Dimitri Danilov çağdaş Rus edebiyatının son yıllarda adından sıkça söz ettiren ve pek çok ödüle layık görülen yazarlarından biri olmasına rağmen Türkçedeki varlığı henüz son iki eseriyle sınırlı. Bunlardan ilki, yazarın 2017 yılında kaleme aldığı ve Rusya Federasyonu’nun en prestijli tiyatro ödülleri olan Altın Maske Ödülleri’nde “en iyi tiyatro yazarı” dalında ödülle buluşan ve Nomos Kitap tarafından Türkiyeli okurlara sunulan Podolsklu Adam adlı tiyatro oyunu. İkincisi ise geçtiğimiz aylarda Alfa Yayınları tarafından yayınlanan ve yine dikkate değer olumlu eleştiriler alan, 2022 tarihli distopik romanı Selam, Saşa.
Bu sınırlı çeviri külliyatına rağmen şunu görürüz ki, Danilov iktidarın gündelik bürokratik dili ile bireyin sistem içindeki anlam arayışı arasındaki karşıtlığı, yani bir anlamda çelişki ve mantık arasındaki sınırı bilinçli biçimde bulanıklaştıran, absürt durumları varoluşsal bir sorgulama alanına dönüştüren bir yazar. Danilov’un anlatılarında totaliter şiddet açık baskı ya da istisnai haller üzerinden değil, aksine son derece sıradan karşılaşmalar, mekanik diyaloglar ve görünürde nötr kurallar aracılığıyla görünür kılınır.
Rus edebiyatı deyince köklü suç, ceza ve vicdan tartışmalarını düşünmemek mümkün değildir. Danilov, bu geleneği çağdaş Rusya’nın bürokratik, biyopolitik ve “makul” iktidar formlarıyla yeniden düşünmeye açan yazarlardan biridir. Podolsklu Adam ve Selam, Saşa adlı eserler birlikte okunduğunda, Danilov’un ceza meselesini bireyin iç dünyasından çıkararak gündelik hayatın ve devletin sıradan işleyişinin içine yerleştirdiği görülür. Her ikisinde de suçun belirsizleştiği, buna karşılık cezanın kaçınılmaz ve tartışmasız hale geldiği yeni düzenlemeler vardır.
Danilov’un Podolsklu Adam adlı oyunu sıradan bir vatandaş olan Nikolay’ın polis memuruna “yine de beni neden gözaltına aldınız” sorusuyla başlar. Daha ilk cümleden anlarız ki Nikolay ne suç işlediğini anlayamamış ve polis memuruna bu soruyu daha önce de sormuştur. Gerçekten de, saatler sürecek sorgu boyunca Nikolay boş yere alıkonduğunu düşünür ve gözaltı gerekçesini öğrenemez. Sorulan sorular son derece absürttür, Nikolay kendisinin gerçekten de polis karakolunda mı yoksa bir tımarhanede mi olduğunu anlayamaz. Fakat cidden polis karakolundadır ve yaşadığı kentin nüfusu ve kuruluş tarihi, yaşadığı apartmanın kapı ve koridor rengi, dinlediği müzik türleri veya kız arkadaşının güzel olup olmadığı gibi ne işe yaradığı belirsiz sorular sorulur ona. Nikolay’ın verdiği cevaplar kadar cevapların tonu, seçtiği sözcükler ve sergilediği ruh hali de sorgunun konusu haline gelir. Böylece suç, hukuki bir kategori olmaktan çıkarak davranışsal ve ahlaki bir uyumsuzluk olarak yeniden tanımlanır.
Nikolay’ın bu sorular karşısındaki şaşkınlığının yönünü değiştirmek için ise illa kelepçelenmek, işkence görmek gibi klasik sorgu yöntemlerini mi tercih edeceği sorulunca Nikolay maruz kaldığı sorgulama yöntemine boyun eğmek zorunda kalır. Buna karşılık polis “senden yavaş yavaş insan yapıyoruz” diyerek Nikolay’ın durumu kabullenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirir. Durum öyle bir noktaya gelir ki sorgulamalara alkışlar, anlamsız metinlerden oluşan şarkılar ve hep birlikte yapılan danslar da eşlik eder ve polis memuru bu uygulamaları “var oluşun sıkıcılığını dağıtmak” olarak açıklar. Nitekim Nikolay içine düştüğü duruma adapte olmaktan başka bir şeyin olmadığını kabullenir ve hatta polis memurlarıyla paylaşabildiği ortak konular bile bulur.
Selam, Saşa romanına geldiğimizde karşımıza distopik bir kurmaca çıkar. Günümüzde geçen romanda Rus hükümeti cezalandırma sisteminde “insanileştirme” olarak tanımladıkları yeni yöntemler geliştirirken neyin cezalandırmayı hak ettiği meselesini de gözden geçirerek radikal düzenlemelere gitmektedir. Kitabın açılış sayfalarından hızlıca öğreniriz ki üniversitede filoloji bölümü profesörü olan Petroviç de bu düzenlemelerden nasibini almış ve ölüm cezasına çarptırılmıştır. Bu denli büyük bir cezaya çarptırılmış olmak için ne mi yapmıştır? Yeni düzenlemeler sonucu reşit bulunmayan yirmi yaşındaki bir kadınla karşılıklı rızaya dayalı cinsel ilişkiye girmiştir ve bu Petroviç’in hayatıyla ödemesi gereken bir cezaya karşılık gelir. Kitap boyunca hukuk ve ceza sistemi eleştirilerinin yanı sıra modern toplumda dönüşen insan ilişkileri, itirazsızlık ve boyun eğme meseleleri ile devletin iyilik iddiasıyla kurduğu tahakküm ilişkileri iç içe geçerek sorunsallaştırılır.
Danilov’un distopik Rusya’sında hukuk sistemi tüm kurumsallığıyla varlığını sürdürürken hukukun muhatap alanı dönüşmüş ve cezalandırmaya ihtiyaç duyulan alanların sınırı radikal bir biçimde yeniden çizilmiştir. Geleneksel olarak cinayet, tecavüz gibi ağır ve adi suçlara yönelik geleneksel cezalandırma biçimleri ortadan kaldırılır; ceza failin kendiyle baş başa kaldığı, vicdanı ve ahlaki muhasebesiyle yüzleştiği bir alana taşınır. Ancak bu dönüşüm cezalandırma aygıtının geri çekilmesi anlamına gelmez. Aksine, normal koşullarda kişisel ahlaki muhakemeye bırakılması beklenen gündelik davranışlar ölüm cezası gibi hukukun en sert yaptırımlarının konusu hâline getirilir. Diğer bir deyişle hukukun ve ahlakın nesneleri tuhaf bir asimetrik takasla yer değiştirir. Danilov’un distopyasında ahlak bireysel bir sorumluluk alanı olmaktan çıkarak ölçülebilir, denetlenebilir ve bürokratikleştirilebilir bir kategoriye dönüşür. Bir gardiyan Petroviç’e yeni düzenlemeyi şöyle açıklar:
Katil, tecavüzcü, onlar zaten kendilerine en ağır cezayı veriyorlar. (s. 34)
Neymiş, bir kızla yatmış! Bunu yapanlar yaptıklarıyla gurur duyuyor, deyim yerindeyse çalım satarak dolaşıyorlar. . . İşte bunlara izin verilmeyeceğini göstermek için … devletimiz bu önlemleri aldı (s. 34)
Böylece, devletin biyopolitik müdahalelerinin dozu absürt derecede artırılmış, reşitlik yaşından bireysel arzu ve tercihlere uzanan geniş bir sahanın doğrudan düzenleme ve denetleme yetkisi kendinde toplanır. Petroviç’in birlikte olduğu kadının cezaya yönelik itirazları değerlendirmeye bile alınmaz.
Aynı zamanda hukuk sistemi “iyileştirme” ve “insanileştirme” sürecine girdiğini vurgulayarak yeni cezalandırma yöntemleri geliştirir. Yeni sistemde artık giyotin, iple asma gibi tarihin karanlık dönemlerinde kalmış insanlık dışı idam cezaları söz konusu olamaz. Artık yalnızca “insancıl” ölüm cezası vardır. Buna çarptırılan suçlular ismi kombina olarak değiştirilen hapishanelere yerleştirilir ve bilmedikleri bir günde gardiyanların Saşa adını verdikleri kalaşnikov ile arkalarından vurularak öldürülürler. Kalaşnikovun bir isminin olması, suçlunun bilmediği bir günde ölmesi ve ölümünün çok hızlı gerçekleşmesi gibi düzenlemeler sistemin nasıl insanileştiğinin göstergeleridir.
Diğer taraftan ölüm cezasının ağırlığı okur için sarsıcı görünse de, romanın dünyasında bu ceza karakterler açısından aynı ölçüde bir felaket olarak deneyimlenmez. Petroviç kombinaya daha geç girme seçeneğine sahip olsa da “ne fark eder ki” diyerek sunulan en erken tarihi kabul eder. Petroviç’in karısı, annesi, iş arkadaşları ve daha sonra kombinada tanışacağı din adamları ve sosyolog araştırmacı dahil çevresinde kimse Petroviç’in suç işlediğini düşünmez. Nitekim herkes “elden ne gelir”, “nasıl olsa hepimiz bir gün öleceğiz”, “bakarsın uzun süre öldürmezler ve seksen yaşına kadar yaşarsın” gibi tepkiler verir. Bunlar ölüm cezasının ağırlığını hafifletmeye yönelik bireysel teselli ifadeleri olmanın ötesinde devletin verdiği cezaya yönelik örtük bir kabullenişi üretir. Dikkat çekici olan, karakterlerin bu yeni cezalandırma rejimine neredeyse hiç direniş göstermeden son derece hızlı bir biçimde uyum sağlamalarıdır. Yeni düzenleme şaşkınlık, öfke ya da etik bir sarsıntı yaratmak yerine kısa sürede “hayatın olağan akışı” içinde konumlandırılır. Bu hızlı uyum, ölüm cezasını sorgulanması gereken bir şiddet eylemi olmaktan çıkararak kaçınılmaz bir düzleme yerleştirir. Danilov bu sahnelerde itirazın yokluğunu değil, itiraz etmemenin nasıl doğal ve makul kılındığını gösterir bize. Tanıdık geldi mi?
Selam, Saşa’yı ve Podolsklu Adam’ı Rus edebiyatının klasik suç ve ceza geleneğiyle birlikte düşünmek Danilov’un iktidar ve hukuk sistemine dair geliştirdiği özgün eleştiriyi açığa çıkarır. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında Raskolnikov cinayeti işlemiştir. Suç nettir. Mesele cezanın nerede olduğudur. Burada Raskolnikov suçunun fazlasıyla bilincinde olup içsel bir hesaplaşmaya girip hukuki yaptırımın peşine düşer. Halbuki Danilov’un eserlerinde bu ilişki tersine çevrilir. Artık ceza nettir. Buna karşılık suç devlet tarafından keyfi biçimde tanımlanan bir kader hâlini alır. Bu keyfilik hukuksuzluğu değil düzenin olağan işleyişinin bir parçası haline geldiğini gösterir.
Selam, Saşa’da Petroviç karşılıklı rızaya dayalı bir ilişki nedeniyle ölüm cezasına çarptırılır; ancak cezanın ne zaman ve nasıl uygulanacağı belirsizdir. Bekleme hâli cezanın kendisine dönüşür. Aynı şekilde Podolsklu Adam’da Nikolay kendini karakolda bulur fakat suç yine muğlak bir alan olarak kalır. Cezanın keyfiliğini burada da görürüz. Nikolay serbest bırakılsa da bundan sonra tekrar tekrar tutuklanacağı söylenir. Böylece ceza tekil bir olay olmaktan çıkar ve zamana yayılmış, tekrarlanabilir, öngörülemez bir kader rejime dönüşür.
Günümüz toplumunun hukuki belirsizlik ve keyfilik meselelerine ayna tutan Danilov suç ile ceza arasındaki klasik nedensellik bağının kopuşuna dikkat çeker. Suçun muğlaklaştırılmasından beselenen ceza sistemi bireyi sürekli tetikte tutan ve itiraz edilemez bir tekniğe dönüşür. Bu noktada Danilov’un metinlerinde ceza istisnai bir şiddet biçimi olarak değil “makul” düzenlemelere uğramış, hatta neredeyse çekici hale getirilerek yeniden yapılandırılmıştır. Bağıran, korkutan, dehşet saçan bir aygıt olmaktan ziyade sakin, hatta “insancıl” bir dil aracılığıyla işler. Üstelik bu makullük, aksi hâlde daha ağır cezaların uygulanabileceği tehdidiyle sürekli desteklenir. Nikolay’ın sorguya adapte olması ya da Petroviç’in ölüm cezasını neredeyse kayıtsızlıkla kabullenmesi bunun açık örnekleridir.
Podolsklu Adam ele aldığı meseleler bakımından Selam, Saşa’nın öncülüdür. Ancak Danilov’un cezaya, rızaya ve keyfiliğe dair bu güçlü kavramsal teşhisi iki metninde edebi olarak aynı yoğunlukta karşılık bulmaz. Kısa bir tiyatro metni olarak kurgulanan Podolsklu Adam tekinsizliği ve keyfiliği yoğunlaştırarak sunar. Okuru hızla içine çeken bu yoğunluk eleştirel etkiyi diri tutar. Buna karşılık Selam, Saşa roman formunun sunduğu geniş imkânlara rağmen aynı eleştirel potansiyeli derinleştirmekte zorlanır.
Romanın temel sorunlarından biri, başta Petroviç olmak üzere karakterlerin yeterince derinleşememesinden kaynaklı. Anlatı büyük ölçüde diyaloglar üzerinden ilerlerken bu diyaloglar düşünsel bir gerilim üretmekten çok aynı argümanların, aynı kabullerin ve aynı “makul” gerekçelerin tekrarlanarak anlatının katmanlaşmasını engeller. Petroviç’in karısı gibi bazı yardımcı karakterlerin başına gelen olaylar da anlatıya derinlik kazandırmak yerine işlevsiz şekilde havada kalır. Böylece karakterler ne kendi içlerinde belirgin bir dönüşüm yaşar ne de birbirleriyle kurdukları ilişkilerde anlamlı çatışmalar üretilir.
Danilov’un aynı tonla ve tekrara dayalı anlatım dili, dozu sürekli artan devlet şiddetinin sıradanlaşmasını görünür kılan bilinçli bir estetik araç şeklinde okunabilir. Ne var ki roman ilerledikçe bu tercih eleştirel etkiyi derinleştirmek yerine okuru düşünsel ve duygusal bir durağanlığa sürüklüyor. Böylece romanın başta çok güçlü biçimde kurduğu rahatsız edici atmosfer karakterlerin iç dünyalarında ya da ilişkilerinde yeni çatlaklar ve keşifler açmak yerine aynı söylemlerin etrafında dolaşan tek boyutlu bir alegori olarak kalıyor.
Böylece Danilov’un distopik romanı çağımızın ceza, rıza ve biyopolitika rejimlerine dair son derece isabetli sorular sormasına rağmen bu soruların edebi karşılığını üretecek dilsel ve anlatısal derinliği kurmakta zorlanıyor.