8 milyar nüfus: Tebrikler ‘Homo Demonus’!..

Yeryüzüne Ölümü İndirdik Gülüm!

TAYFUN ATAY

Oğlak Yayınları
2022
176 sayfa

Homo Demonus Üzerine Antropolojik Serzenişler

1 Aralık 2022

Bir yanda uzayın sırlarına erme, tıpta “ölümsüzlüğü” arama çabası... Diğer yanda yok olan doğa, çevre katliamı... Peki, yolun sonunda bizi ne bekliyor? Prof. Dr. Tayfun Atay, yeni kitabı Yeryüzüne Ölümü İndirdik Gülüm! ile insanlığın son 250 yılda gezegene verdiği korkunç zararı gözler önüne sererken bu hayati soruya cevap arıyor.

MEMETCAN DEMİRAY


Çoğumuz Prof. Dr. Tayfun Atay’ın antropoloji derslerine girme şansı bulamadık. Ama iyi ki medya var! Bu sayede kendisini sıradışı yazılarıyla Tayfun Hoca olarak tanıdık!

Topçular, popçular, mafya ve kılıç-kalkanlı Osmanlı dizileri, şöhret yarışmaları, “Acunsal” şovlar... Bir zamanlar “popüler” diye burun kıvrılan konular Tayfun Hoca’nın analizleriyle bambaşka bir hüviyete bürünüp Türkiye’nin sosyo-kültürel dönüşümünü gözler önüne serdi. Bazen de Prof. Dr. Atay aldı kalemi eline ve bir siyasi skandalın kökenini Neolitik Çağ’a, postmodern zamanların “tuhaf” modalarını kabile topluluklarına bağlayıverdi! Bilimin hem anlaşılabilir hem de “eğlenceli” olması... Hayret vericiydi!

Son iki yıldır yazılarına Gazete Pencere’de devam eden Prof. Dr. Atay ya da namıdiğer Tayfun Hoca, şimdilerde çevre sorunları ve doğayla kopan ilişkimize sık sık değiniyor. Özellikle Covid-19’da salgını insanın “yapıp etmeleri”ne bağlaması ve “türümüzü” gezegenin “kanser hücresi”ne benzetmesiyle çok tartışıldı, hâlâ da tartışılıyor. Ve şimdi yeni kitabı Yeryüzüne Ölümü İndirdik Gülüm! ile güncel tezlerini bize daha detaylı anlatıyor.

Harari’yle bir hesaplaşma: ‘Homo Deus’

“Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
Ya dünyamıza inecek ölüm.”

Adını Nâzım Hikmet’in yukarıdaki dizelerinden alan kitabın önsözünde Prof. Dr. Atay, tarihçi Yuval Noah Harari’yle sıkı bir hesaplaşmaya giriyor. Sahiden 21. yüzyıl teknolojisiyle insanlığın üç temel sorunu, “kıtlık, savaş ve salgın”lar aşıldı mı? “Yeni dönemin aktörleri bankacılar, sanayiciler ve yatırımcılar”... Kapitalizmle “harikalar” mı yarattı? Baksanıza elimizdeki yapay zekâ ve biyo-teknolojiye!.. Yoksa şimdi “Homo Sapiens” için sırada ölümsüzlük, daimi mutluluk ve Tanrısallık... Yani “Homo Deus”a dönüşme imkânı mı vardı?

Prof. Dr. Atay durumun hiç de böyle olmadığını, Harari’nin saydığı tüm “gelişmeler”in aslında gezegeni yok etme pahasına atılmış adımlar olduğunu vurguluyor. Ve “kapitalosen”e dair eleştirilerini sıraladıktan sonra bu korku filminin “esas oğlan”ı, “Homo Demonus”un soykütüğüne odaklanıyor.

Metastaz: 250 yılda 8 milyar nüfus

Atay’ın kendi kurgusu olan “Homo Demonus” kavramı, Harari’deki “Homo Deus”un “Tanrılaşacağım” derken nasıl doğadan koptuğunu ve böylece tam aksi istikamette, demonik/şeytani bir karaktere büründüğünü anlatıyor. Kitabın ilk bölümünde, “hayvani tevazu”sunu yitiren insanın doğaya uyumsuz (maladaptive), “istilacı” bir canlıya evrilmesine dair “antropolojik serzenişler” yer alıyor.

Öyle ki, Sanayi Devrimi’nden önce nüfusu en fazla 850 milyonken sadece son 250 yılda 8 milyara ulaşan, telli turnalara, beyaz zürafalara (ve tabii virüslere!) yaşam alanı bile bırakmayan bir “uygarlık”... Covid-19’a nasıl yakalanmasın? Atay, insanı niye “yeryüzünün kanser hücresi” diye nitelediğini somut örnekler ve rakamlarla açıklıyor.

Betondan müsilaja: AKP ve ‘kalkınma’!..

Cipolla’dan Malthus’a, Bertolini’den Jane Goodall’a birçok biliminsanına atıfta bulunan Prof. Dr. Atay, pervasızca üreyen “Homo Demonus”un hayvan türlerini barbarca yok etmesinden, kullan-at toplumunun okyanuslarda plastik atıklarla oluşturduğu “7. kıta”dan söz ederken dehşete kapılmamak imkânsız adeta... Şu durumda “ekoteröristler”in dediği gibi, bir sürüngeni öldürmektense bir insanı öldürmek mi “mavi gezegen” için daha yararlı? Prof. Dr. Atay zor sorular soruyor.

“Ekosid”in yerli ve milli hali peki?.. Yine ilk bölümde Atay, altın uğruna talan edilen Kaz Dağları, otoyol için kesilen ormanlarıyla Türkiye’deki “çevrekırım” tablosuna yer veriyor. AKP’nin “pat pat işleyen beton makinesi” ve suyu boşaltılıp dibinde define aranan (!) yeryüzü hazinesi krater gölleri!.. “Kalkınma” diye çıkılan yol Marmara’ya dökülen atıklarla müsilaja ve bir ekosistemin ölümüne yol açıyor. Dinlerden hareketle kendini “yaratılmışların en şereflisi” gören insan... Bu topraklarda “esfel-i sâfilîn”e, “sefillerin en sefili”ne dönüşüyor!

Cesur Yeni Dünya mı, 1984 mü?

Kitabın ikinci bölümünde Prof. Dr. Atay’dan ziyade Tayfun Hoca’nın öne çıkıp “Homo Demonus”a dair kültürel çerçeveyi çizdiğini görüyoruz. Kimler yok ki o çerçevenin içinde... Neo-muhafazakârlığın işaret fişeği Dallas dizisinden Donald Trump’a, Korkunç Ivan’dan Vladimir Putin’e, QAnon’dan “hakikat aşınımı”na... “Post-truth” çağında hangi distopyanın içindeyiz sahi? Orwell’in 1984’ünü mü yaşıyoruz yoksa Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sını mı? Tayfun Hoca, bu enfes tartışmayla Elon Musk/Bill Gates yüzyılına son noktayı koyuyor.
Görüldüğü gibi tablo hayli karanlık. Peki böyle olmak zorunda mıydı? Tarihin bir döneminde, daha “çevreci” bir yönetim biçimi ortaya çıkamaz mıydı? Yoksa doğadan kopan “aklın” onunla zıtlaşması, düşmanlaşması kaçınılmaz mıydı?

Tayfun Hoca bu felsefi sorulara dogmatik yanıtlar vermek yerine bundan sonrası için bazı çözüm önerileri sunuyor. Ekosantrik bir bakış açısıyla çevreyi önceler mi hükümetler? Ya da Gary Ferraro’dan hareketle, “kültürü değiştirir”, daha az otomobil kullanır mıyız? Hayvanlara hak ettikleri değeri vermek mesela... Bir şempanzeyi “insan” kabul etmeye hazır mıyız? Fevkalade zor görünüyor.

‘Hikâye’nin sonu: Kuruyan buzullar!..

Harari son kitabı “Unstoppable Us-Durdurulamayan İnsanlık”ta gezegenin “ele geçirilmesi”ni bir başarı hikâyesi olarak anlatırken insana bir “süper güç” atfediyor: “Hikâyeler uydurmak”...

Para örneğin... Bir şempanzenin hiçbir işine yaramayacak bir kâğıt parçasıyken üzerinde “20 avro” yazıyor diye insanlar bir banknotun “20 avro” olduğuna birbirlerini inandırıyor! İşte bu “zekâ” sayesinde Harari, türümüzün diğer canlılardan ayrıldığını savunuyor.

Sonuç?.. Şimdi o para kuruyan buzulları kurtarmaya yetmiyor! Tayfun Hoca, namıdiğer Prof. Dr. Atay da umudu kesmiş zaten... Kitabın “Buzullar da Kurudu” bölümünde İzlanda’nın eriyip giden Okjökull anısına bir anıt diktiğini ve gelecek nesillere adeta günah çıkardığını anlatıyor. Keşke bu kitap da tercüme edilip Okjökull’a gizlense... 200 yıl kadar sonra “son insanlar” gezegenin yaşadığı trajediye dair “hikâye”ler değil, acı “gerçek”leri okusunlar diye...

•