• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Dördüncü okur

“Kitapları gerçekten de okurları yapar. Hatta özellikle kurşunkalemle sıkı sıkı bastırarak kitabın sayfası üzerine yazmaktan çekinmeyecek gözü pek, bir bakıma Faulkner’ın da, Turgut Uyar’ın da ‘çekip vuran’ı gibi şiddet dolu, tutkulu, saygısız davranmayı göze almış okurlar.”

Soldan sağa: William Faulkner, Bilge Karasu, Turgut Uyar

FATİH ÖZGÜVEN

@e-posta

DENEME

7 Aralık 2023

PAYLAŞ

Kitapları okurları yapar.

Bir zamanlar Kuzey Ege’de bir sahaf dükkânında iki tane kitap buldum. Biri bir Kafka çevirisiydi. Diğeri ise Bilge Karasu’nun –efsane– Faulkner çevirisi Dr. Martino. Efsane oluşu Bilge Karasu’nun pek sık bulunmayan çevirilerinden biri olmasıydı. Ayrıca, onun ilgisini –hangi– dört Faulkner hikâyesine yönelttiğini göstermesi bakımından bana her zaman merak uyandırıcı gelmişti. Çeviri de yapan yazarlarla ilgili olarak böyle şeyleri merak ederiz. Niye o hikâyeyi değil de şu hikâyeyi? Ya da Bilge Karasu’nun niye D. H. Lawrence’ın Ölen Adam’ını çevirmeyi seçtiğini anlarız ya da anladığımızı sanırız da, Simenon’un Bella’nın Ölümü’nü çevirmeyi seçmesi bir sır olarak kalabilir.

Tabii ki Faulkner’ı aldım. Sahafın manidar manidar “Bakıyorum Kafka’yla ilgilenmediniz” deyişine pek de aldırmadım. Demek ki Bilge Karasu ‘cephesi’ biraz zayıftı. (Bu arada yakınlarda açılan Bilge Karasu sergisinde yer alan konferans videosunda Bilge Karasu’nun durmadan Kafka’ya benzetilmesi dolayısıyla yaptığı çok güzel bir Kafka çözümlemesi var, videoyu seyretmeniz tavsiye edilir.)

Aldım dükkândan çıktım. Minik Yenilik Yayınları baskısını açınca ilk karşılaştığım şey kurşunkalemle, bastıra bastıra yazılmış şu iki dize oldu: Merhaba dedim yüzüme baktı/ Çektim herifi vurdum. T. Uyar. Bu arada, ilk hikâye olan İn Musa İn’in çevirisi Turgut Uyar’a ithaf edilmişti. O kuşağın yazarlarının artık kimselerin yapmadığı böyle tuhaf âdetleri vardır. Çeviri ithaf etmek gibi. Kitabın meçhul okuru cinayet işleyen torununu arayan ninenin arayışından çok (“Bünyaminimi sattı. Mısır’da sattı onu. Nerede olduğunu bilmiyorum. Firavunun eline geçti yavrum.”) Butch Beauchamp adlı delikanlının işlediği suçla ilgilenmişti: “Suçüstü yakalanınca, onu ele geçiren memurun tabancasıyla başına bir demir boru indirmiş, ondan sonra da memurun tabancasının kabzasıyla vurarak onu düşürdüğü yerde kalakalmıştı… Onu anasının karnına düşürdükten sonra kaçan babasından kalma bir şey vardı içinde … bir tohum… yalnız şiddet tohumu değil, tehlikeli, kötü bir tohum.”

Hikâye bu kötü tohumdan çok ninenin hikâyesiydi ama meçhul okur belli ki ‘kötü tohum’la ilgileniyordu ve Turgut Uyar şiirinden de habersiz değildi, hatta belki de bir Turgut Uyar hayranıydı. Yazdığı iki dize Turgut Uyar’ın daha serseri zamanlarından (diyebilir miyiz?) Dünyanın En Güzel Arabistanı’ndaki “Ölümlü Yaşamaya Hergünkü Çağrı” şiirindendi, hatta onun nakaratı: “… bir ben yoktum başka herşey vardı/ Dedim ki kendime hatırlar arada bir/ Bir selam versem bütün ışıkları yanar gözbebeklerinin/ Kopmuş gemilerin birer birer rıhtıma bağlar/ Merhaba dedim yüzüme baktı/ Çektim herifi vurdum…” Ve: “Paltosu eskiydi sevindim.” Geçenlerde yapılan Bilge Karasu sempozyumunda İkinci Yeni ile Bilge Karasu arasındaki imge akrabalığından çokça bahsedildi, hatta Orhan Koçak’ın “Turgut Uyar’ın düzyazıdaki karşılığı Bilge Karasu’dur” dediğinden de söz edildi. İkisinin arkadaş oldukları da malum, ama meçhul okurun yaptığı gibi Bilge Karasu’yu bir çevirisi üzerinden Turgut Uyar’a bağlamak?

Kitapları gerçekten de okurları yapar. Hatta özellikle kurşunkalemle sıkı sıkı bastırarak kitabın sayfası üzerine yazmaktan çekinmeyecek gözü pek, bir bakıma Faulkner’ın da, Turgut Uyar’ın da ‘çekip vuran’ı gibi şiddet dolu, tutkulu, saygısız davranmayı göze almış okurlar.

Kitaplarını hiç okunmamış gibi okuyup raflarına geri koyanlardan ne kadar değişiktir bu çeşit okur.

Üçüncü hikâye Faulkner’ın en tartışma yaratmış hikâyelerinden Carcassone. Kimselerin pek bulaşmaya yanaşmadığı, Faulkner’la ilgili incelemelerde “değişik bir deneme” gibi kibarca geçiştirilen bir hikâye. Burada tanımlanması zor, Beckettvari, aynı zamanda hem bir ‘mevcudiyet’ hem de bir ‘iskelet’ olan hikâye kişisi bir Haçlı şövalyesi ile bir Arap emirinin kapışması sırasında ikiye bölünen bir atı düşünüyordur ve bu imge üzerinden kendi kendinin sağlamasını yapıyordur – düşleyici ve anlatıcı olarak… yaklaşık olarak.

Carcassone hikâyesinin çevirisi de çevirmeni tarafından ressam Turan Erol’a ithaf edilmişti ve hikâye tüm resimselliği içinde –deyim yerindeyse– çağıldayarak ilerleyip sona ererken bu hikâye de meçhul okura gene Turgut Uyar’ı hatırlatacaktı. Hikâyenin –neredeyse bir Bilge Karasu cümlesi gibi tınlayan– bitiş cümlesinin, “… atla binicisi gürül gürül gidiyorlar, ufalıp gözden yiyerek gürüldüyorlar, içinde anası toprağın karanlık, müthiş biçiminin, değişmez, solan, engin göğüslü, koyu böğürlü haliyle dalgın dalgın durduğu, karanlığın, sessizliğin sonsuzluğunda tükenen bir yıldız gibi…” yanına bir çarpı atmıştı meçhul okur ve kendi tuhaf düzeni içinde –bu sefer görece daha sakin– kurşunkalem ‘darbeleriyle’ Turgut Uyar şerhini düşmüştü, bu kez T. G. diyecek kadar senli benli davranarak üstelik: “Ben koşarım aşağılara koşarım/ Yıkanacak boğulacak su bulsam” (“Bir Barbar Kendini Tartar Bir Barbar Aşağılarda” şiirinden)

Zaten Carcassone hikâyesinin girişinde, ta başında da bizi gene meçhul okurun kurşunkaleminden T. Uyar karşılıyordu: “Ölü vardı ölü” ya da Turgut Uyar’ın kelimeleri dizişiyle: “… ama ölü vardı ölü” (“Övgü, Ölüye” şiirinden)

Kitabın basıldığı tarih 1956, okurunun onu okuduğu tarih de aynı. ‘.956 yazmış’ meçhul okur kısa ve aksi üslubuyla kitabın sonuna, altına da imzasını atmış kırmızı kurşunkalemle.

Kim(di) acaba? İmzayı tanıyan çıksa da “A, bu filanca” dese de çok fark etmeyecek ben dördüncü okur için. Ben şimdi o üçünün de okuruyum. Faulkner’ın, Faulkner’ı Türkçede söyleyen Bilge Karasu’nun ve basıldığı yıl okuyan –Turgut Uyar’ın içinden geçerek okuyan– meçhul okurun.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • bilge karasu
  • Doktor Martino
  • turgut uyar
  • william faulkner

Önceki Yazı

SÖYLEŞİ

Markaris anlatıyor:

“Heybeliada, birden bu üstünüzde tüten yalnızlık…”

“Benim doğayla ilişkim pek parlak değil. Gidiyorum, dağlar tepeler ne güzel ama üç gün sonra ne zaman gideceğim diye saatime bakıyorum, o kadar bıkkınlık getiriyor bana. Diyorum ki bu, Heybeliada’nın yalnızlığından doğdu... Ben şehirleri koklamak istiyorum. İstanbul bugün de çok değişik kokar. Her sokağı, her köşesi değişik kokuyor.”

AYŞE SARISAYIN, SERENAD DEMİRHAN

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Bir yeniden yazım örneği olarak “Rabia’nın Dönüşü” öyküsü:

Sinekli Bakkal’dan sonrası

“Adıvar’ın romanında Doğu-Batı harmonisi içinde yaşayan ya da harmoninin kendisine dönüşmüş olan Rabia, Ağaoğlu’nun öyküsünde bu harmoniyi sorgulatır, yıkıma uğratır ve bunun gerçekçi olmayışını ifşa eder.”

ŞEYMA ORHAN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist