Haftanın vitrini – 27
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Adana Katliamları / Bakışlı Bir Kedi Beyaz / Direnişin Formu ve Kendisi Olarak Sanat / Leziz Kadavralar / Mayda / Müzik ve Açık Yapıt / Pinokyo / Tedirgin Yeni Dünya / Tepe / Turgut Uyar Şiirinin Oluşumu
Adana Katliamları
–20. Yüzyıl Başında Devrim ve Şiddet
çev. Renan Akman
İletişim Yayınları
Haziran 2025
272 s.
Adana Katliamları, 1908 Jön Türk Devrimi sonrası oluşan birlikte yaşama ve özgürlük umutlarının yerini nasıl şiddetin ve çatışmanın aldığını gözler önüne seriyor. 1909 yılında Adana ve çevresinde paranoyanın neden olduğu iki ayrı katliam dalgasıyla öldürülen Ermenileri, yakıp yıkılan mahalleleri, işyerlerini, Osmanlı hükümetinin müdahale etmekteki başarısızlığını, sıradan insanların faillere dönüşümlerini anlatıyor. Bedross Der Matossian, bu katliamlara giden yoldaki tüm etkenleri incelerken, katliamlar sonrası insani yardımları ve müdahaleleri, yargılamaları da es geçmiyor. Çok sayıda kaynaktan yararlanarak yazdığı bu eseriyle tarih çalışmalarında kendisine pek yer bulamamış Adana katliamlarını gün yüzüne çıkarıyor, yaşanan trajedinin neden ve sonuçlarını titizlikle masaya yatırıyor.
“Bu kitap, bölgenin sosyal-siyasi, dinî ve ekonomik yapılarındaki değişimleri analiz ederek, Adana’da gelişen olaylara çok nedenli ve çok yönlü açıklamalar getiriyor. Bir düzine dilden birincil kaynakları kullanarak, şiddeti ve iktidar mücadelelerini kamusal alandaki başarısızlıklar ve başarılar açısından, daha genel olarak da 1908 Devrimi’yle bağlantılı inceliyor. Adana katliamlarını, Ermeni soykırımına giden yoldaki Ermeni katliamları sürecinin bir parçası olarak değil, 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başında bölgede uygulanan etnik-dinî şiddetin bir sonucu olarak görüyor.”
–Bedross Der Matossian
Bakışlı Bir Kedi Beyaz
–İkinci Yeni şiire Yeni Bakışlar
160. Kilometre
“İkinci Yeni şiirin bazı sırları vardır, üstünde düşünülmediği gibi bilinenler de dile getirilmez. İkinci Yeni şiiri homojen ve dört şairin omuzunda taşıdığı bir tabut sanan orta öğretim mantığı ve onunla bütünleşmiş bürokratik edebiyat muhakemesi ne o şairlerin arasındaki farkı bilir ne de kimin kimden etkilendiğini.”
Hasan Bülent Kahraman’ın bugüne kadar çalıştığı, derinleştiği farklı düşünce alanlarını özgünce bir araya getirerek yazdığı, bizi bir anda daha önce düşünmediğimiz aydınlık bir alana çıkaran yazılarını hepimiz bir süredir merakla okuyoruz. İnsan denen varlığın metafizik serüvenini çok görkemli bir şekilde dile getirdiğini söylediği Türk şiiri hakkında yazdığı yazılar ise bizce onun bu parlak döneminin zirvesi. Bakışlı Bir Kedi Beyaz, Kahraman’ın İkinci Yeni şiirin genleştirme haritasını çıkardığı, şiirimizin bu önemli dönemini kültürel unsurlarla birleştirerek bir zihin durumu olarak çözümlediği öncü bir kitap. İkinci Yeni şiir Hasan Bülent Kahraman’ın bu yeni kitabı ile birlikte kendine yazınsal tarihin dışında bir hayat buluyor, tarihselliğinin ötesinde, özne olma serüvenimizde bir bilinç durağı olarak yerini alıyor.
Direnişin Formu ve Kendisi Olarak Sanat
Livera Yayınevi
Haziran 2025
144 s.
Direniş aslında muhafazakâr bir sözcük. Bir etkiye karşı maddenin kendisi olarak kalmaya çabalamasını temsil ediyor. Ancak kullanıldığı bağlama bakıldığında hemen her defasında iktidarı elinde bulunduranların uyguladığı baskıya, sindirme, etkisizleştirme, tektipleştirme vb. politikalara karşı bir duruşu simgeliyor. Hatta gündelik kullanımdaki anlamını da bu yönüyle kazanmış gibi. Dolayısıyla direnişe bağlamını veren şey ana akım diyebileceğimiz iktidarcıl pozisyonun karşısında kendisi olabilme gücü. Bugün bütün dünya üzerinde iktidarlara baktığımızda “direniş” sözcüğünün neden muhafazakâr değil, devrimci bir vurguyu içerdiğini hemen anlayabiliriz; çünkü mevcut iktidarların böylesi korkunç olduğu bir dünyada “kendi olmak” devrimci bir eylemdir...
“Direnişin Formu ve Kendisi Olarak Sanat” başlığı bu mantığı izliyor. Direnişin ne için yapıldığından ya da taşıdığı mesajdan daha önemli olan bir şey var; “direnişin formu”. Çünkü formlar, aldığımız sözden önce bizim kim olduğumuzu ve nerede durduğumuzu gösteriyor.
Neden insanlar kendilerini ifade etmek için sanatsal yollar seçiyorlar? Bu sorunun cevabı “seçme” ediminde gizli. Aslında seçtikleri şey sanat değil, direniş – ana akıma benzememe, iktidarcıllaşmama, kendilerini içine çekmeye çalışan girdaba kapılmama arzusu. Bu da bizi başlığın ikinci kısmına yani “direnişin kendisi olarak sanat”a getiriyor.
Sanat, toplumun içinde toplumun akışının aksi yönünde çalışarak yeni olanakları ortaya çıkartır. Devre aşırı yüklenirse bir sigorta gibi çalışarak ona kısa devre yaptırır. Sokaktaki direnişin sanatla birleşmesinin nedeni bu kısa devre mantığında bulunabilir.
Sanat, hiçbir şey değilken direnişin kendisidir.
Leziz Kadavralar
çev. Seda Ersavcı
Siren Yayınları
Haziran 2025
192 s.
Arjantinli yazar Agustina Bazterrica’dan vahşet ile şefkatin yakınlaşıp uzaklaştığı, vurucu olduğu kadar dokunaklı bir roman: Leziz Kadavralar. İnsan olmanın anlamını, medeniyet ile barbarlığın sınırlarını sorgulayan Leziz Kadavralar, bir yandan kederli bir baba-oğul hikâyesi anlatırken diğer yandan kan dondurucu fakat tanıdık bir toplum portresi çiziyor.
Hayvan eti bir salgından dolayı tüketilemez olduğundan yemelik insan “yetiştiren” bir dünya yaratan Bazterrica, psikolojik unsurlarla derinleşen bu politik anlatıda Latin Amerika yazınından aşina olduğumuz tekinsizlik duygusunu özgün ve çarpıcı bir biçimde şahlandırıyor ve çağımızın korkunç fakat kanıksanmış hakikatlerine ayna tutuyor. Leziz Kadavralar, distopya edebiyatında yeni bir sayfa açılabileceğini gösteren, kapitalizmi, sömürüyü, tüketim kültürünü ve nihayetinde uygarlığın geldiği noktayı acımasızca eleştiren, güncelliğini uzun süre koruyacak ve unutulmayacak bir roman.
Mayda
çev. Maral Aktokmakyan
Aras Yayıncılık
Temmuz 2025
244 s.
Aras Yayıncılık’ın “İstanbullu Ermeni Kadın Yazarlar” başlıklı yeni edebiyat serisinin ilk kitabı Mayda, yalnızca bir roman değil, hem edebi hem de toplumsal bir başkaldırının simgesi.
Sırpuhi Düsap’ın kaleme aldığı ve 1883’te İstanbul’da, Zartaryan Matbaası’nda yayımlanan Mayda, Batı Ermenicesi edebiyatında bir ilki gerçekleştiriyor. Düsap bu romanıyla yalnızca Batı Ermenicesinin ilk kadın romancısı olmakla kalmıyor, aynı zamanda kadın kimliğini ve kadına biçilen toplumsal rolleri edebiyat yoluyla sorgulayan öncü bir ses olarak karşımıza çıkıyor.
İstanbullu Ermeni kadın edebiyatının zenginliğini günümüze taşımak, kadınların görmeden gelinen varlığını, susturulan sesini ve unutturulan sözünü hatırlama ve hatırlatma amacı taşıyor.
Müzik ve Açık Yapıt
Arketon Yayınları
Haziran 2025
372 s.
Arketon Yayınları'nın son kitabı Arketonses dizisinden: Müzik ve Açık Yapıt. Aykut Köksal ve Mehmet Nemutlu'nun bir söyleşi dizisinden oluşan kitapta, modernist müziğin paradigma kurucu bir kavramı olan "açıklık"ın, farklı müzik ekollerinde ve farklı bestecilerin üretiminde ortaya çıkışı, müzikler üzerinden aktarılıyor, tartışılıyor.
Müzik ve Açık Yapıt, Köksal ve Nemutlu'nun, Açık Radyo'da gerçekleştirdikleri 29 söyleşiden oluşan program dizisinin kitap formatına aktarılmasıyla ortaya çıktı. Kitapta, farklı temsil biçimlerine sahip açık yapıt örnekleri zengin bir görsel belgelemeyle sunuluyor.
Söyleşiler, modernizmin 20. yüzyıl başındaki ilk ürünlerinin açıklık bağlamında irdelendiği, ardından Umberto Eco'nun açık yapıt kavramsallaştırmasının ve aynı adı taşıyan kitabında örnek olarak sunduğu yapıtların ele alındığı üç giriş programıyla başlıyor. Bu ilk söyleşileri, açık yapıtın öncüleri olan Amerikalı deneyciler izliyor. Charles Ives, Henry Cowell, John Cage, Earle Brown ve Morton Feldman'ın, bir tarih bagajıyla yüklü olmamanın getirdiği rahatlıkla, açıklığı uç noktalara taşıyan, yeni ses ortamları yaratan, geleneksel notasyonun yerine yeni temsil olanakları araştıran müzikleri, söyleşilerde tek tek yapıtlar ele alınarak tartışılıyor.
Söyleşilerin üçüncü kesiminde, 1950'lerin Avrupalı modernistlerinde, açık yapıtın doktrinleşmiş hali ana izleği belirliyor. Bu kez, Luciano Berio, Iannis Xenakis, Karlheinz Stockhausen, Pierre Boulez ve Luigi Nono'nun, hem gelişen elektronik olanakları kullanan, hem de dönemin mekânsal müzikleriyle buluşan çalışmaları inceleniyor. Bu bestecilerin, serbest denemeler yapmak yerine, özgün kavramsallaştırmaları ses ortamına aktaran, tanımlanmış doktriner çerçeveler çizen müzikleri söyleşilerin ana tartışma konusu oluyor.
Kısa bir anlatımla, Müzik ve Açık Yapıt, 20. yüzyıl müziğinin en parlak ürünlerinin doğuşuna olanak sağlayan bir kavramın tarihsel öyküsünü aktarıyor.
Giorgio Agamben
Pinokyo: Bir Kuklanın İki Kez Yorumlanan ve Üç Kez Resmedilen Maceraları
çev. Barış Yücesan
Akademim Yayınları
Haziran 2025
156 s.
Giorgio Agamben, Pinokyo’da keskin felsefi bakışını Carlo Collodi’nin ünlü on dokuzuncu yüzyıl romanına çeviriyor. Onun için Pinokyo’nun maceraları hayatın kendisine açılan bir tür eşiktir. Haylaz kukla, tıpkı insanlar gibi iki dünya arasında sıkışmış kalmıştır. Karşısında iki seçenek vardır: ya otoriteye teslim olmak ya da kendi varoluş biçimine inatla sarılarak yoluna devam etmek. Agamben’in bu klasik metne getirdiği ustalıklı yorumdan anlarız ki varoluşun gizemini ancak farkında olmadan içimizde taşıyabiliriz ve bunun için de kadim ama yanı başımızdaki herhangi bir bilinmezlikle bir arada yaşamayı başarmamız gerekir. Collodi’nin erken basımlarından alınan çizimlerle zenginleştirilmiş bu özel edisyon, okuru her seferinde başka bir katmanda düşünmeye davet ediyor.
Tedirgin Yeni Dünya:
Her Şey Altüst Olurken Bir Araya Gelmek
çev. Gökçe Metin
Okuyanus
Haziran 2025
332 s.
Dünyanın dört bir yanında artan toplumsal eşitsizlik, ekonomik dalgalanmalar, iklim krizleri ve politik kutuplaşma… Modern hayatın her anına sirayet eden bu karmaşık sorunlar içinde insanlar kendilerini daha kırılgan, daha yalnız ve daha “tedirgin” hissediyorlar. İşte tam bu noktada Astra Taylor’ın Tedirgin Yeni Dünya: Her Şey Altüst Olurken Bir Araya Gelmek eseri devreye giriyor. Kitap, yalnızca bir analiz değil; aynı zamanda kolektif bir uyanış çağrısı.
Kitap, “tedirgin” kavramını sadece maddi eksiklikle sınırlamıyor. Taylor, modern toplumda duygusal, sosyal ve kültürel güvencesizlik biçimlerini de göz önüne seriyor. İster tam zamanlı çalışan bir ebeveyn olun, ister serbest çalışan bir sanatçı ya da işini kaybetme korkusuyla yaşayan bir beyaz yakalı; hepimiz, bu sistemin bize dayattığı “tedirginlik hissi” ile baş etmeye çalışıyoruz.
Taylor’ın en çarpıcı iddialarından biri şu: Tedirginlik yalnızca bir yan ürün değil; kapitalizmin temelinde yatan bilinçli bir strateji. İnsanlar ne kadar kendilerini kırılgan hissederse, sisteme o kadar bağımlı hale gelirler.
Kapitalizmin İnce Ayarı: Tedirginlik Halinin Üretimi
Taylor, tedirgin olma halinin kapitalizmin “kazara” yarattığı bir yan ürün olmadığını; aksine, sistemin sürdürülebilirliği için bilinçli biçimde üretildiğini öne sürüyor. Kendisini yetersiz hisseden, geleceğinden emin olamayan bireyler daha çok çalışıyor, daha az sorguluyor, daha fazla tüketiyor.
Bu yaklaşım, Taylor’ın aktivist geçmişiyle birleşince kitap sadece bir analiz metni olmaktan çıkıyor, bir uyarı ziline, hatta bir kolektif çağrıya dönüşüyor. “Tedirgin haliniz kaçınılmaz değil, normalleştirilmiş bir şiddet biçimidir,” diyor Taylor ve bu fikri örneklerle, deneyimlerle ve teorik arka planla pekiştiriyor.
Kişisel Olan Politik Değil mi Zaten?
Taylor, anlatısını kuru verilerle değil, kişisel hikâyeler ve bireysel deneyimlerle örüyor. Kanada’daki göçmen kökenli çocukluğundan, öğrenci borcu kriziyle boğuşan gençlik yıllarına kadar uzanan yaşamı, anlatıya hem içtenlik hem de meşruiyet kazandırıyor.
Özellikle 2010’larda yükselen Occupy Wall Street hareketiyle birlikte şekillenen politik bilinci, kitabın düşünsel omurgasını oluşturuyor. Bugünün krizlerini geçmişle ilişkilendiren Taylor, çözümü de geçmişteki direniş biçimlerinde ve geleceğe dair dayanışma olasılıklarında arıyor.
Dayanışma Mümkün mü?
Taylor, kitabın ikinci yarısında çözümlere odaklanıyor: Karamsarlığı aşmanın yolu dayanışmadan, kolektif hareketlerden ve toplumsal örgütlenmeden geçiyor. “Birlikte tedirginiz” diyen Taylor, bu ortak deneyimi bir zayıflık değil, bir güç olarak görmeyi öneriyor. Ona göre asıl mesele, bu ortaklığın farkına varmak ve onu dönüştürücü bir güce çevirmek.
Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, karamsarlığa saplanmaması. Tedirginlik duygusu karşısında içe kapanmak yerine, birlikte hareket etmenin, ortaklaşmanın ve dayanışma biçimlerinin çoğaltılmasının önemini vurguluyor. Her Şey Altüst Olurken Bir Araya Gelmek alt başlığı da tam olarak bunu söylüyor: Her şey dağılırken dahi bir araya gelebiliriz.
Tepe
çev. Ekin Özlü Akseki
Can Yayınları
Haziran 2025
128 s.
“Sana işin sırrını söyleyeceğim; insan gerçeği duymak istemiyor. Etrafımızda çok kan var. Canlıların etinde ve ormanlarda kanın ve bitki özsularının tıpkı bir nehir gibi aktığı onlarca, yüzlerce delik var. Kendi ellerimizle açtığımız yüzlerce, binlerce delik.”
Gür, uzun buğday tarlalarının arasından dört hanenin yükseldiği bir köy... Burası, ova ile büyük lavanta arazisi arasında yer alan, Lure Tepesi’nin gölgesindeki Bastides Blanches. Burada yaşayan kendi halindeki on iki kişi, önce köy çeşmesinin kuruması, küçük bir kızın bilinmeyen bir hastalığa yakalanması ve nihayetinde kıyametvari bir yangının çıkmasıyla panikten paniğe sürüklenir. Olan bitene anlam verilemeyince, köyün büyüğü yatalak Janet’ten medet umulur fakat Janet’in söyleyecekleri köy sakinlerinin hiç hoşlarına gitmeyecektir.
“Giono’nun yazısı, gerçekçilik ve şiirsel duyarlılığın eşsiz bir karışımı.”
–The Washington Post
Turgut Uyar Şiirinin Oluşumu
YKY
Haziran 2025
248 s.
Enis Akın, modern şiirimizin tarihindeki akımların/hareketlerin niteliğini ve Turgut Uyar odağında İkinci Yeni şiirinin ortaya çıkışıyla yaşanan dalgalanmaları inceliyor. İkinci Yeni şairleri arasında Uyar’ın rolünü belirlerken onun şiirindeki gelişim çizgisini vurguluyor. Türkiyem’den Dünyanın En Güzel Arabistanı’na geçiş hızını, bu büyük sıçrayışın dinamiklerini şairin yaşamına, sanat çevresine bakarak çözümlüyor.
Turgut Uyar’ın hem İkinci Yeni içindeki hem önceki-sonraki kuşaklar bakımından yeri neresidir, günümüz şiirini hangi yönleriyle etkiledi, B. Karasu’ya yakınlığını yahut A. İlhan’a uzaklığını nasıl anlamalı, şiirde neleri denedi, acemiliklerin efendisi ya da ustalıkların acemisi olmak ne demekti, toplumsal siyasal gelişmeler karşısında ne yaptı, kişiliğini neler belirledi, aile hayatı nasıldı? Tüm bu sorulara yazılı/sözlü kaynaklarla yanıtlar arayan, bulduklarını tartışan bir kitap Turgut Uyar Şiirinin Oluşumu.
Önceki Yazı
Devrim Mutfağı:
Tarih, bellek ve direnişin tadı
“Amacımız yemeğin hayatın ve her türlü mücadelenin de her alanında var olduğunu görmek ve gösterebilmekti. Bazen 'Arepa' gibi Latin Amerika’da bir bağımsızlık unsuruna dönüşen bir yiyecek, bazen Gandhi’nin 'midenin istiklal savaşı'...”