• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Elif Demirel:

“Okumaktan keyif alacağım bir metin yazmaya çalışıyorum...”

“İlk gelen yorumlardan da anladığım kadarıyla romanda büyülü gerçekçiliğin izleri çok fazla. Büyülü gerçekçilikle yazılmış eserleri okumaya da bayılırım. Bir de çoğunlukla kadın karakterler yazmamın da etkisi olabilir. Ortada bir büyü varsa bu erkeklerle değil de kadınlarla ilişkilidir şüphesiz. Bugüne dek büyülü diye nitelendirdiğim her şey kadınların elinden çıkmaydı.” 

Elif Demirel

MEHMET BAHÇECİ

@e-posta

SÖYLEŞİ

8 Haziran 2023

PAYLAŞ

2021’de çıkan öykü türündeki ilk kitabınız Hazin’i, 2023’de Everest Yayınları etiketiyle yayımlanan Geceden Beri adlı romanınız izledi. Her iki türde de kalem oynatan bir yazar olarak öykü ve roman türlerine ilişkin değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız? Hangi türe daha yakın hissediyorsunuz kendinizi?

İki türün de tadı, yolculuğu, yazarına verdiği haz çok başka. Ama roman apayrıymış, yazarken bunu anladım. Öykü okumak, yazmak elbette değerli ve güzel ama sanırım roman okumayı da, yazmayı da daha çok seviyorum. En azından Geceden Beri bunu anlamamı, fark etmemi sağladı diyebilirim.

Dosyanızın Everest Yayınları İlk Roman Ödülü’nü kazanmasını bekliyor muydunuz? Ödülle birlikte hayatınızda neler değişti?

Çok şaşırdığımı söyleyemem. Dosyama güveniyordum ve bu yüzden ödülü aldığımı haber vermek için aradıklarında çok şaşırmadım. Çok sevindim tabii, ilk romanımla ödül almak hep çok özel bir durum olacak benim için. Ödülle birlikte yeni bir yayınevim oldu; yeni insanlarla, güzel bir ekiple karşılaştım. Zannediyorum ki okur çevrem de biraz daha genişledi. Onun dışında hayatımda büyük bir değişiklik olmadı.

Gece, üzerine ciddiyetle eğilmemizi gerektiren roman karakterlerinden. Kimine göre efsunlu bir deli, kimine göreyse ulu bir bilge. Romandaki mahalleliye sorsak onu, hayattan elini eteğini çekmiş bir münzevi olarak niteleyenler de çıkacaktır, kalp gözü tümüyle açık bir Allah dostu olarak görenler de. Sanki o, kendi gerçekliğimizle baş başa kaldığımız nadide bir ayna gibi. Çoğunlukla, itiraf etmekten kaçındıklarımızı bağıran bir ayna... İyisi mi, işin doğrusunu size soralım, okurlar nasıl bir anlam yüklemeliler ona?

Elif Demirel
Geceden Beri
Everest Yayınları
Mart 2023
144 s.

Öncelikle okurlar Gece’nin lanetli bir kocakarı olduğunu bilsinler isterim; romanı bunun farkında olarak okurlarsa ona daha az kızarlar belki. Bana göre Gece bilge, gizemli, zarif ve çok güçlü bir kocakarı. Evet, konuklarının hiçbirine iyi gelmiyor, onların hiçbirinin derdine deva olmuyor ama Gece’nin asla böyle bir iddiası yok. Gece bir kere dahi ben bir şifacıyım, sizi iyileştirebilirim, yaralarınıza merhem olabilirim demiyor farkındaysanız. Mahalleli ona şifacı bir rol biçmiş, o da istediğiniz buysa öyle olsun diye düşünüyor herhalde. Gece’nin kapısını çalan insanların tek ortak noktası çaresizlikleri. Çaresizlik bizi eşitler. Ben hem bu kitabın yazarı hem de bir okur olarak ne Gece’ye ne de şifa bulmak için kapısına gelenlere kızabiliyorum. Hatta şöyle düşünüyorum, Gece benim mahallemde yaşayan biri olsaydı, kesinlikle kapısını çalardım. Sonumuz ne olurdu bilinmez tabii.

Bir anlatım biçimi olarak büyülü gerçekçilik yazarlara oldukça geniş bir esin alanı sunuyor olmalı. Romanınızda bu teknikten izlere sıklıkla rastlamaktayız. Normalde benim okumakta en çok zorlandığım türlerin başında büyülü gerçekçi teknikle yazılmış metinler gelir; zemin, zaman ve olaylar sürekli puslu ve muğlaktır çünkü. Fakat sizin kitabınızı çok akıcı buldum ve okurken hem keyif aldım hem de pek zorlanmadım. Okur dostu bulduğum bu işin sırrını da, dozu iyi ayarlanmış büyülü gerçekçilik şeklinde açıklamaktayım kendime. Katılır mısınız bu tespitime? Dozu iyi ayarladığınızı düşünüyor musunuz? Gelecekte de eserlerinizde payı olacak mıdır büyülü gerçekçi anlatımın?

Böyle düşünmenize ve romanı akıcı bulmanıza sevindim. Yazacağım hiçbir metin için bir tür kotası ayarlamıyorum, yani bugüne dek hiç bu şekilde yazmadım. Ben okumaktan keyif alacağım bir metin yazmaya çalışıyorum, önceliğim her zaman bu oldu. Geceden Beri’yi yazmadan önce, “Bu romanı büyülü gerçekçiliği esas alarak yazacağım” gibi bir şey düşünmedim. Yazdım, bitirdim ve ilk gelen yorumlardan da anladığım kadarıyla romanda büyülü gerçekçiliğin izleri çok fazla. Bilinçli yaptığım ya da öyle olması için kendimi zorladığım bir durum değil, onu anlatmaya çalışıyorum aslında. Büyülü gerçekçilikle yazılmış eserleri okumaya da bayılırım, bunun etkisi muhakkak vardır diye düşünüyorum. Bir de çoğunlukla kadın karakterler yazmamın da etkisi olabilir. Ortada bir büyü varsa bu erkeklerle değil de kadınlarla ilişkilidir şüphesiz. Bugüne dek büyülü diye nitelendirdiğim her şey kadınların elinden çıkmaydı. Bu noktada tarafsız olmam mümkün değil ne yazık ki… Kadınların ellerinde, akıllarında, dudaklarına değen kelimelerde büyülü, tılsımlı bir şeyler var. Ya da ben buna inanmak istiyorum. Bundan sonraki yazdıklarımda da bu büyünün etkisi illa ki olur diye düşünüyorum.

Romanınızı bölümlere ayırdığınızı, her bir bölümü de pek hoş bir çiçeğin adıyla isimlendirdiğinizi görüyoruz. Çok beğendiğim “Sümbül” adlı bölümden söz açmak isterim. Zira bu bölüm, politik metinleri, toplumcu gerçekçi metinleri okumaktan ziyadesiyle hoşlanan şahsımı fazlasıyla memnun etmiştir. Üstelik gizemli karakterimiz Gece’yi anlamlandırmak hususundaki en ideal bölümlerden biri olsa gerek “Sümbül”. Gece, Ferda’ya: “Nasıl yaşanacağını biliyorsan, kafanda hayatın bir reçetesi varsa, iyi oluyorsun” diyor... O halde sormak istiyorum: Elif Demirel’in böyle bir reçetesi var mı? Nasıl yaşamalı? Gerçekten iyi olmak ve iyi hissetmek için (Ferda gibi bocalamamak için diyelim) neler yapmalıyız?

“Sümbül” adlı bölüm benim de en severek yazdığım bölümlerden biri oldu. Romandaki her karakter benim için çok özel elbette ama Ferda’nın yeri biraz daha farklı gerçekten. Onun ürkekliği, görünmez olmayı dilemesi, sevgisizliği, göze batmadan yaşayıp gitmek istemesi beni biraz üzmüştü açıkçası. Gece ve Ferda’nın karşılaşmalarını da çok severek yazmıştım. Gece’nin sözleri karşısında iyiden iyiye hiçleşen Ferda’ya üzülmüştüm. Onun yoldaşı ya da herhangi bir yakını olmayı, onunla beraber çift zeytinli bir martini içmeyi çok isterdim gerçekten.

Reçete meselesine gelirsek, sanırım benim de tıpkı Ferda gibi, yalnızca içki ve yemek tariflerim var, o kadar. İyi olmak, iyi hissetmek, güzel yaşamak için pek çok şeyin rayında ilerlemesine ihtiyacımız var. Bizimki gibi bir ülkede yaşıyorsak kendini iyi hissetmek bir lükstür bana göre. Çok klişe gelebilir ama bence de her şey politiktir. Birilerine “şöyle yaşamalıyız” diye tavsiye verecek konumda olduğumu hiç zannetmiyorum. Önemsediğim tek şey, her daim tutkulu ve onurlu durmaktır. Gerisiyle fazla ilgilenmiyorum.

Çiçek tarhına benzettiğim romanınızdaki en nadide çiçek hangisiydi? Hangi nedenlerle, hangi bölümü daha ziyade içselleştirdiniz?

Çiçekleri gerçekten çok seviyorum. Ama en sevdiğim çiçek sümbüldür. Belki o yüzden Ferda’yı “Sümbül” adlı bölümde anlatmak istemişimdir. Nergisleri, sardunyaları, krizantemleri de çok severim. Gece’nin anneannesi kumaşlardan anlayan, dikiş diken, uçuşan kloş etekler seven biri. Onunla da benzer yönlerim var, Olcay’la da. Kitaptaki tüm karakterlerde benden bir şeyler vardır galiba. Ama dürüst olup cevaplamam gerekirse, bana en çok benzeyen ve en fazla içselleştirebileceğim karakter “Krizantem” bölümündeki isimsiz yazar kadındır. Kendisi Gece’nin ilk konuğu aynı zamanda. Onun Tanrı’ya seslenişi, cenaze elbiseleri biriktirmesi, kafasının içindeki gürültü, ara sıra gördüğü suret, kelimelerle olan ilişkisi… Evet, birbirimize benziyormuşuz.

Unutmak/hatırlamak bahsini pek hoş biçimde irdelediğiniz “Nergis” isimli bölüme gelelim. Kasım’ın öyküsüne misafir oluyoruz bu bölümde. Pek muteber bir karısı ve evlerden ırak bir kayınbiraderi var Kasım’ın. Bir de yabandomuzumuz var ki, olmasaydı sonumuz böyle dedirten cinsten. Bu tarz bölümler, yani doğa ve hayvan dostu, yaşamın mana yönüne projektör tutan bölümler oldukça fazlaydı eserinizde... Post-hümanist bir anlatı olarak değerlendirdiğim bu bölüme ilişkin neler ilave etmek istersiniz? Bu bölümün yaratım sürecini ve esin kaynağını sizden dinleyelim.

“Nergis” adlı bölümü, özellikle Kasım’ı yazmak çok keyifliydi. Tabii Kasım’ı yazarken temel isteğim vicdan ve hafızayla ilgili bir şeyler karalamaktı. Unutmak ve hatırlamak üzerine çok düşünüyordum; birini ya da bir şeyi tam manasıyla unutmak mümkün müdür, bilmiyordum. O bölüm bana bu sorunun cevabını versin istedim. Kasım Gece’nin evindeyken öğrendim ki, birini tam manasıyla unutmak mümkün değilmiş. Gece’nin unutmakla ilgili söyledikleri bana –ne yazık ki– çok doğru geldi. Gece, Kasım’a “İnsan siyahı unutabilir mi sence?” diye soruyor. Böyle basit bir soru bile hafızayla ilgili pek çok şeyi anlamama yetti. Bir anlamda, yazdıkça öğrendim.

Ne tür kitaplar okursunuz? Başucu kitaplarınız hangileridir? Etkilendiğiniz, hayranlık duyduğunuz yazarları da merak ediyorum, Türk ve dünya edebiyatından hangi isimleri önerirsiniz?

Hayatın içinden hikâyeler okumayı severim. Feminist edebiyat türüne dahil edebileceğimiz eserler okumak ilk tercihim. Bu sıralar roman okumayı seviyorum. Teori okumayı da ihmal etmemeye çalışırım; özellikle feminist teoriyle ilgili yazılanları takip etmeye, okumaya çalışırım. Etkilendiğim çok fazla yazar ya da eser var tabii ki… Ingeborg Bachmann’ın Malina’sı benim için bir başyapıttır. Son dönem okuduklarımdan Tove Ditlevsen’in Kopenhag Üçlemesi  beni çok etkileyen bir seriydi; gerçekten muhteşem bir otobiyografik anlatı, herkese tavsiye ederim. Simone de Beauvoir benim için çok özeldir. Ondan çok şey öğrendiğimi düşünüyorum, yol arkadaşım dediğim yazarlardan. Latife Tekin’i çok severim. Adalet Ağaoğlu’nun Ruh Üşümesi adlı romanı da bambaşkadır. İlk aklıma gelenler bunlar.

Yetenek, azim ve ilham hakkında neler söylemek istersiniz? Bu üçlüden hangisi ya da hangilerini yazarlar için daha önemli bulursunuz?

Çok sevdiğim bir film vardır, La Fille sur le pont yani Köprüdeki Kız. Şans, bahtsızlık üzerine bir film diyebilirim kabaca. Filmde, ana karakterin söylediği bir cümle var, izlediğimden beri aklımın bir köşesinde durur hep. “Şans müzik kulağı gibidir. Birinde ya vardır ya da yoktur” der. Sorduğunuz soru aklıma doğrudan bu cümleyi getirdi. “Yetenek, azim, ilham”, üzerine çok düşündüğüm kavramlar olmadı hiçbir zaman. Ben de yazarlar için aynen böyle düşünüyorum, maddi değil de manevi bir tarafı var bence bu işin. Yazarlık bu yüzden öğrenilebilen ya da öğretilebilen bir şey değildir bana göre; tıpkı müzik kulağı gibi “o şey” birinde ya vardır ya da yoktur.

Karakterlerinizin çoğunda bir tür Tanrı’ya sığınma ve yakarış hâli söz konusu. Buradan hareketle hayata bakışınıza yönelik bir çıkarımda bulunabilir miyiz?

Tanrı’yla kurduğum değişik bir ilişki var. Ara ara toksik diyebileceğimiz bir ilişki. O ilişkiye bir sığınma hali değil de inatlaşma, meydan okuma hali diyebiliriz daha ziyade. Bence her kadının Tanrı’yla, dinlerle ilişkisi biraz buradan başlamalı, ilerlemeli. Netice itibariyle bizim hikâyemiz, Adem’in kaburga kemiğinin kurcalandığı kadim zamanlara dek uzanır.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Elif Demirel
  • Geceden Beri

Önceki Yazı

SÖYLEŞİ

Evrim Altuğ ile Türkiye’nin Sanat Hafızası üzerine…

Evrim Altuğ'un kaleme aldığı Türkiye’nin Sanat Hafızası kitabı, Milliyet Sanat dergisini çıkaran, çıkmasında katkısı olan kişilerle yapılan söyleşilerle sonlanıyor. Bu isimler arasında Zeynep Oral, Tuğrul Eryılmaz, Filiz Aygündüz var.... 

ESİN HAMAMCI

Sonraki Yazı

PORTRE

Bir “demokrat Kemalist”:

Zafer Toprak'ın ardından...

“Cumhuriyet tarihini 19 Mayıs 1919 veya 23 Nisan 1920 ile değil, 23 Temmuz 1908 ile başlatırdı. Türkiye tarihinin kırılma noktası olarak 1908’i ele alarak, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Cumhuriyet Halk Partisi sürekliliğini vurgulayarak, 1908’de açılan dönemin 1950’ye kadar devam ettiğini vurguladı. Osmanlı-Cumhuriyet sürekliliğini ve kesintilerini özenle belirtirdi.”

MEHMET Ö. ALKAN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist