• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 2

K24'te haftanın vitrini... Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevleri tarafından bize gönderilen, dikkatimizi çeken; okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Akışkan Modern Dünyada Yönetim / Bay Pond’un Paradoksları / Bilinmeyen Boyut / Şiddet ve Eşitsizliğin Tarihi / Caligari! / Curcunabazlar / Gölgeli Muhabbetler / Jilet / Kayayı Delen İncir / Lenz

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

10 Ocak 2024

PAYLAŞ

Zygmunt Bauman, Irena Bauman, Jerzy Kociatkiewicz, Monika Kostera
Akışkan Modern Dünyada Yönetim
çev. Aslı Önol
Ayrıntı Yayınları
Ocak 2024
160 s.

Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” olarak tanımladığı içinde yaşadığımız çağ, her alanda muazzam belirsizliklerle karakterize olur. Bunun en önemli neticelerinden biri, bireylerin referans alabilecekleri yerleşik toplumsal yapı, kurum ve örgütlerden mahrum kalmasıdır. Böylesi bir belirsizlik hali, yönetim kuramından ve onun denetim ve öngörülebilirlik gibi vaatlerinden önemli ölçüde ayrışır. Dahası akışkan modernlik çağında “yönetim”, ait olduğu profesyonel alanın sınırlarını çoktan aşıp özel hayatın neredeyse tüm alanlarını kuşatır hale gelmiştir.

Akışkan modernliğin öngörülemezliği ile yönetimin vaat ettiği denetim arasındaki karşıtlık, ister istemez bazı soruları akla getirir: Yönetsel pratik, akışkan modernliğin olumsuz etkilerinin önüne geçebilir mi? Akışkan modernliğin şu an içinde bulunduğu dehşet verici durumun sorumlusu, hayatımızın her alanında yönetime duyduğumuz sarsılmaz inanç olabilir mi? Eğer öyleyse, yönetime olan yaklaşımımızı değiştirebilir miyiz?

Örgüt ve yönetim bilimciler Jerzy Kociatkiewicz ile Monika Kostera, mimar ve kentsel çalışmalar uzmanı Irena Bauman ve çağımızın en önemli sosyologlarından Zygmunt Bauman bireycilik, tüketim kültürü, toplumsal eşitsizlikler ve iklim değişikliğinin belirleyici olduğu bu “fetret devri”ndeki başlıca sorunların çözümünde “yönetim” kavramının oynadığı merkezi rolü, heterotopya, mezo-düzey örgütlenme, yöneticisiz yönetimler, üretken tüketicilik gibi ufuk açıcı kavramlar ışığında tartışmaya açıyorlar.

Gilbert K. Chesterton
Bay Pond'un Paradoksları
çev. Çiçek Öztek
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ocak 2024
168 s.

Chesterton’ın 1936 yılındaki ölümünden hemen sonra yayımlanan Bay Pond’un Paradoksları, sekiz dedektiflik öyküsünden oluşuyor. Sıradan bir devlet memuru olan Bay Pond, başta dostları Yüzbaşı Gahagan ve Sir Hubert Wotton olmak üzere çevresindekileri çileden çıkaran paradokslarıyla, ilk bakışta anlamsız görünen çelişkili ifadeleriyle ünlüdür. Ne var ki “kafasında bir anlığına yüzeye çıkıp sonra dibe batan” bu “canavarlar” Bay Pond’a, karşılaştığı gizemli olayları çözecek müthiş bir sezgi gücü kazandırmıştır. Sherlock Holmes’ta temsilini bulan İngiliz polisiye geleneğinin hem devamı hem de yöntemsel bir eleştirisi sayılan Bay Pond’un Paradoksları, hiciv ile akılcılığın çarpıcı bir bileşimi olarak dünya klasikleri arasında yerini almıştır.

Nona Fernández
Bilinmeyen Boyut
çev. Roza Hakmen
İthaki Yayınları
Aralık 2023
208 s.

Nona Fernández, kendi kuşağının önde gelen Latin Amerikalı yazarlarından biri. Oyunculuk ve senaryo yazarlığı da yapan Fernández, roman ve öyküleriyle unutulmaması gerekenleri hatırlatmayı görev edinmiş, Şili’nin tarihindeki karanlık sayfalara ayna tutmaya çalışan bir bellek direnişçisi. Bilinmeyen Boyut ise tarihi suçların mirası hakkında sürükleyici ve dehşete düşürücü bir hikâye anlatıyor.

1984 yılında, Şili’de Pinochet diktatörlüğünün tam ortasında, muhalif bir derginin ofisine kederli bir adam gelir. Emniyet örgütü mensubu bu adam, “Konuşmak istiyorum,” der ve gazeteci, şimdiye kadar bilinmeyen bir boyutun kapılarını açacak ifade için kayıt cihazını çalıştırır. Anlatıcı, dergi kapağında “Ben İşkence Yaptım” başlığıyla yayımlanan yazıyı okuyup bu adamın yüzünü ilk gördüğünde henüz çocuktur. Adamın rejimin en kötü suçlarındaki dahli ve bunlar hakkında konuşma konusundaki kararlılığı, anlatıcının yetişkinliğine, yazar ve belgeselci olarak kariyerine musallat olacaktır.

Fernández, “insanlara işkence eden adamı” arşivlerin ulaşamayacağı yerlere, romana adını veren TV programının, rejimin acımasız ama sıradan entrikalarıyla bir arada var olduğu, tarihin o bilinmeyen boyutuna kadar takip ediyor.

“Fernández, büyük bir zekâ ve saplantılı bir samimiyetle yazdığı etkileyici düzyazısında işkencenin korkunç gerçekliğini ve daha da korkuncu, nasıl rutin hâle geldiğini görmemize yardımcı oluyor.” —Fernanda Melchor

Walter Scheidel
Büyük Düzleyici: Taş Devri'nden Günümüze Şiddet ve Eşitsizliğin Tarihi
çev. S. Erdem Türközü
Fol Kitap
Ocak 2024
696 s.

İnsanların yerleşik hayata geçtiği günden beri maddi eşitsizlik uygarlıkların en temel ve belirgin özelliklerinden biri olageldi. Çok büyük bir zenginlik çok küçük bir zümrenin elinde toplanırken diğerleri kitleler hâlinde açlık ve sefalet içinde hayatta kalma mücadelesi verdiler. Bu durum o kadar yaygın biçimde kanıksandı ve dünyanın olağan hâli olarak görüldü ki herkesin kapısını er ya da geç çalacak olan ölüm, birçok kültürde her türlü eşitsizliği en sonunda ortadan kaldıran tek gerçek eşitleyici olarak algılandı. Hatta insanın ölümlü oluşu eşitsizliğin mağdurlarına zaman zaman huzur bile verdi. Peki, tarihte maddi eşitsizliklerin ortadan kalktığı zamanlar olmadı mı? Bundan sonra olamaz mı? Olursa bunun bedeli ne olacak ve biz buna hazırlıklı mıyız?

Walter Scheidel, birçok ödül kazanan, maddi eşitsizlik sorununa sarsıcı bir bakış getirdiği bu abidevi çalışmasında, işte bu temel sorulara bir yanıt arıyor. Tarih boyunca eşitsizliği ortadan kaldıran, zengin ile yoksulu ayıran servet dağlarını dümdüz eden, yüz yüze gelenlere kıyamet saatinin geldiğini düşündüren mahşerin gerçek dört atlısıyla bizi tanıştırıyor: büyük savaşlar, devrimler, salgınlar ve devletlerin yıkılışı. Primat atalarımızın yaşadığı Afrika’nın savanlarından, Amerika’nın en eski yerli uygarlıklarına, Uzakdoğu ve Mezopotamya’nın kültürlerinden Avrupa’nın Ortaçağına ve bugünün modern dünyasına kadar, bu yıkıcı güçlerin bireylerin ve ulusların kaderini nasıl durmaksızın yeniden şekillendirdiğini ve oyun alanını nasıl eşitlediğini gözler önüne seriyor.

Bir anlatıdan ziyade manifesto niteliği taşıyan bu kitap, herkesin bildiği sırları ifşa etmenin ne denli zahmetli bir iş olduğunu da gösteriyor.

Alexandre Teles
Caligari!
Portekizceden Türkçeye ve İngilizceye çeviren: Bengi De Sa Matos Paixao
Flaneur Kitap
Ocak 2024
336 s., büyük boy

Robert Wiene'nin 1920 tarihli çığır açıcı klasik filmi Das Cabinet des Dr. Caligari / Dr. Caligari'nin Muayenehanesi, Alexandre Teles'in özenli ellerinde nevi şahsına münhasır bir grafik romana dönüşüyor.

Sanatçı, filmin monotiplerinden esinlenerek bașladığı çalışmasında, sessiz film estetiğini, filme kaynaklık eden ve "Wiene ile yapımcılar tarafından" hafifletilen anti-otoriter önermeyi, dışavurumcu mekânları, bilim ile gösterinin geçirgen ideolojilerini derinlemesine analiz ediyor. Sinema tarihi ile kuramını ve popüler kültürü yüz yılı aşan bir süredir etkileyen klasik film, böylece hem onun estetiğine sadık hem de onun eleştirel bir uyarlaması pratiğine dayanan modern bir grafik roman haline geliyor.

Teles'in yıllara yayılan çalışmasıyla, filmin monotiplerinden yeniden ürettiği paneller, psikolojik gerilimin ve korku filmlerinin atalarından sayılan klasik filmin ürpertici doğasını grafik roman evrenine de taşıyor ve Caligari, bu açıdan filmin bir artbook'u olma özelliğini de taşıyor. 

Toplumun șüpheli uyanıklığı için bir tehdit unsuru olan ve kutusunda "bekleyen" Uyurgezer Cesare'nin gözlerini açtığı ikonik anlar, günümüz görsel dünyasını ve korkunun egemenliğini düşünmek için halen yol açıcı olan bir başlangıç noktası vaat ediyor.

Hakan Bıçakcı'nın kitap için kaleme aldığı Önsöz'de belirttiği gibi:

'Sinemada, çizgi romanlarda, popüler kültürde karşımıza yeniden ve yeniden çıkacak sayısız öğe görürüz Caligari'de: masum kızı kaçıran canavar, çılgın-bilim-adamı şeytani doktor, seri katil peşindeki polisiye izlek, izleyiciyi karakter zihnine kilitleyerek sonda yaratılan final şoku, yıllar sonra The Usual Suspects (1995), Fight Club (1999), Shutter Island (2010) gibi filmlerde karşımıza çıkarak ünlenecek "güvenilmez anlatıcı" figürü.  İşte bu kitap da bu çok etkili filmin etkisiyle üretilen bir başka özel örnek. 1920 tarihli Dr. Caligari'nin sessiz, renksiz, tekinsiz ve derinlikli dünyasını farklı bir formatta gözlerimizin önüne seren incelikli bir çalışma, Caligari!...

Caligari!, 555 adet üretilmiş ve numaralandırılmış, çift dilli (Türkçe ve İngilizce) edisyonuyla raflarda.

Mehmet Anıl
Curcunabazlar
İletişim Yayınları
Aralık 2023
216 s.

“Kardeşler arasına para pul, mal mülk girmesin, büyük büyüklüğünü, küçük küçüklüğünü bilsin.”

Curcunabazlar’da, babaları İshak artık işgöremez duruma düşünce şirketin başına kimin geçeceği üzerine çetin bir mücadeleye girişen iki kardeşin, Mustafa ve Ömer’in hikâyesini anlatıyor Mehmet Anıl. Aslında ilk bakışta bir mücadeleye girişilmesine gerek yok gibidir, her şey nettir. Çünkü babaları, kendisinden sonra şirketin başına büyük oğlunun geçmesi isteğini zamanında yazılı hale getirtmiştir. Ancak bir sorun vardır, kardeşler ikizdir ve hangisinin büyük olduğuna dair hiçbir bilgi kesin değildir!

Mehmet Anıl, Hazreti İbrahim’in torunları arasındaki kardeş çatışmasından ilhamla, eğlenceyi de ihmal etmeyen modern bir masal yaratıyor.

Cemil Kavukçu
Gölgeli Muhabbetler
Can Yayınları
Ocak 2024
96 s.

Bak ne anlatacağım, diyorum karşımdaymışsın gibi ve sen gülmeye –yok lıkırdamaya– hazır bir yüzle bakıyormuşsun gibi. Belki de kuşkuyla bakacaksın çünkü son günlerde pek keyfin yoktu, beni dinliyormuş gibi yapıyordun ama aklın başka yerdeydi. Senin eski halini, her şeye boş veren, dünya umurunda değilmiş gibi lıkır lıkır gülüşünü, saçma sapan sorularını ve gölgeli muhabbetlerimizi çok özledim. Bu zorlama olacak, biliyorum, yine de denemek istiyorum.

1983’te yayımlanan ilk kitabı Pazar Güneşi’nden beri bize en olmayacak yerlerden, hiç beklemediğimiz zamanlardan, asla ummadığımız kişilerden bulup çıkarıverdiği öyküleri anlatan Cemil Kavukçu, Gölgeli Muhabbetler’de de hikâyesine kaldığı yerden devam ediyor.

Tek başına da ayakta duran ama birbirine sataşmadan da edemeyen, sonuna gelindiğinde okuyanı bir dostla vedalaşmış gibi hüzünlendiren öyküler bunlar.

Cemil Kavukçu, on yıllardır yazdıklarıyla genç yazarlara önemli bir ders veriyor: Öykü çok da uzakta değil.

Jilet Sebahat
Jilet
Axis Litera
Ocak 2024
136 s.

Sahnelerimizin aykırı yıldızı,
Beyoğlu aşığı, “oraların eski köpeği”,
Sokak kızlarımızdan, üstelik kötü kızlardan,
Queer dünyanın yaman kalemi; Jilet Sebahat.

Jilet Sebahat’in hikâyesi bir Türkiye tarihi,
bir İstanbul belgeseli, bir müzik festivali!

Bülent Ersoy, Nükhet Duru, Krepen Pasajı, pandemi ayrılıkları, sütten kesilmemiş erkekler, men edenler ve edilenler… 1969’dan bugüne sönmeyen ateşi çizen yazılardan oluşuyor Jilet. Bu kitap, kalemin aciz kaldığı bir dünyada Jilet’le yazılmış olmalı!

Turgut Uyar
Kayayı Delen İncir
YKY
Ocak 2024
80 s.

Turgut Uyar’ın Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü alan kitabı Kayayı Delen İncir.

Yapı Kredi Yayınları, toplu şiirler ve öyküler ciltlerinde öne çıkan kitapların ayrı basımlarını sürdürüyor. Bu kapsamda, Turgut Uyar’ın şiir kitabı Kayayı Delen İncir yeniden bağımsız biçimde okuruna ulaşıyor. Kitap, 1982 yılında çıkmış şiir kitapları arasından seçilerek Necatigil Şiir Ödülü’ne değer görülmüştü.

“Kayayı Delen İncir”, 12 Eylül öncesi ve sonrası öne çıkan sorunlar ve duyarlıklar gereği, şairin önceki hiçbir kitabında rastlanmayacak ölçüde “yüklü” bir toplumsal içeriğe sahiptir. Ancak dönemin şairlerinden farklı olarak Turgut Uyar bunu şiir dilinden, estetik yaklaşımından ödün vermeden, yani şiirini slogan söyleyişe alet etmeden gerçekleştirmiştir. Birey olarak yine yalnızdır, çıkışsızdır ama bireysel kurtuluşu toplumsal kurtuluşta gören bir bilince her zaman sahiptir.

Uyar’ın bütün şiirlerini kapsayan Büyük Saat kitabı içinde yer alan Kayayı Delen İncir herhangi bir değişiklik olmadan yayına hazırlandı. Ayrıca, şairin kitap dosyasını hazırlarken yaptığı karton kapak bu baskının kapak görseli oldu.

“şimdi nedir ilk bakışta yitirilen
ey gözleri maden
ey ilk güneş saatinin çubuğu
de ki aşk pusudadır ve bir dükkânda
ölümsüzlüğün mührünü kazır”

Georg Büchner, Johann Friedrich, Johann Wolfgang Von Goethe
Lenz
çev. Cem Yavuz
Everest Yayınları
Ocak 2024
88 s.

“Fırtına ve Coşku” dönemi şairi ve yazarı Jakob Michael Reinhold Lenz, çılgınca saplantılardan kurtulmak üzere perperişan bir halde Vosges Dağları’na sığınır ve üç haftalığına papaz Oberlin’in misafiri olur. İşte, muhtemelen şizofreniden mustarip Lenz’i misafir ettiği süre boyunca şairin ruh halini ayrıntılarıyla kayda alan Oberlin’in günlüğü, bize Büchner’in Lenz’ini armağan eden kaynakların başında gelir.

Tam da temsil ettiği akım uyarınca “sürüdüğü” son derece fırtınalı ve coşkulu ömür boyunca akıl sağlığını tamamen yitiren J. M. R. Lenz, 4 Haziran 1792 tarihinde sabaha karşı Moskova’da bir sokakta ölü bulunur; gömüldüğü yer bilinmemektedir.

“Kafaüstü yürüyemediği için canı sıkılan” Lenz, modern edebiyatın laytmotifi olan kaygı, dünyaya fırlatılmış olma hissi, gerçekliğin parçalanması gibi temel ontolojik meseleler karşısında derin bir anlamsızlığa ve ıstıraba gömülen protagonistlerin öncülü sayılsa yeridir. Elinizdeki toplamda ayrıca Büchner’in Lenz’i ölümsüzleştirirken esinlendiği diğer bir kaynak olan Goethe’nin Yaşamımdan Şiir ve Hakikat’inden, bahtsız şairle ilgili bölümler de yer almaktadır.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Akışkan Modern Dünyada Yönetim
  • Bay Pond’un Paradoksları
  • Bilinmeyen Boyut
  • Caligari!
  • Curcunabazlar
  • Gölgeli Muhabbetler
  • Jilet
  • Kayayı Delen İncir
  • Lenz
  • Şiddet ve Eşitsizliğin Tarihi

Önceki Yazı

TADIMLIK

Ortadoğu'da Bir Ülkenin Acil Durum Alarmı'ndan:

Ali Bin Bed’in Metamfetaminli Meybuzu

Süreyyya Evren'in Ortadoğu'da Bir Ülkenin Acil Durum Alarmı  adlı kitabı bu hafta Can Yayınları tarafından basılıyor. Kitaptan kısa bir bölümü Tadımlık olarak sunuyoruz.

K24

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Oraya Kendimi Koydum:

2023’te bir köşe taşı

“2000’lerde yalnızgezenlerin dışında kendini ortaya koyan iki yenilikten söz edegeldik: Birincisi kadın şairlerde 1990’lı yıllardan itibaren görülen yükseliş, ikincisi ise deneysel şiirin ya da şiirde deneyselliğin kendine yer açışı. Oraya Kendimi Koydum’un özgünlüğü, bu iki eğilimi bir araya getirmesinden kaynaklanıyor.” 

NECMİYE ALPAY
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist