“İnsanın yiyeceğe ve derin bir uykuya olduğu kadar kaçışa da ihtiyacı vardır.”
Kaçırdıklarımız, Adam Phillips
Adam Phillips, bir psikanalist ve bir yazar. Psikanaliz hakkında yazan ve düzyazı metinleri ustalıklı bir dille sunan aforizmalar yazarı. Hem tanınmış isimlerin aforizmalarını kullanan hem de kendisi aforizmalar yaratan, aforizmalarla okuyucuyu metinlerinin içine çeken, sorgulatan bir yazar. Psikanaliz argümanlarına sıkı sıkıya bağlı kalmadan onun da tartışılabilir yanları olabileceğini okuyucuya sunan bir yazar. Öyle ki çeşitli yazarlardan, felsefecilerden ya da farklı yaşam deneyimleri olan sıradışı insanlardan örneklerle okuyucusunu kışkırtabiliyor. Kullandığı dille okuyucuyla oyun oynayarak onları sorgulatıyor. Phillips’in bu kadar sevilip okunmasında dille oynadığı bu oyun etkili. Okuyucuları da bu oyuna çekilmekten mutlu. Planlı yazılar değil onunki. Deleuze’ün deyimiyle “ortadan başlıyor” yazdıklarına. Belirsizliğin özgürlüğünde gezinmeyi seviyor ve kurguyu kullanmadan kurguluyor yazdıklarını.
Edebiyattaki çok anlamlılık bir şekilde kendini yeniden ele almayı mümkün kıldığı için psikanaliz için kıymetli, öteki ne diyor ve ben ona ne kadar katılabilirim, soruları için elverişli. Bu nedenle Adam Phillips, yazılarında edebiyattan sıklıkla yararlanıyor. Böylece yazıları zenginleşip derinleşiyor. Kitaplarının dünyada ve ülkemizde bu kadar çok sevilmesi ve ilgi görmesinin temel nedenlerinden biri de bu. Aynı zamanda verimli bir yazar olan Phillips’in dilimize çevrilmiş çok sayıda kitabı mevcut. Bunlardan birkaçı, İlgi Arayışı, Yasak Olmayan Hazlar, Vazgeçmek Üzerine, Kaçırdıklarımız, Hep Vaat Hep Vaat, Tekeşlilik, Öpüşme, Gıdıklanma ve Sıkılma Üzerine. Yazdıklarına ilginin yoğun olduğu Phillips’in kısa bir zaman önce Ayrıntı Yayınları, Lacivert Kitaplar serisinden ilginç bir kitabı daha yayımlandı: Houdini’nin Kutusu: Kaçış Sanatı Üzerine. Adından anlaşılacağı gibi kitap insanın kaçma arzusu üzerine. Phillips, bu kitapta Harry Houdini ve Emily Dickinson gibi kaçış sanatçılarının yaşamlarını inceleyerek toplumdaki ve içimizdeki kaçış kavramı üzerine düşündürüyor. Kaçışın insan yaşamı üzerinde oynadığı kilit rolü anlatıyor. Hemen hemen her kitabında olduğu gibi bu kitapta da bir reçete yok, yollar dolambaçlı başlarken sorulan sorular kitap bittiğinde de kafa karışıklığıyla devam ediyor.
Görünüşte kaçtığımız hayat, tercih ettiğimiz hayat olduğundan, ideallerimizin anahtarı da korkularımızdır. İstediğimiz şey, uzaklaşmak istediğimiz şeyden doğar. Küçük kızın babası bana şöyle demişti: ‘Tam bir küçük Houdini o, hiçbir şey beklemiyor.”
Kaçış Sanatı Üzerine, beş yaşındaki bir kız çocuğunun terapi örneğiyle başlıyor, terapide çocuğun en sevdiği oyun olan saklambaçtan söz edilip anlatım dünyaca ünlü büyük kaçış numarası ustası Houdini’ye bağlanıyor. Phillips, kaçış temasını Houdini üzerinden oluşturduğu bu metaforla aktarıyor. Macar asıllı Amerikalı illüzyonist Harry Houdini’nin en ses getiren numarası ise bağlı olduğu kilitli bir sandıktan kurtulma numarası: Kaçış ve kayboluş. Houdini’nin babası on dokuzuncu yüzyılın sonunda Amerika’ya göç eden bir haham. Ancak bu yeni ülkede hayallerini gerçekleştiremiyor ve başarısız, yoksul bir hayat sürüyor. Houdini, ailesinin yaşadığı çaresizlik karşısında onlar gibi yeni ülkeye adapte olmaya çalışmanın eziyeti yerine “her şeye adapte olabilen ve her şeyden kaçabilen bir insan”, bir illüzyonist olmayı seçiyor. Phillips, psikanalist yaklaşımıyla bağlanma hüsranının nedeninin bağımlılık olduğunu, çocukluğumuzdan beri özgür olamama duygusunun öfke yarattığını belirtiyor; öfke ise hüsrandan kaçma isteği… Hüsrandan kurtulabilmek için kendi anlamını kendi yaratma çabası şart. Çünkü anlam insana dayatıldığında yabancılaşma kaçınılmaz oluyor. Kendi anlamını yaratma çabası ise zorlu bir yol. Kaçış burada kendi yaşamının sorumluluğunu almaktan kaçış olarak gösteriyor kendini. Kaçış, insanın yaşamında bir sorun olabilecekken yine aynı kaçış, belirsiz olasılıkların dışına çıkıp belirsiz olandan başka bir belirsizliğe geçiş olabiliyor. Bu yorumlardan sonra Phillips, “Yaşamadıklarımız yaşadıklarımıza baskın geliyor,” diyor. Arzunun sürprizini yok etmeyip onu çerçevelemediğimizde Houdini gibi arzuyu kaçışın sürprizli belirsizliğinde buluyoruz. Houdini kendisine hatırlatıldığı ama hatırlamak istemediği olay ya da durumlardan böyle kaçıyor ve heyecanı da böyle yakalıyor.
Emily Dickinson, Adam Phillips’in kaçış temasını örneklediği bir diğer isim. Dickinson yine on dokuzuncu yüzyılda yaşamış Amerikalı kadın bir şair. Neredeyse evinden hiç çıkmayan, en yakınlarıyla bile görüşmekten kaçan Dickinson, çoğu şiirini kapandığı odasında yazmış. Yaşadığı aşk hüsranının onu bu kaçışa ittiği varsayımlardan biri. Oysa Phillips’e göre “kaçma arzusu bir bağlılık ifadesi”. Dickinson, kaçışında kaçtığı duygunun yoğun bağlılığını yaşıyor, saklanmanın da mutluluğunu aslında. Phillips’e göre kaçış isteğinin temelindeki acıdan kaçış, mutlu olmamamıza ve yaşamdan zevk almamamıza neden olabiliyor. Bu, dikkati başka yöne çeken oldukça zarar veren bir durum. Hedonist bir kültürde yaşamak ona göre büyük bir sorun. Bunun sorun olmasının sebebini ise bir emir gibi olan mutlu olmak ve keyfine bakmak zorlamasına bağlıyor. Oysa yaşam aynı zamanda acı verici. Sorunu daha iyi anlamak için burada sözü Phillips’e verelim: “Biri sizi memnun ediyorsa aynı zamanda hüsrana da uğratabilir, kaçınılmazdır bu ve değişmez. Herkes duygu karmaşasıyla baş etmek zorunda kalır. Sevdikleri ve nefret ettikleriyle baş etme zorunluğu. Sanki tek yapmak istediğimiz şey acıdan uzaklaşıp zevki artırmak gibi. Oysa bu yaşamı yoksullaştıran bir görüştür. Acı ve hüsranı ortadan kaldırmakla onu değiştirmek arasında fark vardır. Bizim şu an eksikliğini hissettiğimiz şey hüsrandır. Hüsran yaşadığımız şeyi bir şeylerle doldurmak istiyoruz.” Kaçma isteğimizin psikoanalitik çözümlemesini ise şu sözlerle aktarıyor. “Hepimiz birer kaçış sanatçısı olduğumuzu gayet iyi biliyoruz. Bilerek ya da başka şekilde, yaşamlarımızı –jestlerimizi, hırslarımızı, aşklarımızı, bedenimizin en ince hareketlerini– nefret ettiklerimize göre, yüzleşmemek için kelimenin tam anlamıyla her şeyi yapacağımız durum, karşılaşma, ruh hali veya beden hareketlerinden oluşan kişisel birikimimize göre kurguluyoruz. Sanki hayatımız her şeyin ötesinde, bizi tehdit altında bırakan şeyleri, sahip olmamamız gereken duyguları eksiksiz biliyor olmamıza bağlıymış gibi.” Kitapta bu tema daha birçok örnekle başka temellendirmelerle de çeşitlendiriliyor.
Phillips’in neredeyse tüm kitaplarında yer alan ve alt ileti niteliği taşıyan “ya hayatın amacı istediğini elde etmek değilse?” sorusu bu kitabında da kendini kaçış teması üzerinden gösteriyor. Arzu, hafıza, başarı kavramlarının altında yatan kaygı, kaçma isteğiyle beliriyor. Kaçmak yerine belki de bir şeyleri belirlemeye çalışmamak yaşamı açan, genişleten bir yaklaşım çünkü bir şeyi belirlediğimizde, karar verdiğimizde diğer olasılıkların kapısını kapatmış oluyoruz. Kapanmamış kapılar ve elenmemiş olasılıklar dünyasına odaklanmak yaşamın canlılığının anahtarı. İyi bir yaşam yolculuğu, belirsizliğin yaratıcılığının tadını çıkararak olasılıklarla dolu, o heyecanla dolu hali duyumsamak. Kesin olsun, sonuç olsun takıntısını bırakıp süreci sonucun önüne koymak, belirsizliğin o rahatsız edici gibi görünen alanında kendimize bir konfor alanı yaratmak. Çünkü en büyük potansiyelimiz o tamamlanmamış halimizde, her an dönüşebilecek yeni halimizde. Asıl canlılık burada. Sürekli doğru cevabı bulmaya çalışmayı bırakıp sorunun kendisini sevmeyi öğrenseydik belki de hayatlarımız çözülmesi gereken bir problem değil her anı dolu dolu yaşanması gereken bir sanat eseri olabilirdi.