“Çevrenizdeki dünyayı aydınlık gözlerle izleyin. Çünkü en büyük sırlar, en beklenmedik yerlerde saklıdır. Sihre inanmayanlar onu asla bulamazlar.”
–Roald Dahl
Kentlerin kalbi vardır, evet; ruhları, kimlikleri, kişilikleri, değerleri de denebilir. Ama sanırım “kentlerin kalbi” en doğru ve doğrudan ifadesi oluyor meramınızın. Çünkü kalp hayatın, yaşıyor olmanın ve yanı sıra duygusal dünyanızın simgesi.
Kentlerin Kalbi bir Yaşar Seyman kitabının adı. (Bilgi Yayınevi 2023, Ankara) Adından da anlaşılacağı üzere, yazarın gezdiği, gördüğü, yaşadığı kentlere dair duygu ve düşüncelerini anlatıyor.
Gökkuşağı sevdalısıyım ben. Gökkuşağı altından geçercesine dilekler tuttum. Gökkuşağının yedi renkli yayını çekip yedi kıtaya merakla, özlemle, aşkla fırlattım. Okların dördü yedi kıtanın dördünün toprağına saplandı. Merakla, sevgiyle attığım okların ucunda kır çiçekleri açtı.
Seyman kendini bir “kent yazarı” olarak tanımlıyor, başka birçok özelliğinin yanı sıra. Misal, uzun yıllar sendikacılık yaptı. Bir siyasi partinin genel merkez yönetiminde yer aldı. Yazarlıkla ilgili dernek ve sendikalara üye. Kadın ve insan hakları savunucusu. Günlük gelişmelere ilişkin yazıları çeşitli mecralarda yayınlanıyor ve çok sayıda yayınlanmış kitabı var.
Kitabı okurken ister istemez ayrımına varıyorsunuz: Herhangi bir nedenle yolunuzun düştüğü bir kenti gezmek, dolaşmak, fotoğraflar çekmek ile o kenti yaşamak, hissetmek aynı şeyler değil.
Bir kente anlamını veren onun kimliği, kişiliği, ruhu, kalbidir. Peki onun kimliğini, kişiliğini, ruhunu, kalbini nasıl anlayacak, nasıl keşfedeceksiniz? Bir kenti keşfetmek, hiç kuşkusuz onun sizde uyandırdığı duygu ve düşüncelerin yansımalarından, izlerinden azade değil.
Kent, hissettiğinizdir ve duygularınız, yaşadıklarınızın ruhunuzda, kalbinizde bıraktığı izlerdir. Bazen derindir, kalbinizle beraber hafızanıza da kazınmıştır. Canınızı ilk günkü sıcaklığında yakan hatıralar da olabilir, her hatırladığınızda yüzünüze yayılan bir gülümseme de. Her halükârda çekiminden uzak duramayacağınız bir nostalji.
Bir kente yolculuk, Seyman’ın dediğince belki bir dostluğa yolculuktur; arada yılların hasreti vardır, birikmiş anılar, zamana direnen yoldaşlıklar. Belki bir aşka yolculuktur; yıllardan ve yollardan sonra buluşmaların, kucaklaşmaların sevinci. Umuda yolculuktur belki; iş bulunacaktır, aş bulunacaktır, gözleri yolunuzda insanlara umut kapıları açılacaktır.
Bir kente yolculuk, bir geleceğin fethine cüret etmektir bazen de. Başka bir dünya ve hayat mümkün inancıyla kavilleşmiş yolculukların durakları da olabilir yolunuza düşmüş kentler.
Yaşar Seyman’ın çeşitli vesilelerle yurtiçinde ve yurtdışında hayatına giren kentlerin anlatımlarına tanıklık ederken insan ister istemez kendi kent keşiflerini, deneyimlerini de düşünüyor, hatırlıyor, yeniden yaşıyor.
İstanbul’a ilk gelişimdi mesela; insan, araç ve bina kalabalığı çarpmıştı beni. Deniz bir de. Uçsuz bucaksız bir mavi... Biraz ürküntü, biraz tedirginlik, biraz şaşkınlık, biraz hayranlık, çokça karmaşa...
Ankara mesela, Yaşar Seyman’ın şehri, yoksul mahallelerinde de (Altındağ), varsıl semtlerinde de (Çankaya) yaşadığı, sevdiği, kendisini bir parçası hissettiği... Dedim ya, şehir kalbinize, hafızanıza kayıtlı yaşadıklarınızın hatırasıdır ister istemez. Benim için Ankara, ayazı keskin bir soğuk kış vakti işkenceleriyle namlı DAL’da yükselen çığlıklardır; insanlık onuru işkenceyi yenecek... Hayat işte...
Dersim mesela. Hikâyemin başladığı mazlum ve mağrur coğrafya; “Benim şövalye ülkem”. Yıllar sonra Munzur’un kenarında yaşadığım; hani bir film şeridi gibi geçer ya insanın gözünün önünden ömrü... Gözyaşlarım Munzur’un coşkun akışına karışırken ölülerimizin hatırasına saygıyla, yaşanacak zamanlara ikrarla...
Yaşar Seyman’ın kentlerinin yanında benim keşfettiğim, sevdiğim, sevdalandığım, özlediğim, sevmediğim, sevemediğim şehirlerin lafı mı olur, sayı bakımından. Ama işte benim de kendi şehirlerimi bir kez daha hatırlamama vesile oldu. Sırf bunun için bile okunasıdır ve sizde de aynı duygu ve isteği uyandıracaktır eminim.
Kentlerin kalbine dokunmak için kentlerin tarihini, kuruluşunu, doğal yapısını, doğa güzelliklerini, folklorik zenginliklerini, kentin yazgısını, kente emek verenleri öğrenmek uğruna bir kuyumcu titizliği ile kente (zaman ayırmak değil) zamanını vereceksin.
Öyledir. Tarihini, kültürünü, doğasını, insanlarını ve hikâyesini bilmeden bir şehrin kalbine dokunamazsınız tabii ki, onu öylece keşfedemezsiniz.
Yollarından geçtiğiniz sokaklardan, caddelerden ne kadar haberiniz var? Yürüdüğünüz meydanları tanıyor musunuz gerçekten?
Günlük yaşam gaileleri izin verirse eğer, kafanızı kaldırıp sağınıza solunuza biraz daha dikkatli gözlerle baksanız göreceğiniz, hissedeceğiniz o kadar çok hikâye var ki binaların, meydanların, yolların, ağaçların ve evet, insanların anlattığı.
Aklımızda olsun, “Bir kentin kalbi, onu yaşayan insandır” dediğince yazarın, insan da “umutsuz yaşayamaz”.
Son olarak, herkesin kendince anlamlar yüklediği, ölçü ve kriterler, normlar atfederek izah ettiği, tanımlar ürettiği medeniyet, demokrasi, çağdaşlık kavramlarına Yaşar Seyman’ın dikkat çektiği şu durumun ben de altını çizmek isterim:
Çağdaş demokrasilerin yaşam biçimi olduğu ülkelerde insanlar gibi kentlerin de hakları vardır ve korunur. Bir sokak adı ansızın değiştirilmez. İnsanlar yaşadıkları kentlerle özdeşleşirler. Parkların, bulvarların, sokakların isimleri korunur. Tarihî dokulara özen gösterilir. Sanatçılar yaşarken onların isimleri caddelere, parklara, kültür sitelerine, okullara verilerek sanatçı gönendirilir.