Bir cinayetin temsili:

Gonzago’nun Öldürülüşü

Gonzago'nun Öldürülüşü

NEDYALKO YORDANOV

Moda Sahnesi
Esra Kızıldoğan, Barış Yıldız, Sedat Küçükay, Uluç Esen, Elif Gizem Aykul, Mehmet Tekatlı, Talha Kaya, Mehmet Solmaz, Hakan Kargidanoğlu, Sevgi Temel

çev. Hüseyin Mevsim

5 Şubat 2026

ABDULLAH EZİK

Bulgar oyun yazarı Nedyalko Yordanov’un çağdaş bir komedi oyunu olarak kurguladığı, kökünü Shakespeare’in Hamlet’inden alan Gonzago’nun Öldürülüşü (The Murder of Gonzago), Kemal Aydoğan’ın yönetmenliğinde Moda Sahnesi’nde izleyicilerle buluşuyor. Oyuncu kadrosunda Esra Kızıldoğan, Barış Yıldız, Sedat Küçükay, Uluç Esen, Elif Gizem Aykul, Mehmet Tekatlı, Talha Kaya, Mehmet Solmaz, Hakan Kargidanoğlu ve Sevgi Temel’in yer aldığı temsil; intikam, arzu, tereddüt ve adalet gibi kavramları yeniden tartışmaya açıyor.

Shakespeare’in Hamlet’inde kullandığı “oyun içinde oyun” geleneğinin çağdaş bir yeniden yorumu olarak ön plana çıkan ve klasik metnin bir uzantısı olarak beliren Gonzago’nun Öldürülüşü sadece dramatik bir yeniden sunum olarak değil, aynı zamanda iktidar, gözetim ve ihanet meselesini mizahi bir dille işin içerisine dahil eden bir temsil olarak dikkat çeker. Bu temel üzerine inşa edilen dramatik yapı ana izlekte Hamlet’in gelişim çizgisini takip ederken, klasik metne dair yeni bir yorumu da beraberinde getirir. Oyun salt bir metinlerarasılık üzerinden değil, aynı zamanda konuya dair yeni bir yaklaşım olarak da belirir.

Shakespeare’in Hamlet’indeki en önemli sahnelerden biri, Prens Hamlet’in amcası Claudius’a dair şüpheleri üzerine babasının öldürülüşüne dair bir temsili sahneye koymasıyla başlar. Bu temsil metne Gonzago’nun Öldürülüşü olarak girer ve Hamlet krala karşı düzenlediği bu oyunu babasının ölümünün gerçek nedenini açığa çıkarmak için bir deneme olarak kullanır. Hamlet’in bu planı yalnızca intikam duygusunun bir göstergesi olarak değil, aynı zamanda metnin sınırlarını sorgulayan metateatrik bir mekanizma olarak gelişir. Hamlet oyunculara bu oyunu sahnelemeleri için talimat verir ve metne bizzat kendisi birtakım eklemeler yapar. Amaç, gelişen olaylar karşısında amcası Claudius’un yüz ifadesini gözlemlemek ve bu yüz ifadesi aracılığıyla onun suçunu ispatlamak, en azından kendi için bir hükme varmaktır.

Shakespeare’in hükümler ve hükümsüzlükler arasında gidip gelen temsilini ve sonrasında yaşananları merkezine alan Nedyalko Yordanov da metninde benzer bir metaforik kullanım üzerinden hareket eder; ancak bu kullanım metni salt bir Shakespeare uyarlaması olmanın ötesine taşır. Oyun, seyyar bir tiyatro kumpanyasının saraya davet edilmesiyle başlar ve ritmi giderek artar. Aklını yitirdiği düşünülen Hamlet’in kafa dağıtması amacıyla saraya çağırılan bu tiyatro topluluğu; iflas etmiş, yerleşik tiyatrolarını kaybetmiş oyunculardan meydana gelir. Bir temsil için saraya davet edilen topluluk, bunu tekrar bir yerleşik tiyatroya sahip olmak ve ekonomik buhrandan kurtulmak için bir şans olarak niteler. Hamlet’in oyuna küçük bir ek yapmak istemesiyle devam eden süreç, saray hiyerarşisinin ve iktidar mekanizmalarının oyun kurgusuyla iç içe geçtiği bir trajikomediyi beraberinde getirir ve bu yeni oyunun hikâyesi şekillenmeye başlar.

Gonzago’nun Öldürülüşü sahnesi Hamlet’in dramatik yapısı içerisinde yer alan ve oyunun devamını şekillendirecek en önemli kırılma ânı olarak nitelendirilebilir. Bu sahne, Hamlet’in amcası Claudius’un babasını öldürdüğüne dair hayaletin ortaya koyduğu iddianın doğruluğunu test etmek amacıyla düzenlenmiş, böylelikle bir şüphenin gerçekliği tartışmaya açılmıştır. Hamlet bu sahneyi izlerken sürekli Claudius’un suçluluk belirtileri gösterip göstermediğine bakar. Kral sahnede temsil edilen olaydan rahatsız olur ve daha oyun devam ederken salonu terk eder. Onun bu davranışı Hamlet’i şüpheleri konusunda doğrular ve böylelikle yeni birtakım düşüncelerin de önü açılmış olur. Vesveseler yerini intikam duygusuna bırakır. Öte taraftan, bu yaklaşım dramatik olarak “temsil” ile “gerçek” arasındaki ilişkiyi sorgular. Shakespeare izleyiciyi metin içindeki metin ile dışındaki gerçeklik arasında eşsiz ve sonu gelmez bir sorgulama alanına davet eder. Bu yaklaşım, oyunu düzlemsel bir olay örgüsü etrafında şekillenen bir hikâyenin ötesine geçirerek ona yeni sorgu alanları vaat eder.

Yordanov da metninde benzer bir düşünce etrafında ilerler. Kralın tepkisi oyunun ilerleyişini belirler, ancak bu tepkiden doğan trajedi Shakespeare’deki kadar karanlık ve fatalist bir çizgide ilerlemez, daha çok hiciv unsurlarıyla beslenir. Seyyar tiyatro topluluğu kendi sanatını sürdürme umuduyla saraya geldiğinde, iktidarın gözetim ve çıkar ilişkileriyle girdikleri ilk temas oyunun kurgusal yapısına yansır. Bu yapı izleyiciyi hem karakterlerle hem de oyun içi oyunla yüzleştirir. Böylece seyirci hem metnin içine hem de metnin dışına, çok yönlü bir bakış için ayrıksı bir yere konumlanır. Kemal Aydoğan’ın sahnelemesinde her şeyin merkezde gerçekleşmesi ve izleyicilerin iki uca dağılması da her bakanın farklı bir noktayı görmesi ve oyunu tek bir düzlemden çıkarması bakımından özel bir tercihtir. Bu metateatrik yaklaşım da hem performansın hem de sosyal yapının eleştirel bir okumasını mümkün kılar.

Hamlet’in oyun içerisinde dile getirdiği “Oyun, kralın vicdanını yakalamaktır” (“The play’s the thing / Wherein I’ll catch the conscience of the King”) ifadesi, dramatik olarak oyunun işlevini ve karakterin motivasyonunu açıklayan en önemli cümlelerden biridir. Hamlet bu ifadeyle meta-dramatik bir strateji kullanarak, sahnede oluşturduğu temsilî gerçekliğin Claudius’un içsel gerçekliğini ortaya çıkaracağına inanır. Kralın hiçbir şey olmamış gibi oyunu takip ederken vuku bulan olaya karşı verdiği tepki Hamlet’i doğrular. Bu vesileyle gerçeklikle temsil meselesi iç içe geçerken, oyun içindeki en belirleyici an da yeni felaketleri peşi sıra sürükler. Bu dramatik mekanizma Yordanov’un metniyle birleştiğinde, izleyici için yeni bir okuma imkânını da beraberinde getirir.

Shakespeare eleştirisinde “oyun içinde oyun” yapısı meta-teatrallik olarak adlandırılır ve dramatik teoride önemli bir yere sahiptir. Shakespeare’in Hamlet’inde bu olay örgüsünü kontrol eden Hamlet’in fiili, onun hem düşünce hem de eylem arasındaki ikilemini temsil eder. Hamlet babasının ölümünün gerçek nedenini sadece hayaleti görerek değil, temsilî bir sahne aracılığıyla kanıtlamak ister; bu da sahne sahne ilerleyen düşünce yapısının dramatik çözümlemesi olarak gelişir. Gonzago’nun Öldürülüşü’nün bu yeni çağdaş uyarlamasındaysa dramatik temsil sadece bir suçun açığa çıkarılması için aracı değil, aynı zamanda sarayın iktidar mekanizmasının bir eleştirisi olur.

Yordanov, Shakespeare’in Hamlet’ini psikolojik bir gerilim hikâyesinden ziyade, izleyiciyi hem gülümseten hem de düşündüren bir hiciv aracına dönüştürür. Zira onun metninde oyuncular sadece suçu ortaya çıkarmakla kalmaz; aynı zamanda gizli gizli kapı dinlemeler, gözetim mekanizmaları ve sınıf ilişkileriyle sarayda başka türden sorunların da olduğunu görünür kılar. Ortada kralın öldürülmesi kadar, her yeri sarıp sarmalayan, kimseye özgünlük ve özerklik tanımayan bir sorun vardır. Güvenin, şefkatin, anlayışın olmadığı, hemen her şeyin güç ilişkileriyle şekillendiği, tekinsiz bir ortam. Yordanov bu yaklaşımla beraber Hamlet’i görünür metnin ötesine taşıyarak ele alır ve bu noktada oyun yalnızca Shakespeare’in trajik yapısının bir devamı olarak değil, aynı zamanda çağdaş toplum eleştirisinin sahne üzerindeki bir yankısı olarak belirir.

Yordanov’un metninde pastoral unsurlar, meta-tiyatro ve çağdaş mizah iç içe geçer. Seyyar tiyatro topluluğunun varoluşsal krizi yalnızca Shakespeare’in metinsel krizinin bir yansıması değil, aynı zamanda modern tiyatro endüstrisinin içerisinde bulunduğu ekonomik krizin ve kültürel üretim ilişkilerinin de eleştirisidir. Oyuncuların sarayın sunduğu fırsatla kendi hayatlarını yeniden kurma umudu çok geçmeden mizahi bir trajediye dönüşürken, sarayın iktidar yapısı onları hem kışkırtmakta hem de tüketmektedir. Bu sembolik ilişki de dramatik metne çok katmanlı bir okuma ekler.

Shakespeare’in metninde klasik trajedi ile meta-dramatik sorgu bir aradadır. Hamlet’in eylemsizliği intikam arzusuyla sağduyu arasına sıkışmış bir bireyin psikolojik portresini çizerken, aynı zamanda sahne üzerindeki faaliyetlerin gerçek dünyayı ne kadar temsil edebileceğini de sorgular. Gonzago’nun Öldürülüşü sahnesi bu sorgulamanın doruk noktasıdır, çünkü Hamlet kurgusal bir oyunu bir şüpheyi gidermek, oradaki sis perdesini aralamak için kullanır. Bu paradoks izleyiciye “temsil edilen gerçeklik” ile “gerçek gerçeklik” arasındaki farkın zaman zaman ne kadar bulanıklaşabileceğini düşündürür. Yordanov’un metninde bu metafor, çağdaş iktidar ilişkileri ve gözetim kültürü üzerinden ön plana çıkar; sahnedeki temsil ile sahne dışı gerçeklik arasındaki ilişki sadece dramatik bir motif değil, aynı zamanda politik bir alegoridir. Seyircinin burada oyun ve oyuncularla kurduğu ilişki yalnızca sahnede izlenen metne değil, sahne üzerindeki güç ilişkilerinin kendi yaşamındaki karşılıklarına da temas eder. Böylece izleyici metnin içine girer ve metin ile kendi gerçekliği arasındaki bağlantıyı sorgular.

Bu iki farklı metnin –Shakespeare’in klasik tragedya yapısıyla Yordanov’un çağdaş hicivselyeniden üretimi– bir araya gelmesi, tiyatronun neden her çağda yeniden okunması ve yeniden yorumlanması gerektiğini gösterir. Hamlet’in dramatik gücü, karakterlerin duygusal iç dünyalarından ziyade, sahne üzerindeki temsiliyetin temsil ettiği evrensel yapıdadır: Güç, suç, vicdan, eylem ve görünüş arasındaki uçurum. Yordanov’un eserindeyse bu yapı sahtecilik ve iktidar hiyerarşileri üzerinden yeniden yorumlanır; mizahi bir çerçevede modern toplumun ironik portresini çizer.

Kemal Aydoğan, Yordanov’un hiciv dolu metnini sahneye uyarlarken salt bir oyun üzerinden değil, bu oyunun algılanması ve deneyimlenmesi meselesi üzerinden de hareket eder. Hemen her şeyin sahnede olması, izleyicilerin olaylar kadar olayların arka planındaki meselelere dair de birtakım ipuçlarını takip edebilmesi, temsil meselesini alabildiğine tartışmaya açması bu anlamda oldukça kıymetlidir. Her bir oyunun bu anlamda üstlendiği rolü benimsemesi, rolün gerekliliklerini izleyicide şüphe bırakmadan yerine getirmesi bir bütün olarak Gonzago’nun Öldürülüşü’nü daha da anlamlı kılar. Üstelik gerçekle temsil arasındaki mesafenin giderek azaldığı/kısıldığı bu çağda/topraklarda bu oyun kendisine yeni anlamlar da üretir.