Haftanın vitrini – 47
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Duvarlar Yıkılınca / Ejderha / Geçici Manzara / Irk Kavramına Felsefi Bir Giriş / Kasiyer / Masum Azizler / O Yıl / Şizofreni Fenomenolojisi / Tarihin Tenceresinden / Tekil Kalabalık
Duvarlar Yıkılınca:
Müziğin Anlamdan Tınıya Dönüşümü
Müzik Eğitimi Yayınları
Eylül 2025
326 s., renkli
Bu kitap endüstri mühendisliği eğitimi aldıktan sonra, aynen müzikte olduğu gibi birçoğumuzun yaşamında oldukça önemli bir yer tutan moda sektöründe ve tanınmış markalarda yöneticilik görevlerinde bulunmuş Cem Mergen’in bir Klasik Müzik dinleyicisiyken nasıl Yeni Müziğe doğru evrildiğinin hikâyesini anlatmaktadır.
Kitabın editörü olarak yapmış olduğum okumalar sonucunda yazarımızı “Profesyonel Müzik Dinleyicisi” olarak tanımlamaya karar verdim. Başlangıçta tanıdığı melodileri bir araya toplamak amacıyla başladığı müzik dinleme yolculuğunda o kadar derinlere inmiş ki Spotify, Soundcloud ve Youtube gibi dijital müzik platformlarında, sadece Yeni Müzik konusunda toplamda 14680 eser, 3910 saat ve 162 gün boyunca hiç tekrar etmeden dinlenebilecek playlistler (dinleme listesi) oluşturmuş. Bununla da yetinmeyerek, bu eserlerin bestecilerinin yaşamlarını, eserlerin bestelenme sürecini, hangi koşullar altında bestelendiğini ve eserin neyi anlattığını da merak ederek araştırmaya başlamış. Müzik dinlemeye duyduğu bu derin ilgi, sonunda onu kitabın konusu olan büyük değişimle birlikte Klasik Müzikten Yeni Müzik’e getirmiş. Kitaptan bir bölüm: “Debussy‘nin ilk atonalite sağlayabildiği yıl 1894, Planck’ın ayrık kuantumları ortaya atması 1900. Schönberg‘in dodekafoniyi müzik dünyasıyla tanıştırması 1923 yılında gerçekleşirken, Einstein, Heisenberg, Schrödinger’in sırasıyla görelilik kuramı ve kuantum mekaniğinin büyük gelişmelerinin tamamlanması 1915’le 1927 arasına denk geliyor.” Müzikteki değişimi sadece müzikle değil, dönemin filozofları, ressamları, bilim adamları, sanat ve felsefi akımlarıyla birlikte ele alıyor. Diyor ki; “Değişimden korkmayın, buna açık olun ve etrafınızı değiştirmeye kendinizi değiştirerek başlayın.”
Kitap boyunca süren müzik yolculuğuna okurları da ortak edebilmek için, kitapta ismini verdiği 300’den fazla örnek eser için birer QR kod veriyor. Aydınlatıcı ve pek de görülmemiş bu yöntemle birlikte Cem Mergen’le Yeni Müzik yolculuğuna çıkmaya hazır mısınız?
Prof. Dr. Süleyman Tarman
Editör ve Genel Yayın Yönetmeni
Her şeyde en güncelin peşindeyiz—bilginin, haberin, ekonomi-politiğin, ötesinde kültürün, toplumsallığın, girift ilişki biçimlerinin; dahası bunları şekillendiren teknolojilerin, bunlarca üretilen söylemlerin, kimliklerin…Tüm bunların yansıdığı güncel sanat üretimlerine gelince, dolaşımdaki pratiklerinin ister yeni medyaya koşut ya da disiplinle rarasından besleniyor olsun, görsellikle sınırlı, mekân ve uzamda yer bulan örneklerine yönelirken aynı farkındalık ve duyarlılığı duysal alanda nedense göstermeyiz; hep “bildiğimiz şarkıları,” liseden beri “sevdiğimiz müzikleri,” genellikle de çeyiz sandığımızın naftalin kokan eskilerini arar, dinler dururuz. Bu kanıksanmış, kalıplaşmış ezberi bozmanın zamanı geldi de geçti bile. Tamam, hemen “Yeni Müzik çok zor!” diyenler çıkacaktır; ama bu sözde konfor alanından uzaklaşmadan başka dünyalara varmanın olanağı da yok, en azından kısıtlı. “Başka gezegenlerin havasını solumak” isteyen ama bunun için ilk adımı henüz atamayan, nereden başlayacağını tam bilemeyenler için aynı yollardan geçmiş, öbür kıyıya varmış, şimdi de cesareti olanları yanına davet eden, dahası yol haritasını paylaşan Cem Mergen’in kitabı ajandasını adına da taşıyor: Duvarlar Yıkılınca… İlla ki yıkılacak; ardını görmek, daha geniş bir dünyanın sesini duymak isteyenlere…
Prof. Dr. Hakkı Alper Maral,
Besteci, Müzikolog
Ejderha – Kadim Zamanlardan Günümüze Sevdiğimiz Ejderhalar
Deli Dolu Yayınları
Kasım 2025
144 s., renkli
Sanatın ve edebiyatın odağında efsanevî bir simge: Ejderha
Sevin Okyay ile Arzu Taşçıoğlu’nun ortak imzasını taşıyan Ejderha: Kadim Zamanlardan Günümüze Sevdiğimiz Ejderhalar, kimi kültürlerde dehşet kimilerindeyse bereket saçtığına inanılan ejderhaların binlerce yıllık efsanesine ışık tutan, kapsamlı bir kılavuz.
Tarih boyunca sayısız mite konu olan ejderhaların farklı toplumlar üzerindeki yansımalarını mitoloji, sanat ve edebiyat üçgeninde ele alan eser, asırlardır güncelliğinden hiçbir şey yitirmemiş bu kudretli yaratıkların gizemli dünyasına doğru büyüleyici bir serüven vadediyor.
Ehil ellerde tılsımlı sözcüklerle yeniden hayat bulan ejderhaların hiç bitmeyen hikâyesini anlatan kitap, antik gravürlerden çağdaş illüstrasyonlara uzanan göz alıcı resimler eşliğinde Doğu ve Batı sanatı arasında efsunlu bir köprü kuruyor.
Ejderha... Uğuru uğursuzlukla, bolluğu kıtlıkla çarpıştırmayı başaran bu efsanevî yaratık; kâh yedi başlı bir canavar, kâh etrafa iyilik saçan kutsal bir varlık olarak kolektif hafızamızın hem en ürkütücü hem de en hayranlık uyandırıcı figürleri arasında yer alıyor. Peki, ejderhaların insanlık tarihi için taşıdığı manevi değerin ardında hangi sırlar yatıyor?
Okurları, ağzından ateş püskürten bir ejderhanın sırtında görkemli bir yolculuğa davet eden kitap, Sümer mitlerinden Yunan destanlarına, Çin’in bilge ejderhalarından İskandinav sagalarına, Anadolu menkıbelerinden modern edebiyatın unutulmaz ejderlerine kadar geniş bir panorama sunuyor. Okyay’ın tarihsel ve kültürel yorumlarıyla derinleşen bu yolculuk, Taşçıoğlu’nun ejderhaları kendi dillerinden konuşturan oyunbaz anlatılarıyla iyice alevleniyor. İkili, ejderhanın sadece dehşet uyandıran bir yaratık değil, aynı zamanda bilgeliğin ve yeniden doğuşun simgesi olduğunu da gözler önüne seriyor.
Mitoloji ve fantastik edebiyat tutkunları için zengin bir başvuru kaynağı olan Ejderha: Kadim Zamanlardan Günümüze Sevdiğimiz Ejderhalar, özel sayfa tasarımı ve ciltli baskısıyla öne çıkan nadide bir koleksiyon parçası.
Geçici Manzara
İletişim Yayınları
Kasım 2025
200 s.
Aylardan Efsane Kasım, günlerden Şahane Cuma’ydı. Fakat manasızca renkli reklam panolarındaki bu hesaplı coşkuya kapılan yok gibiydi. Metronun içi cenaze evini andırıyordu. Birbirinden koyu montlu, birbirinden mutsuz suratlı, birbirinden eğri duruşlu bir yığın insan farklı boşluklara dalıp gitmişti.
Dikkate alınmaması gereken alarmlar, ilaçlanması gereken böcekler, düzeltilmesi gereken yamuk zeminler, bir sabah uyandığında manzarası değişenler, yorumlanamayan rüyalar, biriken çöpler, önemli toplantılar, önemsiz kanamalar, asit yağmurları, akvaryumlar, kafesler, daireler ve betonla kuşatılmış şehrin sanki hem içinde hem de dışında soluk alan hayvanlar...
Hakan Bıçakcı’dan Geçici Manzara. Çoğunlukla tuhaf, şimdilik yeni öyküler.
Irk Kavramına Felsefi Bir Giriş
çev. Eda Alparslan
Ayrıntı Yayınları
Kasım 2025
370 s.
Bu kitap, ırk kavramının felsefi incelemesini yaparken aynı zamanda “Irk nedir?”, “Irk gerçek midir?”, “Irk kavramının bize bir faydası var mı?”, “Irkların varlığını kabul etmek ırkçılık mıdır?”, “Etnik kökenin ırktan farkı nedir?” gibi popüler soruları da cevaplamaya çalışıyor. Bir kavram olarak varlığı tartışılmaz olan ırkın gerçek dünyadaki yansımalarını nasıl yorumlayabileceğimiz ve özellikle ABD gibi çok fazla “ırktan” insanın birlikte yaşadığı ülkelerde bu yansımaların politik ve günlük hayata nasıl etki edeceği konularındaki belirsizlikler de ele alınıyor. Daha da önemlisi, tüm bu konuları aktarmak adına kullandığımız “ırk dilinin” ne olduğu ve farklı kullanım şekillerinin nasıl sonuçlar doğurduğu özenle inceleniyor.
Paul C. Taylor, ırk kavramının felsefi açıdan genel bir incelemesini sunuyor ve okura kavramın genel hatlarıyla bir tasvirini yaparak günlük hayattaki ırksal deneyimlerimize ışık tutuyor.
Kasiyer
çev. H. Can Erkin
İthaki Yayınları
Kasım 2025
104 s.
Yaşamın ölçüsü uyum sağlamakta mı gizlidir, yoksa herkesin “normal” olmaya çalıştığı bir dünyada en büyük cesaret farklı kalabilmek midir?
Keiko Furukura, on sekiz yıldır aynı markette çalışan otuz altı yaşında bir kasiyer. İşini kusursuz yapıyor. Çünkü market onun dünyası, ritmi, anlamı… Rafların düzeninde, yazar kasaların sesinde, formaliteden verilen selamların içinde huzur buluyor. Ancak hayatına giren “tuhaf” bir adam yüzünden özenle koruduğu huzuru altüst olmakta gecikmiyor. Artık Keiko, “normal” addedilen dünyanın görünmez baskılarıyla yüzleşirken kendi benliğini de yeniden tanımlamak zorunda.
Sayaka Murata, Japonya’da fırtınalar koparan bu eşsiz romanıyla toplumsal normların görünmez duvarlarını ifşa etmekten çekinmiyor.
Kasiyer, tek tip yaşamların arasında kendi sesini korumaya çalışan bir kadının ve toplumun aynasında yansıyan bir tuhaflığın hikâyesi.
“Sosyal uyum baskısına karşı zeki ve sinsi bir bakış…” –Booklist
“Kasiyer’de yabancılaşma, son derece tuhaf, keyifli ve canlandırıcı bir mizah eşliğinde ele alınıyor. Sayaka Murata, kendisi olmanın bedelini ödemeyi göze alan kadınların sessiz kahramanlığını kutluyor.” –John Powers
“Âdeta bir mücevher gibi. Tuhaf, dokunaklı ve derin.” – Ruth Ozeki
Masum Azizler
çev. Salihe Seniz Coşkun, Esra Kılıç
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kasım 2025
104 s.
İç Savaş sonrası İspanyol edebiyatının önde gelen yazarlarından Delibes, yoksullara karşı beslediği empatinin yanı sıra İspanya’nın kırsalına ve geleneklerine bağlılığıyla tanınır. Yapıtlarında emekçilerin, çobanların, demircilerin ve avcıların hayatlarına odaklanır. Karmaşık karakterleri İspanya İç Savaşı’nı izleyen kültürel ve politik mücadeleleri yansıtır. En önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilen 1981 tarihli Masum Azizler’de 1960’ların başında Extremadura bölgesindeki bir çiftlikte çalışan taşralı bir ailenin hikâyesi üzerinden, insanı insanlıktan çıkaran acımasız toplumsal hiyerarşinin sonuçlarına dikkat çeker. Bu ailenin doğayla çok yakın bir ilişki içinde bulunan ve etrafındaki bütün canlılara sevecenlikle yaklaşan zihinsel engelli üyesi Azarías bir “masum aziz” olarak ön plana çıkar. Emir verenlerle itaat edenlerin; efendilerle sefalet içindeki varoluşlarında her durum ve koşulda onlara boyun eğen hizmetkârların bir arada yaşadığı bu çiftlik, toplumsal eşitsizliğin hüküm sürdüğü bir “küçük evren”dir adeta. Masum Azizler birçok dile çevrilmiş ve İspanyol yönetmen Mario Camus’un romandan uyarladığı film, 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ile ödüllendirilmiştir.
O Yıl
Everest Yayınları
Kasım 2025
408 s.
Yıl 1915. Conkbayırı görkemli bir zafere hazırlanıyor. Herkes aynı soruyu soruyor birbirine: “Çanakkale’den haber var mı?” Toplumun bir hikâyesi olduğu gibi, yazgısı değişen her bireyin de yazılmaya değer bir hikâyesi var o günlerde...
Ahmet Altan, O Yıl ’da, imparatorluğun her köşesinde ayrı bir ateşin yandığı günleri, çatışan fikirler, söylenemeyen cümleler, tutulamayan sözler üzerinden anlatıyor. Bir yanda iki kardeşin farklı uçlara savrulma hikâyesi, diğer yanda Türk subayı Ragıp ile sürgüne yollanan Ermeni hemşire Efronya’nın emirler, yollar, tren vagonları tarafından engellenen aşkı…
“Ölüleriyle konuşan” Osman’a, anlatılanları hem dinleme hem aktarma görevinin verildiği romanda, o çalkantılı dönemde yaşayanların zihnine girilerek çoksesli bir atmosfer yaratılıyor, tarihin girdaplı sayfaları bir kez de kurmaca evrende açılıyor. Gerçekleri ölüler biliyordu. Osman buna inanıyordu. “Hayatı ölülerden öğreneceksin... Yaşayanlar hayat hakkında bir şey bilmiyor çünkü,” demişti bir keresinde Efronya. Kapısına ailesinin hizmetkârlarından birinin bıraktığı konserveleri yiyerek, dedesinden kalan eski usul entarisiyle odalardan odalara dolaşarak yaşadığı bu ıssız konakta yalnızca ölüleriyle konuşuyordu. Hayattan, canlılardan, bugünden vazgeçmiş, daima ileriye gitmek zorunda olduğu söylenen zamanın hoyrat zorbalığından kurtulmuştu, istediği her şeyi görebildiği, bütün sırları çözebildiği geçmişin içinde zamana hükmederek dolaşıyordu.
Şizofreni Fenomenolojisi
Akademim Yayınları
Eylül 2025
262 s.
Dışarıdan kolayca fark edilmeyen, anlatması kadar anlaması da güç olan bir iç dünyanın kapılarını aralıyor Şizofreni Fenomenolojisi. Alışıldık tanı kategorilerinin ötesine geçen bu çalışma, şizofreninin zamanı, bedeni ve öznelerarasılığı nasıl dönüştürdüğünü; nasıl ağır bir varoluşsal yük hâline geldiğini hastaların kendi anlatıları üzerinden görünür kılıyor. Fenomenolojik psikopatolojinin kavramsal araçlarıyla yazılan kitap, Türkçede şizofreni deneyimine böylesine yakından bakan nadir örneklerden biri. Klinik gözlemlerle felsefi derinliği bir araya getiriyor; zamanın tuhaflaştığı, bedenin yabancılaştığı, ilişkilerin parçalanarak yıkıcı bir hâl aldığı deneyimleri yalın ama çarpıcı bir dille aktarıyor. Tanımların, etiketlerin ve istatistiklerin ötesine uzanan, varoluşsal deneyimle örülü ağır bir yaşam alanını kavramak için…
Tarihin Tenceresinden
Remzi Kitabevi Yayınları
Eylül 2025
304 s.
"Tarih boyunca yiyip içtiklerimizin gizemli hikâyesi..."
“Uygarlık tarihi hep egemenin, güçlünün gözünden anlatılır ama gündelik yaşamların izini sürmeye başladığımızda bambaşka bir dünya ile karşılaşırız,” diyen Petek Çırpılı, tencerenin kapağını kaldırıp en eski dönemlerden günümüze uzanan bir masal anlatıyor; tarih boyunca yiyip içtiklerimiz aracılığıyla insanlığın masalını…
Bu masalda, imparatorlar kadar sıradan halk da var: Bir kölenin saçlarının arasına iliştirilmiş bamya tohumundan, Kraliçe Viktorya’nın sonsuz iştahına; muharebe alanını tepeden seyrederken açılan piknik sepetlerinden, Doğu Ekspresi’nin daracık mutfağında terleyen aşçının ızgarasına; Antik Roma’da arpa lapasını kaşıklayan gladyatörden, toplama kampında ölümü göze alarak her gece hayali bir ziyafet sofrasının tarifini bir çarşafa yazan aç kadınlara uzanan…
Yiyecek ve içecek tarihi, bize sürekli tekrarladığımız yanlışlara dair değerli bilgiler sunuyor. İçinde aşk var, cinsellik ve güç gösterileri var, salgınlar, savaşlar ve iklimin azizliği yüzünden açlık ve tokluk arasında gidip gelen insanlık var; acı, gözyaşı, yerlerinden edilenler var; adı konanlar kadar varlıkları fark edilmeden dünyadan gelip geçen milyonlarca insanın öyküsü var…
Hazırlayan: Savaş Kılıç
Metis Yayınları
Kasım 2025
208 s.
Murathan Mungan’ın 70. yaşı ve yazarlıkta 50. yılı, 24-25 Nisan 2025’te Metis Yayınları’nın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’yle birlikte düzenlediği bir sempozyumla kutlandı. Sempozyumda yapılan konuşmaların ve sunulan bildirilerin toplandığı bu kitapta Mungan’ın entelektüel kimliğine, şiir ve anlatılarının edebiyatımızda tuttuğu yere dair metinlerin yanı sıra, çeşitli kitaplarıyla ilgili incelemeler bulunuyor. Çok sayıda şair, yazar ve akademisyenin katkıda bulunduğu Tekil Kalabalık, Murathan Mungan’ın sanat ve yazarlık yaşamını değerlendirdiği konuşmasının metniyle kapanıyor.
Mungan'ın okurlarına farklı perspektifler sunan bu elli yıllık birikimin izdüşümlerinin edebiyat tarihimiz için de dikkate değer bir kaynak olacağını umuyoruz.
Katkılar: Ayşenil Şamlıoğlu, Bahanur Garan-Gökşen, Behçet Çelik, Deniz Durukan, Doğan Yaşat, Fatih Özgüven, Fatmagül Berktay, Gaye Boralıoğlu, Haydar Ergülen, Mahmut Mutman, Murat Özyaşar, Murathan Mungan, Müge İplikçi, Orhan Kâhyaoğlu, Savaş Kılıç, Sema Kaygusuz, Sevin Okyay, Sırma Köksal, Sibel Irzık, Sylvain Cavaillès
Önceki Yazı
Miselyumun vaadi:
Bir sandalye büyütmek
İnsan faaliyetlerinin gezegenin jeolojik ve ekolojik süreçlerinde belirleyici hale geldiği bir dönemde, negatif karbon ayak izine sahip bir sandalye büyütmek mümkün mü?
Sonraki Yazı
Annie Ernaux, Pierre Bourdieu ve bizim Kezban:
Kültürle sınıf atlamak mümkün mü?
“Jaquet, bir toplumsal sınıftan diğerine geçen bireyi tanımlamak için transseksüel kelimesinden esinlenerek sınıf-ötesi (transclass) terimini önerir. Yeniden-üretmezlik de, özetle, bireyin kendi sınıfının yazgısını yeniden üretmeme, onu tekrarlamama kapasitesine işaret eder.”