Neymiş bu ağustosböceği!
“Shaun Tan, La Fontaine’in masalını, tabiri caizse karıncalaşmış bir ağustosböceğinin bakış açısına yerleşerek yeniden yazmıştır. Bir yandan toplumsal ilişkiler ağı içerisindeki ağustosböceğini resmederken, beri yandan onun bir ağustosböceği olarak doğasını yani yaşam döngüsünü anlatmış, öte yandan da metninin bilinçaltına mitik bir öykü yerleştirerek adeta ağustosböceği mitosunu bizlere yeniden hatırlatmıştır.”
Küçük bir çocuğu yanınıza alıp ona La Fontaine’in Ağustosböceği ve Karınca masalını okuduktan sonra “Karınca mı yoksa ağustosböceği mi olmak isterdin?” diye sorduğunuzda ne der acaba? Ben denedim ve beş yaşındaki arkadaşım Aras Koç, “Tabii ki karınca” dedi. Ve ekledi; “Çünkü ağustosböceği tembel ama karınca çok çalışıyor”. Ben ne kadar “Ama ağustosböceği…” diyerek başka türlü bakmasını sağlamaya çalışsam da sonuç pek değişmedi.
Aynı masalı yetmiş yaşındaki bir teyzeye sorduğumuzda da aynı cevabı alıyorsak durup düşünmek gerekir. Yediden yetmişe hepimizi saran ve hep karınca olmayı yücelten bu iklim neden yüzyıllardır hep aynı? Kim bilir, belki de Prometheus’un ateşi tanrılardan çalıp insana verdiği andan bu yana yaşamak aslında çalışmaktan ibarettir. O gün bugündür, “Çalışmayana ekmek yoktur”. Tembellik edeneyse her şey müstahaktır. Üstelik insan sadece bugününü değil, yarınını da güvence altına almak zorundadır. Haliyle çalışkan ve tutumlu bir karınca olmak tembel ve müsrif bir ağustosböceği olmaya yeğdir.
Peki masalların çok anlamlı olduğu göz önüne alındığında, La Fontaine’in masalını okuyan herkes bu sonuca varır mı? Elbette hayır. Eyup Sertaç Ayaz (2013: 312) kaleme aldığı bir makalesinde La Fontaine’in ağustosböceğine dair oluşacak yanlış algıyı göze aldığını ve “Ana fikrini kuvvetlendirmek ve anlaşılırlığını artırmak için çıkarılabilecek diğer ters anlamlı fikirleri önemsemediğini” iddia etse de, gelinen noktada La Fontaine’in niyetine kuşkuyla yaklaşılmıştır.
Kimi insanlar ağustosböceklerinin ortalama ömürlerinin bir ay olduğu bilimsel gerçekliğinden hareketle bu böceğin neden çok çalışıp kışa hazırlık yapması gerektiğini sorgularken,[1] kimisi ağustosböceğine geç kalmış bir mektup yazarak yıllarca ağustosböceğinin tembel, uyuşuk ve keyfine düşkün olduğunu düşündüğü için ondan özür dilemiştir.[2] İş öyle bir noktaya vardırılmıştır ki, “Karıncanın, kapısına gelen ağustosböceğine sergilemiş olduğu tavır, temel haklar bakımından bir aykırılık teşkil eder mi? Yani karınca mülkiyet hakkını kullanırken ağustosböceğinin yaşam hakkını ihlal etmiş midir?”[3] diye sorulabilmiştir. Yalvaç Ural’ın La Fonten Orman Mahkemesinde adlı kurmacasında kurduğu mahkemeyi gölgede bırakan bu soru, meseleyi hukuki bir problem derekesine yükseltmiştir.
Yer yer insanı gülümseten bu tarz eleştirel yaklaşımların ötesinde, özellikle bazı yazarların konuya yaklaşımları daha dikkat çekicidir. Örneğin Nâzım Hikmet’in 1935 yılında Akşam gazetesi için masalı kendince yeniden yazdığı yazısında “kendi özünü düşünmeden türkü çağıran” bir halk ozanı olan ağustosböceği, Sezai Karakoç’un Ağustosböceği Bir Meşaledir adlı şiirinde “minik göğsünde bir koskoca orkestra taşıyan” bir sanatçıdır. Tıpkı Leo Lionni’nin “Sanatını konuşturan ağustosböcekleri aşkına!” perspektifiyle kurguladığı Frederick adlı eserinde olduğu gibi. Tek fark, bu eserde ağustosböceğini bir tarlafaresi olan Frederick temsil eder. Herkes karınca gibi çalışırken o ağustosböceği gibi kimi zaman renk toplar, kimi zaman sözcük toplayıp şiir yazar, kimi zaman da güneş ışınlarını toplayan bir hayalpereste dönüşür.[4]
“Neymiş yahu bu ağustosböceği!” dediğinizi duyar gibiyim. Ama olsun! Çünkü böylesi bir dile geliş, sıralanan örneklerin abartılı olduğuna dair bir itiraz olabileceği gibi, merakla sorulan bir soru da olabilir. Yani “Neymiş bu” ifadesi bir yandan ağustosböceğinin çok şey olduğuna işaret ederken, diğer yandan başkaca ne olabileceğine dair verilecek bir cevaba kapı aralar.
Ağustosböceği
çev. Ümit Mutlu
Desen Yayınları
Ağustos 2018
40 s., büyük boy, renkli
Böylesi bir kapıdan girme cüreti gösteren Shaun Tan, Ağustosböceği adlı eserinde çok önemli bir cevap üreterek belli ölçüde durulmuş olan fırtınayı yeniden kopartmıştır. La Fontaine’in masalını, tabiri caizse karıncalaşmış bir ağustosböceğinin bakış açısına yerleşerek yeniden yazmıştır. Ve fakat eserini kurgularken bundan daha fazlasını yapmıştır. Bir yandan toplumsal ilişkiler ağı içerisindeki ağustosböceğini resmederken, beri yandan onun bir ağustosböceği olarak doğasını yani yaşam döngüsünü anlatmış, öte yandan da metninin bilinçaltına mitik bir öykü yerleştirerek adeta ağustosböceği mitosunu yeniden hatırlatmıştır.
Peki, aynı metin içerisinde böylesi bir katmanlılığı yaratmayı nasıl başarmıştır? Aslında dikkatli her okurun bildiği üzere, iyi bir metin her zaman bir yerlere dayanmak ve başka metinleri yankılamak durumundadır. Nasıl ki bir cam prizmasından kırmızı, sarı, mavi veya yeşil olarak yayılan ışık özünde beyaz ışıksa, insanlık tarihinin ürettiği hemen hemen çoğu metin temelde bir ya da birkaç metne dayanır. İster masal ister mitik bir metin olsun, söylencelerin çoğu bir öyküye dayanır, (Gezgin, 2004: 12) Bu haliyle bakıldığında iyi kurgulanmış ve zihni kusursuz işleyen her kurmaca palimpsestiktir.
Palimpsest, en yalın haliyle üzerindeki yazı temizlendikten sonra yeniden yazı yazılmasına imkân tanıyan parşömen parçasıdır. Ne var ki, daha önce nakşedilmiş el yazması kazınırken silinmez ve üzerine yeni bir metin yazılır. Bu iki, belki daha fazla metin alt alta üst üste ya da iç içe geçerek aynı parşömende yazılı olarak kalır. Dolayısıyla bir el yazmasında ilk bakışta kendini gösteren şey o şey olmakla birlikte, başka pek çok şey olabilecek durumdadır. (Dillon, 2017: 14)
Bu çerçevede bakıldığında, Oscar ödüllü illüstratör, yazar Shaun Tan’in 2018 yazında yayımladığı Ağustosböceği çocuklara yönelik resimli bir kitap olmak bakımından bir şeye işaret etse de, aslında çok daha fazlasını içerir. İlk bakışta çalışma yaşamında köleleşen modern bir insanın dramı gibi görünen anlatı, birazcık kazındığında başka gerçeklere dair derin izler taşır.
La Fontaine’in meşhur masalı Ağustosböceği ile Karınca’yı ters yüz etmeye çalışan yazar, masala ağustosböceğinin gözünden bakmayı önerir. Tembellikle, yan gelip yatmakla ve boş işlerle uğraşmakla suçlanan ağustosböceğinin çalışmaya karar verdiğinde kendisini bugünün dünyasında nasıl bir durumda bulacağı çok iyi bir şekilde resmedilir. Ağustosböceği gece gündüz çalışsa bile yine aç kalacak, bir türlü rahata ve huzura eremeyecektir.
Çalışma yaşamı tarafından rehin alınan ağustosböceği, Şafak Tanrıçası Eos’un sevgilisi Titonos gibi bir sefillik ve sıkışmışlık içinde on yedi yıl boyunca yüksek bir binada veri giriş memuru olarak çalışmaktadır.[5] Bir barkod numarasından ibaret, gece gündüz sömürülen bir işçidir. Ne hastalık izni vardır ne de ofisteki tuvaleti kullanabilir. Tüm işleri yapmasına rağmen kötülüğe maruz kalmaktan kurtulamayan bir aptal muamelesi görür. (Tan, 2021)

Silikon vadisindeki gökdelenleri çağrıştıran gri ve tek tip yapıların birinde, bölmelendirilmiş bir ofiste yıllarca aşağılanır, itilip kalkılır ve günü geldiğinde de sen işe yaramıyorsun denerek kapı dışarı edilir. “İş yok. Ev yok. Para yok. Ağustosböceği yüksek binanın tepesine çıkıyor.” (Tan, 2021)
Ağustosböceği emekliye ayrıldığında aşağı inip dış kapıya yönelmek yerine çatıya çıkar ve çatının kıyısına kadar yürür, artık veda zamanıdır. (Tan, 2021) Fakat tam kendisini aşağı bırakacağını düşündüğümüz anda başkalaşım geçir, kanatlanır ve uçar. Sistemin kendisine giydirdiği esaret gömleğini yırtar ve yok olduğunu düşündüğümüz yerde soluğu ve ışığı bulur. (Erkurt, 2018) Her yana sirayet etmiş olan kasvetli griliği, karamsarlığı geride bırakarak umudun yeşereceği renk cümbüşü ormana uçar.
Böylece ilk okumada yazar bizlere bugünün ve belki de geleceğin dünyasındaki toplumsal ilişkilere dair bir atmosfer sunar. Ancak kitap biter bitmez yeniden, en baştan bir kez daha okunduğunda ve bu üst tabaka birazcık kazınıp altına bakıldığında ağustosböceğinin yaşam döngüsünün metne yedirildiği fark edilir.
Ağustosböceğinin yaşam döngüsünün verilmesi önemlidir, çünkü La Fontaine’e en çok itiraz buradan gelir. Ağustosböceğinin ömrünün çok kısa olduğunun altı çizilerek kışa hazırlık yapmasının anlamsız olduğu vurgulanır. Ağustosböceği ile Karınca masalında göz ardı edilen bu gerçek, Shaun Tan’ın metninde tüm boyutlarıyla okura sunulur.
Yazarın metin boyunca üç kez “on yedi yıl” diye vurgulaması ve bu on yedi yıldan sonra emekli olması, ağustosböceğinin larva olarak toprağın altında geçirdiği ömrüne işaret etmektedir. (Tan, 2021) Nitekim ağustosböcekleri çiftleştikten sonra dişi döllenmiş yumurtaları bir bitkinin ince bir dalına ya da kalın bir otun sapına yerleştirir. Yumurtadan çıkan nimfler (larva ile ergin arası, artık ergini çağrıştıran form) daha sonra toprağa düşer. Bu nimfler bitkilerin köklerini emerek beslenir ve böylece gelişimlerini sürdürür. Bu dönemin uzunluğu farklılık gösterebilir, ancak Shaun Tan on yedi yıl boyunca toprak altında kalan ağustosböceklerini referans almayı tercih etmiştir.
Kitapta ağustosböceği on yedi yıl çok zor koşullarda hayatta kalmayı başardıktan sonra daha fazla bu formda kalamayacağından kendisine giydirilen kabuktan kurtulmak için yüksek bir binanın çatısına çıkar ve eski yaşam biçimine veda eder. İşte bu tarz bir kurguya kaynaklık eden gerçeklik, ağustosböceklerinin yaşam döngülerinin bir evresinde gelişimlerini tamamlayan nimflerin, gömlek değiştirerek ergin hale geçmesidir. (Demirsoy, 1992: 494) Çatıya çıkan ağustosböceği, kabuğunda açılan bir yarıktan dışarıya çıkar ve kanatlanarak uçar. Artık ergin bir ağustosböceği olarak döngüsünü tamamlamak ve neslini sürdürmek için çiftleşmek zorundadır. Bunun için de dört ya da bilemediniz altı haftalık ömrü boyunca öter.
La Fontaine’in iddiasının aksine, bu ötüş ne aylaklığın ne amaçsızlığın simgesidir. Aksine, yeniden doğuşun, ölümsüzlüğün ve hatta özgürleşmenin sembolüdür. (Selçuk, 2016) Nasıl ki mitolojik hikâyeler hep bir dönüşümden bahseder, Shaun Tan’ın kahramanı olan ağustosböceği de hem toplumsal yaşamda kendisine biçilen rolünde hem de biyolojik yaşam döngüsünde bir yaşam deneyimine atılır. Her şeyin bitmiş gibi göründüğü noktada bir doğum gerçekleşir. Onca badireye, acıya rağmen ağustosböceği olgun biri haline gelir. Böylece yazar, karşılaşılan zorlukların nasıl aşılacağına dair önemli bir ipucu sunmuş olur. (Kara, 2019: 33) Ve ipin ucu okuru metnin bilinçaltına yerleştirilmiş mitik bir öyküye götürür.
Çin mitolojisinde önemli bir yeri olan bu öyküde, ağustosböceği larvası dönüşümün, yenilenmenin sembolüdür. (Naumann, 2005: 158) Kitabın sonunda uzun uzun resmedilen başkalaşım ânı yani ağustosböceğinin takım elbisesini/kabuğunu değiştirerek yeniden doğması, kanatlanıp özgürlüğe uçması, onun yeniden başka bir formda yaşama tutunmasına işaret eder. (Gezgin, 2019: 10-11) Zira MacKenzie’in betimlemesiyle içine hapsolduğu kabuğu atmadan önce ağustosböceği bir krizalittir. “Kabuklarını attıktan sonra krizalit durumundan kurtulur ve bir ağustosböceği haline gelir. Vücudu terk eden, ölü insana ait yaşam ruhu, krizalitten çıkan ve gökyüzü cennetine yükselen bir ağustosböceğine benzer.” (1996: 190,202)
Uzun lafın kısası, Shaun Tan gerek üç katmanlı öyküsü gerekse de çizimleriyle en kötü anda bile hâlâ özgürleşme umudunun var olduğunu hatırlatmaya çalışır. Tıpkı Sezai Karakoç’un Ağustosböceği Bir Meşaledir şiirinde vurguladığı gibi:
“sizin acımanıza gülüp geçiyor
sizi gidi faydacılar çıkarcılar sizi
üzülmeyin evi yok yuvası yok diye[6]
kışlık erzak biriktirmemiş diye
sizin acımanıza yok onun ihtiyacı
- sahtedir zaten acımanız
siz ancak alay edersiniz acımasız -
özgürlüğün sesidir o…”[7]
NOTLAR:
[1] "Yıllardır Ağustos Böceği’ne haksızlık yapılmış", Hürriyet
[2] Tarık Uslu’nun kaleme aldığı mektuba şuradan erişilebilir.
[3] "Ağustosböceği ile Karınca ve Adalet, Temel Haklar Sorunu" başlığıyla açılan bir forumda konuya getirilen yorumlar bir hayli ilginç görünmektedir.
[4] Leo Lionni’nin diğer yazarlardan güçlü yanı ağustosböceği ile karıncayı toplumsal bir işbölümü içerisinde birbirine bağlamış olmasıdır. Diğer tüm metinler ya karınca ya da ağustosböceğinden yana tavır koyarken, Leo Lionni ağustosböceği ile karıncayı birbiri için üreten ve ürettiklerini paylaşarak yaşamlarını sürdüren birer aktör olarak kurgular. Ağustosböceği ile Karınca masalında ağustosböceği ile karınca arasında yaratılan gerilimi aşmak için Deniz Devrim Karakul ile birlikte kaleme aldığımız "Ağustos Böceği ile Karınca Kardeştir!" başlıklı yazıda ağustosböceği ile karıncanın kardeşliğini vurgulamaya çalışmıştık.
[5] Ağustosböceği bu metinde temel referans olarak kullanılacak olan Çin mitolojisi dışında Yunan mitolojisinde de önemli bir figürdür. “Şafak Tanrıçası Eos, Son olarak, Troia soyundan Plakia (ya da Leukippe) ile llos’un oğlu Tithonos’u kaçırarak onu eski efsanelerde Güneş’in ülkeşi olarak geçen Aithiopia’ya götürdü. Orada Titonos’a Emathion ve Memnon adlarında iki oğul verdi. Görünüşe göre Memnon, Eos’un en sevgili oğluydu; Aithiopialılara krallık etti ve Troia önünde Akhilleus’la dövüşerek öldü (bkz. Memnon). Eos, Zeus’un Titonos’u ölümsüz kılmasını sağladı, ama onun için sonsuz gençlik istemeyi unuttuğu için, Titonos ihtiyarlayarak türlü çeşit hastalıkların ve sakatlıkların pençesinde kıvranır oldu. Sonunda Eos onu sarayına kapattı. Titonos orada sefil bir hayat sürdü. Bir rivayete göre de, yaşlandıkça insan görünüşünü kaybederek kupkuru bir ağustosböceği halini aldı.” (Grimal, 2012: 168)
[6] Sezai Karakoç’un şiiri ile Shaun Tan’ın metnindeki benzerlik gerçekten çok şaşırtıcıdır. Yazar sanki metnini yazmadan önce Sezai Karakoç’un şiirini okumuşçasına, iş yok, ev yok, para yok demekle yetinmiyor; kitabını “Ağustosböceği ormana uçup gidiyor, bazen insanlar hakkında düşünüyor, gülmekten kendini alamıyor” diye bitiriyor.
[7] Sezai Karakoç, “Ağustosböceği bir meşaledir” şiirinden.
KAYNAKÇA:
- Ayaz, Eyup Sertaç, “La Fontaine’in ‘Ağustosböceği ile Karınca’ Adlı Masalının Göstergebilim Açısından İncelenmesi”, 13. Uluslararası Dil, Yazın ve Deyişbilim Sempozyumu: Basit Üslup Bildiriler Kitabı, Kars: Kafkas Üniversitesi, 2013, s. 303-315.
- Demirsoy, Ali, Yaşamın Temel Kuralları- Omurgasızlar/Böcekler-Entomoloji, Cilt-II/Kısım-II, Ankara: Meteksan A.Ş., 1992.
- Dillon, Sarah, Palimpsest: Edebiyat, Eleştiri, Kuram, çev. F.B. Aydar, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2017.
- Erkurt, Mehmet, “Ağustosböceği Bu Kez Ne Çaldı Ne de Söyledi”, İyikitap-Çocuk ve Gençlik Dergisi, Sayı: 107 (2018):18-19.
- Gezgin, Deniz, Hayvan Mitosları, İstanbul: Sel Yayıncılık, 2019.
- Gezgin, İsmail, Gezgin, İlkay ve Nazım Çokişler, Mitoloji: Mitos ve Logos. Hayatımıza Yön Veren Söylenceler, İstanbul: Güncel Yayıncılık, 2004.
- Grimal, Pierre, Mitoloji Sözlüğü-Yunan ve Roma, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2012.
- Kara, Burcu, “Mitoloji ve Toplumsal Cinsiyet: Şahmeran Miti”, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi, 2019.
- MacKenzie, Donald A., Çin ve Japon Mitolojisi, çev. Koray Akten, İstanbul: İmge Kitabevi, 1996.
- Naumann, Nelly, Japon Mitolojisi, çev. Akın Kanat, İzmir: İlya Yayınevi, 2005.
- Selçuk, Bilge, “Ağustosböceği Bir Meşaledir”, (erişim tarihi: 26 Temmuz 2023)
Önceki Yazı
Modernliğe Osmanlı öznesi üzerinden yeni bir bakış
“Osmanlı şiiri hami ve himaye kültürüne bağlı, bireyin ve öznenin kendi üzerine düşünmediği, Tanrı merkezli paradigmaya sıkı sıkıya bağlı, dinle anlamlanan, bütünlüklü bir şiirdir. Modern dönemlerle birlikte ise bu durum değişmiş, özne kendi üzerine düşünmeye başlamış, bütünlük dağılmış, Tanrı merkezli paradigma çökmüştür. Seküler öznenin krizi Tevfik Fikret şiirinde somutlanmaktadır.”
Sonraki Yazı
Selin Berghan’la söyleşi:
“LGBTİ’ler bugünün Kürtleridir”
“Şu anda kadın ve LGBTİ hareketi dışında kitlesel hareket edebilen bir hareket kaldı mı? Kim yasaklara rağmen toplanabiliyor? Bu ısrarı bir kadın hareketinde, bir de LGBTİ hareketinde görüyoruz. Devrim kadınlardan ve LGBTİ’lerden geliyor.”