• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın kitapları – 21

K24'te haftanın vitrini: Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevleri tarafından bize gönderilen, dikkatimizi çeken; okumak ve üzerine yazı yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar...

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

23 Mayıs 2023

PAYLAŞ

Peter Sloterdijk
20. Yüzyılda Ne Oldu?
çev. Mustafa Tüzel
Tellekt
Mayıs 2023
280 s.

Çağdaş düşünür Peter Sloterdijk, önceki yüzyılın bizlere miras bıraktığı yükleri, öğretileri ve umutları farklı perspektiflerden irdeliyor. Okurlarını ters köşeye yatırmayı seven yazar, insanlık tarihine savaş, kıyım ve devrimleriyle damgasını vuran aşırı yüklü bu yüzyılı alışıldık tarihsel ya da ideolojik bakış açılarıyla ele almaz; çünkü kendi deyişiyle olaylara ve ideolojilere odaklanarak 20. yüzyılı anlamak olası değildir. Sloterdijk’a göre 20. yüzyılın baskın motifi, hakikati burada ve şimdi dolaysızca harekete geçirme iradesi olarak kendini gösteren şeydir.

Geçmiş yüzyılı anlamak için ekonomiden felsefeye tüm alanlarda tümden yeni yaklaşımlara gereksinim olduğunu öne süren Sloterdijk; 20. Yüzyılda Ne Oldu? ile okurları Antroposen’in anlamı, insanların evcilleştirilmesi, denizin önemi, küreselleşmenin felsefi veçheleri gibi bir dizi ilgili konunun yanı sıra Derrida ve Heidegger’in siyaseti üzerine de yeniden düşünmeye davet ediyor.

Çağdaş Felsefe ve Teknik
editör: Tacettin Ertuğrul
Pinhan Yayınları
Mayıs 2023
256 s.

Tekniğin kapsamı ve yaşamsal rolü hesaba katıldığında, felsefe tarihinde onu kavramak için gösterilmiş çabanın çok daha büyük olması beklenebilirdi. Her yerde hem yaşamı kuran, ören, çoğaltan hem de yaralayan, yıkan teknikler, teknolojiler var. Üstelik teknolojileri öyle basitçe kullandığımız, dışsal araçlar gibi değerlendirmek yetersiz olur; onlar tam da var olma, dünyada olma deneyimimizin parçasıdır. İşte bu yüzden tekniği düşünmek dünyada oluşumuzu düşünmektir.

Bu derleme, çağdaş felsefe evrenine ait filozoflardan hareketle teknik, teknoloji meselesini yeniden düşünme arzusuyla şekillendi. Bu kitapta adları doğrudan teknik sorunsalıyla anılan filozoflar olduğu gibi bu bağlam içinde hemen akla gelmeyen filozoflar da yer alıyor. Bergson, Benjamin, Heidegger, Simondon, Deleuze, Foucault ve Derrida düşünceleri teknik meselesi ekseninde değerlendiriliyor.

Doğu Batı Düşünce Dergisi
Modern Batı Şiiri - II
DoğuBatı yayınları
Yıl:26 Sayı: 104
Mayıs 2023
253 s., büyük boy

“Modern şiir” ifadesi, 90’lı yıllarda, postmodern kavramının gündeme gelmesiyle girdi şiirimize. Modern kavramı, o zamana kadar düşünce ortamında da pek kullanılan bir kavram, bir kriter değildi. Postmodernizm kavramı, modernizm kavramının bilincini gerekli kılmıştı. O âna kadar, bu bilinç üzerinde yeterince durulmadığı anlaşılmıştı. Modernliğin, modernizmim ne olduğuna ilişkin kitaplar ya da makaleler bu dönemde çevrildi dilimize. Dolayısıyla denilebilir ki modern kavramının keşfine, postmodern kavramı yol açtı, oysa onun tarihe gömülmesini diliyordu.

Modern kavramı şimdiye, olmakta olana işaret ediyordu. Ama şimdi neydi? Bütün çeviri faaliyetine rağmen, bu kavramın bizdeki telaffuzu dikkate alındığında, kendi deneyimimizden gelen bir doluluğa vardığını söylemek zor. Denilebilir ki modern kavramı, içi boş bir kavram olarak kaldı. İçi boş kavramlar maymuncuk gibidir ya da maymuncuk gibi kullanılır, her kapıyı açar ya da her kapı onunla açılmaya çalışılır. “Modern şiir” kavramı da öyle; Türkçenin poetik kullanımında içi boş bir kavram durumuna geldi. Modernizme, modernliğe tepkili ve karşı olanların şiirleri bile bu kavramla nitelenebilir durumda.

Kendi dilimizin kelimelerinden devam edelim. “Modern şiir” kavramının yerine konduğu “çağdaş şiir” kavramı, modern şiirin ne olduğu konusunda bize daha yardımcı olabilir. Çağdaş şiir, yaşanılan çağa ilişkin olanı, yaşanılan çağın getirdiği, ortaya çıkardığı deneyimin dile getirilmesi gerekliliğine işaret eder. Nüans: Çağdaş şiir ifadesindeki “çağdaş” nitelemesi, ‘bütün çağa’ işaret etmez. Çağ içindeki her dönemin çağdaşlığı, diğer dönemin çağdaşlığından farklıdır. 30’lu yılların çağdaşlığı ile 50’li yılların çağdaşlığı farklı idi. 50’li yılların çağdaşlığı, Avrupa için, savaş sonrasını, savaşın ve faşizmin yol açtığı buhranla hesaplaşmayı dile getirirken; bizim şiirimiz için, insanın kendi bedeninin isteme ve arzuları doğrultusunda yaşamanın ne olduğunu keşfetmesini temsil eder. Çağdaşlığın sorunsalı, yere ve zamana göre değişebilir ama bakış tarzı aynıdır. Şimdi modern şiir kavramına dönebiliriz..

Modern düşünce, Ortaçağ düşüncesine ve yaşamına karşı ortaya çıkar. Ortaçağ’ın ayırıcı özelliği, dünyaya ve yaşama ilişkin, insanları birarada tutan tümel ve güven duygusuyla karakterize olan bir bilinç sağlamış olmasıdır. Oysa modern insan, yaşam ve dünya karşısında kuşku duyan insandır (Descartes). Sanayi devrimi, aydınlanma düşüncesi ve eleştirel bilinç, modern şiirin üçlü saç ayağını oluşturur. Modern şiir, dış dünyanın, gerçekliğin ve oradaki deneyimin keşfidir. Modern şiir, söz ile deneyim arasındaki bağda ortaya çıkar. Şiir, bu düzlemde, öznenin, korku ve kendi bağlanışını dile getirmenin ötesine geçerek, dış ve içdünyadaki cesaret ve özgürleşme deneyimini, kendi nesnelliği içinde dile getirilmesidir. Burada, öznenin kendi deneyiminde dış dünyayı ve kendi varlığını hor görme eğiliminden bağını koparma edimi söz konusudur. Modern şiiri böyle tanımlayabiliriz.

Alain Badiou, bir yazısında, modern şiir dönemi için, “şairler çağı” kavramından söz eder; Heidegger’in “ressamlar çağı”ndan söz etmesi gibi. Ona göre, Batı şiirinin, Hölderlin’den Paul Celan’a kadar olan dönemi bir şairler çağı dönemidir. Biz bu çalışmada, bu sınırı Furuğ Feruhzad’a kadar genişlettik. Yunan şiiri, Rus şiiri, Octavio Paz ve Furuğ, modern Batı şiirinin inşası içinde görülmeyebilirler. Hizayı yakaladılar ve modern şiiri, onun sığasını genişleterek inşa ettiler. Anavatanda değil idiler ama o özlemle yaşadılar. Cahit Külebi, Paris’i göremediği ve Fransızca öğrenemediği için, şair olamayacağım diye ağladığından söz eder. Modern Batı şiirinin gurbeti de modern şiire dâhildir.

Tekrar Badio’ya dönersek.. Ona göre şairler çağı, felsefecilerin mahluliyet zamanında, yani Hegel’in ardından başlayan dönemde, felsefenin bilim ve politikaya odaklanmasıyla, felsefenin bazı görevlerini sanatın üstlenmesinden ortaya çıkmıştır. Şairler çağı, bizzat bu zamanın temsil ettiği şey yüzünden anlamın titrediği ve şiirin varlık sorununa en kolay erişme kipi olması nedeniyle, modern zamanın deneyiminin en anlaşılır biçimde formülleştirilmesi şiir tarafından ortaya konduğu için, şairler çağıdır.

–Yücel Kayıran, "Eşik-Söz"den

Jakob von Uexküll
Hayvan ve İnsan Dünyalarında Keşif Gezileri
Norgunk Yayınları
Nisan 2023
118 s.

Dizginlenemez bir Kant hayranı olan Uexküll’ün çalışmalarında dikkat çeken hususlardan biri yeni kavramlar yaratmaya ve mevcut olanları eğip bükmeye olan tutkusudur. Uexküll için biyoloji hayatın bilimidir ve bu sebeple canlıların anlamlar dünyasını hakkıyla ifade edecek kavramsallaştırmalara ihtiyaç kaçınılmazdır. Elinizdeki bu kitap da bu ihtiyaçları karşılama gayreti taşıyor. 

Uexküll bu faaliyeti bir oyun gibi icra eder. Birçok kavram çifti işe koşulmuşsa da anlamın oluşmasında öne çıktığını düşündüğü algılamak [merken] ve etki etmek [wirken] faaliyetleri üzerine kurulu bir kavrayış inşa eder. 

Bu kavramların belki de en önemlisi “umwelt”tir. Basit bir çevre anlamından uzaklaştırılarak, organizmaların öznel semiyotik dünyalarını ifade etmek için kullanılan kavramın tercümesinde bir mutabakat söz konusu değildir. Birçok dünya türünden biri olduğunu imleyebilmek ve farklı döngülerin tertibatındaki pozisyonunu vurgulayabilmek için kavramı “çevreleyen-dünya” ile karşılamayı tercih ettik. Ancak kavramın anglofon biyosemiyotik camiada çoğunlukla “umwelt” olarak, yani Almanca orijinaliyle kullanıldığını ve bu kavramın Uexküll ile yepyeni bir anlam kazandığını akılda tutmak iyi olacaktır. 

(Çevirmenin Notu'ndan)

Kısacası sorduğumuz soru şudur: Kene makine midir yoksa makinist mi? Sadece bir nesne midir, yoksa özne mi?

Fizyoloji kenenin bir makine olduğunu ilan edecek ve merkezi sinir sisteminde bir kumanda aygıtı aracılığıyla birbirine bağlı reseptörlerin, yani duyu organlarının, ve efektörlerin, yani edimsel uzuvların, kene üzerinde ayırt edilebileceğini söyleyecektir. O tamamen bir makinedir; makinistin esamesi okunmaz.

“Hata yapılan yer tam olarak burasıdır” diye cevaplayacaktır biyolog, “kenenin vücudunun tek bir parçası bile makine özelliği taşımaz, aksine makinistler her tarafta etkin haldedir.”

(J. von Uexküll)

Allen M. Siegel
Heinz Kohut ve Kendilik Psikolojisi
çev. Neslihan Rugancı vd.
Encore Yayınları
Haziran 2023
320 s.

Heinz Kohut’un çalışmaları klasik Freudcu psikanalitik kuramdan önemli bir farklılaşmayı temsil eder. Amerika’da Kendilik Psikolojisi hareketi kurucularından olan Kohut’un kuramı insanları tedaviye getiren narsisizm ve narsisistik kırılganlıklar konusunda onun benzersiz kavrayışına dayanır. Bu kitapta Allen M. Siegel, Kohut’un okuması ve anlaması oldukça zorlayıcı olan tüm külliyatını son derece yalın bir şekilde hem alanın profesyonellerine hem de bu konuda meraklı okuyucuya titizlikle aktarıyor. Ayrıca kuramın psikoterapi ve psikanalizdeki uygulanabilirliğini göstermek açısından kendi klinik pratiğinden örnekler veriyor.

Allen M. Siegel  kırk beş yılı aşkın zamandır kendilik psikolojisi üzerine çalışmış, kuramı öğretmek ve uygulanışına destek olmak üzere dünyanın dört bir yanında eğitimler vermiş ve vermeye devam etmektedir. Halen  psikiyatrist ve psikanalist olarak Şikago’da çalışmaktadır.

Prosper Mérimée
Mozaik: Toplu Öyküler
çev. Ezgi Nur Şahin
Fihrist Yayınları
Nisan 2023
118 s.

Diplomatlık görevleri nedeniyle çok gezen, döneminin büyük Rus devleri Puşkin, Gogol, Turgenyev gibi isimlerle arkadaş olan ve çevirileriyle Fransız okuruna kazandıran Prosper Mérimée’yi (1803 – 1870), Carmen adlı novellası ile tanıyoruz. Ölümünden sonra 1875 yılında Georges Bizet tarafından opera klasiği haline getirilen Carmen, diğer Mérimée eserlerinin önüne geçse de, yazar, döneminde birçok öykü ve novella ile büyük bir ün kazanmıştı. Prosper Mérimée kültürel çeşitliliği okuyucuya sunarken, ismi Victor Hugo gibi Romantikler ile anılıyordu. Döneminin en önemli edebiyat tartışmalarının merkezinde yer alan Mérimée’nin, III. Napoleon döneminde imparatoriçe’nin danışmanlığı gibi birçok üst düzey devlet görevinde bulunması, onun 19. yüzyıl kültür-sanat ve politika alanında nasıl da merkezde bir figür olduğunu göstermektedir.

Günümüzde özellikle öyküleriyle bilinen Mérimée için Mozaik (Mosaique) adlı 1833 yılında yayımladığı toplu öyküler kitabı, oldukça önemli bir konumda yer alır. Eserin ismi, öykülerin kültürel doğasına dair bir ipucu vermektedir. Zaten tarihçiliği de eserlerinde ön planda olan Mérimée için bu mistik, romantik metinler, okuyucunun başka dünyalara açılan kapısıydı diyebiliriz. Bu mantıkla, doğrudan yazar tarafından bir araya getirilmiş bu 7 öykü, Mérimée’nin ilk dönem öykülerini barındırmaktadır.

Ali Özuyar
Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi – 2
YKY
Mayıs 2023
320 s., büyük boy

Daha önce Türk sinemasının Osmanlı’daki yolculuğunun izini süren Ali Özuyar, Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi'nin ikinci cildinde hikâyeyi kaldığı yerden devam ettiriyor. Türk sinemasının 1923-1931 yılları arasındaki durumu, dönemin siyasi, sosyal ve ekonomik koşulları bağlamında, adli vakalara varıncaya kadar ayrıntılı bir şekilde anlatılarak sessiz dönem Türk sinema tarihi tamamlanıyor. Film şirketleri, filmlerin ithali, dağıtımı, gösterimi ve yeni açılan sinemaların yanı sıra seyircinin ilgisi, oyuncular, sinemacıların sorunları ve başarıları da masaya yatırılıyor.

Kitapta, 1927 yılının sonlarına doğru sinema tarihinde adeta teknik ve estetik bir devrime yol açan sesli sinemanın Türkiye’deki hikâyesine de değiniliyor. Sesli filme geçiş süreci ayrıntılı bir şekilde ele alınırken sektörün bakış açısını tam olarak ortaya koymak için dönemin önde gelen sinemacılarının basına yansıyan görüşlerine yer veriliyor. Son bölümde ise bazıları ilk kez Latin harfleriyle yayımlanan, dönemin önde gelen isimleriyle yapılan röportajlar bekliyor okuru. Ali Özuyar gerek bilgiler, anılar ve mülakatlarla gerek görsellerle bir dönemin panoramasını verirken aslında çiçeği burnunda Cumhuriyet’in kültürüne de ayna tutuyor.

Patrik Hermansson, David Lawrence, Joe Mulhall, Simon Murdoch
Uluslararası Alternatif Sağ
21. Yüzyılın Faşizmi mi?
çev. Ertuğrul Genç
İletişim Yayınları
Mayıs 2023
392 s.

“Uluslararası Alternatif Sağ, internette faaliyet gösteren ama gerçek hayatta da faaliyetleri olan bir harekettir. Hareket ‘beyaz kimliğinin’ çokkültürlülük yanlısı ve liberal elitler ile sözde ‘Sosyal Adalet Savaşçıları’ tarafından tehdit altında olduğuna inanan, bu grupların ‘siyaseten doğruculuğu’ kullanarak Batı medeniyetini ve beyaz erkeklerin haklarını aşındırmaya çalıştığına inanan uluslararası bir dizi grup veya bireyden oluşur. Basitçe tanımlamak gerekirse ‘Alternatif Sağ’ aşırı sağ görüşlü, küreselleşmeye karşı, geleneksel/yerleşik muhafazakârlığa radikal bir ‘alternatif’ sunan bir gruplaşmadır. Mensuplarının eklektik ve birbirinden farklı yapısı ciddi anlaşmazlıklara yol açmakla birlikte, hepsi bir dizi çekirdek inanç etrafında bir araya gelmiştir.”

Alternatif Sağ’ın (alt-right olarak kısaltılıyor) bir grup internet bağımlısı ergenin kendi aralarında eğleşmesi olmadığı Charlottesville’deki (Virginia/ABD) “Sağı Birleştir” mitingi sırasında ırkçılık karşıtı gruptan bir eylemcinin arabayla ezilerek öldürülmesiyle ortaya çıkmıştı. O günden sonra bu gruptakilerin hangi ideolojik yönelimlere sahip olduğu, nasıl bir toplumsal grubu temsil ettiği ve bundan sonra eylemlerinin nerelere varacağı pek çok araştırmacının, gazetecinin ve akademisyenin sorduğu soruların başında geldi.

Uluslararası Alternatif Sağ, “Nefret değil UMUT” ekibinden dört uzman araştırmacının hem bu soruların peşinden gitmesinin hem de Hindistan, Japonya ve Rusya gibi Avrupa dışı coğrafyalarda da Alternatif Sağ’ın izlerinin, desenlerinin ve ideolojik kaynaklarının araştırılmasının ürünü.

Eva Haifa Giraud
Veganlık: Siyaset, Pratik ve Kuram
çev. Pınar Üzeltüzenci
Akademim Kitaplığı
Mart 2023
308 s.

Veganlar tam olarak neye inanıyor ve veganlık neden eleştirilen bir toplumsal hareket hâline geldi? Veganlık; sürdürülebilirlik, hayvan çalışmaları ve medya hakkındaki daha kapsamlı tartışmalarla yolunu nasıl açıyor? Eva Haifa Giraud, gıda aktivizmi ve sosyal adaletten beslenen vegan politikalarının; argümanlarını, eleştirilerini ve etrafındaki tartışmaları ele alıyor. Edebiyat, hayvan çalışmaları ve coğrafyaları, ekofeminizm, posthümanizm, eleştirel ırk teorisi ve yeni materyalizm gibi alanlara temas eden Giraud, özgün bir teorik müdahale ile karşımıza çıkıyor. Giraud’ya göre veganlık, insanların hayvanlarla ilişkisine dair alışılagelmiş normları ve varsayımları yıkarak, “bir beslenme biçiminden daha fazlası” olma yönünde radikal bir politik potansiyele sahiptir. Punk estetiğine sahip yemek tarifi kitaplarından sosyal medya kampanyalarına kadar bir dizi örnekten yola çıkan Giraud, veganlığın taşıdığı gücün nasıl ticarileşerek karmaşıklaştığını gösteriyor ve veganlığı radikal bir toplumsal hareket olarak yeniden ele almak için yeni kavramsal çerçeveler ortaya koyuyor.

Georges Canguilhem
Yaşam Bilgisi
çev. Adem Beyaz
Kolektif Kitap
Mayıs 2023
256 s.

Biyoloji ve modern tıptaki dönüşümler yaşam kavrayışlarımızı nasıl şekillendirdi? Felsefi kavramlar ve bakış açıları biyolojik fikirleri ve deney çalışmalarını nasıl etkiledi? Birbirine çok uzak disiplinler olarak tasavvur edilen felsefe ve tıp/biyoloji arasındaki etkileşimler nasıl gerçekleşti?

Genetik devrimin şafağında yayınlanan Yaşam Bilgisi, hücre teorisinin tarihini, organizmaya dair mekanik anlayışlara yakınlaşmamızı ve uzaklaşmamızı, bilim ve nesnelerindeki normalliğin doğasını ve hatta canavarları ele alarak bu sorulara kendi özgünlüğüyle cevap veriyor.

Michel Foucault, François Jacob, Louis Althusser ve Pierre Bourdieu gibi düşünürlerin çalışmalarındaki izlerinden anladığımız kadarıyla Georges Canguilhem, hem Fransız felsefesi hem de bilim felsefesi üzerinde muazzam bir etki bırakmıştır. Yirmi yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu eser, modern biyolojinin doğuşundan geçen yüzyılın ortasına kadar meydana çıkan felsefi muğlaklıkları ve sorunları işleyerek epistemolojik bir tarihsel analiz de sunmaktadır.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • 20. Yüzyılda Ne Oldu?
  • Çağdaş Felsefe ve Teknik
  • Doğu Batı Dergisi
  • Hayvan ve İnsan Dünyalarında Keşif Gezileri
  • Heinz Kohut ve Kendilik Psikolojisi
  • Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi
  • Uluslararası Alternatif Sağ
  • veganlık
  • Yaşam Bilgisi

Önceki Yazı

HER ŞEY

Ophelia’nın baharı taşıyan çiçekleri

“Ophelia delirmeden önceki tüm sahnelerinde bir dinleyici gibidir; ağabeyinin, babasının ve Hamlet’in söylediği cümlelerde bekleyen sessiz bir dinleyici… Aklını kaçırdıktan sonra ise başka biri olarak karşılar bizi. Susmaksızın şarkı söyler, artık dinleyen değildir, kendini dinleten ve içindeki her şeyi şarkılarla akıtandır.”

NEYRAN GÜNÜÇER

Sonraki Yazı

SÖYLEŞİ

Hayvan Bakışı sergisi üzerine Ece Nada ile söyleşi:

“Kibirli antroposentrizmden kurtulabilmek…”

“İnsan olmayanlar araçsal olarak varlar ve özne olarak değerlendirilen ise yalnızca insan. Bu mekanizma ancak insanın ideal ve en mühim olan canlı türü olarak görülmemeye başlamasıyla, bütüncül ve birlikte varolan, birbirinin varoluşuna saygı duyan, birbirinin varolma ve sömürülmeme hakkını tanıyan bir bakış açısına geçmekle duracak ya da değişecek.”

EDA YİĞİT
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist