Moskova-Petuşki  arasında

Moskova-Petuşki

VENEDIKT YEROFEYEV

NotaBene Yayınları
Mart 2017
432 sayfa

çev. Ali Rıza Dırık

5 Mart 2026

CANSU CİVELEK

Moskova’dan Petuşki’ye gidecek olan sabah 8:16 treni Kursk tren garının dördüncü peronunda yolcularını bekliyor. Votka şişeleriyle garda beliren Vanya da trenin yolcularından biri. Bu sıradan sabah, aynı zamanda edebiyat tarihine geçecek bir yolculuğun başlangıcıdır. Zira o tren yalnızca Moskova’dan Petuşki’ye değil, sisteme tutunamamış bir Sovyet yurttaşının içsel bilinç akışına doğru da yol alacaktır.

Sovyet dönemi Rus edebiyatının postmodern kalemlerinden biri olan Venedikt Yerofeyev’in otobiyografik öğeler taşıyan ünlü eseri Moskova-Petuşki (Москва-Петушки); iktidar baskısı, yoksulluk ve alkolizmin birbirini beslediği bir atmosferde, bir yandan geç Sovyet toplumunun ruh halini ironik bir bilinç akışıyla kayda geçirirken, diğer yandan merkez ile taşra arasında sıkışmış bir varoluşun trajikomik haritasını çıkarır. 1969-70 yılları arasında yazılan eser Leonid Brezhnev dönemine denk gelir ve resmî olarak yayınlanamadığı için samizdat olarak, yani elden ele dolaşıma sunulur. Eserinin SSCB’de ancak 1989 yılında resmî olarak basıldığını dünya gözüyle gören Yerofeyev, 1990 yılında hayata gözlerini yumar.

İşinden birkaç hafta önce kovulmuş ve kendini aralıksız içkiye vurmuş olan Vanya (Venedikt’in kısaltmasıdır) akşamdan kalma uyanır ve “sabah açlığını gidermek için” (s. 15) bir çeşit votka olan Zubrovka içerek güne başlar. İçmeye devam ettikçe ruhu güçlenen Vanya, bir bavul dolusu içkiyi ve hasta oğlu için aldığı şekerlemeleri yüklenip hem oğlunu hem de on iki haftadır tanışık olduğu bir kadını görmek için Petuşki’ye doğru yola çıkar. Bavulunu açıp trende içmeye devam eden Vanya içmekten utanç duymaz. Bozulmuş dünyada geriye kalan birkaç şeyden biridir içmek:

Ben daha nasıl pişmiş olmam ve Kuban votkası içmem. Ben bunu hak ettim. ‘Dünya acısının’ eskinin edebiyatçıları tarafından kullanıma sokulmuş yapmacık bir şey olmadığını, çünkü o kederi kendimden bildiğimi, dolayısıyla onun ne olduğunu sizden daha iyi bildiğimi biliyorum ve bunu gizlemek de istemiyorum. (s. 47)

Moskova’dan hareket eden trenin uğradığı istasyonlara göre bölünen alt başlıklar aracılığıyla Vanya ile beraber istasyonlara teker teker uğramaya başlarız. Fakat daha ilk duraklarda sezeriz ki, bu yolculuk bir yer değiştirme meselesinden fazladır. Petuşki, takvimde ve haritada karşılığı olan bir kasabadan çok, Vanya’nın zihin akışını düzenleyen, neredeyse pastoral bir sığınaktır. Çok geçmeden de anlarız ki, aslında Vanya için varılacak bir son yoktur. Petuşki daha ziyade, Vanya için ertelenmiş bir tesellidir.

Vanya’nın zihin akışında İncil’den pasajlar, felsefi göndermeler, edebiyattan alıntılar ve istatistiksel içerikli alkol tarifleri aynı cümlede yan yana gelir. Resmî ciddiyetin, planlı ilerlemenin ve dinçliğin mekanik tonuna karşı; sarhoşluğun gevşek, ironik ve yer yer şiirsel söylemi karşımıza çıkar ve Vanya yüzünü yukarı çevirmeyi reddeder:

İşte ben de burada ilan ediyorum… Ben aşağıda kalacağım ve sizin bu sosyal merdiveninize tüküreceğim. Evet. Merdivenin her basamağına bir tükürük atacağım. (s. 42)

İstasyon isimleri değişir, yolcular değişir, içkiler değişir; fakat Vanya’nın iç monoloğu aynı merkez etrafında dönmeye devam eder. İçtikçe açılan, açıldıkça dağılan bir bilinçle karşı karşıya kalırız. Alkol burada yoksulluğun ya da kişisel zaafın göstergesi olmaktan ziyade, sistemin ve baskının diline karşı geliştirilen bir tür karşı-dildir ve sıradanlaşmış bir kayıtsızlıkla ifade edilir. Büyük anlatıların gölgesinde küçülen hayatlar kendini içkiye vurduysa; bu, halkın bilerek yanlışa saptığı anlamına gelmez:

Çaresizlikten içiyorlardı! Rusya’nın tüm dürüst insanları!... Halk yoksulluk ve cahillikten nefes alamıyordu, okuyun Dmitriy Pisarev’i! O şöyle yazıyor: “Halk sığır eti alamıyor, votka sığır etinden ucuz, o yüzden de Rus erkeği içiyor, yoksulluğundan içiyor! Kitap alamaz, çünkü pazarda ne Gogol var ne de Belinskiy, varsa yoksa votka… İşte bu yüzden de içiyor, kendi cahilliğinden içiyor.”

Benim hayran kaldığım noktalardan biriyse, bu sarhoşluğun dışavurulma biçiminin vulgar bir formdan ziyade, arkasında ciddi bir kültürel birikim taşıyan ve neredeyse bize Rus ve dünya edebiyatından bir şölen sunan şiirsel ve düşünsel ifadesi olmasıdır. Yerofeyev, Vanya’nın ağzından, yüksek kültürle gündelik sefalet arasındaki mesafeyi hicivle yorumladığı edebiyat ve felsefe aracılığıyla kapatır:

Hegel… dermiş ki, “Çeşitli düzeylerle farklılığın yokluğu arasında, düzeyde farklılıklar dışında farklılıklar yoktur”. Yani, bunu düzgün bir dile çevirdiğinizde, ‘Şimdi kim içmiyor ki?...’ demektir. (s. 142)

Yerofeyev burada üsttekilerle alttakileri, yönetenlerle yönetilenleri farklılıklarına rağmen aynı düzeyde, yani aynı sistemde bulundukları için ontolojik olarak bir tuttuğunu, ikisinin de aynı yapının farklı konumlarında bulunduğunu anlatır. Bu özsel birlik, geç Sovyet toplumunun zengin-fakir demeden ruh halini ele verir: “Aşağıdakiler yukarıdakilere bakarak, yukarıdakiler de aşağıdakilere bakarak içiyorlar.” (s. 83)

Venedikt Yerofeyev (1938-1990)

Nitekim, Yerofeyev’in metninde sert ironiye rağmen şefkat da belirir. Vanya sarhoşluğundan utanmadığı gibi, aynı zamanda kırılganlığını ve maneviyatını saklamayı da reddeder. Bir insan ne kadar aşağılarda olursa olsun, “orada hiçbir şey olmasa da” başkalarının ruhuna saygı duyulması gerektiğini savunur ve böylece alaycı tonunun altındaki yumuşak, hümanist zemin açığa çıkar:

Yineliyorum, başkalarının ruhlarının derinliklerine saygı duymak, o derinliklerde hiçbir şey olmasa da, orası pislik içinde de olsa fark etmez ve yine de oraya bakmak gerek. Bak ve saygı duy, bak ve umursamazlık etme. (s. 93)

Moskova-Petuşki tam da bu yüzden yalnızca bir çözülüş anlatısı değildir; aynı zamanda bakmayı, hatta bakmaya katlanmayı öğütleyen şiirsel bir merhamet metnidir. Yerofeyev’in asıl inceliğini ben buralarda hissettim. O, en düşkünlerden, en varoşlardan söz ederken bile insan onurunu korumayı ilke edinir:

Tanrı çarmıha gerilmiş ölürken bize acımayı buyurmuş ama alay etmeyi buyurmamıştı. Dünyaya acımak ve sevgi duymak bir bütündür. Dünyevi olan her varlığı, her canlıyı sevin. (s. 94)

Tren ilerledikçe zaman da dairesel bir hal alır. Moskova’dan uzaklaştığımızı sanırken, aslında hep aynı merkezin etrafında dolandığımızı sezeriz. Petuşki’ye varmak belki de baştan beri mümkün değildir; çünkü mesele coğrafi bir mesafe değil, varoluşsal bir sıkışmışlıktır. Vanya’nın her yudumu bu sıkışmayı biraz daha görünür kılar ve yolculuk ilerledikçe kahkaha ile hüzün arasındaki çizgi de incelir.

Okuyucu Petuşki’yi merak eder. Vanya’yla birlikte istasyonları geçerken; aslında bir ülkenin yorgunluğunu, bir bireyin kırılganlığını ve varılamasa da sönmeyen bir umut fikrini adım adımdeneyimleriz. Ama Vanya rayların üzerinde ilerleyedursun, Petuşki uzaklaşır ve sürekli sekteye uğrayan bir tahayyüle dönüşür.

Rahatsız edici sonlansa da ben kitabı kötümser bulmadım. Tersine, Yerofeyev’in kalemi muzip, canlı, sıradışı ve içinde umut barındıran bir eleştiri. Petuşki’ler belki vardır, belki yoktur. Ama Vanya’nın ona ulaşma umudu ve çabası, benim için insanın en karanlık ânında bile bir varış ihtimalinden vazgeçmemesinin şiirsel kanıtı oldu.