Gündüz Apollon Gece Athena

Gündüz Apollon Gece Athena

EMİNE YILDIRIM

2024
1 saat sayfa

30 Nisan 2026

SİMAY DİNDAR

Emine Yıldırım’ın fantastik öğeler taşıyan 2024 yapımı ilk uzun metrajlı filmi Gündüz Apollon Gece Athena, Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaparak İstanbul ve Adana film festivallerinden bol ödülle döndü.

Film, yetimhanede büyüyen ve hayaletler görüp onlarla iletişim kurabilen Defne’nin hiç görmediği annesinin hayaletini aramak için Antalya’nın Side ilçesine gelmesiyle başlar. Defne, Side’de Apollon antik kentinde annesinin yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafıyla hayaletini aramaktadır. Bu arayış sırasında ona arafta kalmış hayaletler olan radikal solcu Hüseyin, seks işçisi Nazife ve Antik zamanlarda ölmüş ancak hayaleti hâlâ arafta olan Antik Hanım yardım etmektedir. Antik hanım o kadar eskiden ölmüştür ki kendi adını ve dilini unutmuştur. Bu nedenle Defne ona‘Antik Hanım’ der. Hayaletler Defne’ye annesini bulmada yardım ederken Defne de hayaletlere hayatlarında yarım kalmış işleri tamamlamada yardım eder. Yani hayaletler Defne’ye aynı zamanda etik bir görev yükleyen figürler olarakkarşımıza çıkarlar. Bu hayaletlerle birlikte fantastik bir türe evrilen film aslında Türkiye sinemasında çok karşımıza çıkmayan bir janr’dır. Türkiye’de fantastik özellikler taşıyan bir diğer film ise Atıf Yılmaz’ın 1986 yapımı AahBelinda filmidir. Belki de bu nedenle Gündüz Apollon Gece Athena’nın bir sahnesinde Aah Belinda filminden sesler duyulur.

Hayaletler aslında şehirde yaşıyor olmalarına rağmen görülmeyen insanlardır. Bu nedenle film hayaletleri doğaüstüvarlıklar olarak değil sosyal görünmezlik metaforu olarak kullanır. Bu bağlamda hayaletler belirli bir korkunun unsuru değildir. Aksine tarihsel olarak görünmezleşmiş bireylerin ve özellikle kadınların bastırılmış hikâyelerini temsil ederler. Burada karşımıza Derrida’nın ‘hauntology’ kavramı çıkar.

Derrida’nın Marx’ın Hayaletleri kitabında geliştirdiği hauntology (hayaletbilim) kavramı ingilizce ‘haunt’ (musallat olma, hayalet gibi dolaşmak) ve ‘ontology’ (varlıkbilimi) kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir. Yani bu kavram varlığın ve zamanın hayaletimsi kaygan bir şekilde ortaya çıkmasını ifade eder. Çünkü Derrida’ya göre geçmiş hiçbir zaman yok olmamıştır. Tıpkı hayaletler gibi bugün de etkisini sürdürür. Geçmişteki ideolojiler veya travmalar bugün hâlâ toplumda hayalet gibi dolaşır. Hayalet mevcudiyet ile namevcudiyet arasında salınır, zamanın düz çizgide ilerleyişini sekteye uğratır. Böylece mekânın, bakışın ve yaşamın sınırlarını alt üst eder. Hayalet bütün bunları yanlışgiden bir şeyler olduğunu haber vermek ve adaletin yerini bulmasını talep etmek için yapar. Bu nedenle hayaletlerekulak verilmelidir. Bu adaleti sağlamak da Defne’nin omuzlarına bindirilmiştir. Bu noktada ontology kavramını yapısökümüne uğratarak hauntology kavramını öneren Derrida, Marx’ın Hayaletleri’nde şunları yazar:

“Ruh ve hayalet ayrımı yapılamaz olduğunda, ruh hayalet olarak ete kemiğe bürünür, bedenlenir. Hayalet ruhun belirli bir görüngüsel ve tensel biçimi, beden oluşu, paradoksal bir bedenlenişidir.” (s. 23)

Bu bağlamda hayaletler bastırılmış geçmiş, unutulmuş kimlikleri temsil ediyor diyebiliriz. Ayrıca geçmişin sadece hayaletler vasıtasıyla hatırlanması ise akla Platon’un Menon diyaloğunu getirmektedir. Hatırlama sorunsalı ve erdemin ele alındığı kitapta Platon, hatırlamayı bilgiye ulaşmanın bir yolu olarak görür. Bilginin apriori bir şekilde ruhta örtük olarak bulunan kavram, düşünce ve ilkelerin hatırlanmasından ibaret olduğunu ileri sürer.

Filmde başkarakterin adının Defne olması tesadüf değildir. Mitolojide Zeus’un oğlu, ışık ve güneş tanrısı Apollon güzelliğiyle bilinen su perisi Daphne’ye Zeus’un oklarıyla âşık olmuştur. Ancak Daphne Apollon’u istemez ve ondan kaçar. Apollon onu kovalarken kurtulamayacağını anlayan Daphne Gaia’dan yardım ister ve kurtarılmayı diler. Bunun üzerine doğa ana Daphne’yi bir Defne ağacına dönüştürür. Ayrıca filmin Side’de geçmesiyle ilgili olarak yönetmen Emine Yıldırım verdiği bir röportajda şunları söylemiştir:

“Gider gitmez âşık oldum Side’ye. Çok ilginç, Türkiye’deki diğer antik kentler gibi kendi başına bir yer değil. İnsanlar yaşıyor orada hâlâ. Evler ve eski yapılar iç içe ve çok acayip bir yer, böyle garip bir hissiyatı var orada bulunmanın. Bir taraftan oraya gidince ilk hissim şu oldu: Ben ne kadar küçüğüm, kozmosta ne kadar önemsiz bir insanım, ama bu sorun değil. Orada güç buluyorsun o taşlardan ve tarihten. Ve şunu düşünüyorsun: İnsanlar bin yıllardır zaten neler neler yaşıyor ve zorlanıyor…”

Side’nin tarihi yapısı ve yaşanmışlığı filmin anlatmak istediğini de ortaya koymaktadır. Çünkü geçmiş ve bugün içe içedir. Filmde Defne’nin annesinin fotoğrafı ise Apollon antik kentindeki Defne ağacının önündedir. Apollon rasyonalitenin, gündüzün, güneşin, kehanetin tanrısıdır, Athena ise bilgeliğin, kadın zekâsının, direnişin ve savaşıntanrıçası. Bu nedenle Gündüz Apollon ile ilişkilendirilir. Gece de Athena ile ilişkilendirilmiştir. Çünkü düalist ögeler taşıyan film yaşam-ölüm, gündüz-gece gibi aslında biri olmadan diğerinin varlığının bulunmadığını gösterir niteliktedir.

Filmin ilerleyen bölümlerinde hayaletlerin yarım kalmış hayatlarının ortak özellikleri ortaya çıkar. Aslında hepsi yaşadığı dönemlerde dışlanmış ve toplum dışına itilmiştir. Hüseyin, 1993’te gözaltında polisler tarafından işkenceyle öldürülmüş ve kemiklerinin bile yerinin ailesine söylenmediği solcu bir Kürttür. Defne Cumartesi Anneleri’yle ilgili verilen haberde hâlâ Hüseyin’in annesinin oğlunun kemiklerini aradığını görür. Nazife, kızını korumak için kocasını öldürmüş bir seks işçisidir – ve kızı kendisine gösterilmez. Bu nedenle öldükten sonra kızıyla bağ kurmaya çalışır. Derrida’nın ‘differance’ kavramı burada değerlendirilebilir. Çünkü differance Fransızca difference (farklılık) vedefferal (erteleme) kelimelerinin birleştirilerek oluşturulmuş halidir. Yani Derrida bu iki kelimeyi yapısökümüne uğratarak birleştirmiştir. Burada amaç hem fark hem de erteleme anlamlarını tek bir kavramda birleştirmektir. Çünkü ona göre anlam tek başına yoktur. Başka kelimelere de bağlıdır ve sürekli ertelenir. Metinlerde gizli anlam, hayalet anlam vardır. Anlam hiçbir zaman tam olarak şimdide değildir, her zaman geçmiş ve geleceğin hayaletleriyle birliktevar olur. Hayaletler de ne tamamen vardır ne de tamamen yoktur. Anlam vardır ama sabit değildir. Ertelenir, hayalet gibi dolaşır. Hayaletler korku unsuru olmaktan ziyade bastırılmış ve susturulmuş hayatları temsil eder. Bu nedenle şimdiye müdahale ederek geleceği değiştirir. Differance’ın zaman anlayışı da bunun için vardır. Nazife hanım da kızının onun hakkındaki yanlış görüşlerini değiştirmek ve kendini affettirmek istemiştir. Antik hanım ise antikzamanda Apollon tapınağındaki bir rahibedir. Köle kızları kurban edilmekten kurtardığı için yakılarak öldürülmüştür. Defne hayaletlere söz verdiği gibi onların yarım kalan işlerini halletmeye başlar. Nazife ile kızının iletişim kurmasını sağlar, Hüseyin’in annesini bulmak için ona söz verir. Ve Antik rahibenin isteği üzerine söylediği yeri kazarak onunhikâyesini herkesin bilmesine yardımcı olur. Zaten feminist tarih aslında bir kazı çalışmasıdır. Luce Irigaray’ın belirttiği gibi ‘kadın tarihi çoğunlukla sessizlikle yazılmıştır.’

Filmin Apollon tapınağı, Side antik kenti gibi mekânlarda geçmesi bellek ve mekân kavramlarını düşünmemizi sağlar. Aslında bellek unutulmuş olanı geri çağırmak için değil, bastırılmış olanı görünür kılmak için çalışır. Çünkü AntikHanım hafızasını kaybetmiş bile olsa kazıda ortaya çıkan metinle birlikte gerçekler de gün yüzüne çıkar. Tarihenkazlarla dolu bir alandır. Lefevbre Mekânın Üretimi isimli kitabında bununla ilgili olarak şöyle der:

“Mekânsal istikrarın bozulduğu modernitede, mekândan koparılan zaman, modernitenin toplumsal mekânında kaybolmuştur; yalnızca ölçüm aletlerine kaydolur. Saatlerin böldüğü, hesapladığı ve kaydettiği zaman parçalanarak işlevselleşir, yaşanan zaman önemini yitirir.” (Lefebvre 2014, s. 120)

Çünkü gerçek tarihin, kolektif belleğin hegemonya altına alındığı bir yerde mekân da dönüştürülebilir.

Defne, annesinin hayaletini ararken aslında onun hiç ölmediğini ve Side’de rehberlik yaptığını görür. Annesiyle yüzleşen Defne, annesinin çocuğunu istemediğini öğrenir. Burada anneliği kutsal olarak kadına dayatılan bir roldençıkararak farklı annelik ve kadınlık biçimlerinin de olduğunu gösterir film bize. Ayrıca filmin kırılma noktalarından bir tanesi Defne’nin annesinin yaşadığını öğrendikten sonra her şeyden vazgeçip İstanbul’a geri dönmesidir. Çünkü Defnefilmin başlarında kendisiyle barışık olmayan, öfkeli ve gergin bir karakterdi. İstanbul’a geldiğinde kentin kaotik ve karışık durumu onu daha da dibe sürekler. Ancak televizyonda gördüğü Cumartesi Anneleriyle ilgili haberdeki faili meçhul kişilerden birinin kendi hayaletlerinden biri olan Hüseyin’in olmasını bir işaret olarak görüp Side’ye tekrar döner. Kendine, insanlara ve hayata karşı tutumunun değişmesiyle beraber yeni bir Defne olarak döndüğünde bu seferhayaletlerin yarım kalmış işlerini tamamlamaya karar verir ve artık bir amacı olan, mutlu, pozitif ve kendiyle barışık olarak bir karakter olarak karşımıza çıkar.

Filmin müziğini Barış Diri’ye ait. Aydın’da ismi Seikilos olan dünyanın en eski ikinci notalı ağıdı bir mezar taşı üzerinde bulunmuştur. Müzik bir adamın ölen karısına yazdığı bu ağıttan oluşturulmuştur.

Sonuç olarak filmdeki hayaletler bastırılmış bellek olarak karşımıza çıksa da filmin sonunda Hüseyin’in söylediği şu cümle aslında filmin yapılış amacını gösterir:

“Bizim gibiler her yerde, yeter ki hikâyemizi dinle.”

 

 

KAYNAKÇA 

  • Lefebvre, Henri. 2014. Mekânın Üretimi. Çeviren Işık Ergüden. İstanbul: Sel Yayıncılık. Platon. 2013. Menon. Çeviren Furkan Akderin. İstanbul: Say Yayınları.
  • Derrida, Jacques. 2007. Marx’ın Hayaletleri, Çev. Alp Tümertekin, İstanbul, Ayrıntı Yayınları.