Kolları Bağlı Odysseus ile Troya Blues arasında

Troya Blues

ABDULLAH EZİK

Everest Yayınları
Eylül 2025
112 sayfa

25 Haziran 2026

"Kolları Bağlı Odysseus ile Troya Blues yalnızca mitolojiye dönen iki şiir kitabı değil, aynı zamanda Türk şiirinin klasiklerle kurduğu yaratıcı diyaloğun iki önemli örneği olarak değerlendirilebilir."

BÜŞRA TAN

Türk şiirinde Antik Yunan mitolojisi ve bu konunun işlenişi erken dönem Cumhuriyet döneminde kendisine karşılık bulmakla beraber ilerleyen yıllarda örneği az görülen bir meseleye dönüşmüştür. Homeros, Hesiodos veya antik tragedya yazarları uzun yıllar boyunca daha çok çevirilerin, akademik çalışmaların ve hümanist çevrelerin ilgi alanında kalmıştır. Bununla birlikte Cumhuriyet sonrası şiirde bazı şairler, Anadolu’nun kadim kültürel katmanlarına yönelerek mitolojiyi çağdaş şiirin imkânlarıyla yeniden yorumlamaya girişmişlerdir. Bu çizginin en önemli örneklerinden biri Melih Cevdet Anday’ın 1962 yılında yayımlanan Kolları Bağlı Odysseus kitabıdır. Aradan altmış yılı aşkın bir süre geçtikten sonra Abdullah Ezik’in Troya Blues adlı şiir kitabı da benzer biçimde Homeros dünyasına yönelmiş, ancak bunu farklı bir poetik ve düşünsel çerçeve içerisinde gerçekleştirmiştir. Her iki eser de mitolojik malzemeyi çağdaş şiirin alanına taşısa da mitolojiye yükledikleri anlam, şiirsel yöntemleri ve insan anlayışları bakımından önemli farklılıklar taşırlar.

Melih Cevdet Anday’ın şiir serüveni düşünüldüğünde Kolları Bağlı Odysseus’un şair adına önemli bir kırılma noktası olduğu söylenebilir. Garip hareketinin gündelik dile ve sıradan insana yönelen şiir anlayışından uzaklaşarak daha felsefi, daha kültürel ve daha katmanlı bir şiire yöneldiği dönemin ürünüdür. Anday, bu kitapta yalnızca Odysseus figürünü kullanmaz; aynı zamanda Nergis, Yankı, Defne gibi birçok mitolojik karakteri çağdaş şiirin konusu hâline getirir. Kitapta yer alan “Nergis ile Yankı” şiiri bunun en belirgin örneklerinden biridir. Nergis’in kendi yansımasına âşık oluşunu anlatan mit, Anday’ın elinde insanın kendini tanıma ve kendine yabancılaşma hikâyesine dönüşür.

Abdullah Ezik’in Troya Blues’unda ise durum farklı. Burada tek tek mitolojik hikâyelerin yeniden anlatılmasından çok, Homeros’un İlyada destanının bütünü yeniden ve farklı bir yorumla şiirselleştirilmektedir. Kitap baştan sona Troya Savaşı etrafında şekillenir. Akhilleus, Hektor, Agamemnon, Priamos, Paris ve Helena gibi figürler modern şiirin diliyle yeniden görünür hâle gelirler. Ancak Abdullah Ezik’in amacı Melih Cevdet Anday’da olduğu gibi bireyin ontolojik yalnızlığını ya da varoluşsal sorunlarını öne çıkarmak değildir. Onun temel ilgisi savaş, yitim, ölüm, yas ve insanlığın tekrar eden trajedileri üzerinedir.

Birbirini besleyen ve birbirine farklı noktalarda alan açan her iki  metin, Kolları Bağlı Odysseus ve Troya Blues arasındaki ilk büyük fark, mitolojiye bakış biçimlerinde ortaya çıkar. Anday için mitoloji büyük ölçüde insan bilincini anlamanın bir aracıdır. Mitolojik hikâyeler insan zihninin derinliklerine açılan sembolik kapılar olarak işlev görür. Bu nedenle Kolları Bağlı Odysseus’ta mitolojik karakterler çoğu zaman psikolojik ve felsefi bir düzlemde değerlendirilir. Odysseus, eve dönmeye çalışan bir kahramandan çok, bilgi ile deneyim arasındaki gerilimi yaşayan modern insanın temsilcisine dönüşür. Abdullah Ezik’in şiirindeyse mitoloji daha tarihsel ve toplumsal bir içerik kazanır. Troya yalnızca bir sembol değildir; aynı zamanda savaşın, göçün ve yıkımın mekânı olarak ön plana çıkar. Bu nedenle Troya Bluesboyunca karşımıza çıkan temel duygu yas ve melankolidir. Şair sık sık zafer fikrini sorgular ve kahramanlığın arkasındaki kayıpları görünür kılmaya çalışır.

Anday ile Ezik arasındaki bir diğer önemli ayrım, kahraman kavramına yaklaşımlarında görülür. Anday’ın Odysseus’u hâlâ büyük ölçüde düşünsel bir kahramandır. O, insanın bilgi arzusunu ve bilinmeyene yönelme isteğini temsil eder. Zaten kitabın adı olan Kolları Bağlı Odysseus, doğrudan Sirenler anlatısına gönderme yapar. Odysseus’un kendisini gemi direğine bağlatması, bilgiye ulaşma arzusuyla kendini koruma içgüdüsü arasındaki gerilimi simgeler. Abdullah Ezik’in Akhilleus’u veya Hektor’u ise bu ölçüde yüceltilmiş figürler değildir. Onlar sürekli olarak ölümün gölgesinde yaşayan, korkan, öfkelenen ve kaybeden insanlardır. Özellikle Hektor’un ölümü etrafında kurulan bölümler, destanın kahramanlık tonunu bilinçli biçimde zayıflatır. Şair için önemli olan kahramanların büyüklüğü değil, onların faniliğidir. Bu durum iki şairin insan anlayışlarıyla da ilişkilidir. Anday’ın şiirinde insan, evreni anlamaya çalışan bir bilinç olarak karşımıza çıkar. Onun şiirleri çoğu zaman ontolojik sorular etrafında şekillenir. İnsan ile doğa arasında kurulan bütünlük duygusu belirgindir. Anday’ın şiiri insanı evrenin bir parçası olarak kavramaya çalışır.

Troya Blues’ta ise insan daha çok tarihsel bir özne olarak görünür. Savaşların, iktidar mücadelelerinin ve toplumsal felaketlerin merkezinde yer alır. Bu nedenle kitapta sık sık kader, sorumluluk ve seçim kavramları öne çıkar. “İnsan kendi yazgısını kendi yazandır” düşüncesi (Troya Blues, s. 85), kitabın bütün etik çerçevesini belirler. Burada insan, kaderin pasif kurbanı değil; kendi tarihinin sorumlusudur.

Melih Cevdet Anday

Her iki eserde de tanrılar önemli bir yer tutar. Ancak tanrıların işlevi birbirinden farklıdır. Melih Cevdet Anday’ın şiirinde tanrılar daha çok mitolojik anlatının estetik unsurları olarak görünürler. Nergis, Yankı ya da Defne hikâyelerinde olduğu gibi, insanın iç dünyasını açıklayan semboller hâline gelirler. Abdullah Ezik’in şiirinde ise tanrılar doğrudan eleştiri nesnesine dönüşür. Zeus, Hera ya da Athena kusursuz varlıklar değildir; çoğu zaman hile yapan, insan kaderiyle oynayan ve sorumluluktan kaçan figürler olarak görünürler. Böylece mitolojik düzen sorgulanır ve kutsallık duygusu zayıflatılır.

İki kitabın dil anlayışları da dikkat çekici biçimde birbirinden farklıdır. Anday’ın şiiri yoğun bir düşünsel örgüye sahiptir. İmge ile kavram arasında sürekli bir alışveriş vardır. Şiir çoğu zaman anlatmaktan çok düşündürmeye yönelir. Bunun sonucunda Kolları Bağlı Odysseus Türk şiirinin en felsefi kitaplarından biri olarak kabul edilir. Troya Blues ise daha anlatısal bir yapı kurar. Destanın ritmini koruyan tekrarlar, koroları andıran seslenişler ve sözlü kültürü hatırlatan bölümler dikkat çeker. Kitap boyunca savaş borazanlarının sesi, askerlerin yürüyüşleri ve kalabalıkların uğultusu hissedilir. Bu yönüyle eser, epik şiir ile çağdaş şiir arasında bir köprü kurar.

Abdullah
Ezik

Anadolu meselesi de iki şairi birbirine yaklaştıran önemli bir noktadır. Melih Cevdet Anday, Anadolu’nun antik geçmişine büyük ilgi duymuştur. Onun mitolojiye yönelişi, Anadolu coğrafyasının kültürel katmanlarını yeniden düşünme çabasının bir parçasıdır. Abdullah Ezik de benzer biçimde Troya’yı yalnızca Yunan mitolojisinin bir parçası olarak değil, Anadolu’nun kültürel hafızasının önemli bir unsuru olarak ele alır. Ancak Anday’da Anadolu daha çok düşünsel ve kültürel bir kaynak iken, Ezik’te aynı zamanda tarihsel bir yara ve kayıp alanına dönüşür. Bu nedenle iki eser arasında zamanın ruhuna bağlı bir fark da vardır. Anday, 1960’ların görece iyimser modernist atmosferi içerisinde yazmaktadır. İnsan aklına, kültüre ve düşünceye duyduğu güven hissedilir. Abdullah Ezik ise yirmi birinci yüzyılın savaşlar, göçler ve küresel krizlerle şekillenen dünyasından konuşmaktadır. Bu nedenle onun Troya’sı daha karanlık, daha melankolik ve daha kuşkucudur.

Bütün bu farklılıklara rağmen iki eser arasında güçlü bir akrabalık da bulunmaktadır. Her ikisi de klasik metinleri yalnızca tarihsel belgeler olarak görmez. Mitolojiyi yaşayan bir hafıza alanı olarak değerlendirir. Her ikisi de geçmişe dönerek bugünü anlamaya çalışır. Ve her ikisi de Türk şiirinde klasiklerle yaratıcı bir ilişki kurulabileceğini gösterir. Nihayetinde Kolları Bağlı Odysseus ile Troya Blues, Türk şiirinde Homeros mirasıyla kurulan ilişkinin iki farklı durağını temsil eder. Melih Cevdet Anday, mitolojiyi bireyin düşünsel ve ontolojik serüvenini anlamak için kullanırken Abdullah Ezik, aynı mirası savaşın, kaybın ve tarihsel sorumluluğun şiirine dönüştürür. Odysseus’un bilgi arayışı ile Troya’nın yıkımı arasında yaklaşık altmış yıllık bir mesafe vardır; ancak her iki eser de aynı temel sorunun peşindedir: İnsan, geçmişten bugüne değişen dünyada kendisini nasıl anlamlandıracaktır? Bu nedenle Kolları Bağlı Odysseus ile Troya Blues yalnızca mitolojiye dönen iki şiir kitabı değil, aynı zamanda Türk şiirinin klasiklerle kurduğu yaratıcı diyaloğun iki önemli örneği olarak değerlendirilebilir.