Polisiye edebiyat, ortaya çıktığı 19. yüzyıldan bugüne dek klasik (Altın Çağ) polisiyeyle sert polisiye (hard-boiled mystery) gelenekleri arasında salınan bir tür olmuştur. İki dünya savaşı arası dönemde (1920-1940) zirveye ulaşan, Agatha Christie, Dorothy L. Sayers ve John Dickson Carr gibi isimlerle özdeşleşen klasik polisiye belirli kurallar üzerine inşa edilmiştir. Okuyucunun zihinsel bir düelloya davet edildiği bu tür polisiyelerde asıl odak noktası çözülmesi gereken muammadır ve kurgunun merkezinde “katil kim?” sorusu yer alır. Üstün zekâlı bir dedektifle, olayları kaydeden naif bir yardımcı bulunması; cinayetin çoğunlukla kısıtlı sayıda şüphelinin bulunduğu bir ortamda işlenmesi; başlangıçta doğaüstü görünen olayların mutlaka rasyonel bir açıklamaya kavuşması; dedektifin akıl yürütmeyle ipuçlarını birleştirip katile ulaşması; finalde suçlunun yakalanarak bozulan toplumsal düzenin rasyonel bir zaferle yeniden kurulması; bütün bunlar olup biterken, “adil oyun” ilkesine uygun olarak okurun ve dedektifin aynı bilgilere sahip olması klasik polisiyenin başlıca unsurlardır. Dashiell Hammett ve Raymond Chandler’ın başını çektiği sert polisiye ekolüyse, 1930’lar ABD’sinde klasik polisiyeye tepki olarak doğar. Sert polisiye; dedektif figürü, mekân kullanımı, anlatı yapısı ve adalet anlayışı gibi unsurlar açısından klasik polisiyeden ayrışır. Sert polisiyede kurgunun merkezinde “katil kim?” sorusundan çok, “dedektifin başına ne gelecek?” sorusu yer alır. Suç klasik polisiyede düzenli bir toplumdaki geçici bir hatayken, sert polisiyede toplumsal çürümenin sonucudur. Klasik polisiye cinayeti çözülmesi gereken, rasyonel bir problem biçiminde ele alırken, sert polisiyede cinayet gerçek bir şiddet olgusu olarak sunulur. Klasik polisiyede hikâye dış dünyadan yalıtılmış mekânlarda geçerken, sert polisiyede mekân yozlaşmış polislerin, satılık politikacıların cirit attığı, karanlık şehir sokaklarıdır. Dedektif figürü klasik polisiyede üstün zekâsıyla ve duygularından arınmışlığıyla saf rasyonalizmin temsilcisiyken, sert polisiyede ahlaki direnciyle ve fiziksel dayanıklılığıyla öne çıkan bir karakterdir. Klasik polisiyede katil yakalandığında bozulan adalet yerini bulup, toplumsal düzen yeniden tesis edilirken, sert polisiyede suçlu yakalansa bile adalet tam anlamıyla tecelli etmez; hikâye bittiğinde sokak hâlâ kirli, sistem hâlâ yozlaşmış haldedir. Klasik polisiyede anlatı sonuçtan sebebe (cesetten katile), geriye dönük işlerken, sert polisiyede olaylar anlatıyla aynı zamanda akar ve ileriye dönüktür.
1973 yılının Houston atmosferinde geçen, zengin işadamı Hüseyin Gürsan’ın kendisini “Siyah Maskeli” bir hayalet olarak tanıtan gizemli bir katil tarafından tehdit edilmesini ve nihayetinde öldürülmesini konu alan Ölülere Güvenme romanı, klasik polisiyenin biçimsel motiflerini sert polisiyenin içerik unsurlarıyla birleştiren, özgün bir yapıttır. Hüseyin Gürsan’ın yüksek duvarlar ve asma kilitlerle bir kaleye dönüştürdüğü malikânesinde işlenen cinayet, klasik kilitli oda kurgusunun (locked-room mystery) örneğidir. Katilin bir hayalet gibi karda ayak izi bırakmadan yürümesi, duvarlardan geçmesi imkânsız suç (impossible crime) geleneğine uygunluk gösterir. Cinayetin yılbaşı gecesi düzenlenen bir davet sırasında işlenmesi, şüphelerin belirli karakterler üzerinde yoğunlaşması, romanın sonunda doğaüstü görünen iddialara ve kilitli bir mekânda işlenen cinayete makul açıklamalar getirilmesi, klasik polisiyeyle uyuşan diğer unsurlardır. Bununla birlikte, hikâyenin Cemay’ın hapishane günlükleri aracılığıyla aktarılması, klasik polisiyenin anlatı yapısıyla farklılık gösterir. Dokunulmaz olan yardımcı figürün kurgunun en büyük mağduru haline gelmesi, muammanın dedektifin akıl yürütmeleriyle değil, katilin yıllar sonra ortaya çıkan itiraflarıyla çözülmesi, romanı klasik polisiyeden uzaklaştırır. Ayrıca, suçun cezasını masum bir karakterin çekmesi, klasik polisiyedeki düzenin yeniden tesisi ve adaletin yerini bulması vaatlerini boşa çıkartır.
Romandaki karakterler ilk bakışta klasik polisiyenin arketiplerine benzerlik gösterir. Örneğin Mithat, olayları üstün zekâsı ve analitik yetenekleriyle çözen dedektif figürünü temsil eder. Mithat’ın ev arkadaşı Cemay ise olayları okura aktaran, dedektifin dehasına hayranlık duyan ve okuyucunun metin içindeki temsilciliğini üstlenen tipik bir “Watson” figürüdür. Ancak roman, karakterlerin işlevleri ve ahlaki konumlanışları bakımından klasik polisiyeden uzaklaşır. Klasik polisiyede karakterler genellikle birer birey olmaktan ziyade mantık bulmacasının işlevsel parçalarıyken, Ölülere Güvenme’deki anlatıcı, dedektifin yardımcısı olmaktan çıkarak trajik bir kurbana dönüşür. Cemay’ın hapishane günlükleri aracılığıyla aktarılan içsel çöküşü, klasik polisiyede rastlanmayan bir psikolojik derinlik içerir. Ayrıca, romandaki dedektif karakteri de klasik polisiyedeki saf aklı temsil eden dedektif figüründen farklılaşarak, gerçeği bulan değil, kurgulayan bir karakter haline gelir. Bu bakımdan Ölülere Güvenme, karakterlerine yüklediği trajik sonlar ve ahlaki belirsizliklerle sert polisiyeye yaklaşır.
Ölülere Güvenme’deki içerik unsurları sert polisiyenin izlerini taşır. Klasik polisiyedeki dış dünyadan yalıtılmış İngiliz malikânelerinin aksine, romanın geçtiği 1973 Houston atmosferi, sert polisiyelerin puslu havasını yansıtır. Durmak bilmeyen kar fırtınası, yoğun sis ve ıssız malikâne, karakterlerin içine düştüğü çaresizliği ve yalnızlığı vurgulayan bir dekor oluşturur. Finalde gerçek katilin yıllarca refah içinde yaşayıp eceliyle ölmesi, romana sert polisiyelere benzer, karamsar bir hava katar. Ayrıca, romanın içeriğindeki temel çatışma, “gerçek”le “kurgulanmış gerçek” arasındadır. Romanda masum karakterin cezalandırılması, adaletin rasyonel bir sistem değil, gerçek suçluyu bulmakta yetersiz kalabilen bir mekanizma olduğunu gösterir. Bu açıdan, Ölülere Güvenme, aklın düzen kurmanın dışında kusursuz bir kötülük inşa etmek için de kullanılabileceğini ima ederek, tematik açıdan da sert polisiyeye benzerlik gösterir.
Sonuç olarak, Ölülere Güvenme klasik polisiyenin rasyonel bulmaca yapısını ustalıkla kullanırken, adaletin yanılmasıyla ve kötülüğün zaferiyle sonuçlanan hikâyesiyle, sert polisiyenin adaletin tecellisine inanmayan, karamsar dünya görüşünü benimseyerek, her iki ekolü sentezleyen bir polisiye örneği sunar.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
Raymond Chandler, “The Simple Art of Murder”, The Atlantic Monthly.
E. Çelik, Polisiye Roman ve Toplum, 2016 (Erişim için: https://docplayer.biz.tr/38572366-Polisiye-roman-ve toplum.html)
Ernest Mandel, Hoş Cinayet: Polisiye Romanın Toplumsal Bir Tarihi, çev. N. Akınhay, Yazın Yayıncılık, 1996.
T. Todorov, (2014). “Polisiye Romanın Tipolojisi” (çev. Y. Sofuoğlu, Notos Öykü, (sayı 46), s. 36-42.
Erol Üyepazarcı, Korkmayınız Mister Sherlock Holmes! (Cilt I ve II). Oğlak Yayıncılık, 2008.