• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 4

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Aralık ve Meydan / Cansever/Kant / Gurbet Günlükleri / İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Kızıl Konak Evrakı / Koşulsuz Teslimiyet Müzesi / Sarıldım Çiftliği. / Uhuvvet / Yaşlanma Üzerine / Yerinde Saymak / Zamanla Aynı Kumaştan

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

22 Ocak 2026

PAYLAŞ

Axel O. Karamercan
Aralık ve Meydan: Heidegger’den Sonra Konuşmanın ve Mekânın Topolojisi
Akademim Yayıncılık
Aralık 2025
372 s.

20. yüzyıl Alman filozofu Martin Heidegger’in 1947’de Hümanizm Üzerine Mektup’ta bahsettiği varlığın evi ve yuvası nedir? Bu yuvada ikamet etmek ne anlama gelir? Dünyaya gelmiş ve konuşuyor olmak insanı hangi varlıksal açıklığa kondurur? Aralık ve Meydan, bu soruları Heidegger’de mekânın anlamını felsefi düşüncenin mekânıyla birlikte sorgulayarak yanıtlıyor. Karamercan, insanmerkezci dünya yorumunun zeminini hermenötik ve ekofenomenolojik bir perspektiften tartışmaya açıyor. Konuşma ve düşünme arasındaki ilişkiyi, insanın dünyadaki arada olmasının farklı yüzlerini inceleyen kitap, nihilizmin kök saldığı teknolojik dünyada yokluğun mekânını karşılaştırmalı bir biçimde ele alıyor. Hölderlin’in dili neredeyse uzak diyarlarda kaybettiğimiz uyarısından hareketle, Türkçe dil ve mekân düşüncesine komşuluk ve dünya-şuuru kavramları çerçevesinde özgün bir katkı sunuyor. Jeff Malpas’ın takdimiyle ve Hölderlin’in Der Ister (Tuna) şiirinin çevirisiyle yayımlanan bu çalışma, Herakleitos, Yusuf Has Hacip, Kyoto Okulu, Emily Dickinson ve kıta felsefesinden pek çok düşünürü Heidegger ile diyaloğa davet eden topolojik bir düşünme deneyimi.

Orhan Koçak
Cansever/Kant: Estetik Yücenin Serüveni
Metis Yayınları
Ocak 2026
272 s.

Cansever ile Kant’ın karşılaşmasını kayda geçirmek istiyorum bu kitapta, ya da olabildiğince sahnelemek: bu iki usta, filozof ile şair, birbirine baktığında, birbirini okuduğunda ne oluyor, bir şey oluyor mu, bir zevk ve düşünce faydası ortaya çıkıyor mu?

İki temel soruyla uğraşıyorum: Edip Cansever’deki zevk-acı ya da haz-hazsızlık eşleşmesini, onun ‘ben güzel şiir yazmak istemiyorum’ ve ‘düşüncenin şiiri’ gibi eleştirel motifleriyle nasıl ilişkilendireceğimize yanıt arıyorum. İkincisi, Kant’ın çeşitli tutarsızlık ve çıkmazlarıyla zenginleşen o muazzam Üçüncü Kritik’ini Cansever için nasıl özelleştirebilir, nasıl faydalı kılabiliriz. Bu genel konuyu şöyle özelleştirmeyi yeğledim: Cansever’in yapıtı bağlamında okunduğunda Kant’ın estetik teorisi ne hale geliyor? 

—Orhan Koçak

İttihatçı Polis Müdürü Azmi Bey’in Gurbet Günlükleri (1918–1921)
Yayına hazırlayanlar: Serkan Erdal, Asaf Özkan, Sebile Yıldız Aybak
YKY
Ocak 2026
264 s., büyük boy

İttihatçı Polis Müdürü Azmi Bey’in Gurbet Günlükleri (1918-1921), Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle Cumhuriyet’e uzanan en sarsıcı eşiklerden birine, olayların tam içinden yazılmış bir tanıklık sunuyor. İttihat ve Terakki’nin önde gelen bürokratlarından, İstanbul Polis Umum Müdürü ve Beyrut Valisi Hüseyin Azmi Bey’in kaleme aldığı bu günlükler; iktidarın kaybını, sürgünü, belirsizliği ve hesaplaşmayı satır aralarına taşıyor.

Mondros Mütarekesi’nin ardından Talat, Enver ve Cemal Paşalarla birlikte yurtdışına çıkan Azmi Bey, bu gruptan günlükleri elimize ulaşan tek kişidir. Günlüklerinde Azmi Bey, 1918-1921 yılları arasında Rusya’dan Almanya’ya, İtalya’dan Afganistan’a uzanan bir coğrafyada hem kendi kaderini hem de yenilginin eşiğindeki bir siyasal kuşağın arayışlarını kayda geçiriyor. Günlükler, yalnızca İttihatçı liderlerin Mütareke dönemindeki faaliyetlerine ışık tutmakla kalmıyor; aynı zamanda sürgündeki bir Osmanlı aydınının ruh halini, hayal kırıklıklarını, umutlarını ve iç eleştirilerini de bütün çıplaklığıyla yansıtıyor. Azmi Bey’in satırlarında; Millî Mücadele’ye temaslar, İttihatçı liderler arasındaki görüş ayrılıkları, Avrupa ve Asya’daki siyasal çalkantılar kadar, ailesinden uzak bir babanın kişisel acıları da yer buluyor.

Yakın dönem Türkiye tarihinin en tartışmalı dönemlerinden birine doğrudan bir bakış sunan bu eser, tarihçiler ve konuya ilgi duyan okurlar için benzersiz bir kaynak niteliğinde.

Burak Aslanmirza
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Kızıl Konak Evrakı:
Toplantı Zabıtları, Genelgeler ve Siyasi Program (1916-1917)
Alfa Yayınları, Tarih Vakfı ortak yayın
Ocak 2026
224 s.

Cihan Harbi’nin ardından İttihat ve Terakki kendini resmen lağvettikten sonra, cemiyetin arşivinin de büyük ölçüde imha edildiği kabul edilir. Cemiyetin ‘Kızıl Konak’ olarak anılan merkez binası bile zamanla çürüyüp yıkıldı. Osmanlı tarihçiliği, bu eksikliğin doğurduğu sorunları hâlâ aşabilmiş değil. Elinizdeki kitap bu açıdan bir istisna teşkil eder. Burak Aslanmirza, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri’ne İttihat ve Terakki üyesi Hacı Adil Arda’nın ailesi tarafından bağışlanan belge setini özenli bir çevrimyazıyla günümüz okuruna sunuyor. … Bu belgeler, Osmanlı İmparatorluğu’nu ‘asrî’ bir emperyal devlete dönüştürme hedefiyle, Türkçü ve İslamcı bir milli tedrisat anlayışı doğrultusunda ve gerektiğinde müstemleke yöntemlerini dahi göz önüne alarak, yalnızca savaş yıllarını değil, ‘yüz sene sonrayı’ bile nasıl şekillendirmeyi tartıştıklarını gözler önüne seriyor.

–Alp Yenen, Leiden Üniversitesi

Dubravka Ugrešić
Koşulsuz Teslimiyet Müzesi
çev. Elif Zeynep Yıldırım
Everest Yayınları
Ocak 2026
320 s.

Dubravka Ugrešić, Koşulsuz Teslimiyet Müzesi’nde sürgün, göç ve hafıza kavramlarını derinlemesine işliyor. Berlin bitpazarlarından taşınmış bavullar, kırık fotoğraflar, hayvan kalıntılarına kadar uzanan detaylı bir dünya aracılığıyla bireysel ve kolektif hafızanın izlerini sürüyor. Parçalı anlatısı, geçmişin ve şimdinin birbirine karıştığı, hatırlamanın ve unutmanın sınırlarının sorgulandığı bir evrende geçiyor.

Geçmişin kırıntıları, unutulmuş nesneler ve hatıraların sessiz yankıları arasında, Ugrešić okuru zamanın ve mekânın sınırlarını aşan bir keşfe davet ediyor. Sürgün, kayıp ve aidiyet temaları, günlük nesneler ve anlık imgeler aracılığıyla yeniden can buluyor; her fotoğraf, her bavul ve her belge, hem bir hatıra hem de bir gizem taşıyor.

Koşulsuz Teslimiyet Müzesi  sürgün olmanın, kimlik ve aidiyet arayışının, kayıp ve hatırlamanın keskin sınırlarını keşfederek okura hem dokunaklı hem de düşünsel bir deneyim sunuyor.

Ahmet Güntan
Sarıldım Çiftliği.
Can Yayınları
Ocak 2026
280 s.

Kabul edilmek artık umurumda değil. Yola çıkmıştım, uzun yola. Orada, henüz başlamamış bir şey beni bekliyordu. Öyle bir yere varacaktım ki orada olan biten her şey, içimde olan biten şeylerle sımsıkı kucaklaşacaktı. Benim için ayrılan yer bana tam olarak denk gelecek, hayatın akışı önceden kâğıda geçirilmiş de eksiksiz uygulanıyormuş gibi anlamlı olacaktı.

Sarıldım Çiftliği., geçmişinden kaçmak için yollara düşen Yunus Ayvaz’ın, onun iç sesi Sümbül Kovboy’un, bitip tükenmez yolculukların romanı.

İzmir’den ayrılıp yollara düşen Yunus Ayvaz, çok geçmeden kendisini önce Kozak Yaylası’ndaki Dallas Kafe’de, ardından Sarıldım Çiftliği’nde bulur ve gözlerini alışık olmadığı bir dünyaya açar. Bu yeni dünyada Sarıldım Çiftliği, hem bereketi hem de gizemiyle ona türlü oyunlar oynar, zihnine yeni yeni fikirler uçuşturur. Yunus Ayvaz’ın kendini içinde bulduğu entrikalar, hesaplaşmalar ve taşıması zor yükler romanı çok geçmeden bambaşka bir yere götürür.

Sarıldım Çiftliği., içsel hesaplaşmalarla dolu; aşkın, suçluluk duygusunun, sessizliğin ve yeniden bir şeylere başlamanın romanı… Unutmak isteyenlerle hatırlamaktan korkanların kesiştiği bir yerde –Sarıldım Çiftliği’nde– yaşamın kırılgan dengelerini hatırlatan dokunaklı bir hikâye.

Selma Rıza
Uhuvvet
Osmanlıca aslından notlarla yayına hazırlayan ve sunuş: Nebahat Yusoğlu
Notlar ve Önsöz: Fatih Altuğ
İletişim Yayınları
Ocak 2026
402 s.

Bir kadın tarafından yazılmış ilk Türkçe romanlardan biri olan Uhuvvet, Selma Rıza’nın el yazısı metninden çevrilerek ilk defa orijinal haliyle okurlarla buluşuyor.

Tanzimat’tan II. Abdülhamid devrine uzanan dönemde, bir Osmanlı ailesinin iç çatlaklarını, kadınların sessizleştirilen hayatlarını ve adalet arayışını büyük bir anlatı ustalığıyla gözler önüne serdiği Uhuvvet’te Selma Rıza, iktidar ve tahakküm karşısında eşitlikçi bir aile idealini savunurken; bireysel kaderlerle toplumsal dönüşümü iç içe geçirir. Aynı zamanda, Osmanlı toplumunun değişen sosyal coğrafyasını İstanbul’dan Beyrut’a, Paris’ten yeniden İstanbul’a uzanan bir hat üzerinde de resmeden roman, kadın bakışının edebiyatımıza erken ve kararlı bir müdahalesidir.

Dönemin ünlü kadınlarından Fatma Aliye, Mihrinisa, Nigâr Hanım gibi edebiyat mensupları ile, dönemin aydın kadınlarını temsil eden ve adeta onların sembolü olan Nasip Hanım, Selma Rıza Hanım’ın, renkli ve derin bilgilerle Paris’ten döndüğünü görmekle, kadınlık adına gururlandılar.

–Taha Toros

Jean Améry
Yaşlanma Üzerine
çev. Tunç Türel
Sel Yayıncılık
Aralık 2025
128 s.

Yaşlanma, vaat edildiği gibi bilgeliğe ve huzurlu bir limana yolculuk mudur, yoksa bedenin ve zihnin geri döndürülemez bir çöküşe, "biyolojik bir hiçliğe" doğru sürüklenişi mi?

Jean Améry Yaşlanma Üzerine'de bu soruyu her türden sahte iyimserliği elinin tersiyle itip sarsıcı bir dürüstlükle yanıtlarken ne bir teselli ne de bir tür rehberlik sunar. Yaşlanmanın, modern toplumlarda sıklıkla dile getirildiği gibi "ikinci bahar" değil, insanın düpedüz dünyasızlaşarak kendi içsel zamanına hapsolduğu çetin bir yüzleşme süreci olduğunu anlatır. Améry deneyimi ve acıyı görünmez kılan söylemlere şiddetle karşı çıkar: Yaşlanma zahmetlidir, çilelidir ve ıstırap doludur.

Üstelik kapitalist düzende de tahammül edilemez bir fazlalıktır: Dünyamız varolmak değil meta sahibi olmak üzerine kurulu olduğundan ve yalnızca bir şeye sahip olduğumuzda varolabildiğimizden, Améry, dünyasızlaşma anlamına gelen yaşlanmanın gerçek anlamıyla mülksüzleşme olduğunu ileri sürer. Böylece yaşlanma, bir yandan toplumsal olarak inşa edilen benliğin çözülmesine dönüşürken, diğer yandan yaşlanan insana kendi varlığıyla gerçek anlamda ilk kez karşı karşıya kalma imkânı verir.

Marcel Proust, Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir ve Thomas Mann gibi yazarların yalnızca eserlerini değil bizzat yaşlanan insanlar olarak kendilerini de metne dahil eden Améry, biyolojik, kültürel ve toplumsal yaşlanmanın birbirine örülerek deneyimlendiği bu nihai yolculuk hakkındaki hakikatle yüzleşmeye; okuru kendiyle mutlak anlamda varoluşçu bir hesaplaşmaya çağırıyor.

"Ölüm üzerine düşünülecek hiçbir şey yoktur; dâhi de budala da bu konuda aynı derecede yetersiz kalır."

Renata Salecl
Yerinde Saymak:
Neoliberalizmin Rehin Öznesi
çev. Alara Çakmakçı
Axis Yayınları
Ocak 2026
352 s.

Renata Salecl bugüne kadar büyüleyici fragmanlar yazdı ve yazmaya devam ediyor. Gündelik hayatın en basit görünen yönlerini ele alıp, onlardan öyle fikirler üretiyor ki okuru şaşkına çevirmemesi mümkün değil. Hepimizin her gün karşılaştığı olaylar onun kalemiyle büyülü bir hale kazanıyor. Hem de bu büyülü halden çıkıp teorik düşünme araçlarına dönüşüyor. Genetik, iş hayatının zorlukları, şirketlerin kar hırsı, annelik, yardımcı üreme yöntemleri, “doğal” felaketler, Slovenya’daki müteahhitlerin yaptığı küçük üçkâğıtlar, psikanaliz teorisinin bazı kavramları, tıp alanındaki gelişmeler vb. bir araya gelerek nasıl bir dünyada yaşadığımızı bize hatırlatıyorlar. Olası ve radikal olarak farklı olabilecek bir dünyanın izlerini de sürüyor kitap. 

Renata Salecl hem bir filozof hem bir sosyal bilimci hem de bir gündelik yaşam arkeoloğu desek yanılmış olur muyuz? Felsefe, politika, psikanaliz, adli tıp, genetik, sosyoloji gibi disiplinlerin kavramları hayranlık uyandırıcı bir bileşime kavuşuyor bu kitapta. Tabii kitabın başlığında ifade edilen bir doruk noktası da var kitabın: Aslında son kırk yılın bir muhasebesi sonucunda buraya ulaşılıyor. Sıradan insanların, bazen “orta sınıf” denilen insanların çalışıp çabalamalarına rağmen nasıl yerlerinde saydıklarını, yaşam güvencelerini nasıl kaybettiklerini ve çocuklarına bir şey bırakamama riskiyle karşı karşıya kaldıklarını da anlatıyor bize kitaptaki yazılar. Bu orta sınıfa bir ağıt gibi değil, daha çok neoliberalizmin tahrip edici etkilerini bir dizi farklı alanda gözleri önüne seriyor. Aslına bakılırsa neoliberalizmin sadece ekonomik etkilerine odaklanan “solcu” eleştirinin sürekli olarak gözden kaçırdığı arzu, beden, bilinçdışı boyutunu da gündemimize taşıyor Renata Salecl. Anneliğin, şiddetin, genetik alanındaki gelişmelerin vb. ele alınması bizi olası bir radikal politikanın “hemen şimdi” başlayabileceğine dair yüreklendiriyor da; vaatlerle donatılmış, ertelenmiş belirsiz bir geleceği beklememize gerek yok belki de.

Sezen Ergen Breitegger
Zamanla Aynı Kumaştan
Notos Kitap
Ocak 2026
192 s.

Sezen Ergen Breitegger Zamanla Aynı Kumaştan’daki denemelerinde bize edebiyatın hayatla kesiştiği yerden sesleniyor. Viyana’dan İstanbul’a, Atina’dan Valencia’ya uzanan geniş bir coğrafyada zaman, kadınlık, göçmenlik gibi temel meseleleri edebiyatın merceğinden ele alıyor.

Thomas Bernhard’ın öfkesine kulak veren, Proust’un zaman katmanlarında kaybolmaya gönüllü bu okumalarda Sevgi Soysal ve Annie Ernaux’nun eserlerindeki kadınlık hallerini sorguluyor, Goethe ile Hâfız arasındaki Doğu-Batı köprüsünden geçip Anne Carson’ın şiirsel denemelerinde soluklanıyoruz. Tanpınar’ın ışıklı kadınlarından Woolf’un dalgalarına, Vüs’at O. Bener’in zamansız dilinden Velázquez’in bakışına, Zamanla Aynı Kumaştan yeni bağların keşfedildiği içten bir okuma atlası.

“Bizim anayurdumuz edebiyat, ilk kez gittiğimiz Dublin’in sokaklarını orada büyümüşçesine ezbere bilmemizi sağlayan, her kökten daha sağlam kökümüz. Kitap okuyarak hayatta yolunu çizenler, biz bilinen zamanın dışındayız.”

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Aralık ve Meydan
  • Cansever/Kant
  • Gurbet Günlükleri
  • İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Kızıl Konak Evrakı
  • Koşulsuz Teslimiyet Müzesi
  • Sarıldım Çiftliği.
  • Uhuvvet
  • Yaşlanma Üzerine
  • Yerinde Saymak
  • Zamanla Aynı Kumaştan

Önceki Yazı

DENEME

Sözcükler Fotoğraflar:

Dilsel olanla görsel olanın eşiğinde

“Fotoğrafın yalnızca betimlenmeyip yeniden yazıldığı bu tür çalışmalarda, metin fotoğrafı açıklayan bir alt yazı olmaktan çıkar; fotoğrafla birlikte yeni bir söylem inşa eder.”

KEMAL TEKİN

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

İnsan, doğa ve temsil:

Her Şeyin Hikâyesi’nde ölçek meselesi

“Her Şeyin Hikâyesi tam da ismiyle müsemma bir 'her şeyin romanı'; insan merkezden çekildiğinde edebiyatın neye dönüşebileceğine dair biçimsel bir deney.”

SARP SÖZDİNLER
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist