İntikam soğuk yenen bir kitaptır: Kitapyiyenler

Kitapyiyenler

SUNYI DEAN

Athica Books
2024
436 sayfa

çev. Eymen Yalaz

2 Mayıs 2024

Sunyi Dean’in ilk romanı olan Kitapyiyenler cüretkâr bir konu, insana “bu benim aklıma nasıl gelmez!” dedirten ilginç karakterler ve gerilim-gotik edebiyat ve hatta distopya karması bir metinle okuru sarıp sarmalıyor.

CANER ALMAZ

Okurun yeni bir kitapla tanışma noktası genellikle tanıtım bültenleri, arka kapak yazıları, sosyal medya paylaşımları ve kitap hakkında yapılan okur yorumları oluyor. İtiraf edelim, çoğumuz artık kitabevlerine gitmediğimiz için tercih ettiğimiz yollar genelde bunlardan biri ya da birkaçı. Sunyi Dean’in Kitapyiyenler romanıyla da tanışmam da bu şekilde gerçekleşti. Mail kutuma düşen bir tanıtım bülteni bu kitabı okumam gerektiğini hissettirdi. Konu ve karakter ilgi çekiciydi çünkü.

Hemen demek istediğimi tanıtım metninden kısa bir örnekle taçlandırayım:

Kitapyiyenler, Kuzey İngiltere’de kitapların içeriğine onları yiyerek sahip olan bir klanın fantastik hikâyesini bize anlatıyor.

Casusluk romanları biberli bir atıştırmalıkken aşk romanları tatlı ve lezzetlidir. Bir harita yemek doğal navigasyon becerisi kazandırırken, yaramazlık yapan çocuklara sözlüklerdeki küflü sayfalar yedirilir.”

Kitabı yiyerek öğrenmek fikri bir kitapsever için çok cazip gelmiyor mu? Ve o kitabın içeriğini böylelikle hazmediyorsunuz. Müthiş bir fikir! Gerçekten bu benim aklıma nasıl gelmez? Şimdilik bu harika fikri bir kenara bırakalım. Kitaba ve anlattıklarına dönelim.

Athica Books tarafından Eymen Yalaz çevirisiyle ülkemizde yayımlanan Kitapyiyenler tanıtımından beklenen naiflikle açılmıyor. Kitaba dair herhangi bir yorum okumadıysanız tam bir “Ne oluyor?” noktasına ulaşıyorsunuz. Karakterimiz Devon marketten birkaç şişe içki ve oğlu için egzama ilacı alıp çıkmak ister ama yanında kimliği yoktur. Onun hiç kimliği yoktur, çünkü o bir insan değildir. Kimlik gösteremediği için her şeyi bırakır ve çıkar. Soğuk İngiltere sokaklarında insan gibi hareket etmeye gayret gösterir. Karanlık sokaklara girip çıkarken tedirgin taklidi yapar. Bir tamirhanenin üstündeki evine girdiğinde odada kilitli tuttuğu oğlunu kontrol eder. Çünkü bir misafir beklemektedir. Mahallenin orta yaşlı papazı ziyarete gelecektir. Kapı çalınır, Devon onu içeriye alır. Ufak bir hoşbeşten sonra Devon onu oğlunun olduğu odaya götürür. Kilitli kapıyı fark eden papaz tedirgin olur, ancak onun dönüş yoktur. O bir kurbandır. Cai bir zihin yiyendir. İnsanların zihniyle, geçmişleriyle, hatıralarıyla beslenmektedir. Bunu da kurbanının beynini yiyerek yapar.

Siz de “Ne oluyor?” sorusuyla buluştunuz, değil mi?

Sunyi Dean

Dean kitabını günümüzü ve geçmişi anlattığı bölümler halinde, ardışık halde kaleme almış. Açılışı günümüzle yapıp geçmişe dönüyoruz. Ve kitap boyunca bu şekilde devam ediyoruz. Devon, İngiltere’de yer alan altı kitapyiyen aileden birine mensuptur. Kitapyiyenler bir uzaylı-üstinsan prototipidir. Toplumdan izole halde yaşamaktadırlar. Görünüşte insana benzerler, ancak onlar gibi hissedip yaşamazlar. Kitaplarla beslenirler. Fakat yazıp çizemezler. Kendi topluluklarıyla beraber yaşarlar. Kendi türlerinin devamı için kitapyiyen aileleri arasında bir anlaşma yapılmıştır. Üremek için kız çocukları aileler arasında sırayla evlendirilmektedir. Fakat sorun şudur ki, kız çocuklarının sayısı çok azdır. Ve her doğan da kitapyiyen olarak doğmamaktadır. Bazı bebekler zihinyiyen olarak doğar ve kitapyiyen haline gelebilmeleri için düzenli olarak bir ilaç almaları gerekir.

Devon ailesinin eğitimiyle mutlu bir çocukluk geçirmiştir. Kız çocuğu olduğu için o bir “prenses”tir ve öyle muamele görmektedir. Her istediği gerçekleştirilir. Fakat yetişkinliğinde durum böyle olmayacaktır. Evlilik zamanı geldiğinde farklı bir aileye yollanır. Kocası kaba, sert ve ondan yaşça çok büyüktür. Üç yıllık evlilik süreçlerinde bir mucize gerçekleşir ve Devon bir kız çocuk doğurur. Bu önemlidir, çünkü yeryüzünde sadece altı tane kadın kitapyiyen kalmıştır. Devon anlaşma gereği terk etmesi gereken kızından vazgeçemez. İsyan eder fakat aileler onu kandırarak ihaneti tattırırlar. Kızını ondan koparırlar.

Bundan sonra Devon’un ayaklanma yolculuğu başlar. İkinci çocuğu yani Cai doğduğunda kaçış yolu bulur. Zihinyiyen olan çocuğunu hayatta tutmak ve kızını tekrar görebilmek için zorlu bir yolculuğa çıkar. Herkese, ailesine, erkek kardeşine ve her şeye karşı gelir. Aileler onun peşine düşer. Cai’yi hayatta tutmak için insan zihni bulması gerekiyordur bir yandan. Hayatı ummadığı bir kaos haline gelir ve çıkış yolu arar.

Buraya kadar okuduysanız, kitabın konusunun kitap yemek ve onun içindekileri hazmetmek olmadığını keşfetmişsinizdir. Fikrin güzelliği tanıtım için kullanılabilecek harika bir malzemedir, ancak kitabın hikâyesi bizi bambaşka bir noktaya getirir. Bir distopya, bir ataerkil toplum eleştirisi bizi bekler. Devon’un abileri istediği kitabı yiyebiliyorken kız çocukları sadece masallarla beslenebiliyordur. Onların sözünden çıkamadıkları bir dünyada, onların isteklerine boyun eğmeleri dışında bir seçeneklerinin olmadığı bir gerçekliğin içinde hapis hayatı yaşamaktadır. Onların istedikleri şekilde, istedikleri insanlarla evlenip çocukları ellerinden alınıyordur. Haksızlığa uğradığını fark eden kadınlar erkekler tarafından sınırsızca eziliyor, işkenceye varan şekillerde hapsediliyordur. Size bir yerden tanıdık gelmiyor mu?

Sunyi Dean’in ilk romanı olan Kitapyiyenler cüretkâr bir konu, insana “bu benim aklıma nasıl gelmez!” dedirten ilginç karakterler ve gerilim-gotik edebiyat ve hatta distopya karması bir metinle okuru sarıp sarmalıyor. Kitapyiyenler dünyanın her coğrafyasında, her ülkesinde benzer mücadelelerin olduğunu bize farklı bir gerçeklik üzerinden anlatıyor.