İTALİK ÖNERİLER-9
Görmek ve okumak
Das Geheime Leben Der Bücher / Okurken Ne Görürüz? / Sabahı Beklemeden / Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi / Tercümemi Nasıl Buldunuz? / Bu Kitap Buraya Nasıl Geldi? /
“Görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek buluruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez.”
–John Berger, Görme Biçimleri, (çev. Yurdanur Salman)
Görmek ve okumak arasında çok özel bir bağ var; önce görüp sonra okusak da okuduklarımız sözcükler sayesinde zihnimizde bir görüntüye dönüşüyor. Yani bir yazar kurduğu hayal ya da iddia ettiği bir teori onun sözcükleri aracılığıyla okurun zihninde (elbette onun katkısıyla) bir anlam kazanıyor.
Kimi zaman da metinlere eşlik eden görseller okuma deneyimimizi şekillendiriyor. Yayıncılık tekniğinin (hatta teknolojisinin) görsel kalite açısından hızla geliştiği bir dönemde okuma deneyimi artık görmeyle daha da çok iç içe geçiyor. Görseli bol kitaplar, sanatçı kitapları, resimli çocuk kitapları bugün artık çok daha etkileyici. Bununla birlikte dijital okuma olanakları da geliştikçe yazıyla görsel, yani okumayla görme iç içe geçiyor. Önümüzdeki yıllarda bu geçişkenliğinin daha da artacağını (müzik ve hareketli görüntüler de eklenerek) göz önünde bulundurarak başta editör ekibi ve pazarlama ekipleri olmak üzere yayıncılığın tüm aktörlerinin görsel dünyaya dair kendilerini eğitmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.
Das Geheime Leben Der Bücher
Ron Heussen, Anne Mikus, Farid Rivas Michel
Das Geheime Leben Der Bücher
Verlag Hermann Schmidt Mainz
2010
96 s.
Bu kitabı “Çocuklar İçin Demeyin” bölümüne almadım, çünkü tasarımcı Ron Heussen, yayıncılık uzmanı Anne Mikus ve çizer Farid Rivas Michel’in ilkokul çocuklarına kitapların yolculuğunu anlatmak için hazırladıkları Das Geheime Leben Der Bücher (Kitapların Gizli Yaşamı) editörlüğe heves eden herkesin ilk okuması gereken kitaplardan.
İlk sayfasında kitabın künyesinde yer alan her şeyin açıklaması yapıldıktan sonra, girişte de infografiklerle bir kitabın yolculuğunun anlatılıyor. “Yazar”, “Çizer”, “Dizgici”, “Yayıncı”, “Üretimciler”, “Matbaacılar”, “Mücellitler” başlıkları altında da kitaba emek veren kişilerin neler yaptığı tüm ayrıntılarıyla açıklanıyor. Kitapta farklı font ve puntolar, kâğıtlar da kullanılmış. En eğlenceli olan ise kitabın sırtının içini görebilmeniz. Sırtta açtıkları bir bölümle kitabın nasıl ciltlendiğini de göstermişler. Bir kitapta yer alan her şeyin uygulamalı ve örneklerle gösterildiği Das Geheime Leben Der Bücher Türkçeye çevrilmesini çok istediğim kitaplardan biri. (Bir aday çıkarsa ben de çevirisine talip olurum!)
Çocuklara yayıncılığı bu kadar detaylı ve titizlikle anlatan bir kitabın Almanya’da yayımlanmış olması da hiç şaşırtıcı değil; her fırsatta söylediğim gibi, yayıncılıkta yol almak isteyenler Almanya’da neler olup bittiğini, neler yapıldığını hep takip etmeli. Mümkünse birkaç yıl arayla da olsa Frankfurt Kitap Fuarı’na katılmalı.
Okurken Ne Görürüz?
Peter Mendelsund
Okurken Ne Görürüz?
çev. Özge Duygu Gürkan
Metis Yayınları
2015
416 s.
James Joyce, Kafka, Dostoyevski, Simone de Beauvoir, Michel Foucault, Martin Amis, Tom McCarthy, Ben Marcus, Jo Nesbø, James Gleick ve daha pek çok yazarın kitapları için kapaklar üreten Peter Mendelsund, Okurken Ne Görürüz?’de okumakla görmek arasındaki ilişkiyi “Okurken ne görürüz? Zihnimizde ne canlandırırız?” soruları eşliğinde anlatmaya çalışıyor. Mendelsund hemen her sayfada çizimlere, fotoğraflara yer vermiş ve kimi zaman okura yönelttiği sorularla, kimi zaman da çelişkili cevaplarla ilerleyen bir okuma şöleni hazırlamış.
Kitap kapağının metni okura sunmak ve satmak için tasarlanması gerektiğini söyleyen Peter Mendelsund kapağı romanın görselleştirilmiş hali olarak tarif ediyor ve şunları ekliyor:
“Okuma deneyiminden kalan bir armağan gibi. Okumak gerçekte var olmayan bir diyara gitmektir. Başka bir ülkeden dönerken, size orayı hatırlatacak hediyelik eşyalar alırsınız ya, okuduğunuz kitaptan size kalan somut hatıra da kapaktır. Kitap biter ama o hep sizinle kalır.”
Klasik metinler için kapak hazırlamanın daha özgür bir süreç olduğunu vurgulayan Mendelsund yaşayan yazarlarla çalışmanın zorluklarına da dem vuruyor:
“Yaşayan yazarlarla çalışmak hakikaten büyük külfet. Onları anlıyorum, bir kitap üzerinde yıllarca, çoğu zaman da büyük bir yalnızlığı göze alarak çalışıyorlar. Ve sonra yazdıkları metni bana getiriyorlar. İşte bu çok kritik bir nokta... Hele yazarların ne kadar hassas insanlar olduğunu hesaba katarsanız. O kadar ki, her iki taraf da tahmin edemeyeceğiniz kadar gerginleşebiliyor.”
Okurken Ne Görürüz? okumanın bir dünya inşa etmek olduğunu, yazarın sözcüklerinin okurun zihnindeki karşılığıyla bir anlam kazanacağını bir kez daha hatırlatıyor. Bu hatırlatma bir editör olarak üzerinde çalıştığımız metinleri kimin okuyacağını, kimlerin okumasını hedeflediğimizi unutmamız gerektiğinin, metin çalışmasında da, tasarımda da okuru göz önünde bulundurmamızın önemine işaret ediyor.
Bu kitabı kitaplara, okumaya merak duyan herkes, kitap tasarımcıları, fotoğraflı ya da her türden görselli kitap, sanatçı kitabı ve resimli çocuk kitabı hazırlayan tüm editörler okumalı. (Bence resimli çocuk kitapları yazarları da!)
Mendelsund’un tasarladığı kapakları buradan görebilirsiniz...
The New York Society Library’nin düzenlediği “Okurken Ne Görürüz” etkinliğini buradan izleyebilirsiniz.
Mendelsund’un 2020’de yayımlanan kitabı The Look of the Book: Jackets, Covers, and Art at the Edges of Literature de keşke Türkçeye çevrilse. Mendelsund’un bu kitap için David J. Alworth’la yaptığı bir söyleşiyi de buraya ekleyeyim.
Sabahı Beklemeden
Türkiye’de yayıncılık tarihi çalışmalarının azlığından sıkça söz ettim bu yazılarda. Bu alandaki eksiklik hem kültür dünyamızın nasıl şekillendiğini anlamamızı zorlaştırıyor hem de kitapların dolaşımını / alımlanmasını takip etmeyi. Kitapların baskı sayısı, satış adedi, vb. bilgiler olmadan edebiyat sosyolojisi alanında veriye dayalı çalışmalar üretmek de mümkün olmuyor.
Ezel Erverdi
Dergâh Yayınları
2022
528 s.
Son yıllarda yapılan sözlü tarih çalışmaları bu alandaki önemli bir eksiği gideriyor, ancak yayınevi tarihlerinin arşiv belgelerinden ve tanıklıklardan yararlanarak yazılması ve yayımlanması bence hayati önem taşıyor. Pek çok önemli yayınevinin kuruluşunun üzerinden 40-50 yıl geçmişken ve kurucuları hâlâ hayattayken bunun bir an önce yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Ezel Erverdi, Sabahı Beklemeden’de Dergâh Yayınları’nın kurulmasına giden süreci ve yayınevi öncesindeki kitapçılık ve dergicilik faaliyetlerini, yayımlanan ilk kitaplarını 1980 öncesi Türkiye’nin kutuplaşmış politik ve kültür dünyasına da yer vererek anlatıyor.
Türkiye’nin en önemli yayınevlerinden Dergâh Yayınları’nın iyi korunmuş arşivindeki belgeler, fotoğraflar ve çok sayıda farklı görselin yer aldığı kitap “mesleğine mektepten bağlı” bir yayıncının bitmeyen hevesine, inancına kendi kaleminden tanıklık etmemizi sağlarken, geçen elli yıl içinde Türkiye yayıncılığının önemli dönüm noktalarını, krizlerini, dönüşümünü de anlamımıza yardımcı oluyor.
Ezel Erverdi kendi tecrübelerini yazarak tarihe bırakmayı bir görev olarak gördüğü için, anımsadıklarını büyük bir çalışkanlık ve titizlikle belgelerle birleştirmiş ve ortaya Türkiye’de benzerine rastlanmayan bir yayıncılık tarihi kitabı çıkmış. Neyi, ne zaman, nasıl yayımla(ma)dığımızı merak eden herkes Sabahı Beklemeden’i okumalı.
Kitabı okuduktan sonra Sami Okumuş’un yönetmenliğini yaptığı ve 2021’de seyirciyle buluşan “Hareket’ten Dergâh’a Bir Yayınevi Hikâyesi: Mekânlar ve İnsanlar” belgeselini de izleyebilmeyi isterdim, keşke online platformlarda bulunabilse.
Daha önce bahsettiğim Türkiye Yayıncılık Hafıza projesinde Ezel Erverdi’yle yapılan görüşmenin linkini de ekleyeyim, ilginizi çekecektir...
Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi
Editörlük, yazarlık ve çevirmenlik atölyeleri, eğitimleri çoğunlukla kurmaca metinlere yönelik olarak gerçekleştiriliyor. Oysa sayılara bakıldığında kurmacadışı kitapların görünür biçimde arttığını, özellikle popüler bilim alanında çok sayıda üretimin olduğunu görmek mümkün. Bu da demektir ki, bu alanda çalışacak nitelikli editörlere (elbette çevirmenlere de) ihtiyacımız giderek artıyor.
Kurmacadışı kitapların kaynağı büyük oranda kendine özgü katı yayın kuralları olan akademik çalışmalar. Sosyal ve beşeri bilimlerde bu kurallar akademik olmayan yayınlarda bir parça esnese de, tezlerin ve araştırmaların kitaplaşması süreci oldukça zahmetli. Yazarlar (yani araştırmacılar) metinleri üzerinde değişiklik yapılmasına da maalesef pek sıcak bakmıyor. Velhasıl bu alanda işler hâlâ biraz karışık.
Howard S. Becker
Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi
Türkçe söyleyen: Şerife Geniş
Heretik Yayınları
2021
240 s.
Howard S. Becker’in uzun yıllardır en çok yararlanılan kaynaklar arasında yer alan Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi 2013’te Şerife Geniş tarafından Türkçeye çevrildi. Türkçede de çok okunan kitaplar arasında yer alıyor. Uzun yıllar Amerika’nın çeşitli üniversitelerinde ders veren Sosyolog Howard S. Becker sosyal bilimler öğrencilerinin yazma zorluklarını fark ederek onlara yol göstermek için çeşitli yöntemler geliştirmiş, uygulamalar yaptırmış. Bu süreçte edindiği deneyimleri de örnek olaylara yer verdiği bu kitapta toplamış. Kitabın güncellenmiş takdimleri ve Türkçe baskı için yazarın kaleme aldığı takdim yıllar içinde yazmaya dair değişimi de kavramımızı sağlıyor.
Yıllarca bu alanda dersler verirken dergi editörlüğü de yapan Howard S. Becker, Adline Publishing Company için bir kitap dizinin editörlüğünü üstlenince kendi deyimiyle “editörlük işinin geniş boyutlarını” fark etmiş. “Kitabın Bir Profesyonel Gibi Yazmayı Öğrenmek” bölümünde bu süreci tüm ayrıntılarıyla (yanlışları, önyargıları ve yanılgıları dahil) büyük bir samimiyetle anlatıyor.
Hem özgün ve anlaşılır bir yazma becerisi kazanmak hem de yazılanların mantığını kavrayarak düzenlemek konusunda son derece önemli bilgiler veren, bunları örneklerle açıklayan Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi’ni de mutlaka okumanız gerekenler listesine ekleyin.
Howard S. Becker’in 2012’de katıldığı bir söyleşiyi de buradan izleyebilirsiniz.
Tercümemi Nasıl Buldunuz?
Mektup, anı, günlük, vb. türlerin tarih yazımındaki yeri artık üzerinde tartışmayacağımız kadar açık. Yayıncılık tarihi açısından da çok önemli olduklarını hem yazılarımda hem konuşmalarımda sıklıkla dile getirdim. Her fırsatta farklı kitaplara yer vererek vurgulamaya devam edeceğim. Tercümemi Nasıl Buldunuz? önsözde sevgili Ayşe Sarısayın’ın belirttiği gibi Behçet Necatigil’in Alman akademisyenler Otto Spies, Annemarie Schimmel, Horst Wilfrid Brands ve Avusturyalı Türkolog Andreas Tietze’yle 1940’lardan başlayıp 1970’lere kadar sürdükleri edebiyat, çeviri, kitaplar, dergiler, vb. hakkındaki mektuplaşmalarından oluşuyor. Bu mektupların odağını kitaplar aracılığıyla kültür köprüsü kurmak oluşturuyor. Mektuplardan ayrıca Türkçe edebiyatın önemli isimlerinin Almanca konuşulan ülkelerde yayımlanması için gösterilen çabayı, Behçet Necatigil’in Almancanın önemli yapıtlarını Türkçeye kazandırma isteğini de takip ediyoruz.
Tercümemi Nasıl Buldunuz? / Otto Spies, Andreas Tietze, Annemarie Schimmel ve H. Wilfrid Brands’la Mektuplaşmalar
Yay. haz. Serenad Demirhan
YKY
2022
328 s.
Bu mektuplar yayıncılık dünyasında ajansların henüz büyük bir yer edinmediği dönemde kitapların nasıl yayımlandığını anlamamızı sağlıyor. Öte yandan o günün koşullarında Türkiye’de başka dillerde yayımlanmış kitap ve derginin bulmanın zorluğunu, gümrük koşulları nedeniyle yaşanan sorunları ve asıl önemlisi bu önemli insanlar arasında konuşulup piyasa koşulları nedeniyle hayata geçmeyen projeleri de okuyoruz mektuplarda.
Okuma kültürü ve kanonun inşasında edebiyata gönül vermiş araştırmacılar kadar çevirmenlerin üstlendiği rolü oldukça iyi anlamamızı sağlayan bu mektuplar, yine Türkiye’de neyin ne zaman yayımlanabildiğine dair önemli bilgilerle dolu.
Bir kitabın yayımlanma öyküsünün peşine düşmek onu keşfedip bulan editörün, çevirmeninin ve yayıncısının hikâyesini de aralamak demek. Bu nedenle bu mektupların arasında kalan kitapların ve gerçekleşmeyen projelerin peşine düşmenizi öneririm. Çok ilginç şeyler çıkacaktır.
Bu kitapla birlikte edebiyat ve sanat dünyasından Behçet Necatigil’e gönderilen mektuplardan oluşan Şiirinizin Tadına Geç Vardım ve Behçet Necatigil-Kâmuran Şipal yazışmalarından oluşan Dar Bir Çember İçinde kitaplarını da okumanızı öneririm.
Mazlum Akın
Bu Kitap Buraya Nasıl Geldi?
Resimleyen: Enis Temizel
Eğlenceli Bilgi Yayınları
2020
128 s.
Çocuklar için demeyin
Yazının tarihine dair eğlenceli bir yolculukla başlayan Bu Kitap Buraya Nasıl Geldi? matbaa durağından sonra yayınevinde uzun bir mola veriyor ve bir yayınevinde kimin ne iş yaptığını çocuklara ve gençlere adı üstünde, eğlenceli bir biçimde çizimlerle anlatıyor. Özellikle bir kitabın nasıl tasarlandığının anlatıldığı “Kitap Tasarımına Başlıyoruz” bölümünü çok beğendim.
Fikir ve sanat alanında hakların korunması, korsan yayıncılıkla mücadele bu alanda verilen emeğin farkında olunması ve emeğe sahip çıkılmasıyla doğrudan ilgili. Bu Kitap Buraya Nasıl Geldi? çocuklara bir kitabın hazırlanmasında pek çok kişinin emeğinin olduğunu anlatması bakımından da özel bir yere sahip. Bir kitabın ne kadar zor hazırlandığını küçük yaştan kavramak, kitaba ve kitapta hakkı olanlara sahip çıkmayı da sağlayacaktır.
Bu bölümde andığım diğer tüm kitaplar gibi yayıncılığa başlayacakların okuma listesinde yer alması gereken kitaplardan.
Bunlar da var...
- Bazı kitapların yayımlanma hikâyesi, yayıncılık tarihi açısından önemli olmasının yanı sıra sansür, otosansür, vb. açısından da çok şey anlatır, Rober Koptaş’ın “Biberyan’a Bir Yer Lütfen” başlıklı yazısını bu dikkatle okumanızı öneririm.
- Sanat ve sanatçı kitapları özel bir editörlük bilgisi gerektiriyor; bu nedenle de mümkün oldukça çok kitap görmek, etkinlik takip etmek, web sitesi ziyaret etmek oldukça önemli. Bu tür kitaplarla ilgiliyseniz görsel sanatlar alanında faaliyet gösteren border_less’i seveceksiniz.
- Yurtdışında yayıncılığın farklı alanlarında çalışanların kurdukları platform, birlik, dernek, vb. oldukça fazla. Bunlar hem mesleğe yeni katılanlara eğitimler düzenliyor hem de çalışma koşullarının belirlenmesinde özellikle yayınevlerine dışarıdan çalışanlar için çok yararlı bilgiler veriyorlar. Birkaçını sizinle paylaşmak istedim: Editors Companion, The Editors' Weekly, Editors' Forum
- Ayrıca pek çok yayınevi çalışanı da yaptıkları işi videolarla anlatıyor, birkaçı ilginizi çekecektir. Fazlasını basit bir aramayla YouTube’dan bulabilirsiniz: Penguin Random House Kanada’da bir gün nasıl geçiyor?, Bloomsbury Publishing’de bir yönetici editör ne iş yapar?
- Okurken Ne Görürüz?’den bahsedince çok sevdiğim bir başka kitap aklıma geldi: John Berger’ın Görme Biçimleri. Müge Gürsoy Sökmen hepimizin okuma deneyimini çok değiştiren bu kitap başta olmak üzere John Berger’in kitaplarını nasıl yayımladıklarını anlatıyor, her zamanki zarafeti ve mütevazılığıyla: John Berger anısına: Müge Gürsoy Sökmen ile söyleşi
- Film bekleyenlere bu kez bir belgesel önereceğim: 1973’te kurulan ve ilk kitaplarını 1976’da yayımlayan dünyanın önemli bağımsız yayınevlerinden biri olan Iron Press’in hikâyesini buradan izleyebilirsiniz... Ayrıca Iron Press’in arşivini ve yayımladıkları dergi ve kitapları da buradan görebilirsiniz...
Önceki Yazı
Margit Schreiner’in romanları:
Anonim döngüde muhtelif kıvrımlar
“Ev, Kadınlar, Seks.’in başarısı bence ilk sayfasından son sayfasına kadar –her şeyi erkeğin daha iyi bildiğine, kadınların hiçbir şeyden anlamadığına inandığını bazen açıktan açığa, bazen satır aralarında duyuran– Franz’ın ağzından evliliklerini onun baktığı yerden, onun ağzından takip etmemize rağmen hikâyenin asıl halinin de eksiksiz gözümüzün önüne getirmesinde.”
Sonraki Yazı
Dilek ve Derya Türkan’la söyleşi:
“Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”
“Müzik hiçbir başlığa sığdırılamayacak kadar büyük bir şey; şarkı, türkü, tango, fokstrot tüm bunlar bizim koyduğumuz başlıklar ama hepsi aynı yere çıkıyor. Burada bir yanlışlık var; onu icra edene bazı sıfatlar koyuyoruz, onu sınırlandırıyoruz türkücü, tangocu, vb. gibi…”