Edmund White'ın ardından:
Af talep etmeyen eşcinsel derinlik
“Onunla aynı şehirde yaşayıp dostluk etmeyi, onun kalbinde arkadaşça yer edinmeyi çok isterdim. O benim kalbimde o yeri edindi, haberi olmasa bile her zaman yakın bir arkadaşım oldu. Büyük bir yazarı, büyük bir eylem adamını kaybettik.”
Edmund White, 1988.
Edmund White ile ilk karşılaşmam 1985 yılında oldu. Otuz yaşındaydım. Gördüğüm ilk Avrupa şehri olan büyüleyici Roma’daydım. İspanyol Merdivenleri’nin yakınında İngilizce kitaplar satan Lion isimli eski bir kitapçı vardı, şimdi kapanmış. Lion’a her gün uğruyor, rafları tarıyordum. Bir gün bir kitabın ismi dikkatimi çekti: A Boy’s Own Story (“Bir Delikanlının Kendi Hikâyesi”).[1]
Kitabı raftan alıp baktım, kapağında atletli, yakışıklı bir delikanlı vardı. Yılın 1985 olduğunu, benim de Türkiye’de yaşayan biri olduğumu hatırlatayım – her kitaba istediğim zaman ulaşamıyordum, eşcinsel edebiyatın ancak şifrelenmiş haline alışıktım. Amerika’da ‘70’lerde yaygınlaşan şifrelenmemiş eşcinsel edebiyattan haberim yoktu; bizler halen Zeki Müren’in deyişiyle, “bakışlarımızla konuştuğumuz” bir devrin çocukları olarak bir ufak ipucundan (kitabın adı, kapaktaki yakışıklı) şifre çözmeyi iyi öğrenmiştik. Kitabı derhal satın aldım. Akşamüstü otele döndüğümde okumaya başladım. O yaşımda benim için çok değerli olan o kısa Roma tatilinin iki gününe kıydım, kitabı bitirmeden odamdan çıkmadım.
Ortaokulda, yani ‘60’ların ikinci yarısında André Gide’in Corydon’unu Sapık Sevgi adıyla okumuştum[2] – bu isimde bir kitabı eve nasıl soktuğumu ise hatırlamıyorum.[3] Sonra Kalpazanlar’ı okumuştum. Gide, Dünya Nimetleri ile her ne kadar duygularımı büyük bir güçle sahiplenmemi sağlayıp beni aşka doğru harekete geçiriyorsa da, onun yazdıklarında af talep eden bir yan vardı.
Af talep etmeyen eşcinsel anlatıyla ortaokulun sonunda, James Baldwin’in o zamanki çevirisinin adı Kara Yabancı[4] olan Another Country romanıyla karşılaştım. Baldwin çok kızgındı. Kara Yabancı’nın eşcinsel kahramanı Eric’in kızgın sevgilisi Rufus’un siyahi öfkesi baskılanmış eşcinsel öfkeyle o kadar iyi harmanlanmıştı ki, çarpılmıştım. Baldwin, Rufus’u “ulusal psişede yüzen siyahi ceset” olarak tanımlıyordu. O zamanlar (hatta hâlâ) hayal kırıklığının yarattığı öyle bir ceset oluvermek o kadar kolaydı ki, olmamak için karşı bir mücadele gerekiyordu. Yıllar içinde Baldwin ne yazdıysa bir şekilde bulup okumaya çalıştım, hatta onunla yazıştım.[5] Baldwin’den kendimi bir gettoya hapsetmeyecek açıklığa sahip olmayı öğrendim. Baldwin asla af talep etmiyordu, ama onun tek konusu eşcinsellik değildi.
Af talep etmeyen, doğrudan eşcinsel konulu edebiyatla, arada okuduğum Gore Vidal’in The City and the Pillar[6] (Kent ve Tuz) romanını saymazsam, ilk Edmund White okuduğumda karşılaştım. Af talep eden eşcinsel edebiyat düzcinsel dünyaya sesleniyordu, af talep etmeyen eşcinsel edebiyat ise eşcinsellere sesleniyordu – delikanlıların kendi öz hikâyesi. Sonra 1989’da gecikmeli de olsa Eşcinsel Amerikan Edebiyatı ile tanıştım. Elime ne geçerse okuyarak bir çeşit eğitimden geçtim. Nasıl yaşayabileceğimi, hayatta neler yapabileceğimi, nasıl âşık olacağımı, aşkımı nasıl koruyabileceğimi, toplumsal bir telafi olmadan nasıl var olabileceğimi, af talep etmeden nasıl kendim kalabileceğimi, adeta iç döker gibi yazılmış yüzlerce değerli değersiz anlatı kitabının içinde, iyi ya da kötü edebiyat olduğuna bakmadan aradım. O yıllarda okuduğum yazarların çoğu bugün yazmıyor. Ama o kitapların toplamı hepimizi içine alan büyük bir terapi odası gibiydi. Geriye elbette edebiyat değeri olanlar kaldı: Andrew Holleran, David Leavitt, Armistead Maupin, Dennis Cooper, John Rechy, Joe Orton, daha birçok isim.
ilk basımın
kapağı.
1989’dan sonra Edmund White’ın diğer kitaplarını da edinmeye başladım. Beni en çok şaşırtan kitabı, klinik psikolog Charles Silverstein ile birlikte Joy of Gay Sex (“Eşcinsel Seksin Keyfi”) adıyla yazdıkları cinsellik kılavuzuydu. Cinsel pozisyonları detaylı bir şekilde, hem de resimli olarak tarif eden bir kitaptı. Ciddi bir edebiyatçının böyle bir kitabı yazması deyim yerindeyse beyin damarlarımı açmıştı. Dünyada bir yazar için benim bilmediğim ne özgür imkânlar vardı! Af talep etmeyen varoluş kanalında düşünce derlemeye devam ediyordum.
Böyle önemli bir Edmund White durağım da States of Desire: Travels in Gay America (“Arzu Eyaletleri: Eşcinsel Amerika’da Yolculuk”) kitabı oldu. ‘70’lerin sonunda liberal eşcinseller nasıl yaşıyor – bu kitabı da bir kurs kitabı gibi okudum. Daha sonra romanları, hikâyeleri, anıları, yazdıklarının yüzde yüzünü değilse bile yüzde seksenini okumuşumdur. Onun bir sözünü hatırlıyorum: “Özel hayatlarımızdaki en önemli şeyler yabancılarla yalnız kitaplarda tartışılır.”
3 Haziran 2025 Salı günü öldüğünü öğrendiğimde son kitabını okuyordum: The Loves of My Life: A Sex Memoir (“Hayatımın Aşkları: Seks Hatıraları”).[7] Af talep etmeyen eşcinsel edebiyatın bu romantik zirvesi, onun her şeyi en açık şekliyle yazmaya yemin etmiş, kendi deyimiyle şeffaf bir dili amaçlayan haline alışkın olan beni bile şaşırttı. Ondan başka kim âşık olduğu adamın deliğinin bir layka kameranın diyaframı gibi açıldığını romantik duygularından en ufak bir taviz vermeden anlatır.[8] Gençliğimizde bize verilen ezberlerden biri olan, “İnsanca olan hiçbir şey bana yabancı değildir” düsturu sanki Edmund White için söylenmiş.
Otuzlu yaşlarımda öykülerini okurken beni şaşırtan bir şey de, bazı öykülerinin Büyükada’da geçmesiydi. Büyükada’nın Viktoryen mimarisinin Amerikalıları nasıl etkilediğini biliyordum ama Edmund’un adaya tatile gelmesi beni çok şaşırtmıştı. O öykülerden oluşan bir kitabın Türkçeye çevrilmesini o zamanlardan kafaya koymuştum. Bu isteğim Ali Özgür Özkarcı sayesinde 2017 yılında gerçekleşti. Edmund White yaşadığı çeşitli adalarda geçen dört öyküsünü Özgür’ün Edebi Şeyler Yayınevi için bir araya getirdi, bir de önsöz yazdı. Önsözde Büyükada’yı “… üç yaz boyunca bir ev kiralamıştım; adanın fayton kültürüne, Marmara Denizi üstündeki restoranlarına, görkemli evleriyle bahçelerine, Bizans manastırına, limanındaki çok sayıda yata, ulu çam ormanlarına vurulmuştum” diye anlatıyor. Kitap 2017’de Roza Hakmen’in Türkçesiyle Ada Öyküleri adıyla yayınlandı.[9] Kitabın arka kapak yazısını ben yazdım:
… yaşadığı eşcinsel hayatı –iyi ya da fena, meleksi ya da şeytani, onarıcı ya da kırıcı– bütün yönleri, duyguları, duyarlıkları, kimsenin yakalayamadığı şaşırtıcı ayrıntılarıyla korkusuzca gözleyen ve anlatan bir yazar – hatta kitapları bu korkusuz üslubuyla yalnız kendi ülkesinde değil, dünyanın birçok ülkesinde eşcinseller için rehberlik görevi yapıyor.
Garth Greenwell,[10] White’ın ölümünden sonra yazdığı anma yazısında benim hissettiklerimi şöyle paylaşıyor: “Edmund’un kariyerini etkilemediği hiçbir eşcinsel yazar yoktur, bundan haberleri olmasa bile: O hepimizi mümkün kılmıştır.”
Ada Öyküleri henüz çevrilirken New York’taydım. Edmund’la kitap için birkaç kez mektuplaşmıştık. Zaten daha önce Efe Murat Balıkçıoğlu’nun onunla Princeton Üniversitesi’nde tanışıklığı vardı, benim ona düşkünlüğümü Efe’den de duymuştu. New York’tayken New York Halk Kütüphanesi’nde bir öğle konuşması yapacağını duydum, kalkıp gittim. Konuşmanın yapılacağı platforma çıktığında bütün titreşimlere açık, o güne kadar gördüğüm en aydınlık yazar yüzüyle karşılaştım. Her şeye o kadar gülümseyerek bakıyordu ki, kendini hiper-kırılgan olarak nitelendirdiğini bildiğim için çok şaşırmıştım. Ayakta seyredilen kısa bir söyleşiden sonra, o sırada yeni çıkan Our Young Man (“Bizim Genç Adam”) kitabını imzalamaya başladı. Ben özel bir an yakalamak için sıranın en sonunda bekledim. Beklerken partneri Michael Carroll ile tanıştım. Sıra bana geldiğinde, Ada Öyküleri için Edebi Şeyler adına aracılık yapan kişi, Edmund’a olan hayranlığımı çok iyi bildiği halde, beni onunla hiç anlam veremediğim bir şekilde, ne hikmetse, bir şair/yazar olarak değil, Edmund’un Türk yayıncısı olarak tanıştırdı. Buna çok üzüldüm ama o an ses çıkarmayarak kitabı imzalattım. Sonra gülerek göz göze geldik. Ona “Sana sarılmam lazım” dedim. Gülerek “Gel gel” dedi. İmza masasının arkasına geçerek şişman omzuna kafamı koydum. Buna benzer bir sarılmayı yıllar sonra, yönetmen Ang Lee, Ingmar Bergman’a sarılırken çekilen fotoğrafta gördüm. Ang Lee, Bergman’a benim Edmund’a sarıldığım gibi gönül borcu ile sarılıyordu. Our Young Man’in yayıncısı da oradaydı. Benim ona hasretle sarıldığımı görünce bir fotoğrafımızı çekti.
Sonra 2018 yılında Efe Murat Balıkçıoğlu’nun ABD’de kurduğu yayınevi Imprint, Koç Üniversitesi Yayınları (KÜY) ile birlikte kitabım Esrarîler’in İngilizce çevirisini[11] yayımlayınca, kitabın arka kapak yazısını Edmund White’ın yazdığından haberim oldu. Bu benim için James Baldwin’le mektuplaşmamıza eş, çok güzel, gururla hatırladığım bir anı. Yalnız bana değil, dünyada yüzlerce yazara açtığı güzel bir kalbi vardı. Bir yazısında kendini bir “arka kapak sürtüğü” (“blurb slut”) olarak adlandırmıştı. O sürtükle benim de bir anım olması, “sürtük” öldükten sonra şu an bana bir madalya kadar değerli geliyor.
Esrarîler’in kapak yazısını görünce, “yayıncısı” olarak değil de, ona çok şey borçlu olan bir şair olarak benim için ne kadar önemli olduğunu hikâye ettiğim uzun bir mektup yazdım. Böylece onunla nihayet bir şair/yazar olarak tanışmış oldum. Sonra yazdıkları dışında bir bağlantım olmadı. Onunla aynı şehirde yaşayıp dostluk etmeyi, onun kalbinde arkadaşça yer edinmeyi çok isterdim. O benim kalbimde o yeri edindi, haberi olmasa bile her zaman yakın bir arkadaşım oldu. Büyük bir yazarı, büyük bir eylem adamını kaybettik. Neyse ki Andrew Holleran yaşıyor.[12] Yazımı, Edmund’un son kitabından altını çizdiğim, bana, âşık olunca ona ne kadar benzediğimi düşündüren bir bölümü alıntılayarak bitireyim:
Her zaman aşka eğilimli oldum. Biri bana karşılık verirse, vücudunu bana açarsa, bereli dudaklarıma öpücüğünü yayarsa, ânında ona âşık olmaya, beraber bir gelecek hayal etmeye, ona en sevdiği yemekleri hazırlama planları kurmaya, gizli kibir noktalarını keşfedip o noktalar üstünde oyun oynamaya başlarım.
NOTLAR
[1] Edmund White, A Boy’s Own Story, E.P. Dutton, New York, 1982 (1. baskı).
[2] André Gide, Sapık Sevgi (Corydon), Varlık Yayınları, İstanbul, 1966 (1. baskı).
[3] Yine ortaokul başlarında babamın dolabında bulup gizlice karıştırdığım seks bilgileri kitabının Homoseksüalite başlıklı bölümü mealen şöyle başlıyordu: “Aslında bu insanlar bir hastalıktan mustarip olduklarından (acı çektiklerinden) dolayı onlara kızgınlık duymak yerine acımamız gerekir.” Kendi cinselliğim hakkında nasıl bilgilenmeye başladığımı buradan çıkarabilirsiniz.
[4] James Baldwin, Kara Yabancı, çev. Tanju Kurtarel, Ağaoğlu Yayınevi, İstanbul, 1970.
[5] Bu yazışmanın hikâyesi için bakınız: Yeraltına Mektuplar (59 Yazardan Hayatta Olmayan Yazarlara), haz. Murat Yalçın, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2013.
[6] Gore Vidal, The City and the Pillar, Panther, 1972.
[7] Edmund White, The Loves of My Life: A Sex Memoir, Bloomsbury Publishing, London, 2025.
[8] White kendisini “hiper-kırılgan” (hyper-vulnerable) olarak tanımlıyor.
[9] Edmund White, Ada Öyküleri, çev. Roza Hakmen, Edebi Şeyler, İstanbul, 2017.
[10] Garth Greenwell eşcinsel edebiyatın zaman içinde nispeten yitirdiği yüksek edebi niteliğini, son dönemde yazdıklarıyla bence geri getiren önemli bir yazar. Türkçede de bir kitabı var: Garth Greenwell, Sana Ait Bir Şey, çev. Şafak Tahmaz, Livera Yayınevi, İzmir, 2024.
[11] Ahmet Güntan, The Tribe of the Esraris, Imprint/KÜY, 2018.
[12] Edmund White, Andrew Holleran yeni bir roman çıkardığında iki eli kanda olsa gidip o romanı alacağını söylüyor.
Önceki Yazı
Comala’da yaşayan ölüler:
Sessizlikle mühürlenmiş hafıza
“Zamansal sıçramalar, anlatıcı değişimleri, canlı ve ölü sınırının belirsizliği, çok katmanlı roman yapısını güçleştirir ve güçlendirir. Başta Juan Preciado anlatır, sonra sesler çoğalır. Ölüler, kadınlar anlatır, Pedro Páramo anlatır. Anlatan dağılır. Hikâye kişisel olmaktan çıkar ve kolektif bir hafızaya dönüşür.”
Sonraki Yazı
Haftanın vitrini – 24
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: 17. yüzyıl / İklim Meselesi / İstasyonlar Arası Günler / Küskünler / Latin Amerika’dan Tekinsiz Öyküler / Madalyonun Öteki Yüzü / Neredesin Mathias? / Ortak Hayat / Şiir Dünyadan İbaret / Yanı Başımızdaki Doğa