Irkçı kodları sevgiyle kırabilmek:

Resitatif

Resitatif

TONI MORRISON

Sel Yayıncılık
Haziran 2022
80 sayfa

3. baskı, Eylül 2025
Seda Çıngay Mellor

12 Mart 2026

ŞULE KAYNAR

“Cezacı odalarda aşk gibi çocuklar”

Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli (Umay Umay)

Politik öznesiyle yazar öznesi birleşmiş bir yazar Toni Morrison. Eserlerinde ısrarla, dert edindiği ırkçılığı ve ırkçılığın yıkıcı sonuçlarını konu ediniyor. Bunu da ideolojik kalıplarla söylemeden, bu söylemin sloganlı dilinin tuzağına düşmeden başarıyor. Etrafında sürekli gezinip durduğu ırk sorunu, onun imzası, parmak izi gibi. Romanlarında, sevgisizlik ve şiddet sarmalında sıkışan insanların, özelikle de kadınların ve kız çocuklarının yaşamlarını odağına alıyor. Yazdıklarında belli bir hedefi ve niyeti var: İktidar oluşturan her alanın şiddetiyle ve tahakkümüyle susturulan, hayatları elinden alınanlar. En Mavi Göz, Sevilen, Tanrı Çocuğu Korusun, Merhamet gibi romanlarında üzerinde durduğu, dikkat çekmek istediği konu bu. İşte kaleme aldığı tek öykü kitabı olan Resitatif de yine ırksal kimliğin hayati önem taşıdığı anlatılardan. Öykünün farklı ve çarpıcı yanıysa, her türlü ırksal kodlamanın silinmesini amaçlayan, deneysel bir eser olması. Çoğumuzun İnci Gibi Dişler romanıyla tanıdığımız Zadie Smith’in öykünün başında yer alan uzun önsözü de öyküye ayrı bir derinlik katıp, okuyucu için ufuk açıcı olmuş.

Resitatif, farklı ırklardan iki karakterle ilgili bir öykü. Karakterler Twyla ve Roberta. Öykünün sonuna kadar hangisinin siyah, hangisinin beyaz anlaşılmadığı, sekiz yaşında iki yoksul kız çocuğu. Kızlar devlet koruması altında, St. Bonaventure sığınma evinde birlikte dört ay yaşıyorlar. Twyla’nın annesi sürekli dans ediyor. Anne psikolojik bir rahatsızlık yaşıyor olabilir, bu öyküde açıkça verilmiyor. Roberta’nın annesiyse hasta. Kızların bakımıyla ilgilenemeyen iki anne. Bu nedenle sığınma evine getirilmişler. Sığınma evinden önce Roberta, birkaç ay sonra da Twyla ayrılıyor. Daha sonrası öyküde zaman sıçrayışıyla veriliyor. Kızlar büyüyüp birer genç kadın oluyorlar. İşleri oluyor, evleniyorlar, anne oluyorlar ve bu süreçte ara sıra karşılaşıyorlar. Karşılaştıkları zamanlardan biri Amerika’da ırk kavgalarının yaşandığı, hareketli günler. Roberta kendi çocuklarının farklı ırktan çocuklarla aynı okulda olmaması için başka birçok kadınla protesto eylemindeyken Twyla’la karşılaşıyor ve aralarında bir gerilim yaşanıyor. Karşılıklı sataşmalar sonrasında Roberta, Twyla’yı çocukluklarında sığınma evinde kaldıkları bir gün, sığınma evinin çalışanlarından, yaşlı, çaresiz Maggie’yi tekmeledikleri iddiasıyla suçluyor. Twyla ise buna inanmak istemiyor, çünkü o olayı öyle hatırlamıyor. “Maggie’ye ne olmuştu?” Zaten ara ara hatırladığı bu soru Twyla için yeterince utanç verici.

Toni Morrison

Öykünün kırılma noktasını belirleyen Maggie karakteri, sığınma evinde mutfakta çalışan, bacakları paranteze benzeyen, yaşlı bir kadın. Bir hiç kimse; hiçbir şeyin sahibi. Maggie’nin ayırt edici bir lisanı yok, hatta hiç lisanı yok, çünkü dilsiz. Maggie bir gün okulun meyve bahçesinde düşüyor ve yaşça büyük kızlar ona gülüyor. Sonrasındaki şiddet öyküde açıkça sunulmuyor. Twyla ile Roberta da olanları hiçbir şey yapmadan, öylece izliyorlar. Onlara göre Maggie kendisi için bir şey yapılabilecek biri değil. Sadece alay konusu. Sığınma evinin toplumsal sistemi içinde bütün hiyerarşilerin dışında kalan, canınızın istediğini yapabileceğiniz bir köle gibi. Roberta’nın yıllar sonra Twyla’ya hatırlattığı an bu. Ancak aktarımında bir eksiklik, bir yalan var. Bunu daha sonra pişmanlık duyarak Twyla’ya açıklayacak: “Sen haklıydın. Onu tekmelemedik. Görgüsüzler yaptı. Sadece onlardı. Ama şey, ben de yapmak istedim. O kızların Maggie’nin canını iyice yakmasını istedim. Sana da, biz de yaptık dedim. Seninle ben. Ama bu doğru değil. Bu yükü sırtında taşımanı istemem. Sadece… O gün onu tekmelemeyi o kadar istemiştim ki… İstemek yapmaktır.” Öykünün ileti cümlesi olabilecek, “İstemek yapmaktır”, Morrison’un şiddetin kaynağının istemekle başlayabileceği tehlikesine vurgu yaptığı, önemli bir cümle. Peki, bu iki çocuk neden böyle bir kötülüğe dahil olmak istiyor?  İstemelerinin nedeni, yaşadıkları şiddetli yalnızlık ve sevgisizlik mi? Onlar da Maggie gibi hiç kimse olmaktan mı korkuyorlar? Belki de benzer pek çok soru bunun yanıtı olabilir. Her ikisi de o çocuk dünyalarında annelerinden, çevrelerinden alamadıkları sevgiyi hatırlayıp öfkeleniyorlar. Öfkeleri Maggie’ye değil aslında; alamadıkları sevgiye, yalnızlığa, görülmemeye. Sanki Maggie ortadan kalkarsa onların da bütün sorunları ortadan kalkacak.

Toni Morrison sevginin şiddet karşısındaki gücünün farkında olan bir yazar. Tüm eserlerinde sürekli bu temaya parmak basması bu nedenle. Kendisiyle yapılan bir söyleşide de sevginin varlığının, gücünün ne kadar belirleyici bir tema olduğunu şöyle aktaracak: “Özellikle kadınların sevgi için yaptığı, yapmak zorunda kaldığı olağandışı şeyler çok şiddetli, kuvvetli, çünkü yüz yüze kaldıkları baskılar çok bunaltıcı. Sevdiklerine özen göstermeye dair zorlanabiliyorlar. Birisini sevmek fazlasıyla ilginç ve karmaşık, zihinsel ve ahlaki açıdan zahmetli bir olgu ama sevgi olmadan yaşamak çok yavan, sevgisiz bir hayatta risk yok. Sevgi hayatı sadece yaşanabilir hale getirmiyor, aynı zamanda coşkulu ve görkemli kılıyor.”

Irkçı kodların kırıldığı, devrimci bir nitelik taşıyan bu öykü, üzerine ne kadar dikkatli bir okuma yapılsa da, kızlardan hangisinin siyah, hangisinin beyaz olduğu sonuna kadar asla anlaşılmayan bir öykü. Büyüdüklerinde, ara sıra karşılaştıkları zamanlarda, sohbetlerinden eşleri, işleri, giysileri hakkında bilgi edinilse de, bu bilgiler hiçbir biçimde belirlenmiş ırkçı kodları taşımıyor. Zadie Smith kitabın önsözünde, “Bir öykülük bir bulmaca, bir oyun. Yalnız Toni Morrison oyun oynamıyor. Resitatif’in bir deney olduğunu söylerken ciddiydi. Burada denek de okur” diyor ve ekliyor:

Zadie Smith

Resitatif’in çoğu okuru gibi, ben de ötekinin kim olduğunu, Twyla mı, yoksa Roberta mı olduğunu bilme açlığı duymadan edemedim. Ah, bu konunun derhal çözüme kavuşturulmasını istiyordum. Bir tarafa sıcacık bir sempati duymayı, diğer taraftan buz gibi soğumayı istiyordum. Birine karşı duygular beslemeyi, hiç kimseyi ise görmezden gelmeyi. Ama Morrison’ın yapmamı kasten ve yöntemli bir şekilde engelleyeceği şey tam da buydu. Kendimize bunun sebebini sormaya değer. Resitatif bana yoksul olmanın, zulme uğramanın, aşağılanmanın, sömürülmenin, görmezden gelinmenin esasında ne siyaha ne de beyaza özgü olduğunu hatırlatıyor. ‘Maggie’ye ne olmuştu dersin?’ sorusunun cevabı kaderde, kanda, genlerde yazılı değil; tarih tarafından önceden ilanihaye belirlenmiş de değil. Maggie’nin başına her ne geldiyse, bunu insanlar yaptı. Twyla ve Roberta gibi insanlar. Sizin ve benim gibi insanlar.”

Irkçılık faşizan eğilimlerin belki en tehlikeli ve uzun ömürlü olanı. “Biz” yaratıp kapalı gruplar oluşturan, sözde düzeni intikam üzerinden var etme çabası. İşte Morrison, Resitatif’te bütün ırkçı kodları kırarak, iktidarın hiç de hoşlanmadığı bir belirsizlikler evreniyle –çünkü iktidarlar düzen sever– karşıtlıkların, kategorik zıtlıkların olmadığı, farklılıklara açık bir dünyanın varlığının öneminin altını çiziyor. Değer hiyerarşisinin ortadan kalktığı, bir şeyi yukarı çıkarırken diğerini aşağıya indirmeyen, kendi farklılığını ortaya koyarken başkasının farklılığını kabul ederek yaşamanın değerini, hakikat değeri üretebilmenin birleştirici gücünü hatırlatıyor. Çünkü biliyor ki, yeniye, yabancıya, farklıya olan açıklık, özdeşlikler değil; farklar, teklikler değil, çokluklar yaratır. Ayrıca, onarıcı adaletle sorunun kaynaklarına inmek ve çözümlerini bulabilmek, üstelik bunu sevgiyle üretmek Morrison’a göre tüm ırkçı kodlamalardan kurtulmanın yolu. Çünkü sevginin olduğu yerde şiddet hayat bulamaz.