• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Miselyumun vaadi:

Bir sandalye büyütmek

İnsan faaliyetlerinin gezegenin jeolojik ve ekolojik süreçlerinde belirleyici hale geldiği bir dönemde, negatif karbon ayak izine sahip bir sandalye büyütmek mümkün mü?

Miselyum sandalye, Pompidou merkezi, Paris.

DİLAN SALKAYA

@e-posta

HER ŞEY

20 Kasım 2025

PAYLAŞ

Mantar dediğimizde gözümüzün önüne gelen ilk görüntü, şapkası ve sapı olan bir canlıdır. Ancak toprağın altındaki görmediğimiz kısmında, mantarların miselyum adı verilen ve esas gövdesini oluşturan ipliksi hif ağları bulunur. Mantarları ve diğer organizmaları besleyen, sindirim enzimleri salgılayan miselyumlar, organik maddelerin parçalanması, yaprakların çürüyüp dönüştürülmesi ya da toprakta yaşayan bakteri ve hayvanlara yiyecek sağlanması gibi kritik görevler üstlenirler. Çoğu mikroskobik boyutta olan miselyum ağları, bazı mantar türlerinde devasa boyutlara ulaşabilir. Hepimiz mantarların kurduğu yeraltı iletişim ağlarını duymuşuzdur. İşte miselyumlar, bu ağın altyapısını oluşturur.

Eric Klarenbeek’in miselyum sandalyesi, 2013.

Doğayla teknolojiyi birleştiren araştırmalarıyla tanınan Hollandalı tasarımcı ikilisi Eric Klarenbeek ve Maartje Dros, Studio Klarenbeek & Dros (.Unusual) ismiyle faaliyet gösteren stüdyolarında tıpkı mantarlar gibi iletişim ağları kuruyorlar. Üretici, kullanıcı, malzeme ve süreç arasında oluşturdukları bağlantılarla miselyumun yapısını ve gizemini araştırıyorlar. On altı yıl süren ön çalışma sürecinin ardından miselyumu yerel hammaddelerle birleştirerek üretim yapmaya ve karbon ayak izi olmayan ürünler geliştirmeye başladılar. Wageningen Üniversitesi’nden bilim insanları ve mantar yetiştiricileriyle birlikte yürüttükleri projelerde, kendi laboratuvarlarında geliştirdikleri özel 3B miselyum yazıcılarla üretim yapıyorlar. Shiitake ve istiridye mantarı gibi yaygın türleri kullanarak, baskı teknolojisiyle ürettikleri iskelete yaşayan miselyum dolgusunu entegre ediyorlar. Ve sandalye “büyümeye” başlıyor.

Miselyum Sandalye, Studio Klarenbeek & Dros, 2018-2019.

Geliştirdikleri bu sıradışı yöntemle ürettikleri eserlerden biri de Miselyum Sandalye. Bu teknolojinin geniş bir kullanım alanı olabileceğini göstermeye çalışan ikili, sandalyeyi bir tasarım nesnesi olmasının yanı sıra, doğada var olan organik bir form olarak ele alıyor. Bir bitkinin büyüme süreçlerinden ilham alan bu sürdürülebilir sandalye, var olduğu süre boyunca atmosfere oksijen salıyor. Baskı sırasında malzemelerin ısınmasına gerek kalmadığı için bu sandalye aynı zamanda enerji tüketimi az olan, negatif karbon ayak izine sahip, kompostlanabilir bir tasarım harikası. Çevreye zarar vermek yerine, kullanım ömrü dolduğunda toprağı besleyeceği bile söylenebilir.

Sandalyeyi bir tüketim ve kullanım nesnesi olmaktan çıkararak çevreyle birlikte yaşayan ve dönüşen bir biyotasarım örneğine yaklaştıran bu yaklaşım, atık kültürünü de geride bırakmayı vaat ediyor. İnşa etmek ya da üretmek fiillerinin yerine gelen “büyütmek”, doğanın potansiyellerinin yanı sıra insanın doğa ile işbirliğini ve simbiyotik ilişkisini de vurguluyor. İnsan merkezli üretim modellerinin sorgulandığı bir çağda Miselyum Sandalye, yaşayan bir heykel, geçici bir nesne ve ekolojik bir jest haline geliyor. Dahası, seri üretim ve atık kültürü üzerinden tanımladığımız bir çağı tersine çeviriyor. Studio Klarenbeek & Dros imzalı 2024 tarihli Miselyum Sandalye (Version 3.0), Odunpazarı Modern Müze’de geçtiğimiz hafta kapanan Ehlikeyif sergisi kapsamında izleyicilerle buluştu.

Kalıcı olmayanın politikası

1990’lardan itibaren Eduardo Kac, Oron Catts ve Ionat Zurr gibi sanatçılar, canlı dokularla üretim yaparak biyoteknoloji ve etik tartışmalarında ikonik eserler ürettiler. Eduardo Kac’ın kendi DNA’sını entegre ettiği petunyayı ya da Oron Catts & Ionat Zurr ikilisinin domuzun kemik hücrelerinden laboratuvarda büyüttükleri kanat benzeri canlı doku heykellerini düşünürsek, 2000’lerin başına ait biyosanat pratiklerinin, canlı organizmaları bir sanat nesnesi olarak konumlandırmanın ontolojik sınırlarını nasıl zorladığını görebiliriz. 2000’lerdeki biyosanat örneklerinde etik tartışmalar genellikle canlı dokunun manipülasyonu üzerineydi. Miselyum ve benzeri organizmalarla yapılan güncel tasarım pratiklerinde ise etik sorular daha çok ekolojik adalete kaymış durumda.

Sonraki yıllarda biyoteknolojik yöntemlerin tasarıma sızmasıyla yeni materyal arayışları ortaya çıktı ve endüstriyel tasarım bağlamında çeşitli denemeler yapıldı. Bu denemelerden biri olan ve miselyumu kullanan tasarımlar, parlak ve pürüzsüz endüstriyel yüzeylerin aksine, çürüme, düzensizlik ve geçicilik gibi kavramlara estetik bir değer atfediyor. Zamanla renk değiştiren, kuruyan ve bozulan nesneler, kusursuzluk idealini de ters yüz ediyor. Modern endüstriyel tasarımdaki dayanıklı ve zamansız nesnelerin yerini, ömrü ve yaşam döngüsü olan nesneler alıyor. Doğanın ritmine uyum sağlayan bu üretim anlayışı, tasarımcıyı canlı malzemeyle müzakere etmesi gereken bir aktöre dönüştürüyor. Biyotasarım pratiklerinin gelişmesiyle tasarımcılar mikrobiyolog, mikolog ve mühendislere daha yakın çalışıyorlar. Böylece tasarım, bir nesne üretiminden çok ekosistem kurmaya ya da mikroorganizmaların davranışlarını ve biyolojik süreçleri orkestre etmeye evriliyor.

Natalia Beata Piorecka’nın “MYCOsella – Miselyum Sandalye Yetiştirmek”[1] adlı projesi, biyolojik olarak parçalanabilir, yalnızca miselyum atığıyla üretilmiş sandalye örneklerinden bir diğeri. IKEA mobilyalarından esinle büyütülen sandalye projesi, 2022 yılında Yeşil Ürün Ödülü’nü kazandı.[2]

MYCOsella Miselyum Sandalye, 2022.

Britanyalı tasarımcı Tom Dixon’ın Magical Mushroom Company ile işbirliği yaparak miselyum ve kenevirden tasarladığı prototip sandalyesi ise sürdürülebilir tasarımda önemli dönüm noktalarından bir diğerini temsil ediyor. Sandalye, Magical Mushroom Company’nin üretim tesisinde çevresel koşullar manipüle edilmeden yetiştirildi. Tamamen kompostlanabilir olan sandalye, kırk beş gün içinde doğaya geri dönüyor ve atık bırakmadan karbon döngüsüne karışıyor.

Tom Dixon’ın miselyum ve kenevir sandalyesi, 2020.

Miselyum sandalyeler, biyosanattaki etik ve malzeme tartışmalarını tasarım ölçeğinde yeniden kurarken, yeni soruları da gündeme getiriyor. Sanatsal üretimde negatif karbon ayak izi mümkün mü? Yaşayan malzemelerle çalışırken tasarımcı hangi etik sorumlulukları üstlenir? Doğal büyüme süreçleriyle tesadüfi bir görünüme kavuşan bir nesnenin estetik kriterleri nasıl belirlenir? Peki bu tasarımlarla müzelerin dışında bir gün kendi evlerimizde de karşılaşabilecek miyiz?

 

NOTLAR

[1] Projenin ayrıntıları için bkz. Natalia Piórecka, "Mycosella: New Material", isola design

[2] Sandalyenin üretim sürecine dair bir video için buraya tıklayınız. 

Yazarın Tüm Yazıları
  • miselyum sandalye
  • sürdürülebilirlik
  • tasarım

Önceki Yazı

SÖYLEŞİ

Ayfer Tunç:

“Susmuş kadınların yüzyıllardır taşıdıkları yükler artık görünür olmalı…”

Ayfer Tunç ile son romanı Annemin Uyurgezer Geceleri üzerine konuştuk, ama söyleşi romanla sınırlı kalmadı...

AYNUR KULAK

Sonraki Yazı

VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 47

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Duvarlar Yıkılınca / Ejderha / Geçici Manzara / Irk Kavramına Felsefi Bir Giriş / Kasiyer / Masum Azizler / O Yıl / Şizofreni Fenomenolojisi / Tarihin Tenceresinden / Tekil Kalabalık

K24
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist