. Onun uzun paragraflarının değişik köşelerine sıkıştırdığı parantez içi bilgileri aslında eleştirisini ortaya çıkardığı alanlardı. Abidin hakkındaki kitabından sonraki görüşmelerimizde aramızdaki fikir ayrılıklarına, tartışmalara rağmen Güzin Dino’ya verdiğimiz sözü hem onun yanında hem de başka yerlerde tuttuk. Ama baş başa kaldığımızda durum değişiyordu.
Remzi Raşa ve Abidin Dino kitaplarından sonra Şehmus’a ilginç ressam Behçet Sefa hakkında çalışmasını önerdiğimde epeyce şaşırmıştı. Sefa’yı zaten Abidin’le olan yakınlaşmasından az çok tanıyordu. O yıllarda Elba Adası’nda inzivada yaşayan Sefa’nın 1960’larda Paris’te geçen devrimci-romantik hayatı tam da ona göre, eşsiz bir araştırma alanıydı. Ama aralarında geçen birkaç telefon görüşmesinden sonra birbirlerine ısınamamışlar, yollarını ayırmışlardı. Sefa’dan bir gece yarısı gelen telefonda kendisi hakkında o zaman dek hiç duymadığım en sustalı, en güzel, İstanbul argosu küfürleri Şehmus’a aktardığımda epeyce gülmüştük.
Aramızdaki diyaloga dayanarak önerdiğim ressam Kemal Bastuji hakkındaki araştırma önerisine de pek sıcak bakmadı. 2010’dan vefatına dek geçen süre içinde yayınlanan kitaplarının Yılmaz Güney, Osman Şahin’in yanı sıra Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Duhok kentindeki yolculuk izlenimlerine yoğunlaşması bir rastlantı değildir. Şehmus’un yerel olana; hakkında fazla araştırılma yapılmamış, yok sayılmış olana karşı ilgisini açık olarak ortaya koyan bu kitapların yanı sıra e-kitap olarak yayınladığı Söyleşilerim, Olduğu Gibi’de onun dünyaya olan bakış açısını gözlemlemek mümkündür.
Kurulduğundan beri çalışmalarına destek verdiği Paris Kürt Enstitüsü’nde M. Şehmus Güzel hakkında kapsamlı bir serginin açılıp, hayatını, mücadelesini ve gözü gibi koruduğu arşivini bütüncül olarak ortaya çıkaran, tuğla gibi kalın bir kitabın yayınlanmasını diliyorum.
Önceki Yazı
Peri, küçük Peri
Menekşe Toprak'ın önümüzdeki günlerde Doğan Kitap tarafından basılacak olan yeni romanı Peri'den kısa bir bölümü Tadımlık olarak sunuyoruz...
Sonraki Yazı
Haftanın vitrini – 2
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Dağlarda Koşan Kadın / Evvel Zaman İzleyicileri / Kant Sözlüğü / Küçük Ülkenin Kaplanları / Manuel Çıtak / Rüzgâr, Yokuş, Failatün Failün / Sahte Cennetten Kaçış / Savaşan İnsanların Tuhaf Bilimi / Sular Altında / Yaşasın Dünya