İlker Hepkan’ın Sizi Kaçırıyorum isimli şiir kitabı 160. Kilometre’den çıktı. Hepkan’ın şiirleri, mekânın iktidar eliyle dönüştürüldüğü karanlık koridorlardan duygusal bir tonun öne çıktığı ışıltılı sokaklara uzanan bir yelpazede gezinir. Kimi zaman taşların bile hikâyeler fısıldadığı bu mekânlarda iktidarın gölgesi hissedilirken, kimi zaman da kalbin en gizli köşelerindeki duyguların sesini duyarız. Onun şiirleri güç ilişkilerinin sert hatlarıyla duyguların narin dokularını birarada örerek, okuru farklı bir anlatı evrenine davet eder.
Hepkan’ın dili çoğu zaman çarpıcıdır, düz konuşmaz; kıyıya vurmuş cümleleri, yarım kalmış imgeleri cesur ve provakatiftir. Kıvrak ironisi ağır bir melankoliyle yan yana yürür zaman zaman. Dizeleri hem sokakta başkalarıyla konuşur hem de kendi kendine konuşur; hesaplaşır gibi. Bu ikili yapı dramatik gerilimi artırır. Dış dünyanın gürültüsü ve iç dünyanın fısıltısı aynı anda duyulur.
Şiirler kararlı bir eylemle başlar: ‘kaçırmak’. Dizeleri okuru kaçırmakla kalmaz; bir zamanı, mekânı, birilerini kaçırır ve kendinden kaçar. Ve bu eylem estetik bir varoluş biçimine dönüşür. Sizi Kaçırıyorum’un kapağını açtığımız andan itibaren hissedilen şey ‘kaybetme isteği’dir. Şiirler yok olmanın, yarım kalmanın ve geri dönmemenin dilidir. Hepkan dizeleriyle bir şeye ya da birine ulaşmaya çalışmaz; aksine, ondan uzaklaşmanın yolunu açar. Ve okuru da o yola kaçırır.
gün gelecek ebe kalacak en kör
karanlıkta kaybolacak dağınık saçlarım
yaralı ellerim ve tabii ki kopmuş kirpiklerim
unutulup sadece sesim duyulacak
ya da kelimeler ele verecek varlığımı.
Bu dizeler kitabın özünü taşır. Varoluşun çift yönlü doğasını gösterir. Kimlik sabit bir öz değil, bir devinimdir. Hepkan’ın kaçırma eylemi kaybın içinde bir özgürlük sunar. Unutmak, yok olmak, yanmak, parçalanmak. Onun yarattığı, dünyanın külleridir. O dibe vuruşu büyük bir sükûnetle karşılar. Bu sükûnet pasif bir yok oluş değil, yeniden doğuşun boşluğundaki anlamdır.
İçinden sürekli konuşan bir yaradır da. Evrenin akışıyla uyum içinde yaşarken kendini her adımıyla var eder yaralarıyla konuşurken. Beyefendiler’de bu yaralarından konuşma hali daha belirgindir. Kırılgan bir nezaketle yürür hayatında. Sizi Kaçırıyorum’daysa artık sessiz değildir. Söyledikleri yakar yıkar. Beyefendiler’deki incelik Sizi Kaçırıyorum’da içsel bir patlamaya dönüşür.
dünyayı üstüme üstüme döndürüyorsun
ama kaçacağım yer yine dünya
yenmekten bahsetme bana
Şairin poetik evreninde kaçırmak, alıp götürmek değil, kendi kendini ortadan kaldırmaktır. Kaçırarak, benliğini çözerek arzu nesnesini dağıtır. Hepkan’da benlik sabit değildir. Foucault’nun özne anlayışında olduğu gibi, sürekli değişir ve dönüşür. Hepkan ‘ben’ dediği şeyi sürekli yeniden icat eder ve sonra onu kaçırır. Bu devinim sürekli devam eder.
sana bakıyorum, yaralarını sarıyorum
ve ağzım burnum utanç içinde artık.
Hepkan burada şiirini neredeyse çırılçıplak şekilde gözler önüne serer. Freud’un tekinsizliğini ve Lacan’ın ayna evresini beraberinde getirir. Şair başkasına bakarken kendini görür, bir yabancıyı. Yabancılaştığı kendini. Yani arzusunun kaynağı ötekinde değil, kendi bölünmüş benliğinin içindedir.
hayatımdaki tek büyüydün, ben
tüm gerçekliğimle küçük ve onursuzların arasına karışırken.
Hepkan arzunun imkânsız doğasına boyun eğer. Arzu nesnesi daima eksik olduğu için hiçbir zaman doyurulamaz. Yani sevgi bir iyileşme değil, çöküştür. Belki de kendini yeniden inşa etme biçimi.
Beyefendiler’de de karakterler benzer psikodinamik içinde yaşar. Fakat buradaki beyefendilik aşırılıkların üzerini örten zarafettir. Bu zarafet okurun kendini bulduğu bir savunma mekanizmasıdır. Sizi Kaçırıyorum’daysa bu zarafet insanın üzerinden soyulup atılır ve yerini çırılçıplak bir itirafa bırakır. Bu çıplaklık, bir bebeğin doğumu gibi insanın varoluşudur.
Alev almış nazarımın yorduğu korkuluk: Tanrım’
In sözü Ateistin göğsüne düşmüş,
cihat her gün silinen bir kitap.
Burada inkârın kutsalla nasıl iç içe geçtiğini vurgular. Hepkan’ın şiirleri kitap boyunca bu ikili gerilimden beslenir. İnançsız bir yakarış, yasaksız bir suç. İnsanın üzerine boca edilen suçluluk hissiyle yaşamaya çalışmasıdır. Bu öyle bir suçluluk hissi ki, inançlara, topluma, dünyaya karşı durur, durmak zorundadır, kendine yeniden varmak için. İnsanın kendine varması, iktidarların insanların üzerinde kurduğu bu sahte suçluluk hissinin yıkılmasını sağlar.
ağır ağır yoluna devam ederken bu şehir
geride kalan dostların ağlıyor
bende kutsal bir gidiş rahatlığı
Hepkan’ın çok katmanlı dizeleri onun şehirlerine de sirayet etmiştir. Bu kentler Foucault’nun bahsettiği iktidarın mekânları gibidir. Şehir sadece bir atmosfer değil, aynı zamanda iktidarın ideolojisidir. Dizelerse bu ideolojilerin dışına atılmış bireylerdir. Bu şehirler aynı zamanda hayatın, hayata ait olamamanın metaforudur. Ne şehir ne hayat ona bakar. O da küllerinden doğarak bakışının yönünü değiştirir. Başkalarının koyduğu kuralların içinde, kendi labirentlerinde geçmişin içinde açtığı mezarlıkları tek tek kapatmaya koyulur. Sizi Kaçırıyorum’daki kent artık kimsenin şehri değildir. Dışarısı içerisinin yansımasına dönüşür. Hepkan’ın hem dışındaki kentler hem ruhundaki kentler onun sevgilisi, düşmanı, tanrısı ve şeytani figürleridir.
siz kalın, sizinle daha işimiz var.
Hepkan’ın acılara karşı hesaplaşma isteği yeniden doğuşunun işaretleridir. Sükânetinin içindeki başkaldırısıdır. ‘hepimizin insanlığı koca bir mide bulantısı’ dizesiyle dışarıya sessizce meydan okuyuşunu görürüz. Hepkan hem kendi yaralarını hem toplumda kenara atılmaya çalışanların yaralarını yeniden açar. Toplumun ikiyüzlülüğünü ve bu yaraları yeniden açarak kenarda çaresizce beklemeyi kabul etmez. Seçimlere, varoluşa, hesaplaşmaya zorlar.
Beyefendiler ile Sizi Kaçırıyorum birbirine zıt gibi görünse de aynı varoluşun adımlarıdır. Beyefendiler’in nazik şairi, Sizi Kaçırıyorum’da her şeyi paramparça eder. Artık nezaket yoktur; aksine, çırılçıplak bir gerçeklik vardır. Hepkan duygular üzerindeki tüm protokolleri kaldırır. Bu aslında bir şairin, en çok da okurun yeniden doğmasıdır.
Hepkan’ın şiirlerinde imge yükü nefes kesici bir yoğunluk taşır. Bu yönüyle o, eksiltirken taşmanın şairidir. Bu taşkınlık modern şiirin minimalizmine karşı bir duruştur. Sakin görünen dizelerinin altı, patlayan volkanlarla doludur. Bu haliyle Sizi Kaçırıyorum duygusal bir manifesto gibidir. Kayıp, yalnızlık, erotizm, inançsızlık, ait olamama; hepsi aynı potada erir kendini var ederken. Şiirleri veda etmez, özgür bırakır. Hepkan unutarak affeder, kaçarak kalır, susarak konuşur. Ve sonunda bize şunu hatırlatır: Dibe vurmayı göze alan yeniden doğar. Ve emanet eder kurmaya çalıştığımız hayatı:
ben gittiğim yerlerin geleceği
kaldığım yerlerin tarihiyim
kelimelerin anıları peşime takıldıkça
aşklar, dostluklar kıyılarıma çarpar durur.
zamanla sevişirken kırdığım her kalp sana emanet.
Sizi Kaçırıyorum varoluş rotasıdır aslında. Kaçırmak burada hem kaybetmek hem kurtulmak anlamına gelir. Çünkü bazen ancak kaybederek yeniden var olabiliriz. Hepkan da kaybolmanın en kalıcı biçiminin şiirler olduğunu bize hatırlatıyor.