“Masallar, arketipler, edebi eserler, rüyalar, oyunsuluk Nefise Abalı’nın öykü evrenini oluşturan başlıca unsurlar. Bilinç akışı ve iç monologlarla ilerleyen anlatı, yer yer nefes nefese ve sabırsız bir hale bürünerek, alışıldık tahkiye biçimlerinin uzağında bir arayışa dönüşmüş. Yazarın zihninde tartışageldiği pek çok soruna birden değinmek istediği de görülüyor.”
Nefise Abalı, Havva’nın Düşü[1] adını verdiği öykü toplamının ardından kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Havva benim” diyor, ayrıca babaannesinin adının da Havva olduğunu ekliyor. Yasak meyveyi merak ettiği için erkeğiyle birlikte cennetten kovulan, soyunu yeryüzü cehenneminde yaşamaya ve ölüme mahkûm eden o ilk kadının adı da Havva. İnsanlığın maruz kaldığı tüm sorunları Havva’nın ve dolayısıyla kadının sırtına yüklemek elbette erkek kolaycılığı. Kadınların insan olup olmadığının tartışıldığı günlerden bugüne çok zaman geçmiş olsa da, dünyanın hiç de azımsanmayacak bir bölümünde kadınlar hâlâ değersiz görülen cins. Okula gitmesi, çalışması, sokağa çıkması dahi erkeğin ve devletin iznine tabi. Devlet ve erkek el ele vererek, ataerkil otoritenin devamını tesis etmek için gözünü kırpmadan kadınları katlediyor. Hâlâ kadınların özgürleşmesinden, toplumsal yaşamda görünür olmasından korkulurken, ataerkiyle ters düşmeyen kadınlar onay görüyor.
Bedensel ya da psikolojik şiddete sistematik olarak maruz kalan, öldürülen, kendi kararlarını vermesinden korkulan kadınlar baskıya boyun eğmiyor. Biz de varız diyen pek çok kadın, yazdıklarıyla, itirazı edebiyat veçhesinde görünür kılıyor. Nefise Abalı’nın öyküleri de bu bağlamda okunmaya müsait.
Masallar, arketipler, edebi eserler, rüyalar, oyunsuluk Nefise Abalı’nın öykü evrenini oluşturan başlıca unsurlar. Bilinç akışı ve iç monologlarla ilerleyen anlatı, yer yer nefes nefese ve sabırsız bir hale bürünerek, alışıldık tahkiye biçimlerinin uzağında bir arayışa dönüşmüş. Yazarın zihninde tartışageldiği pek çok soruna birden değinmek istediği de görülüyor.
Nefise Abalı öykülerini üç bölüme ayırmış. İlk bölüm “Gökten Düşenler” adını taşıyor. Bu bölümde yer alan “Elma”, “Havva”, “Melek” adlı öykülerde komşumuz, arkadaşımız, annemiz olabilecek tanıdık kadınların hayatta kalabilmek için geliştirdikleri pratiklerin ve kadın dayanışmasının öncelendiğini görüyoruz. Yine bu bölümde yer alan “K.” öyküsü, babayla hesaplaşma arayışında bir erkeğin babasına yazdığı mektup şeklinde kurgulanmış. Abalı’nın bu öyküsü, Kafka’nın Babaya Mektup’una göndermeler içerdiği gibi, diğer öykülerinde de başka kitaplara göndermeler mevcut. Yazar öykülerini beslendiği kaynaklarla iç içe geçen bir yapıda kotarmış. Havva’nın Düşü’nü okurken, Clarissa Pinkola Estes, Lewis Carroll, Oğuz Atay, Simone de Beauvoir, Franz Kafka ve William Shakespeare gibi isimlerin, Nefise Abalı’nın zihin havzasını besleyen kaynaklardan bazıları olduğunu görüyoruz.
Kitapta yer alan diğer iki bölüm, “Tavşan Deliğinde” ve “Çıkış Ne Tarafta?” başlıklarını taşıyor. Yazar bu bölümlerde deneysele varan bir anlatıyı yeğlemiş. Sınırlar silinerek öykü kişileri, zaman geçişleri, sözcük kullanımı çağrışımsal düzleme taşınmış. Karanlık ormanlarda leş kokulu nefesler, iğrenç salgılar, pençeler ve ölüm, bilinçaltını ele veren metaforik sayıklamaların başat öğeleri olarak yer bulmuş. Hava’nın kız çocukları savaşa savaşa yetişkin birer kadına dönüştükleri zaman da karabasan peşlerini bırakmamış. İçine doğduğumuz ve yetiştiğimiz ailenin kimi zaman içinden çıkamadığımız bir kuyu olduğu gerçeğini işleyen Nefise Abalı, kutsal aileyi, abartılan annelik ve babalık kavramlarını, iki yüzlü ahlakı sorgulayarak şiddete teşne babalar ve seyirci anneler tarafında büyütülmüş kadınların travmaları ile baş etme ve yüzleşme çabalarını yazmış.
“Güçlü bir içgüdüsel doğa sergileyen kız çocukları, çoğu zaman hayatlarının erken dönemlerinde epey acı çekerler. Bebekliklerinden başlayarak teslim alınırlar, evcilleştirilirler, hatalı ama hatasını kabul etmeyen, uygunsuz, yetersiz kişiler oldukları söylenir. Vahşi doğaları erkenden kendini gösterir. Meraklıdırlar, beceriklidirler ve çok çeşitli ince gariplikleri vardır; eğer geliştirilirse hayatlarını geri kalan kısımlarında yaratıcılıklarının temelini oluşturacak garipliklerdir bunlar. Yaratıcı hayatın ruhun besini ve suyu olduğu düşünülürse, bu temel gelişimin çok sancılı bir önemi vardır.”[2]
Bunları yazan Clarissa Pinkola Estes, Havva’nın Düşü’nün La Lobası’dır, genç kadınlara nereye bakmaları gerektiğini öğreten kemik kadınıdır. “Mavi Sakal ve Kırkıncı Oda” ile “Kırmızı” öyküleri doğrudan bu kitaba göndermeler içerirken kitapta yer alan epigraflardan ikisi Kurtlarla Koşan Kadınlar’dan alınmış.
Clarissa Pinkola Estes kadınların sezgilerini ve iç dünyalarını önemser ve kadın dayanışmasını savunur. Masal ve arketiplere gizlenmiş kadın düşmanlığını göstermekle yetinmez, kadınların safdillikten kurtulmalarını ister, çözüm yollarını gösterir. Kadınların her tür sömürüye ve tacize dur diyebilecek iradeye sahip olduklarını söyler. Toplumsal dayatmalar, mahalle baskısı ve aile kurumu tarafından tehdit ve cendere altında tutulan kadınlar kedere teşne, ağlak, özgüveni zedelenmiş, sürekli yakınan, depresyondan sıyrılamayan birer varlık haline bürünebilir. O kadınların ruhlarında meyvenin çekirdeği gibi bir güç gizlidir. Kendi doğasını fark eden kadın farklı yaşamları o çekirdekten yeşertebilir. Havva’nın Düşü’nü okuyan genç kadınlar Kurtlarla Koşan Kadınlar’a ulaşacaktır. Benzer deneyim ve sorunlarla didişen başka kadınlardan haberdar olmanın bir yolu da kadın yazarları okumaktan geçer.
Kız çocukları hayatta kalmayı ve büyümeyi başarıp yetişkin birer genç kadına dönüştüklerinde bu kez de farklı sorunlarla cebelleşirler. Arzuyu keşfedip cinselliği deneyimleyen genç kadınların beklentileri aşk ve tutku dolu sevişmelerken, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, istenmeyen gebelik, kürtaj gibi daima var olan, ancak yok sayılan sorunlar dikilir kadınların karşısına. Cinsel ilişki tek kişilik bir eylem değildir, ancak genç kadınlar doktor muayenehanelerinde, kürtaj masalarında, eczanelerde, gebelik testi olurken bir başınadır. Alaycı, iğneleyici, yargılayıcı söz ve bakışlara bir başına göğüs gerer. Erkek sahneden çekilmiştir. Genç kadının yanında en fazla, sırdaşı olan başka bir kadın vardır. Nefise Abalı öykülerinin dikkate değer yanlardan biri de konuşulması ve yazılması hâlâ zor sayılan bu konulara cesaretle yer vermiş olması. Kadın yazarların yazdıklarını ve yarattığı karakterleri kurgu olarak algılamak yerine yazarın başından geçmiş anılar gibi okumaya teşne bir kitle var. Bundan dolayı bazı kadınlar yazarken ince eleyip sık dokuyor ve netameli konulara girmekten kaçınıyor. Kadınların kendilerine uygulamak zorunda kaldığı otosansürün tartışılması ve aşılması edebiyatın hayatla örtüşen yanını güçlendirmek açısından çok önemli. Nefise Abalı’nın öykülerinin bu yanı da gözden kaçmamalı.
NOTLAR:
[1] Nefise Abalı, Havva’nın Düşü, Öteki Yayınevi, 2022.
[2] C. P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar, Ayrıntı Yayınları, 2012, çev. Hakan Atalay, s. 194.