Haftanın vitrini – 36
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: 18’imde Düştüm Yollara / Annie Bot / Göçebe Kimlik / Her Zamanki O Öldürme Arzusu / Kara Eylül / Karizma / Kıyısında / Komşular / Kral Leopold’un Hayaleti / Meşgul Şehir
18'imde Düştüm Yollara
çev. Bahar Kılıç
Jaguar Kitap
Ağustos 2026
168 s.
Yu Hua tüm dünyada daha çok romanlarıyla tanınsa da, aynı zamanda modern Çin edebiyatının önde gelen öykücülerindendir. Yirmi altı yaşındayken bir edebiyat dergisinde yayımladığı öyküsü “18’imde Düştüm Yollara” onu bir anda ülke çapında tanınan bir yazar haline getirmiştir. Onun öykülerinde genç-yaşlı, yoksul-zengin bütün herkes; hüzünlü, gülünesi, karmaşık ilişkiler; evler, otobüsler, yolculuklar; okura ferahlık duygusu veren yollar, dağlar, ırmaklar ve en önemlisi de tüm bunların merkezinde insana, insanlığa duyulan sevgi ve iyimserlik vardır.
Birbirinden çarpıcı on dört öykünün yer aldığı 18’imde Düştüm Yollara, Bahar Kılıç’ın Çince aslından çevirisiyle…
Yu Hua’nın öyküleri, okuru bir tür aydınlanma beklentisine sokar, ancak asıl ödül ustalıkla satır aralarına saklanmıştır. Bunlar aynı zamanda, günümüz dünyasında geçen birbirinden tuhaf masallardır. Yazar yumuşak bir üslupla, insan davranışlarının sertleşmiş kabuğunu ve sürüp giden gizemin örtüsünü bir parça da olsa kaldırıyor.
—Jonathan Liebson
Annie Bot
çev. Serkan Göktaş
April Yayınları
Ağustos 2026
328 s.
Stella'lar yemek yapan, ev temizleyen, çocuk bakan, sevişen, susan, her duruma uyum sağlayan, sahiplerinin ihtiyaçlarına göre şekillenen yapay zeka harikası dişiler.
Annie de onlardan biri. Kusursuz bir sevgili olmak üzere tasarlandı.
Sahibi Doug'ın duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, her akşam onu evde beklemek, seçtiği kıyafetleri giymek, ruh haline göre libidosunu coşturmak, sevdiği sıcaklıkta kalmak, fantezilerini gerçekleştirmek üzere programlandı.
Görevi net: Doug'ı mutlu edecek.
Annie çabalıyor, gerçekten çabalıyor. Çabaladıkça insanlık hallerini öğreniyor. Merak etmeyi, sır saklamayı, arzu duymayı, kıskanmayı, utanmayı, korkmayı, istemeyi...
Doug onun "gerçek bir kadın gibi" davranmasını istiyor. Annie gerçeğe yaklaştıkça, kusurları artıyor. Ne kadar kadınlaşırsa, itaatkâr olmaktan o kadar çıkıyor. Ne kadar hissederse, o kadar sorguluyor.
2025 ve 2026'nın en çok konuşulan kalemlerinden Sierra Greer, Annie Bot'ta yakın geleceğin teknolojik kâbusunu en eski iktidar hikayelerinden birinin içinden anlatıyor:
Arzu ile tahakküm, şefkat ile sahiplik, aşk ile zorbalık arasındaki ince çizgiyi cesurca kurcalayan Annie Bot, yapay zeka çağında erkeklik, kadınlık, beden, özgür irade ve iktidar üzerine kışkırtıcı bir roman, benzersiz bir meydan okuma.
Göçebe Kimlik
çev. Orçun Türkay
YKY
Eylül 2026
72 s.
Kimliğim işte burada: Göçebe bir kimlik bu. Öğrenmek için hareket etmek gerek. Ben yazdıklarımı yazmak için yolculuk etmiyorum, yolculuk edebilmek için yazıyorum.
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi J.M.G. Le Clézio’dan otobiyografik anların beslediği bir deneme, 25 parçalık bir manifesto: Göçebe Kimlik. Mauritiuslu ebeveynler, Afrika’da geçen çocukluk, sömürge karşıtlığı, çokdillilik ve çokkültürlülüğe saygı, edebiyatın anlamı, şiir ve daha bir sürü şey… Göçebe Kimlik duvarları ve sınırları aşıp açık havada yürümek isteyen okurlar için birebir.
“Aslında insan şiddetle ve adaletsizlikle dolu dünyamızda sözcüklerin gücünü durmadan sorgulayabilir. Ben ayrıca bu sorunun yanıtının edebiyatta bulunduğuna inanıyorum.”
Her Zamanki O Öldürme Arzusu
çev. Didar Zeynep Batumlu
Ayrıntı Yayınları
Eylül 2026
208 s.
Elli yıllık bir evlilikte artık hiçbir tartışma yeni değildir. Söylenecek sözler ezberlenmiş, kırgınlıklar yerleşmiş, alışkanlıklar ise karakterlerin ayrılmaz parçası olmuştur. Ama bütün bunların altında kopmayan bir sevgi bağı vardır.
Camilla Barnes da bu kitabı yazarken kendi ezberlerinden, kendi ailesinden ilham alıyor. Emekli bir felsefe profesörü olan babası, lafını hiç sakınmayan annesi ve yıllarını onları gözlemlemekle geçirmiş kızları. Kızlarının ebeveynleriyle ilgili iğneli yorumlarına, yalnızca okurun erişebildiği, annenin gençlik yıllarından kalan mektuplar eşlik ediyor. Bunlar aracılığıyla okur hem karakterlerin arasındaki sevgi bağına hem de belki herkesin zaman zaman yaşadığı “her zamanki o öldürme arzusu”na şahit oluyor.
Anne babasının bitmek bilmeyen çekişmelerine yıllar boyunca tanıklık etmiş kızlarının gözünden anlatılan roman, üç kuşağın dünyayı birbirinden ne kadar farklı şekillerde deneyimlediğini incelikle ortaya koyuyor. Geçmişe sıkı sıkıya bağlı ebeveynler, onların arasında sıkışıp kalan çocukları ve değişen dünyanın değerleriyle yetişen torunlar… Aynı aileye mensup bu üç kuşak bambaşka diller konuşuyor; sevgiyi, özgürlüğü ve sorumluluğu farklı biçimlerde tanımlıyor.
Yıllarını tiyatroya vermiş, sahnenin oyunculuk dışında her aşamasında rol almış Camilla Barnes’ın edebiyat dünyasına adım attığı ilk romanı. Tiyatro tecrübesiyle edebiyatı birleştirdiği bu çıkış kitabında okur bazen kendisini bir tiyatro oyunu izliyormuş gibi hissederken bazen de durup 50 yıllık bir evliliğin portresine bakma fırsatı buluyor.
Kara Eylül
çev. Eren Cendey
Can Yayınları
Eylül 2026
232 s.
1972 yazı. Gigio Bellandi’nin çocuklukla gençlik arasında salındığı, dünyaya ilk kez başka gözlerle bakmaya başladığı yaz. Toscana kıyılarında geçen uzun günler, deniz, plaklar, spor müsabakaları, ilk heyecanlar ve adı konulmamış duygular... Gigio’nun çocuklukla arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha açılırken, Münih’te yaşanan ve tarihe Kara Eylül olarak geçen trajedi de dünyanın masumiyetine ağır bir gölge düşürmek üzeredir. O yazdan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Strega Ödüllü yazar Sandro Veronesi, Kara Eylül’de bir yaz mevsimini, bir kuşağın hafızasını ve büyümenin kaçınılmaz hüznünü incelikle anlatıyor.
“Gerçekten müthiş... Annie Ernaux’nun Seneler’inde olduğu gibi, kişisel olan toplumsal olanla iç içe geçiyor.” –La Repubblica
“Çocukluğun sonsuz yazlarını tüm boyutlarıyla şefkatle keşfeden, dingin ve özlem dolu bir eser.” –L'Express
Karizma:
İktidarın ve Nüfuzun Mikrososyolojisi
çev. Güney Çeğin, Abdulhalim Karaosmanoğlu
Metis Yayınları
Eylül 2026
200 s.
Mikrososyoloji uzmanı Randall Collins, İsa’yla Kleopatra’dan Jeanne d’Arc’a, Arabistanlı Lawrence’la Marilyn Monroe’dan Hitler’e, Madam Mao’dan Eleanor Roosevelt’e uzanan bir yelpazedeki tarihsel figürleri birleştiren ortak noktalardan birini, karizmayı inceliyor. Peki, karizma dediğimiz aslında nedir, iktidar ve nüfuzla nasıl bir bağlantısı vardır?
Kitleleri peşinden sürüklemiş şahsiyetleri karizmatik kılan unsurları, karizmanın farklı farklı türlerini ve iktidarla ilişkisini ayrıntılarıyla ele alan Collins sosyal ağların nüfuz edinmedeki etkisi üzerinde duruyor, karizmayı bağlamına oturtup hangi şartlarda ortaya çıktığını, ne kadar sürdüğünü açıklığa kavuşturuyor.
“Karizma” denen olgunun ardındaki toplumsal mekanizmaları görmek, bu niteliği taşıdığı varsayılan kişilerin uzak ve yakın çevrelerindeki insanlarla nasıl iletişim kurduklarına bakmak, tarihte veya günümüzde üstün, hatta ilahi güçler atfedilen şahsiyetlerin “büyüsünün bozulması”na katkıda bulunuyor. Karizmayı gizemli ve kişisel bir yetenek olmaktan çıkarıp toplumsal etkileşimlerin ürünü olarak kavramak, iktidarın nasıl kurulduğunu ve insanların neden bazı kişilerin etkisi altına girdiğini anlamanın da yolunu açıyor.
Kıyısında
İletişim Yayınları
Ağustos 2026
156 s.
Karanlık da olsa bir masal dünyası insanın içinde büyüdüğü ev. O masalda periler canavarlarla birlikte yaşar. Masaldan çıktığında canavarlarla birlikte periler de kaybolur.
İki kardeş, küçük kardeşlerinin kaybolması üzerine memleketlerine gitmek zorunda kalırlar. Aile içindeki travmalar, iletişim kopuklukları, gerilimler ve unutulmaya çalışılan hatıralar da bu süreçte yeniden gün yüzüne çıkar. Şiddetini giderek artıran fırtına, yağmur ve nehrin taşma tehlikesi ise ortamı boğan kasveti daha da koyulaştırır.
Gülhan Davarcı, Kıyısında'da ufak bir çocuğu aradıkları gibi, kendilerini, varoluş sebeplerini, geçmişlerini ve bugünlerini, keskin çizgilerle kurdukları dünyalarındaki amaçlarını da arayan insanların hikâyesini anlatırken, duyguların zamanla, zamanın hayatla yarıştığı unutulmaz üç gün resmediyor.
Komşular
çev. Ceren Öztuna Kaynakcı
Siren Yayınları
Ağustos 2026
240 s.
Beyazların arasında okuyacak ilk siyah çocuğun ve ailesinin okul öncesi son gecesi, oğullarını zorbalıktan korumaya çalışırken yaşamlarını bir ormanın içine sıkıştırmış bir aile, çocuklarından birinin aşısı için diğerlerini de yanına alıp kilometrelerce yürümek zorunda kalan bir anne, daha iyi bir gelecek umuduyla Kuzey’e giden ve çoğunlukla dönmeyen babalar…
Çok genç yaşta hayatını kaybeden Diane Oliver’ın ölümünden elli sekiz yıl sonra yayımlanan Komşular, uzun zaman karanlıkta kalsa da iyi edebiyatın ışığını asla kaybetmeyeceğini kanıtlıyor. Komşular, isyanla korkuyu aynı eve sığdıran, çoğunlukla yoksulluğun ve göçün, bazen şiddetin ön plana çıktığı, yazarın ölümünden yıllar sonra yeniden keşfedilmesiyle hazine niteliği taşıyan bir kitap. Diane Oliver, 1960’ların büyük toplumsal dönüşümlerini arka plan olarak kullandığı öykülerinde ırkçılığın gündelik hayatta bıraktığı tahribatı duygusal kolaycılığa sığınmadan, sakin ama vurucu bir berraklıkla anlatıyor.
Kral Leopold'un Hayaleti:
Kolonyal Afrika'da Açgözlülük, Vahşet ve Kahramanlık Öyküsü
çev. Ayşen Tekşen
Alfa yayınları
Eylül 2026
472 s.
“Kral Leopold’un Hayaleti, iyi tarih kitaplarının her zaman yaptığı şeyi yapıyor: insanlığın hafızasını genişletiyor.” –Fritz Lanham, Houston Chronicle
“Hochschild, benzersiz bir tarih yazmış. Yüz yıl önce, Batı dünyasındaki aydınlar, Afrika'da milyonlarca insanın ölümüne neden olan bir soykırıma öfkelenmişlerdi... Oysa bugün, bu muhteşem kitabı okumamış olanlar hariç, bin kişiden biri bile bu olayın ne olduğunu söyleyemez.” –Tariq Ali, Financial Times
“Usta bir gazetecinin birikimi ve davasına tutkuyla bağlı bir kalemin coşkusuyla yazılan bu kitap, Belçika’nın Afrika’daki sömürgecilik tarihini gözler önüne seriyor. 1900’lü yıllarda, sivil kamuoyu baskısının egemen güçleri geri adım atmaya zorlayabileceğini kanıtlayan bu çalışma, hepimiz için son derece kıymetli.” –Jean Soublin, Le Monde
İşgal İstanbul'unda Siyaset ve Gündelik Hayat
Occupied City 1918-1923:
Politics and Daily Life in Istanbul
Editörler: Daniel-Joseph MacArthur-Seal, Gizem Tongo
çevirenler: Özlem Zeytin, İbrahim Gökmen, Meltem Cansever, Nihan Acar, Özlem Akarsu, Zafer Kalfa, Bora Zaimoğlu, Nalan Kurunç, Serdar Aksoy
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü
Mart 2026
273 s., büyük boy
Daniel-Joseph MacArthur-Seal ve Gizem Tongo editörlüğünde hazırlanan Meşgul Şehir, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilaf devletlerince işgal edilen İstanbul'da yaşanan siyasi belirsizlik ve toplumsal hareketlilik dönemini diplomatik kararlar ve askeri gelişmelerle sınırlamadan; kentin gündelik ritmi, toplumsal gerilimleri ve kültürel hareketliliği üzerinden de okuyor. Türkiye, Fransa, Birleşik Krallık, Yunanistan, Ermenistan, Rusya ve diğer ülkelerden derlenen ve çoğu ilk kez yayımlanan resmî belgeler, güncel basın ve görsel malzemeler aracılığıyla işgal altındaki İstanbul'un çoklu otorite ağlarını ortaya koyarken unutulmuş bireylere, olaylara ve hareketlere yeniden bakma fırsatı sunuyor. Claire Le Bras, Lerna Ekmekçioğlu, Erol Ülker, Artemis Papatheodorou, Ceren Abi ve Ekaterina Aygün'ün imzasını taşıyan makalelerin yanı sıra kronoloji ve katalog bölümleriyle zenginleştirilen Meşgul Şehir, 1918–1923 arasındaki İstanbul'u etnik, sınıfsal ve toplumsal çeşitliliği içinde çoğul bir bakışla yeniden kuruyor.
Önceki Yazı
Oryantalizmin Napolyon’dan Edward Said’e uzanan hikâyesi The MET'te
The Metropolitan Museum of Art’ın Orientalism: Between Fact and Fantasy (Şarkiyatçılık: Fantazi ile Gerçek Arasında) sergisinden izlenimler.
Sonraki Yazı
Ölü Ozanlar Derneği’nden Oprah’ın kulübüne:
Okuma ayininin duygusal peygamberleri
“TV stüdyoları, ışıl ışıl kitapçı vitrinleri, fuarları ve festivalleri dolduran cıvıl cıvıl okur kalabalıkları karşısında Fildişi Kule öyle ıssız, öyle yavan kaldı ki, yazarın okur topluluğuyla yeni bir sözleşme imzalaması kaçınılmaz.”