• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 42

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Çile Odası / Dalga Boyu / Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin / Goebbels’in Propaganda Orkestrası / İstanbul ve Hüzün / Kayıtlar / Neksus / Orwell’in Burnu / Son Kraliçe / Zalim İyimserlik

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

16 Ekim 2024

PAYLAŞ

Amir Nasri
Çile Odası: İmge ve Kurbanın Çehresi
çev. Mehdi Saadeti
Sakin Kitap
Eylül 2024
136 s.

Çile Odası kitabı, yüzlerine kezzap atılarak saldırıya uğramış ve saldırı “öncesi” hallerinin fotoğrafını ellerinde tutan dört kurbanın fotoğraflarını irdeleyerek, bu fotoğrafların imgesel potansiyelleri üzerine fikir yürütmekte. Bu imgeler irdelenirken, kezzap saldırısına bağlı olarak kurbanların yüzlerinde gelişen deformasyonlara odaklanılması neticesinde, çehrenin farklı yön ve işlevlerinin ve dolayısıyla onun portre ve maske gibi fenomenlerle olan ilişkisinin bu araştırmanın ana eksenini oluşturması son derece doğaldır. Ayrıca kitapta çehre ile karakter, kimlik, bireylik, başkası olma ve için dışa yansıması yada ruhun penceresi olması ilişkisi de göz önünde bulundurulmuştur. Bu tartışmalarda her görseli kendi içinde kapalı ve diğer görsellerin zincirinden kopuk bir bileşen olarak ele almaktansa imgelerin birbirleriyle olan diyaloğu amaçlanmıştır. Haber medyasında yer alan görseller de tıpkı diğer görseller gibi, kendinden önce gelen görsellere gönderme yapma potansiyeline sahiptir, örneğin XVI. yüzyıla ait bir resmi hatta antik cenaze ritüellerinde kullanılmış bir kurukafayı çağrıştırabilir.

Murat Yalçın
Dalga Boyu
YKY
Eylül 2024
148 s.

“Bir şeye geç kalmışım da o gecikmeyi, neye geç kaldığımı anlamak için, gölgemin yanında heykelleşerek gidereceğimi sanıyorum.”

Murat Yalçın’ın yedi yıl aradan sonra çıkan yedinci öykü kitabı Dalga Boyu otuz beş yıllık öykü serüvenini açığa çıkarıyor.

Gölgelerin düşlerine dalıp çıkan, sözcüklerin yankısına kulak veren bir kitap Dalga Boyu. Anlatıcılar, bir kaleydoskopun oynaşan renklerinde rüyaya yatmış bir şehirde geziyor; yaşamın güzelliğine ve ölümün ağırlığına alışmanın yollarını arıyor. Bazen bir anıya bazen bir bakışa odaklanan öykülerde geçmiş zamanın dehlizlerinde, uykunun sınır boylarında dolaşan bilincin izi sürülüyor.

Barış Bıçakçı
Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin
İletişim Yayınları
Ekim 2024
131 s.

“Niyetim, kitaplardan, filmlerden değil, doğrudan insanlardan öğrendiklerimi derleyip toplamak.

(…) Hoş, kitaplardan ve filmlerden öğrendiklerim olmasa insanlardan da pek bir şey öğrenemezdim!”

Şahsi bir ansiklopedi olabilir mi? Varoluşun anlamına dair, insanın türlü türlü haline dair ama aynı zamanda başıboşluklara, tatlı neşelere, uyuyup uyanmaya dair maddeleriyle... İnsanın kendi hayatının, avuntularının, esasen de bilmezliklerinin ansiklopedisi.

“Bilmemeyi çoktan sahiplenmiş” birisinin, başkalarından neler neler öğrendiklerinin dökümünü yapan maddeleriyle… “Soluk almadan bilmeye” ayak direyen, mütereddit bir ansiklopedi.

Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin, sahiden dünyaya yeni gelmiş gibi halis ve saf, konuşuyor bir yandan… Bir yandan da, adeta mühendis aklıyla bir oyun oynuyor. Bir kenarda da aşk akıyor, “deneyime dayanmayan bilgelik” olarak. Barış Bıçakçı’dan, ömür kadar kısa bir roman.

Demian Lienhard
Goebbels'in Propaganda Orkestrası
çev. Ufuk Tonka
Delidolu Yayınları
Eylül 2024
248 s.

Devasa propaganda makinesinin müzikle ve cazla imtihanı! 

Demian Lienhard'ın İkinci Dünya Savaşı'na dair alışılmışın dışında bir hikâye anlattığı Goebbels'in Propaganda Orkestrası, kurmaca ile gerçekliğin iç içe geçtiği olay örgüsüyle kusursuz bir üstkurmaca örneği.

Üç beş plakta gizli kalmış esrarengiz bir orkestranın ve onun ardında sivrilen şeytani bir dehânın izinden giden bu çarpıcı roman, çelişkiler bataklığında yükselen caz tınıları eşliğinde 1940'ların Berlin'inden ve çalkantılı gece hayatından bıçak sırtı manzaralar sunuyor.

Sansürün, ihanetin ve propagandanın her şeyin üstünü sis bulutu gibi kapladığı bir dönemde, nefes alabilmek uğruna müziğe sarılanların hakikat için verdikleri mücadeleyi günümüze taşıyan kitap; zihinlerde çaktırdığı şimşeklerle okuru “Ben olsam nasıl davranırdım?”sorusuyla baş başa bırakıyor.

Bir İngiliz milliyetçisi nasıl olur da İngiltere'nin başdüşmanı için çalışmaya başlar

İnsanlık tarihi, 1940'lı yıllarda Nazilerin en tuhaf propaganda operasyonlarından birine tanık olur.  Müttefiklerin moralini bozmak amacıyla Joseph Goebbels'in teşvikiyle yayına başlayan ''Almanya Arıyor'' programında, İngilizce haber metinlerinin arasında müzik çalması için bir orkestra kurulur: Charlie and His Orchestra, yani aslında Goebbels'in Propaganda Orkestrası. Avrupa'nın en iyi caz müzisyenlerini kökenlerine, ırklarına veya cinsel yönelimlerine bakılmaksızın Berlin'de bir araya getiren bu girişim, başlarda iyi niyetli bir oluşum gibi görünse de madalyonun öteki yüzü farklıdır...

Nazi Almanya'sının İngilizce sesi olarak ünlenen William Joyce'un, namıdiğer Lord Haw-Haw'ın yaşam hikâyesine odaklanarak, İkinci Dünya Savaşı'na bambaşka bir perspektiften bakmamızı sağlayan Demian Lienhard, ele aldığı konunun özgünlüğü ve kendine has retorik tarzıyla tadı dimağlarda yer edecek bir metne imza atıyor.

Kurmacanın içine kattığı gerçeklikle okuru tam anlamıyla çarpan Goebbels'in Propaganda Orkestrası; anlatısında yer verdiği tren tarifeleri, metro hatları, otel adresleri ve telefon numaraları gibi ayrıntıları doğru kaynaklara dayandırarak tarihin ayak izlerinden yürümeyi de ihmal etmiyor.

“İnsan, derisini satmak zorunda kalırsa onu ilk gelene değil, en iyi teklif verene satmalıdır.”

İstanbul ve Hüzün
Hazırlayan: Mehmet Beydemir
Katkılar: Ahmet Nuri, Didem Arvas, Hâle Sert, İsa İlkay Karabaşoğlu, Mehmet Ali Sevgi, Neslihan Demirci, Oğuzhan Acar, Reyyan Demirayak, Yasemin Yılmaz Yüksek
Ornis Kitap
Ekim 2024
224 s.

İstanbul, insan elinin en olağanüstü yapıtları sayılabilecek metropollerden bir metropol olarak hikâyesi yüzlerce yıldır anlatılan, sanatın hemen her dalında temsil bulan baş döndürücü bir şehir. Yine de onun özellikle modern zamanlardaki seyri uzunca bir süre hakkıyla çalışılmaktan uzak kaldı; İstanbul’a bakanlar onda, diğer büyük kentleri geriden izleyen bir şehir görmekte ısrar ettiler. Uğur Tanyeli’nin kelimeleriyle ifade edilirse, İstanbul’un modern tarihi gecikmişlik psikozu içinde kavrandı hep. Bu alışıldık hikâye, son birkaç on yıldır yerinden ediliyor neyse ki. Bugün, 19. yüzyıl Paris’inden pek de farklı olmayan bir biçimde İstanbul’un bir kültür merkezi olduğunu; yeni yeni açığa çıkarılan bir edebiyat ağına sahip olduğunu biliyoruz artık örneğin.

Edebiyat alanının güncel tartışmalarına dahil olmayı hedefleyen İstanbul ve Hüzün’ün “yeni” olana dikkati bununla da sınırlı değil. Kitap, bir kavram olarak duygunun sosyal bilimlerde tuttuğu yere odaklanan heyecan verici çalışmaların açtığı patikadan ilerliyor aynı zamanda. İstanbul’u “hüzün”le birlikte düşünen, yazan, seven, yeren, kucaklayan metinlere odaklanan yazılardan oluşuyor. Böylece Sâmiha Ayverdi’den İhsan Oktay Anar’a, Zaven Biberyan’dan Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Sait Faik’ten Burhan Sönmez’e, Leyla Erbil’den Orhan Pamuk’a Türkçe edebiyatta İstanbul temsillerini kavramak imkânı verirken, akademik alanın ölgün yüzüne de su çarpmayı uman bir çalışma çıkıyor ortaya.

Yıldız Ramazanoğlu
Kayıtlar
Filistinliler ve Suriyeliler
İz Yayıncılık
Ekim 2024
332 s.

Şems Manofa: Şam’da Saida el Muaddemiye’de oturuyorduk. Savaş bize doğru gelince başka yerlere doğru uzaklaştık. Babamın arabası vardı, binip gittik. Büyükannem de vardı. Bir geçiş noktasında, kimlik gibi bir belge sordular. Güvenlikçi geçişe izin vermedi, az bir süre sonra babam kayboldu. Şehit edip atmışlar bir yere. Bulup getirdi birileri. Daha önce de kaybolmuş hapis yatmıştı epeyce. O zaman öldürmemişlerdi. Hapisten yeni çıktığı hâlde öldürdüler.

Ekim 2015

Taksim. Yağmurlu bir gece. Köken olarak dünyanın dört bir yanına ait olan insanlar olarak soğuk havaya aldırmadan buluştu. Hahamlar, öğrenciler, profesörler, şirket yöneticileri, kadın, erkek, genç, yaşlı, İngiliz, Jamaikalı, Faslı, Sri Lankalı, Amerikalı ve daha birçok uyruktan meslekten ve meşrepten insanlar. İngiliz parlamenter George Galloway ve arkadaşlarının öncülüğünde başlatılan Filistin’e Yol Açık hareketiyle 6 Aralık’ta Londra’dan yola çıkıp Avrupa’daki her durakta çoğalarak on günde İstanbul’a ulaşan insanlar...

Ocak 2010

Yuval Noah Harari
Neksus: Taş Devri'nden Yapay Zekâya Bilgi Ağlarının Kısa Tarihi
çev. Çiğdem Şentuğ
Ekim 2024
448 s.

Hikâyeler bizi birleştirdi. Kitaplar düşüncelerimizi ve mitolojilerimizi yaydı. İnternet bize sonsuz bilgiyi vaat etti. Algoritma sırlarımızı öğrendi. Sonra da bizi birbirimize düşman etti. Peki yapay zekâ neler yapacak?

Son yüz bin yılda biz Sapiensler muazzam bir güce ulaştık. Ancak tüm keşiflerimize, icatlarımıza ve fetihlerimize rağmen bugün kendimizi yine de bir varoluş krizinin içinde bulduk. Dünya ekolojik çöküşün eşiğinde. Siyasi gerginlikler her geçen gün tırmanıyor. Yanlış bilgiler her yerde, her alanda hızla çoğalıyor. Üstelik bizi ortadan kaldırabilecek yeni bir bilgi ağına, yapay zekâ çağına doğru son hızla ilerliyoruz. Başardığımız onca şeye rağmen, kendimize nasıl bu kadar zarar verebiliyoruz?

Neksus insanlık tarihine derinlemesine bir bakış atarak, bilgi akışının bizi bugünlere nasıl getirdiğini tartışıyor. Bizi Taş Devri’nden Kitabı Mukaddes’in kanonlaştırılmasına, matbaanın icadına, kitle iletişim araçlarının gelişimine ve son dönemlerde popülizmin yeniden doğuşuna tanıklık ettiren Harari, bilgiyle gerçek, bürokrasiyle mitoloji, bilgelikle otorite arasındaki karmaşık ilişkiyi sorgulamaya teşvik ediyor. Roma İmparatorluğu, Katolik Kilisesi ve Sovyetler Birliği gibi sistemlerin iyi ya da kötü, hedeflerine ulaşmak için bilgiyi nasıl kullandığını örneklerle inceliyor. Ve insandışı zekânın varlığımızı tehdit ettiği bu dönemde, her şey için çok geç olmadan neler yapabileceğimizi tartışıyor.

Bilgi ne gerçeğin hammaddesi ne de sadece bir silahtır. Neksus  yelpazenin bu iki ucu arasındaki umut dolu orta yolu ararken bir yandan biz insanların ortak mirasını yeniden keşfediyor.

John Sutherland
Orwell'in Burnu: George Orwell'in Patolojik Biyografisi
çev. Kadir Yiğit Us
Siyah Kitap
Ekim 2024
360 s.

“Bu tuhaf, harika, nefes kesici kitabı tanımlamak zor. Sutherland şüphesiz edebiyat çalışmalarındaki en güçlü zihinlerden biri, ondan beklenmeyeni beklemeli. Bu cin fikirli, sürükleyici kitap, geniş bir okuyucu kitlesini hak ediyor.” – Jay Parini

“Orwell’ın hem hoş hem de (çoğu zaman) tiksindirici kokulara yönelik bir saplantısı olduğu daha önce de tespit edilmişti. Sutherland, Orwell’ın insan olarak kusurlarını samimiyetle ortaya koyarken ‘kusursuz nesrine’ hürmeti eksik etmiyor.” -David Lodge

“Bu zeki küçük kitap içerisinde hayli büyük meseleler var: edebiyatta koku kavramına önsöz niteliğinde bir makale, kılı kırk yaran bir George Orwell biyografisi ve Orwell’in iki kitabında ‘koku anlatıları’ üzerine benzersiz üç ek bölüm. Sutherland, Orwell’in nesrindeki pis kokuları saptayan etkileyici bir burna sahip…” – Sunday Times Culture

“Kitabın adının da ima ettiği üzere bu akademik olsa bile eksantrik ve eğlenceli biyografi, Orwell’in koku duyularına dair düşüncelerinin merceğinden yaşamını ve eserlerini inceliyor… Ortaya özenli, şamatalı, bazen de müstehcen bir yazar portresi çıkıyor. Orwell’a dair genel portre son derece özenli araştırılmış, ihtimamla yansız yansıtılmış. Bunu da sağlayan belki de her iki yazarın da (muhtemelen) ortak saplantısı: İngiliz edebiyatının önde gelen şahsiyetlerine taze bir bakış sağlayacak, benzersiz bir yapı kurma arzusu.” – Publishers Weekly

Jean-Marc Rochette
Son Kraliçe
çev. Damla Kellecioğlu
Baobab Yayınları
Eylül 2024
240 s., büyük boy

Birinci Dünya Savaşında suratı paramparça olan Édouard Roux, Jeanne Sauvage ismindeki hayvan heykeltıraşının elinde yeniden doğar. Jeanne sayesinde Paris’in çalkantılı sanat ortamlarına girerken onu da doğduğu toprakların muazzam doğasıyla, yaylanın büyüleyici güzelliğiyle tanıştırır.

Tarih öncesinden modernist akımın doğduğu 20. yüzyıla uzanan, insanın doğayla ve sanatla ilişkisini ele alan etkileyici bir hikâye. Jean-Marc Rochette bu son çizgi romanında dağlara ve sanata olan sevgisini siyah beyaz çarpıcı çizgilerle ilan ediyor.

Laurent Berlant
Zalim İyimserlik: Bugünün Duygusal Tarihi
çev. M. Çağlar Atmaca
Minotor Kitap
Ekim 2024
456 s.

Tüm bağlılıklar iyimserdir ancak arzu ettiğiniz şey aslında gelişmenizin önünde engel oluşturduğunda zalim bir iyimserlik ilişkisi ortaya çıkar. Bugünü kavramanın cesur yeni yollarını sunan Lauren Berlant Zalim İyimserlik kitabında tutkuyla bağlı olduğumuz, arzuladığımız şeyleri sorgulamamızı sağlıyor: aşk, politika, aile, erdemli yeni yıl kararları… Liberal-kapitalist sistemlerin bireylere hayatlarını “bir şeye dönüştürmek” için fırsatlar sağlayamayacağına dair kanıtlar ortadayken “iyi bir yaşam sürme” fantezisine bağlı kalmanın beyhudeliğini gözler önüne seriyor. Bu kitabı okurken, sizi harekete geçiren her ne ise onun aynı zamanda sizi hayal kırıklığına doğru hızla sürüklediğini de hissedeceksiniz.

Zalim İyimserlik sert bir analiz olmasının yanı sıra, modern toplum fantezilerimizin ve bu fantezilere doğru Don Kişotça atılımlarımızın karanlık bir natürmortu. Tarihsel şimdinin başka herhangi bir şekilde anlaşılmadan önce duygusal olarak algılandığını savunan Berlant günümüzün dikkate değer duygusal tarihini anlatıyor bizlere.

“Modern çağ insanının umut krizini tanımlamak için kullanabileceğiniz yeni bir dil arıyorsanız, Zalim İyimserlik’i okuyun. Yemek, aşk, politika, aile ve popüler kültüre olan bağlılığımızın oldukça sert ve aynı zamanda hiciv dolu bir incelemesi.”

— Kate Clinton, Progressive

“Lauren Berlant çağdaş sanat, edebiyat ve film okumalarını ustalıkla bir araya getirerek iyi yaşama yönelik ısrarlı arzularımızın nasıl sürekli olarak engellendiğini ortaya koyuyor. Bu kitabı okumak heyecan verici bir teorik deneyim ama aynı zamanda çok pratik, anlık, gündelik bir niteliğe de sahip. Berlant bize çıkmazda yani günümüzün duygusal ve politik koşullarında nasıl yaşayabileceğimizin kılavuzunu sunuyor.” 

— Michael Hardt 

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Çile Odası
  • Dalga Boyu
  • Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin
  • Goebbels’in Propaganda Orkestrası
  • İstanbul ve Hüzün
  • kayıtlar
  • Neksus
  • Orwell’in Burnu
  • Son Kraliçe
  • Zalim İyimserlik

Önceki Yazı

TADIMLIK

HınçAhınç'tan:

Mağdur kim?

Figen Şakacı'nın HınçAhınç  adlı yeni romanı önümüzdeki günlerde İletişim Yayınları tarafından basılıyor. Romandan kısa bir bölümü Tadımlık olarak sunuyoruz.

K24

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Unufak Devranyanlar:

Bir büyük aile hikâyesi

“Unufak, Türkiye’deki Ermeni hayatlarını kuşaklar, kentler, yaşam tarzları, karakterler arasında gezerek kateden müthiş bir panorama. '1915 nasıl yazılmalı' gibi ana bir edebiyat meselesine yeni ve güçlü bir yorum. Ayrıca ülke içinde taşradan İstanbul’a ve genel olarak Türkiye’den Batıya göçler üzerine pek çok hikâye ve düşüncenin bir toplamı.”

SÜREYYYA EVREN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist