• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

HınçAhınç'tan:

Mağdur kim?

Figen Şakacı'nın HınçAhınç  adlı yeni romanı önümüzdeki günlerde İletişim Yayınları tarafından basılıyor. Romandan kısa bir bölümü Tadımlık olarak sunuyoruz.

Figen Şakacı. / Kitap kapağından ayrıntı. (Seda Mit)

K24

@e-posta

TADIMLIK

17 Ekim 2024

PAYLAŞ

Herkes bu kadar iyiyse kötüler nerede? Omuz atıp gidenle, ezip geçenin, geç geldi, yemek yapmadı diye kocası gibi hırsla dövenlerin, çocuklarının önünde kadınlara işkence edenlerin, ne yaptım ben diye sorsalar kendilerini haklı çıkarmadan verecek bir cevapları olur mu acaba? Ya da acıma duygusunun, vicdan düğmesinin yerini bilip durmadan orayı kurcalayanların kurnazlıklarında kısacık da olsa yaşadıkları gerçek bir pişmanlık var mıdır? Bunu arkasına takıldığı şu kadınlara sormak istiyordu Ananın A’sı. Ama önce biraz daha izlemek, niyetlerini tam anlamak gerekiyordu.

Evin babası ve Arif evden çıkar çıkmaz yine atmıştı kendini sokaklara. Ananın A’sı için her türlü hikâye merakla başlıyor, bir sonuca ulaşamasa bile iz sürerken hissettiği heyecanı yaşantıdan sayıyordu.

Al işte şu iki kadın... Karaköy’ün en işlek caddesinde vızır vızır geçen arabaların arasında Ananın A’sına buyur sana hikâye der gibi dolanıyorlar. İki kadından pardösülü olanının kafası yakasının içine gömülmüş; gözlüğünün altından gelip geçenlere bakarak inliyor, iki eliyle sıkı sıkı tuttuğu bastonu olmasa düşecek gibi duruyor. Ondan biraz uzaktaki iriyarı, pembe yanaklı kadının gözü daha kara. Allah yarattı demeden geçen taksilerin önüne kendini atıyor, ne olur yardım edin, annem çok hasta diye bağırıyor. Ananın A’sı onlar gibi kendini trafiğe kurban edemeyeceği için tam çaprazlarındaki kafeye oturdu, görüş açısını tam ayarlamak için sandalyeyi bir o yana bir bu yana sürtüp durdu. Bir kahve söyleyip arkasına yaslandı, izlemeye başladı. Araya görüşünü kapatacak kamyon falan girerse ayağa fırlıyor, bu filmin tek bir sahnesini bile kaçırmamak için gözünü yoldan ayırmıyordu.

Bastonlu kadın cevval kadının gösterdiği yere sekerek geldi. Bir taksi ani frenle önünde durdu, inlemeler arttı. Hastaneye gidecek paramız yok dedi cevval olan, Allah rızası için ya götürün ya da yol paramızı verin, ölecek diye korkuyorum. Taksici camdan sarkınca, cevval kadın yakalayabildiği kadar adamın yanağına, omzuna dokunarak yalvarıyor, bastonlu olan tay tay durmaya çalışan çocuk havasında elini uzatmış evladım ölüyorum, n’olursun yardım et diye bağırıyordu.

Ananın A’sı seyrederken öyle kaskatı kesilmişti ki, garsonun gelip dünya para ödeyeceği kahveyi bitirmeden önünden alıp gittiğini fark etmedi. İnlemeler, yalvarmalar ve taksicinin yakasını zor kurtarmasıyla film çabuk bitti. Taksi lastiklerini öttürerek toz olduktan hemen sonra demin iki büklüm olan bastonlu doğruldu, gayet çevik hareketlerle cevvalin yanına gidip çantasından bir mendil, bir de su aldı. Boksörlerin ring kenarında yeni taktik almalarına benzer kısa teatiden sonra tekrar aynı müşkül pozisyonu alıp trafiğe daldı. İki kadın da işlerini son derece ciddiye alıyor, insana dair en kadim korkuyu kullanarak dileniyor, tokatlayacakları üç-beş kişi için ölüm tehlikesini göze alıyorlardı.

Ananın A’sı kahvesiz kaldığını fark edince kafede oturmak saçma geldi. Bunca senedir bilinçli bilinçsiz sokaklara çıkardı da bir kez bile böyle pahalı yerlere çöküp geleni geçeni izlemek aklına gelmezdi. Bu iki kadını takip etmek ona tuzluya patladı. MAMA gibi düz hat üzerinde seyretmiyorlardı ki takılıp artlarına merakını gidermek için saatleri unutsun. Hesabı almaya kimse gelmediğinden ayaklanıp kasaya gitti, sıradakileri gören de burayı aşevi sanırdı. İçine dışına oflarken dışarıda bir gürültüdür koptu. Meraklılar sırayı bozup kapıya koştu, elindeki iki yüzlüğün üstünü bırakmak istemeyen Ananın A’sı soğuk terler dökmeye başladı. Uzunca bir süre izlemeye doyamadığı filmin devamını mı kaçıracak, yoksa parasını mı kaptıracaktı? Çevre esnafının eline ne geçirdiyse girdiği kavga büyüyor, bastonluyla cevvalin çığlıklarına destek olmak isteyenler feryat figanla koroya katılıyordu.

Ananın A’sı nihayet parasını ödeyip kendini dışarı attığında gördüğü manzara korkunçtu. Pardösü bir yerde baston bir yerde, içinden dipçik gibi çıkan kadın caddenin ortasında yediği yumruklara karşı kendini korumaya çalışıyor, cevval olan üstüne yürüyen taksicilerin yakasına yapışıyor, kafasından sızan kanı göstererek yetişin öldürecekler diye avaz avaz bağırarak bu kez gerçekten yardım istiyordu. Seyirciler kadınların mağdur değil, sahtekâr olduğunu şıp diye anlayıp kıllarını kıpırdatmadılar. Ananın A’sı içlerine dalarsa ağzının burnunun dağılacağını bildiğinden bir köşeye sindi. Trafik tıkandığı anda su satan çocuklarla gül satan kadınlar bir anda mantar gibi bitti. İlerlemek için olayın dinmesini bekleyen öfkeli şoförler gülün sırası mı lan diye azarı bastı, bir kısmı iki şişe suya iki katı para verip kornaya abandı.

O sırada caddenin karşısındaki bakkaldan çıkan bir teyze, yeter kadınların sizden çektiği diye söylenerek polisi aradı, operatör çıkınca çok bekler de kontörü biter endişesiyle hemen kapattı. Kimin mağdur kimin sahtekâr olduğu konusunda kafası karışık kalabalık dağılırken Ananın A’sı daha fazla dayanamadı, attı kendini caddeye, dayaktan yırtan azardan yırtamayan gülcü kadından kahve kadar kazık bir fiyata kırmızı bir gül satın aldı; eve gidene kadar burnuna tuttu durdu da gülün kokmadığına bir türlü ikna olmadı.

(s. 95-98)

Figen Şakacı
HınçAhınç
İletişim Yayınları
Ekim 2024
145 s.
 
Yazarın Tüm Yazıları
  • figen şakacı
  • HınçAhınç

Önceki Yazı

SÖYLEŞİ

Kutay Onaylı ile söyleşi:

“bu kaçıncı türkolmak /

daha çok var mı geldik mi”

“Türkiye’de, Türk olarak doğup büyümüş olmanın gereği neyse, içimden yükselip bana yazdırmaya çalıştıkları neyse onu yazmaya, ondan kaçmamaya çalıştım.” 

NİLAY ÖZER

Sonraki Yazı

VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 42

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Çile Odası / Dalga Boyu / Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin / Goebbels’in Propaganda Orkestrası / İstanbul ve Hüzün / Kayıtlar / Neksus / Orwell’in Burnu / Son Kraliçe / Zalim İyimserlik

K24
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist