Sebaldgillerden Hasan Türksel ve

Zamanın Dalgaları

Zamanın Dalgaları

HASAN TÜRKSEL

Can Yayınları
Ocak 2025
200 sayfa

9 Nisan 2026

SÜREYYYA EVREN

Otokurmacanın bu kadar konuşulduğu bir devirde, doğrudan Sebald taklidi gibi başlayan bir kitaptan çok şey ummazdınız belki…

Evet, belki. Bana da öyle geldi ilk başta. Sırf güzel anlatıyor diye devam ettim. Ama sonra katman katman W.G. Sebald metinlerinin üzerine katlanan bir roman çatmayı başardığını gördüm. Ve hep, yumuşak, düşüncesi keyifli –kendisi de bol bol Sebald’ı anan– bir anlatımla.

Özetle, olayların ekseriyetle Hollanda’da geçtiği, fotoğrafların kullanımından anlatının çatılmasına W.G. Sebald etrafında dolanan, ama anlatımının rahatlığı, içine alırlığıyla, yaptığı deneyin ötesinde insanda tanıdıklık uyandıran bir iş Hasan Türksel’inki.

Araya aldığı Yunan baba ağzı, günlük formatı, kuşaklar arası anlatı tekrarları…

Benim için yılın kitabı bu, dedim bitirirken.

Sonra, tümüyle rastlantı, otokurmacanın popüler olmadığı zamanlardan bir Rus göçmen romanı okudum. Sergey Dovlatov. Yabancı Kadın. Orijinalinin yayınlanışı 1986. Ama bence Türksel ile hemen peş peşe okumak çok güzel çalışıyor.

Dovlatov’un Yabancı Kadın’ının[1] ilginçliği şu, kitap çok uzun süre ABD’deki SSCB’den kaçan göçmenleri toplandığı bir mahalleden karakterlere odaklanan bir hikâye gibi gidiyor, çok ileri bir noktada birden yazarın bu mahalledeki kişilerden ve bu kadının ahbaplarından olduğu bilgisi hikâyenin orta yerine düşüyor. Bir de bakıyoruz kahramanlar Dovlatov diye birinden bahsediyorlar, birden anlatıcı [artık tümüyle Dovlatov] bir diğer bilinen kitabını [Bavul] yazarken bu olayların yaşandığından bahsediyor.

Türksel’de anlatıcının durmadan hikâyenin içine düşüp sonra hikâyeden dışarı ‘yaylanmasını’ akla getiriyor bu.

Anlatıcının yerini –ve tabii iç içe geçmiş hikâyeleri– takip etmeyi sevenlere çok iyi gelecek bir iş.

Hasan
Türksel

Pek çok açıdan Sebaldgillerdenim havası yaratıyor. Göçmenler teması, buluntu fotoğrafların kitap boyunca kullanımı, kitabın içinde bilgilerin yayılışı, deneme tarzı bölümlerin anlatıcının ağzından anlatılarla, inceltilmiş hikayelerle iç içe geçmesi, geçmişe yolculuklar, farklı Avrupa kentlerinde ilerleyen hikâyeler, dış anlatı katmanları ile birlikte sunulan iç anlatı katmanları… Sebald’daki hâkim şehir yer değiştirmiş, İngiltere’den Amsterdam’a geçmiştir sadece neredeyse… Sebald kitapları belleğimde süper taze değil, bu kitabı okuyorum da diye dönüp tekrar Sebald okumadım, dolayısıyla burada andığım genel hava benzerliğinden başka daha detay göndermeler, pastişler de olabilir… En azından bir Sebald okurunda, “vardır kesin” havası uyandırıyor, diyebilirim.

Bunlardan bahsederken başka bir pastiş aklıma geliyor. Formatını direkt Boccaccio’nun Decameron’una dayandıran, bunu kitabın içinde de konu eden, belki aynı Hasan Türksel gibi hikâye içinde hikâyeye çeviren, Burhan Sönmez’in İstanbul İstanbul’u.

Siyasi roman denince işkencenin, hücrelerin, politik mahkûmların, polisle çatışmaların merkezde olduğu bir eser görmeye nicedir alışkın değildik aslında. Burhan Sönmez, İstanbul İstanbul’da[2] bunu tekrar mümkün kılmıştı. Nasıl mı – bugünün hâkim anlatısının hikâye anlatıcısına yaptığı yatırımı, kadim iki kaynaktan, fanteziyi gerçeğin üstünde tutan tarihyazımıyla bilinen, masallarla kendini ifade etmeye teşne İstanbul’dan ve Boccaccio’nun Decameron’undan aldığı elle siyasi gerçeğin sert suyuna daldırarak. Sonuç, başarılı biçimde, bir somut siyasi gerçekliği, işkenceyi ve insanın işkence ile mücadelesini, hikâye anlatıcılığına dayanan keyifli bir üslupla güçlü biçimde aktarmak ve aynı zamanda okuru o deneyime iki ayrı yoldan dahil etmek, yani hem işkenceden dönenlerin odasına, hücresine, mekânına, kapalı anlatı evrenine sokmak, hem de anlatan kişi olma, anlatılara ve dinlemelere kendini kaptıranlar grubunun bir parçası olma deneyimine dahil etmek olarak karşımıza çıkıyordu.

Türksel’de de vardı bu biraz, yani hem okuru kendi hikâyesine çekiyordu, hem de Sebald gibi dolaşma, yazma, görsellere ve metinlere bakma deneyimine, yerler arasında dolaşma deneyimine, sürüklenmeye dahil ediyordu. Öyle edebi numaralar ki bunlar numaranın kendisi yeni değil gibi ilk başta, referansları zaten yeni değil, ama iyi yapılırsa hepsi yeniymiş gibi keyifle akıyor ve dahası yeni yazma imkânlarına doğru da bir olanak açıyor.

 

NOTLAR

[1] Sergey Dovlatov, Yabancı Kadın, çev. Eyüp Karakuş (İstanbul: Jaguar, 2023).

[2] Burhan Sönmez, İstanbul İstanbul (İstanbul: İletişim, 2015).