Bellek unutursa!

Unutmadan

MEHMET BİLAL DEDE

İthaki Yayınları
Kasım 2023
200 sayfa

28 Aralık 2023

Üçüncü Tekil Şahıs, Adresinde Bulunamadı, Üvey, Bela – Osmanlı’da Bir Vampir, Günah – Osmanlı’da Bir Vampir ve Merhum Nasıl Bilirdi adlı eserleriyle tanınan Mehmet Bilal Dede, bu kez Unutmadan romanıyla raflardaki yerini aldı… Okuru ülkenin en sancılı yıllarından 12 Eylül dönemine götüren Dede, ruhları aşkla dolanan Fırat ile Yılmaz’ın hikâyesini ve yoldaşlığını anlatıyor. Unutmadan, insan belleği ve ülke hafızası üzerine unutulmaz ve yakıcı bir hikâye…

ÜMRAN AVCI

Bazı yaşananların mutlaka anlatılması gerekir, unutulmaması için yazılması gerekir hatta. Bu yazının konusu roman da utanmadan yaşatılanların, unutmadan söylenip yazılmaya mahkûm hikâyesi.

‘70’li yıllar… Bir kasaba yalnızlığından çıkan Fırat üniversiteye hazırlık kursu için İstanbul yollarına düşer. Tahta bavul elde, “Seni yeneceğim İstanbul” diye değil de, mahcup bir halde, “Bana da yer var mı acaba?” diyerek…

“Satacak bileziğim kalmadı” diyen annesini, “Anarşiden haberin yok galiba senin” diyen babasını zar zor ikna eden Fırat, bir gecekondu mahallesindeki hala evine misafir olur. Tüp ve margarin kuyruklarının uzadığı dönemler… Emniyet güçlerinin demokratik olarak örgütlendikleri Pol-Der’li oldukları yıllar… Fırat bir yandan hızlandırılmış kursa devam ederken, bir yandan da öğrenme açlığı içinde eline geçeni okumaya çalışır. Dönemin “lümpen, cunta, goşist” gibi anlamını bilmediği moda kelimelerini bellemenin telaşına düşer.

Bir gün ders çalışmak için Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne giderken eylem yapan üniversite öğrencilerinin arasında bulur kendini. “Kahrolsun faşizm!”, “Tek yol devrim” sloganları atan kalabalığın içinde kaybolan Fırat, patlayan silahlarla bir duvar dibine atar kendini. Yılmaz ve Fırat’ın yolları o an kesişir… Devrim hayaliyle coşkulu Yılmaz, hayat acemisi Fırat’ı önce hengâmeden, zaman içerisinde de kendine duyduğu güvensizlik duygusundan çekip çıkarır. Bundan böyle Fırat için Yılmaz bir dost, bir kardeş, bir hayran, bir âşıktır… Bir süre sonra Fırat, İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu İngilizce Öğretmenliği Bölümü’ne girmeyi başarır….

Dede, hikâyeyi ilkbahar, yaz, sonbahar, kış olmak üzere dört bölüme ayırıyor. Fırat ile Yılmaz’ın tanışmalarını anlatan ilk bölüm ilkbaharla açılıyor. Darbenin komutanın, “Silahlı Kuvvetler (…) kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır” diyen konuşmasıyla başlayan ikinci bölümle birlikte hikâye de genişliyor.

Gözaltılar, işkenceler…. Ve memleketin kışlaya döndüğü o kaotik süreçte Yılmaz’ın izini kaybeder Fırat. Kaybeder, çünkü silahını en güvendiği dostuna emanet eden Yılmaz görünmez olmak zorundadır. Ama “dostluğuna, hatıralarına üveyik kuşu kadar sadık” Fırat, Yılmaz’ı aramaktan vazgeçmez…

Onu aradığı dönemlerde bir yandan da kendini arar Fırat. Son anda bir nişandan kaçar, daha sonra da lezbiyen bir arkadaşıyla anlaşmalı evlilik yapar. Zaman akar ama yaşamının yegâne amacını unutmaz: Yılmaz’ı bulup kaldıkları yerden devam etmek…

Adı üstünde, darbe! Kimseyi, hiçbir hayatı bulduğu gibi bırakmaz. Ülkede kalanı da, kaçanı da silkeler… Fırat, Almanya’da bulduğu dostunun kapısını çaldığında birbirine çok uzaktırlar artık. Çünkü Yılmaz kaçaktır, sığınmacı ve yaralıdır. Kesintiye uğrayan hayatları heveslerini kursaklarında bırakmıştır. Devrim de hayal olmuştur, yıkılmaz arkadaşlık da…

Mehmet Bilal Dede

Stuttgart Üniversitesi’nde Almanca ve Politika dersleri alan Mehmet Bilal Dede, iki arkadaşın Almanya buluşmasını hikâye ederken, “insanı töhmet altında bırakan Alman bakışından” söz ediyor… Bu mühürleyen bakış hem yazarın kişisel gözlemi hem de kitapları arasında bir flörtleşme aslında. Adresinde Bulunamadı romanında “Alman Alman bakmak” diye geçiştirdiği yargılayıcı bakış meselesini son kitabında şu analizle açar: “İnsanları töhmet altında bırakan o bakış sanki Almanlar için ‘milli’ bir nitelik taşıyordu ve yabancılara karşı özel olarak tasarlanmıştı…”

Romanın son perdesi “kış” başlıklı bölümle kapanıyor. Hikâyenin asıl meselesi ‘unutmak’ ve ‘hatırlamak’ da bu bölümde kendini gösterir. Almanya defterini kapatıp eşini ve çocuğunu ardında bırakan Yılmaz, onu var eden İstanbul’a döner. Ancak eksilerek… Vatansızlığı ve ailesiyle birlikte belleğini de bırakır. Daha doğrusu belleği terk eder onu. Kolejli, kentli, politika eğitimi almış dâhi çocuk, edebiyat ve sanata hâkim, tanımadığı yazar ve filozof olmayan, satranç ustası, iletişim dehası Yılmaz bildiği her şeyi yavaş yavaş unutur… Yılmaz’ı Yılmaz yapan ne varsa yavaş yavaş silinir hafızasından… Yakın bir zamanda etrafındaki herkesi, her şeyi, kendi ismini ve nihayetinde nefes almayı bile bırakacaktır… Yılmaz’ın dediği gibi, hafıza güvenli bir kasa veya derin dondurucu değildir ne de olsa…

Dostlukların son günü

Zihni onu terk etse de Fırat eski yoldaşını bırakmaz… Artık roller değişir. Yılmaz’ın bir zamanlar afiş asan, yumruk olup havaya kalkan, silahını dostuna teslim eden elleri şimdi gevşekçe salınır. Gencecik bir öğrenciyken polis ablukasından, patlayan silahların arasından kendini çekip çıkaran eli tutma sırası Fırat’a gelmiştir… İstanbul’a ilk geldiğinde ne yapacağını şaşıran Fırat’ı bir kez daha yakalar korku ve acemilik. “İç saati bozulan”, dürtülerini kaybetmiş, yaşama sevincini unutmuş Yılmaz’ın hayaleti karşısında ne yapacağını bilemez. Ama öğrenir… Unutma hastalığı konusunda bir öğrenci gibi yetiştirir kendini. Eline geçen her bilgiyi hatmeder… Yılmaz’ın hatırlayamadığı her şeydir artık Fırat. Yoldaşının gevşeyen eli, tutmayan bacağı, silinip yok olan anıların sadık mirasçısı…

Ezcümle… Bu topraklar hatırlanmak istenmeyen utançlara da vatan oldu. Darbeler, faili meçhuller, işkenceler, yargısız infazlar, 6-7 Eylül olayları… Ama yok saymak olmaz yakın ve uzak tarihin ayıplarını… Mehmet Bilal Dede’nin tam da unutmak istenen bir dönemi, o dönemin yarattığı mağdurlardan Yılmaz’ın “unutan belleği” üzerinden kurduğu hikâye çok yerinde bir ironi…

Anlatılan yalnızca Yılmaz ve Fırat’ın değil hepimizin hikayesi. Cinsel yönelimi nedeniyle maskeyle gezmek zorunda bırakılanların, devlet eliyle mağdur edilenlerin, muhataptan, geçmişten beklediği cevapları alamayanların hikayesi. Unutmaya yazgılı belleğin teslimiyetinin ve iki dostun yoldaşlığının hikayesi… Ne demişti Nâzım; O gider, bu gider, şu gider / Dostluk, sen yanı başımızda kalırsın…