Haftanın vitrini – 30
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Cinsiyet Nöbeti / Damokles’in Karanlık Odası / Düşünen El / Edebiyat ve Ekoloji / Hayali Hayatlar / Ortaçağ Müslüman Dünyasında Günlük Hayat / Post Mortem / Sait Maden – Bütün Şiirleri / Şarap 101 / Vahşi Kapitalizm
Cumhuriyet'in Yüzüncü Yılında Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları
Editörler: Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış, Hale Albayrak
Vadi Yayınları
Temmuz 2027
672 s.
Her kitabın muhakkak bir hikâyesi vardır; emekle, düşünceyle, tartışmayla örülmüş bir arka planı. Bu kitabın hikâyesi de pek çok kişinin emeği var, evet. Diğer yandan çokça tartışma, kavga, linç ve oldukça uzun bir süreç var. Kitaba alt yapı hazırlayan buluşmalar ve tartışmalar ayrı, bunların bir kitap olarak bir araya gelişi ayrı, yayınevi süreci ayrı bir olaylar silsilesi iken, esasen tüm bunlarda hep aynı mesele vardı: Cinsiyet Nöbeti.
Hissettiğimiz bu nöbet hâli nasıl tanımlanabilir? Dünyanın birbirinden ayrı toplumsal atmosferlerine olanca şiddetiyle dâhil olan sayısız ayrımcılık, taciz, cinsel şiddet, cinayet, pedofili, ensest ve şiddetin türlü çeşitleri ayyuka çıkmışken her birimizde farklı semptomlarla ayan olan bu tür bir sosyal nöbet nasıl anlamlandırılabilir?
Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış ve Hale Albayrak editörlüğünde hazırlanan ve toplumsal cinsiyet tartışmalarını farklı açılardan ele alan 25 yazıdan oluşan kitap; cinsiyete dair algıları, toplumsal kabuller, kültürel normlar ve mevcut politikalar ışığında yeniden düşünmeye davet ediyor.
Yazarlar: Emel Topçu, Zeynep Direk, Alev Erkilet, Nazile Kalaycı, Birsen Talay Keşoğlu, Cihan Aktaş, Nurhayat Kızılkan, Nursem Keskin Aksay, Fatma Benli Yalçın, Gül Esra Atalay, Fatmagül Berktay, Esra Özdil Gümüş, Saliha Okur Gümrükçüoğlu, Özlem Akyol, Lale Uçan, Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış, Emine Hoşoğlu Doğan, Hale Albayrak, Mücahit Kaçar, Hülya Terzioğlu, Emine Tonta Ak, Ravza Altuntaş Çakır, Serpil Çakır, Mehmet Birekul, Yaylagül Ceran Karataş.
Damokles'in Karanlık Odası
çev. Kadir Türkmen
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Temmuz 2025
392 s.
Damokles’in Karanlık Odası, İkinci Dünya Savaşı üzerine yazılmış en üstün romanlardan biri olarak kabul edilir. Willem Frederik Hermans’ın 1958 tarihli yapıtı, gerilim romanı kisvesi altında hakikatin bilinemezliği üzerine felsefi bir tartışma sunar. Okurla buluştuğu andan itibaren büyük ilgi görmüş, 1962’de İngilizceye çevrilmiş, Hollandalı yönetmen Fons Rademakers tarafından 1963’te sinemaya uyarlanmış, ayrıca John Le Carré’nin ünlü Soğuktan Gelen Casus adlı romanına da ilham vermiştir. Nazi işgali altındaki Hollanda’nın Voorschoten kasabasında bir tütün dükkânı olan Osewoudt, kendisine tıpatıp benzeyen Dorbeck adında bir direniş örgütü mensubuyla tanışır. Dorbeck verdiği talimatlarla onun Gestapo’ya ve Hollandalı işbirlikçilere karşı saldırılarda görev almasını sağlar. Ancak savaştan sonra Osewoudt işbirlikçi olarak yakalanır. Dorbeck ise kayıplara karışmıştır. Osewoudt’un masumiyetini kanıtlamak için ona ihtiyacı vardır. Dorbeck’in gerçekten var olup olmadığını bilmenin hiçbir yolu yoktur. Zira Hermans’ın yapıtlarının geçtiği evrende, güvenilir bilgiyi yalnızca bilimin ve mantığın hizmetindeki araçlar üretebilir. Hermans’ın karakterleri onları kuşatan gerçekliği her daim yanlış yorumlayan münzeviler; dünya ile temsili arasındaki çelişkide kaybolmuş, tesadüfün merhametine kalmış kurbanlardır.
Düşünen El:
Mimaride Varoluşsal ve Bedenleşmiş Bilgelik
çev. Ayşegül Yıldırım
İnka Kitap
Temmuz 2025
392 s., büyük boy
Sanal ve görsel olana emsalsiz bir şekilde vurgu yapan günümüzün küresel ağ-tabanlı kültüründe zihin ve beden birbirinden kopmuş ve nihayetinde bağlantısız hale gelmiştir. Fiziksel görünüş, cinsel çekicilik ve sosyal kimlik nedeniyle idolleştirilse de bedenin fiziksel dünyayı ve insanlık durumunu tam olarak anlamada oynadığı rol ihmal edilmektedir. İnsan bedeninin bilen bir varlık olarak potansiyeli –tüm duyularımız ve bedensel işlevlerimiz dilsiz bilgiyi birlikte üretmek ve sürdürmek üzere yapılandırılmışken– fark edilememektedir. Sanatsal çalışma ve zanaatkârlık ancak zihin ve bedenin birliğiyle tam anlamıyla gerçekleştirilebilir. Yazma ve düşünme gibi, genellikle sadece düşünsel nitelikte olduğu kabul edilen çabalar bile bu zihin ve el becerilerinin birleşimine bağlıdır.
Juhani Pallasmaa, Düşünen El’de insan elinin mucizevi potansiyelini ortaya koyuyor. Sanatçı ya da mimarın elindeki kalemin nasıl olup da tahayyül eden zihin ile ortaya çıkan imge arasındaki köprü haline geldiğini gösteriyor. Kitap, elin çoklu mahiyetini, biyolojik evrimini ve kültürün şekillenmesindeki rolünü inceleyerek el-alet birliğinin ve göz-el-zihin bileşiminin el becerisi için özsel olduğunu ve nihayetinde bedenin ve duyuların hafıza ve yaratıcı çalışmalarda çok önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Pallasmaa, artık klasikleşmiş eseri Tenin Gözleri’nde başlayan keşiflerini duygu ve hayalgücünün, zekâ ve yapımın, teori ve hayatın karşılıklı etkileşimlerini daha da derinlemesine araştırarak sürdürüyor ve sanatın ve mimarinin görevlerini sağlam temellere dayanan insani hakikatler aracılığıyla bir kez daha yeniden tanımlıyor.
Editör: Hazal Bozyer
Katkılar: Hakan Yılmaz, Sezgin Toska, Emrah Pelvanoğlu, Ayşe Duygu Yavuz-Yıldırım, Elif Türker, Suat Baran, Gülşah Göçmen, Hâle Sert, Sabri İnce
Vakıfbank Kültür Yayınları
Temmuz 2025
162 s., büyük boy
Doğayı anlatmakla yetinmeyen, onunla birlikte düşünen, hatırlayan ve müdahale eden bir edebiyat mümkün mü?
Bugün, küresel iklim krizinin aciliyet kazandığı, ekolojik yıkımların gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası hâline geldiği çağımızda edebiyat, yalnızca çevreyi anlatan bir tür temsil düzlemi değil, aynı zamanda etik ve politik bir müdahale alanı olarak da değerlendirilmektedir. Ekoeleştiri, bu çerçevede, edebiyatla ekolojik düşünce arasında kurulan eleştirel köprülerden biridir.
Atelye: Edebiyat ve Ekoloji, edebiyatla ekolojik düşünce arasındaki çok katmanlı ilişkiyi irdeleyen yazılardan oluşan bir derleme. Yeni doğa yazını, mavi beşerî bilimler, somatik ekoloji, posthümanizm ve maddeci kuram gibi güncel yaklaşımlarla kaleme alınan bu yazılar; roman, öykü, kişisel anlatı, deneme ve eleştiri türlerinde doğa ile kurulan anlatı ilişkisini sorguluyor.
Geleneksel doğa yazını ile güncel doğa anlatıları arasındaki dönüşümü inceleyen teorik katkılar, çevreci anlatıların estetik olduğu kadar duygusal ve bilişsel etkilerini de gündeme getiriyor. Edebiyatın yalnızca çevreyi temsil eden statik bir alan değil, aynı zamanda etki ve dönüşüm yaratabilen güçte, kinetik bir yapı olduğunu hatırlatıyor. Bu kuramsal yaklaşım, kitap boyunca pratik edebî çözümlemelerle birleşerek edebiyatı ekolojik krizin tanığı, taşıyıcısı ve dönüştürücüsü olarak yeniden konumlandırıyor.
Doğa bilimini edebiyatla buluşturan yazılardan ekofeminist belleğe, taş ocaklarıyla çevrelenmiş anlatılardan maddenin kulaktan kulağa fısıldadığı öykülere, okyanusun bilgi ve hafızayla dolu karanlık sularından kişisel hastalık anlatılarında doğanın yankısına uzanan bu derleme, doğayla birlikte okunan bir edebiyatın olanaklarını araştırıyor.
Edebiyatın ekolojik duyarlılıkla yeniden örüldüğü kolektif bir atelye.
Hayali Hayatlar
çev. Birsel Uzma
İthaki Yayınları
Haziran 2025
136 s.
“[O] merak uyandıran bir yöntem icat etti. Kahramanlar gerçektir; olaylar ise hayal ürünü ve çoğu zaman fantastik olabilir. Bu eserin kendine özgü tadı, işte bu gidip gelmede yatar.” –Jorge Luis Borges
On dokuzuncu yüzyıl sonu Fransız edebiyatının en özgün isimlerinden Marcel Schwob, Hayali Hayatlar adlı eseriyle biyografi ile kurmaca arasındaki sınırları ustalıkla siler. Schwob’un dilindeki zarafet, tarihsel kişilikleri yeniden yaratma becerisi ve simgesel anlatımı bu kitabı yalnızca yazarın değil, modern kısa öykü tarihinin de önemli yapıtaşlarından biri hâline getirir. Jorge Luis Borges’ten André Breton’a kadar birçok önemli yazarın etkilendiği bu eser, Schwob’un edebiyat dünyasındaki kısa ama etkileyici yolculuğunun doruk noktasıdır. Yazarın hem filolojik bilgisini hem de estetik duyarlılığını bir araya getiren bu yapıt, onun bibliyografyasında edebi hayal gücünün en yoğun ve rafine hâlini sunar.
Hayali Hayatlar, tarihin kenarında kalmış ya da zamanla efsaneleşmiş yirmi iki karakterin yaşam öyküsünü özgün bir kurguyla anlatır. Her anlatı, tarihsel gerçeklikten çok bireyin yazgısına, tutkularına ve varoluş biçimine odaklanır. Antikçağ filozoflarından suçlulara kadar geniş bir yelpazede, bireyin dünyadaki yerini, anlam arayışını ve çoğu zaman trajik sonunu işler. Bu yönüyle kitap, yalnızca tarih meraklılarına değil, insan doğasının sınırlarını sorgulayan her okura hitap eder. Schwob’un sembollerle yüklü dili ve derin psikolojik tasvirleri sayesinde bu öyküler, zamansız birer içsel yolculuğa dönüşür.
Ortaçağ Müslüman Dünyasında Günlük Hayat
çev. Tufan Göbekçin
Alfa Yayınları
Temmuz 2025
408 s.
“Lindsay, ortaçağ İslam dünyasına dair mükemmel bir genel bakış sunuyor. Meraklı okurlara yönelik bu kitap, İslamın başlangıcından, 1300 yılına kadar olan tarihine ve savaş, sosyal uygulamalar, eğlence ve coğrafya gibi çok çeşitli konulara dair kapsamlı bir giriş sunuyor. Metin boyunca çok sayıda harita, fotoğraf ve resim yer alıyor. Bu kitap tarih öğrencileri ve Müslümanların inanç ve uygulamaları hakkında bilgi edinmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir kaynak. Hararetle tavsiye edilir.” –Choice
“Ortaçağ Müslüman Dünyasında Günlük Hayat, develerin rolü, barınma düzenlemeleri ve eğlence gibi günlük yaşamın daha kişisel ayrıntılarını açıklayarak önemli tarihi ve kültürel olayları gözden geçiriyor. Lindsay, okurun 3 boyutlu gerçek bir deneyim yaşaması için, birkaç ortaçağ İslam tarifi ve Hristiyan ve İslami takvimler arasında geçiş yapma kılavuzu bile veriyor.” –Middle East Journal
Post Mortem
Kayıp Kitaplar Yayınları
Temmuz 2025
66 s.
bir bıçak verdim sana
gölgemi bıçakla ey avcı
kır aynayı
su ışık ses renk
ver bana
anadan üryan
bir bıçak verdim sana
kırık tarak
rüyalar karıştı siyah denize akarak
yut beni ey acı
akıt kanımı
kes saçlarımı
Gülten Akın'ın "kestim kara saçlarımı n'olacak şimdi" dizesi en çok ezberde olan ama ezber bozan bir dize olarak yer alır şiir tarihimizde. Turgut Uyar da "bir başkaldırma ancak saçlardan tutulur" dizesiyle karşılık vermektedir Akın'a. Kadın öznenin iç sesi ile kamusal ses arasındaki gerilimin belirlediği bu şiirsel deneyim, pek çok kadın şairin kendi seslerini bulmalarına, inşa etmelerine aracılık etmiştir. Şirvan Erciyes de Post Mortem'de, mahzun kadın sesini sokak sokak, hayat hayat dolaştırıyor ve kendine bir yol haritası çiziyor. Gündelik sıkıntılardan daha felsefi deltalara uzatıyor bakışlarını; bakışlarımızı eğitmek için. Bu anlamlı çabanın ürünü olan dizeler, hayatın içinde var oluşlarıyla değil yalnızca, başka bir hayatın var olabileceğini umut ettikleri için de ayn birer anlam ekliyorlar hanelerine. Bizi bu hanelere teker teker konuk ediyor Erciyes; cesur, samimi ve oyununa davet eden tavayla. Alışkanlığın trajedisine karşı hem anlama hem söyleme yönlendiriyor neşterini. Bir özgürleşme manifestosu olarak okunabilir Post Mortem, bir itiraz alfabesi olarak da. Sonuçta belleğinizdeki bıraktığı kekremsi tat, kimlik mücadelesinden hariç değil.
Bütün Şiirleri
Everest Yayınları
Temmuz 2025
Grafik tasarımcı, ressam, yayıncı, çevirmen kimlikleriyle uzun yıllar sanat dünyamızın merkezinde duran Sait Maden, her şeyden önce bir şairdi. Yaptığı her işte şairliği yer buluyordu kendine. Haydar Ergülen’in “Bir şiir dervişi” diyerek tanımladığı Maden’in bütün şiirleri ilk kez bir araya geliyor.
Korkuların ne güzel yüzleri vardı,
ufacık elleri, ufacık ayakları.
Kuş gibi yan yan bakarlardı
yüzümüze. Ne hoş parlardı
gözleri karanlıkta derinden,
aramızda ne ürkektiler!
Ne iyiydiler aramızda
usul sesleriyle, utangaç bakışlarıyla,
alında bir deniz yeli, ağızda
hafif bir şeker tadı benzeri. Her çabamızda
yardıma hazırdı elleri
biz nicedir ovar, parlatırken büyük geceyi.
Birgün ne görsek iyi? Yer gök dört duvar.
Ne yeni korkular var ne eski korkular.
Yönden yöne mekik dokuyan
deli bir rüzgâr
çarpıyordu çepçevre
kapılara pencerelere.
Bizi süzüyordu bir köpek yolun sonundan.
Şarap 101: Fransa Şarapları
çev. Hasan Can Utku
Desen Yayınları
Haziran 2025
144 s., renkli, büyük boy
Fransa’nın şarap haritasını eğlenceli bir hikâyeyle keşfedin!
Gastronomi alanında prestijli bir yeri bulunan Gourmand Dünya Yemek Kitabı Ödülleri tarafından “En İyi Kitap” ödülüne layık görülen grafik roman, şimdi Türkçede!
Tutkulu bir şarap eksperi olan François Bachelot’nun kaleme aldığı Şarap 101: Fransa Şarapları; şarabın kimyası, üretimi, saklaması ve tadımına dair merak edilenleri Vincent Burgeon’un mizahi çizimleri eşliğinde eğlenceli bir keşif yolculuğuna dönüştürüyor.
Gerek şarap tutkunlarına gerekse şaraba yeni merak salanlara kadeh dolusu bilgi vadeden kitap; Fransa’nın şarapla özdeşleşmiş bölgelerini gezdirirken şarabın yalnızca bir içecek değil, kültürüyle, tarihiyle, coğrafyasıyla koskoca bir dünyaya açıldığını da gösteriyor.
Dünyanın en iyi şaraplarının Fransa’da üretildiğini düşünenlerdenseniz, kadehimizi size kaldırıyoruz!
Kırmızı şarap neden “kırmızı”dır? Şampanya kabarcıklarının ardında hangi bilim yatıyor? İyi bir mahzenin yedi anahtarı nedir? Doğal şarapla organik şarap arasında fark var mıdır? Yemek şarap eşleşmesinde altın kurallar nelerdir?
Lucien, şarap kültürü hakkında pek de bilgi sahibi olmamasına rağmen şarap alanında uzmanlaşmış bir iletişim ajansında sanat yönetmeni olarak işe girer. Neyse ki, yeni iş arkadaşları Charlotte ve Jean onun “gönüllü” eğitmenliğini üstlenirler. Çeşitli projeler ve etkinlikler kapsamında Fransa’nın üzüm bağlarını ziyarete çıkan bu üç kahraman, şarap üzerine uzun uzun konuşma ve tartışma fırsatı bulurlar. Lucien zihnini kurcalayan soruların yanıtını öğrendikçe, şarabın ruhunu da anlamaya başlar.
Damakta iz bırakacak bir başlangıç kitabı olan Şarap 101: Fransa Şarapları’nı okuduktan sonra şarap şişesi etiketlerindeki şifreleri kolayca çözmenin rahatlığına kavuşmakla kalmayacak; şarabın neden sinemaya benzediğini ve bisikletin Burgonya şaraplarını anlamamıza nasıl yardımcı olabileceğini de keşfedeceksiniz.
Vahşi Kapitalizm – Şirket Suçları, El Altından Şirket Kurtarmalar ve Özgürlüğün Ölümü
çev. Ali Karatay
YKY
Temmuz 2025
424 s.
En büyük umudum, bu kitabı bitirdiğinizde dünyanın işleyiş biçimini değiştirme gücüne sahip olduğunuza ikna olmanız. Zira orada bir yerlerde bunu yapamayacağınıza sizi inandırmak isteyen büyük kudret sahibi çok sayıda insan var.
Günümüz kapitalizmi, eşitsizliği körükleyen, demokrasiyi boğan ve elitleri zenginleştiren bir sistem mi? Bize kapitalizmin özgürlüğümüz ve refahımız için gerekli olduğu güvencesi verilmişken neden kurumsal gücün sınırsız olduğu bu çağda, çoğumuz ay sonunu zor getiriyoruz? Ekonomi tökezlediğinde, hükümetler neden şirketleri ve hissedarları kurtarıyor da sıradan insanları kaderine terk ediyor?
“Kapitalizm koşullarında yaşamak demek, size serbest olduğunuz söylense de önceden planlanmış bir ekonomide yaşamak demektir” diyen başarılı gazeteci ve yazar Grace Blakeley, kitabında bu soruların etrafındaki gizemi kaldırıyor. Şirketler, finans ve devletler arasındaki tehlikeli ittifakı mercek altına alarak bu “vahşi kapitalizm”in nasıl işlediğini ve neden herkesin zararına olduğunu örneklerle anlatıyor.
"Neoliberalizmin ‘serbest piyasa’ mantığına karşı, hem tarihe hem de güncel olaylara dayanan, sarsıcı bir darbe. Blakeley’nin argümanı iyi araştırılmış, net ve yıkıcı. En önemlisi de umut, demokrasi ve özgürleşmeye dayalı bir yol haritası çiziyor." –Naomi Klein, Doppelganger kitabının yazarı
"Tutkulu ve kışkırtıcı; bu kitap, okuyucuların ekonomik piyasaları yöneten temel güçlere dair anlayışlarını sorgulatacak." –Publishers Weekly
Önceki Yazı
Yeni Dünya İncili'nden:
Paskalya pazarı akşamı bir mucize
Günümüz Fransızca edebiyatın en güçlü yazarlarından biri olarak değerlendirilen Maryse Condé'nin Yeni Dünya İncili adlı romanı önümüzdeki günlerde Şirin Erkan Leitao çevirisiyle Bilgi Yayınevi tarafından basılacak. Romanın ilk sayfalarından kısa bir alıntıyı Tadımlık olarak sunuyoruz.
Sonraki Yazı
1977: Ne yılmış ama!
“1977 yılında birbirinden çok farklı alanlarda, eşzamanlı olarak yaşanmış birtakım olaylar, gelişmeler arasında, tesadüfiliği, arıziliği aşan nedenler bulunup bulunmadığını sorgulayarak varılacak sonuçların, 'günümüzün soru ve meselelerini' ne ölçüde aydınlattığını tartışıyor Sarasin.”