• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Béla Tarr’ın Lanet filminde köpek imgesi:

Sevgisizliğin ölçütü

“Modern çağda felaketin asıl kaynağı savaş ve şiddet yanlısı faşistler değil, insanların birbirlerine karşı sorumluluk hissetmemesidir. 2026'nın ilk günlerinde kaybettiğimiz Tarr dram üretmez, katarsis yaratmaz, doğru davranışı dikte etmez. Seyirciye sadece şunu sorar: Kötülük yapmamak yeterli midir?”

Béla Tarr, Lanet (Damnation/Kárhozat, 1988)

ÖYKÜ GİZEM GÖKGÜL

@e-posta

SİNEMA-TİYATRO-TV

22 Ocak 2026

PAYLAŞ

Béla Tarr sinemasına özgü özelliklerden biri, hayvanları sık sık ana sembol olarak kullanmasıdır. Lanet (Damnation/Kárhozat, 1988) filminde köpek, Sátántangó (1994) filminde kedi, Karanlık Armoniler (Werckmeister Harmonies/Werckmeister Harmóniák, 2000) filminde balina ve Torino Atı (The Turin Horse/A Torinói ló, 2011) filminde at imgeleri yer alır. İnsanla hayvan arasındaki sınırın yer yer bulanıklaştığı bu filmlerde hayvanlar etik bir hattın değişik aşamalarını temsil ederek varoluşa dair bir metafora dönüşür. Bu yazı da Lanet filmindeki köpek imgesinin farklı anlamlara araladığı kapıya odaklanmayı amaçlıyor.

Köpek ana karakter Karrer’in durumunu yansıtır. Sürekli bekleyen, dolaşan, amaçsızca hareket eden köpek onun umutsuz, eylemsiz ve çıkışsız varoluşuna ayna tutar. Aslında sadece ana karakteri değil, kasabadaki herkesi ve kasabayı mikro düzlem kabul edersek, insanlığı temsil eder köpek. Genelde sadakatiyle bilinen köpek burada özgür iradeden yoksun bir şekilde bağlanmasıyla öne çıkar. Tıpkı karakterlerin kasabaya, işe, aşka veya kaderlerine zorunluktan bağlı oluşu gibi.

Filmdeki köpeklerin çamur içinde, yağmur altında ve harabelerde gösterilmesi toplumsal çürümeye de işaret eder. Köpek toplumun sahipsiz bırakılmış vicdanı gibidir. Köpek konuşamaz, müdahale edemez; sadece var olur, tarihin sessiz bir tanığı gibi.

Kayıtsız ama kaçınılmaz tanıklığıyla köpek imgesi bu noktada iki farklı şekilde yorumlanabilir: Dünyada olup bitenlere sessiz kalan insanlığa gönderme olabilir; siz köpek değilsiniz, konuşabilir ve müdahale edebilirsiniz dercesine. Ayrıca köpeğin tekrar eden yürüyüşleri zamanın akışını da temsil ediyor olabilir, çünkü dünyada ne yaşanırsa yaşansın, hayat hep akar. İnsanlar acı çeker, ihanete uğrar, hayalkırıklığı yaşar ama köpek bu çamurlu dünyadaki yürüyüşüne her şeye rağmen devam eder, çünkü doğa ve de zaman insan dramını umursamaz.

Béla Tarr, Lanet (Damnation/Kárhozat, 1988)

Gelgelelim, köpeğin en güçlü şekilde simgelediği şey sevgisizliktir. Köpeklerin sahipsiz oluşu kimsesizliğe yani sevgisizliğe göndermedir. Köpek gibi Karrer da kimseye gerçekten ait değildir; gönül ilişkileri veya arkadaşlıkları başkalarını gerçekten tanıdığı, tanındığını hissettiği, bu karşılıklı hislerden beslenip dönüştüğü ve kendini biraz olsun evinde hissettiği sıcak bir duygusal alışverişe değil, sadece bağımlılığa ve beklentiye neden olur. Filmin yağmurlu, çamurlu, soğuk atmosferi de bu karşılıklı sıcaklık eksikliğini vurgulayarak duygusal çoraklığı somutlaştırır.

Karrer sevilmez, tutunur; sevdiğini söylediği kadın da aslında karşılık vermez, sadece katlanır. Köpek ve de Karrer “sevilmeyen” değil, “sevilmesi mümkün olmayan” varlıktır, çünkü toplum sevgiye alan açmaz; kimse sevmez, herkes katlanır. Dostluk yerine geçici çıkar ortaklığı, dayanışma yerine hayatta kalma refleksi vardır. Köpeği kimsenin sahiplenmemesi şefkatin de sahipsiz bırakıldığını gösterir; bu da yine toplumun kayıtsızlığına gönderme yapar. Kötülükten bile daha kötü olan kayıtsızlığa. Köpeği sahiplenmek şöyle dursun, köpeğin varlığına bile tepki veren çıkmaz; o görünürdür ama fark edilmez. Sessizlik bir anlamda sevgisizlikle eşitlenir. Köpekler kedilerin aksine insana bağımlı yani insandan sevgi talep eden canlılar olduğundan, köpek seçimi bir katman daha ekler. Köpek, istediği sevgiye karşılık bulamayanı da temsil eder. İnsan alamadığı sevgi üzerine düşünebilir fakat köpeğin bu konuda bir farkındalığının bulunması mümkün olmadığından, köpeğin trajedisi daha da derindir.

Köpeğin sahipsizliği sevgisizliğin beden bulmuş halidir. Peki, Tarr neden bu kimsesizliği bir insan üzerinden değil de özellikle bir köpek üzerinden gösterir? Köpek kimsesizliğin en itiraz edilemez şeklidir. İnsan masum değildir ama köpek masumdur. Bir insanın kimsesizliğinin nedeni kendi hatası veya eylemsizliği olabilir; hatta bunu hak etmiş de olabilir ama köpek için böyle bir şey söz konusu olamaz. Köpek masum olduğundan, kimsesizliği tartışmaya kapalıdır. Tarr böylece seyircinin ahlaki kaçış yollarını kapatır. Üstelik köpek doğası gereği insanla bağ kurmak üzere evrimleşmiş olduğundan, sahipsiz bir köpek yalnız bir insandan daha sarsıcıdır. İlişki kurmak köpek mizacına çok uygun olduğu halde köpek bile ilişki kuramıyor; yani bu dünya öyle bir hale geldi ki, artık ilişki kurmaya uygun olan bile ilişki kuramıyor der gibidir.

Pragmatik açıdan da köpek seçimi Tarr’ın sinema diliyle uyumludur. Bunun ilk nedeni köpeğin sessizliğidir. Konuşamayan, açıklama yapamayan, geçmişini anlatamayan köpek Tarr’ın uzun planlarına, nedensellik arayışına, psikolojiyi göstermekten ziyade duruma odaklanmasına uyar. Köpek anlatmaz, sadece var olur. İkinci nedense, köpeğin melodramın önüne bir nebze set çekebilmesidir. Bir insanın kimsesizliği çok kolay dramatize edilir; bol gözyaşı, biraz acındırmalı monolog, biraz da feleğin sillesini yemişlikten doğan bir hikâyeyle duygu sömürüsüne bile alan açılabilir. Köpekse acısını anlatamaz, kimseden bir şey isteyemez, sadece varlığıyla seyirciyi duygusal olarak manipüle edemez. Bu yüzden Tarr’ın etik tutumu acı pornografisine alan açmaz.

Ne var ki, köpek seçiminin ardındaki belki de en önemli neden, köpeğin insan ahlakına ayna tutmasıdır. Bir toplumu en iyi yansıtan şey, en güçsüze nasıl davrandığıdır. Filmde köpeğe özellikle kötü davranan olmaz ama köpeğe kimse sahip de çıkmaz. Köpeğin sahipsizliği artık sadece duygusal değil, etik bir meseleye dönüşür. Bu gri alan Tarr’ın tam olarak ilgilendiği yerdir. Filmde doğrudan bir kötülük yoktur, kimse köpeği dövmez ama biri köpeği dövseydi, biz seyirciler rahatça onu “kötü adam” ilan edebilirdik ve ahlaki pozisyonumuz netleşirdi. Filmde kimsenin köpeğe kötü davranmaması, biz seyircilerinin ahlaki olarak rahatlamamazı engelleyerek şunu sorgulamamıza yol açar: Kötülük yokken bile neden bu kadar acı var?

Béla Tarr (1955-2026)

Köpeği sahiplenen de yok, çünkü köpeği sahiplenen birinin çıkması bir şefkat ânı üretir, bir an için o soğuk dünyaya bir sıcaklık getirir, filmin iklimini değiştirirdi. Oysa köpeği kimse dövmez ama kimse de istemez, çünkü kimse sorumluluk almaz. Seyirciyi etik olarak askıda bırakan bu gri alandır bizim büyük çaresizliğimiz. Modern çağda felaketin asıl kaynağı savaş ve şiddet yanlısı faşistler değil, insanların birbirlerine karşı sorumluluk hissetmemesidir. Köpeği görmezden gelmek kolaydır; kimseyi zorlayamaz o. Ama görmezden gelmek affedilebilir değildir; Tarr’ın seyirciyi rahatsız etmesini beklediği nokta da budur. Film kimseyi açık açık suçlamasa da, içten içe hepimizin çürük olduğunu, toplumun çürüdüğünü söyler. Tarr dram üretmez, katarsis yaratmaz, doğru davranışı dikte etmez. Seyirciye sadece şunu sorar: Kötülük yapmamak yeterli midir?

Filmde insanlar da köpek kadar sahipsizdir ama onlar bunu kabul etmiş gibi görünmez; halen taşıdıkları arzu ve hırs yoluyla inkâr ederler, beklentilere ve ait olma hissine tutunurlar. Zaten sahipsiz olan köpekse bunu sorun haline getiremez bile; eksikliği anlamlandıramaz, boşluğu doldurmak için anlam aramaz, olduğu gibi kalır. Tarr insanın düştüğü yeri göstermek için bu yüzden başlangıç noktası olarak köpeği seçer. İnsan köpeğin durumuna düşmüştür ama köpek için doğal algılanabilecek sahipsizlik insan için düşüştür. Bu açıdan, köpek imgesinin bir metaforun da ötesine geçerek bir ölçüte dönüştüğü söylenebilir. İnsanın ne kadar hayvanileştiğini değil, gerçeklikten ne kadar koptuğunu gösteren bir ölçüt.

Tarr’ın köpek imgesi çerçevesinde kurduğu anlatıya biçimsel açıdan bakıldığında, bu sevgisizlik anlatısını yağmur, çamur ve ses üzerinden bir atmosfere de dönüştürdüğü görülür; böylece sevgisizliği salt soyut bir duygu olmaktan çıkarıp somut bir çevre koşulu haline getirir. Sürekli yağan yağmur dramatik anlara eşlik etmez, başlamaz ve bitmez; hep oradadır. Sevgi gibi gelip geçici değil, sevgisizlik gibi kalıcıdır. Tarr’ın yağmuru arındırmaz; kirle karışır, çamur üretir, ağırlık yaratır. Yani ne kadar yağarsa yağsın, hiçbir şeyi temizlemez; dünya arınamaz. Yağmur sesi yükselmez, alçalmaz veya özellikle vurgulanmaz. Bu tekdüzelikse duygulardaki tekdüzeliğe, iniş-çıkış yaşanmamasına işaret eder. Yani sevgi için gerekli olan duygusal ritim yoktur.

Çamursa yürümeyi zorlaştıran, ilerlemeyi yavaşlatan, bedeni aşağı çeken, fiziksel bir dirençtir. İlerlemeyi durdurur, oysa sevgi için ilerleme ve dönüşüm gerekir. Çamurla temas kirlenme demektir. İnsanlar aynı zemini paylaşsa da, söz konusu temas sevgi üretmez. Üstelik çamur, insanı tutup da bırakmayan yapışkanlığıyla, pasif değil aktif bir ortama dönüştüğünden, sevgisizliğin de aktif hali gibidir.

Filmdeki seslere kulak kesilecek olursak; Tarr’ın sessizliklerinin yağmur, rüzgâr ve ayak sesleriyle dolu olduğu söylenebilir. Sessizlik, boşluk yerine soğuk bir doluluğu imleyerek sevginin yokluğunu sevgisizlikle var eder. Sessizliği yer yer delen müzikler de teselli vermez, çünkü müzikler döngüsel olduğundan tekrar edip durur; aynı yere geri döndürür. Duygulara giden kapıyı açmadığından, sevgisizliğin devridaimine dönüşür. İnsan sesleri de görece zayıftır; kısa ve etkisiz diyalogları çoğu zaman çevreden gelen sesler bastırır. İnsan sesinin belirleyici güç olmadığı bir ortamda, sesle kurulan bir bağ olan sevgi de kendine yer bulamaz.

Yağmur, çamur ve ses birlikteliğinin ortaya çıkardığı tabloda yağmurun üstten, çamurun alttan ve sesin her yerden gelmesi kaçacak yön bırakmaz. Sığınacak bir yerin kalmayışı, sevgisizliği bir duygu veya ilişki sorunundan ziyade yaşanan iklimin kendisi kılar. Sahipsiz köpek de yağmur altında yürür, çamurun içinden geçer ve sesini çıkarmaz. Bu sevgisiz dünyaya uyum sağlamış gibi görünmesi dehşet vericidir. Köpeğin dünyayı bu haliyle kabul edip hiçbir sorun yokmuş gibi devam etmesi sanki dünyanın sevgi olmadan da işleyebildiğini ima eder. Acının artık çatışma üretmediği bir dünya, acının dindirilmesi için bir talebin artık olmadığı yani ahlaki açıdan iflas etmiş bir dünyadır. Direnişin bittiği, dünyanın artık itiraz üretmediği, insanın her şeye alıştığı bir noktada insan kalma eşiği aşılmış mıdır? Film bittikten sonra bile insanın içini üşüten sorudur bu.

Filmin final sahnesinde zaten konuşma, bağ kurma, anlam üretme becerilerini yitirmiş olan adamın havlamasıyla dilin çöküşü görünür hale gelir. Adam içindeki arzu ve hırsı tükettikten sonra, dünyadan beklentisi olmayan ve karşılık beklemeyen köpeğin seviyesine ulaşmıştır. Adamla köpeğin birbirlerine havlayıp durmasının nedeni insanın kendi dilini bırakıp hayvanlaşması değildir; insanın insan olarak artık söyleyecek hiçbir şeyi kalmamasıdır. Birlikte havlamalarından, birbirleriyle iletişim kurdukları çıkarımı da yapılamaz; sadece birbirlerine eşlik ederler, bağ kurmadan yan yana hayatı tüketirler. Bu noktada herhangi bir sözcüğe yer yoktur, çünkü sözcükler, ötekine yönelmiş ve ötekinden karşılık talep eden ses birlikleridir.

Karanlık hayvanın payına düşmez; hayvan sadece vardır. Dünyayı sevgisiz kılan, insanın var olmaktan fazlasını yapmayı reddetmesidir. Asıl dehşet budur.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • bela tarr
  • Lanet

Önceki Yazı

SİNEMA-TİYATRO-TV

Tavşan İmparatorluğu’nda sivil itaatsizlik, pasif agresyon ve isyan

 “Anadolu’nun bugünkü işlevsizliğinin sakinlerinin üzerine nasıl çöktüğünü, nasıl onları kuşattığını ve masallarla mitler dışında bir teselli bırakmadığını anlatan ağrılı bir film...”

SÜREYYYA EVREN

Sonraki Yazı

DENEME

Sözcükler Fotoğraflar:

Dilsel olanla görsel olanın eşiğinde

“Fotoğrafın yalnızca betimlenmeyip yeniden yazıldığı bu tür çalışmalarda, metin fotoğrafı açıklayan bir alt yazı olmaktan çıkar; fotoğrafla birlikte yeni bir söylem inşa eder.”

KEMAL TEKİN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist