Kalp Bir Kastır Yorulur

Kalp Bir Kastır Yorulur

CANAN SANCAK

Can Yayınları
Şubat 2026
120 sayfa

11 Haziran 2026

BAYRAM S. TAŞKIN

Teknoloji ve hız çağı olarak da adlandırabileceğimiz 21. yüzyıl insanoğluna tarihin hiçbir döneminde rastlayamayacağı kadar geniş imkânlar ve konfor alanı sunuyor. Ancak bunların yanı sıra bireyi sinsi bir yalnızlığa ve bunalıma da maruz bırakıyor. Kulağına durmaksızın fısıldanan ‘sen biriciksin, senin hiç kimseye ihtiyacın yok’ fikirleri, toplumsal bir varlık olan insanı kalabalıklar içinde yalnızlaştırırken; en başarılı, en güçlü, en kusursuz sen olmalısın dayatmaları iflah olmaz bir yorgunluğa sürüklüyor. Tırmanılan her kariyer basamağı, erişilen her mevki ve kazanılan saygınlık insanın omzundaki varoluşsal yükü biraz daha ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor aslına bakılırsa. Yazar Canan Sancak, Şubat 2026’da Can Yayınları etiketiyle kitapçı raflarındaki yerini alan ikinci öykü kitabı Kalp Bir Kastır Yorulur ile işte bu hız, başarı ve güç yanılsaması peşinde koşturmaktan nefesi kesilen modern çağ insanının bunalımlarını ele alıyor.

Konuları birbirinden bağımsız ama ana izlekleri ortak on bir öykünün bir araya gelmesiyle oluşan Kalp Bir Kastır Yorulur’da Canan Sancak; ses getiren büyük çatışmalardan doğan olay örgülerindense modern hayatın insan ruhunda açtığı derin yaraları anlatıyor. Böylece okurunu öykü kahramanlarının zihnindeki labirentlerde ve karanlık odalarda dolaştırarak onlara kendi yaşamlarını sorgulatıyor. Bunun en güzel örneklerinden biri, hayata geç kalmışlık temasının işlendiği “Hiç Kimsenin Büyücüsü” isimli öykü. Öykünün baş kişisi yaşlı kadın arkeolog, gençliğinde başarı basamaklarını hızla çıkarak kendine iyi bir kariyer inşa etmiştir fakat toprağın altında kalmış hayatları bir büyücü misali gün yüzüne çıkarırken kendi hayatını yaşamayı unutmuştur. Öyküde geçen şu cümle ihtiyar kadının yaşama geç kalmışlığının yarattığı pişmanlığı özetliyor: “Daima meşgul daima çalışkandı. Yapılacak öyle çok iş vardı ki ve kazılacak öyle çok toprak, dört şeyden en azından birine (ayakkabılara, müziğe, kazağa ya da profesöre) ne tutku kalıyordu ne vakit.”

Benzer bir modern çağ trajedisi “Uçaklar ve Diğer Şeyler” isimli öyküde de karşımıza çıkıyor. Hayatı; havaalanlarını, uçakları ve seyahat kitapçıklarını saymazsak ‘bomboş geçen’ ölü kahramanımız –adı ölümünden sonra Terra Roza (kırmızı toprak) olacaktır–  insanlığa yerin altından sesleniyor. Yaşarken gerçek bir aşka vakit ayıramayan Terra Roza’nın duyguları öldükten sonra diriliyor. Dünyada tanıştığı Hintli bir adama karşı hissettiği şiddetli arzu sebebiyle onun da bir an önce ölmesini ve yanına gelmesini istiyor.  Öykü bu yönüyle bir kadının sevme ve sevilme özleminden ziyade kendine verilen sınırlı ömrü değerlendiremeyen modern insanın başka bir âlemde yaşadığı yalnızlıktan kurtulma çabası olarak okunabilir.

​ “Dünya mı daha hızlı döner, kalp mi daha hızlı atar? Bilmiyorum. Yaşarken şöyle düşünürüz: Duygular geçici, tutkular akıldışıdır. Onlar için yukarıda pek vaktimiz yoktur. Yeterince dürüst olmak için itiraf etmenin şimdi tam da sırası.”

“Buzul Saray” ise sistemin özellikle kadın kimliği üzerinde kurduğu "her şeye yeten güçlü kadın"ın tükeniş hikâyesidir. Bir gökdelenin 52. katında çalışan Asena’nın boşanma süreci;  her şey –eş, anne, evlat, başarılı bir kadın– olmak, her yere yetişmek için çabalayan modern kadının acınası durumunu gözler önüne seriyor. Kahramanın hayat karşısında sıkıştığında kendini "Sen güçlüsün Asena!" diye teselli etmesi, aslında onun ruhsal tükenişinin en somut göstergesi. Sistem ona her şeyi tek başına başarabileceği yanılsamasını pazarladığı için Asena içten içe parçalandığının farkına varamıyor. Bu öyküdeki şu ironik cümleler ise âdeta modern bireyin sıkışmışlığının vesikasıdır: ​“Sen güçlüsün Asena ve iyi bir işin var. Sakin ol ve lanet makinenin tuşuna bas. (Kahve makinasını kastediyor.) 21. Yüzyıl, şükürler olsun sana. Eh nihayetinde o, savaşçı bir tanrıçanın adını taşıyor.”

Küçük Keşiş öyküsüyle günümüz insanını öğüten sistemin karşısına doğal ve sembolik bir sessizlik de çıkaran yazar; yaşıtları gibi normal bir şekilde  konuşmayan/ konuşmayı reddeden bir çocuğun takındığı suskunluğu düzene karşı başkaldırının; çocuğun henüz kirlenmemiş dünyasını ise günümüz insanının kaybettiği saflığın ve masumiyetin  simgesi yapmış.    

“Hayır, abla izin vermez buna.

(Küçük Keşiş’in) Dünyanın tehlikeli bir yaratıklar ormanı olduğuna inanmasına.”

 “İki Ölü Sekiz Yaralı” öyküsünde ise akıl hastanesindeki eski bir komando üzerinden savaşın insan ruhunda açtığı sağaltılamaz yaralar yer yer ironik bir biçimde anlatılırken; “Çöl Çiçeği Mehlika”da yalnızlık, daha karanlık bir metaforla dile getirilmiş. Öykünün kahramanı Mehlika’ya sevdiği adamın kalbi yedirilerek sevgi ve ilgisizlikle büyütülmüş bir ruhun nasıl vahşileşebileceği gösterilmiş.   

“O kalbi niçin yedi Mehlika? Çünkü açtı ve yalnızdı.

Her şeye rağmen, yalnızdı (çocukken olduğu kadar).”

Canan Sancak

Tam da bu noktada şunu belirtmek isterim: Sancak’ın kahramanlarının yaşadığı buhranları sadece modern çağın dayatmalarına bağlarsak eksik bir okuma yapmış oluruz. Kalp Bir Kastır Yorulur; aynı zamanda köhne gelenek ve zihniyetlerini terk edememiş, çağın makul değerleriyle uyumlanamamış ebeveynler yüzünden çocukluk travmaları yaşamış; bunun tabii sonucu olarak da hayata tutunmakta zorlanan insanların da hikâyesi. Bu yönüyle yazarın, sancılı aile ilişkilerini masaya yatırdığı ilk kitabı “Kızıl Su” ile bu eseri arasında sıkı bir tematik bağ kurduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.  

“Z. ona en sevdiği şey viski kadehleri olan bir annenin ve kaçık bir babanın çocuğu olduğunu söyledikten sonra ve önce. Z., kadının bir çocuğu olduğunu öğrendikten sonra ve önce (ela gözlü ve basık burunlu bir kız çocuğu). Bütün sırlardan sonra ve önce.”

Canan Sancak’ın öykülerde kullandığı dilin kitapta işlenen ‘modern çağın insanı bedenen ve ruhen yorgun düşürdüğü’ izleğini ciddi manada desteklediğini söylemeden geçmek istemem. Okur; iç içe geçmiş, yer yer uzun ve anlaşılması çaba gerektiren cümlelerin arasında ilerlerken öykü kişilerinin omzundaki o ağır yükü adeta kendi bedeninde, içindeki tükenmişliği de  kendi ruhunda hissediyor. Fakat anlatımdaki bu kapalılık okuru biraz zorlasa da okurda kitabı elinden bırakma hissine yol açmıyor asla. Bilakis Sancak’ın yüksek dil işçiliğiyle oluşturduğu lirik  anlatımı sayesinde kitap yeni keşiflerle dolu enfes bir okuma yolculuğuna dönüşüyor.

Sonuç olarak, Kalp Bir Kastır Yorulur’da Canan Sancak, 21. yüzyılın insanlığa vaat ettiği başarı, güç ve suni konforun arkasında gizlenen acı bedelleri; öykü sanatının imkânlarıyla açığa çıkarıyor. Okur kitabı bitirip kapağını kapattığında sadece öykü kişilerinin hayatını değil kendi hayatını da yeniden gözden geçirmeye başlıyor. Kitabın başarısı işte bundan; çağımızda unutulan/unutturulan aslında çok basit bir gerçeği, insanın etten ve kemikten yaratılmış kırılgan bir varlık olduğu gerçeğini, estetik bir biçimde hatırlatmasından ileri geliyor.