Goethe’nin aklı ve vicdanı

Goethe’nin İnfazı

VIKTOR GLASS

Türkiye İş Bankası Yayınları
2023
208 sayfa

çav. Regaip Minareci

14 Aralık 2023

AYNUR KULAK

Alman filozof Nietzsche, Alman şair ve yazar Goethe için “Alman ırkının son saf Almanı” tespitinde bulunmuş. Bu büyük yazarın tüm eserlerinden çok etkilendiği kesin. Goethe’nin ömrüne yayılan, yazmaya 21 yaşında başlayıp 83 yaşında bitirdiği Faust’u ele aldığımızda ne kadar büyük bir düşünce adamıyla karşı karşıya olduğumuzu görebiliyoruz. Goethe’nin İnfazı’nı Goethe’nin damgasını vuracağı bir roman olarak okumaya başladım bu sebeplerden. Ki öyle, kesinlikle damgasını vuruyor. O olmasaydı gerçek kişilere ve gerçekten yaşanmış olaylara dayanan bu romanı okumamış olacaktık. Arşivciliği ve biyografi yazarlığını çok seven Glass iyi ki Goethe biyografisiyle ilgili merak ettiklerini bir edebiyat kurgusu olarak bizlerle paylaşıyor.

Goethe’nin İnfazı yazılmamış olsaydı Goethe’yi yine tanıyacaktık elbet. Burada önemli olan Johanna Catharina Höhn’nü tanımak. Aynı Goethe gibi gerçekten var olmuş, 1783 yılına kadar gerçekten yaşamış bir besleme hizmetçi kendisi. 1920 yılı itibariyle Goethe’nin resmî bilgileri açılmaya ve paylaşılmaya başlanmasaydı eğer Johanna’yı hiç tanıyamayacaktık. Bu tarih itibariyle tarihçiler, arşivciler, biyografi yazarları tarafından ulaşılmaya başlanan bilgilerde 1783 kışında yankı bulan trajik bir davanın belgelerine ulaşamayacaktık. Almanya’da başlayan bu davanın zaman ilerledikçe Avrupa’yı da kapsayacak şekilde o zamana kadar süregelen siyasi, hukuksal, toplumsal, ahlaki ve kültürel yapıyı değiştirdiğini bilemeyecektik. Kadın haklarının ve kadın özgürlüğünü kapsayan hukuksal alt yapının Johanna Catharina Höhn davası ile kafalarda ve vicdanlarda şekillenmeye başladığından habersiz olacaktık.

Goethe’nin aynı zamanda sözü geçen, sözüne güvenilen bir siyasetçi, bir doğabilimci, zoolog ve bir anatomi uzmanı (insanın üst çene kemiğine dair önemli araştırmaları var) olduğunu onun biyografisini iyice araştıranlar bilir elbet. Viktor Glass bunlardan biri. Glass’ın farkı şu: 1783 yılında yaşanan, bizi okumaya başladığımız anda darmadağın eden bu hikâyeyi, ulaşılan gerçek dava dosyaları ışığında bir kurgu roman olarak bize sunması. Belgeleri okuduktan sonra sadece bu olay ışığında Goethe’ye dair bir biyografi de kaleme alabilirdi. Bunu yapmamasının sebebi, Johanna Catharina Höhn üzerinden yaşanan olayın, özellikle Avrupa’da sonraki dönemlerde yaşanacak siyasal-toplumsal ve kültürel olaylara olan etkisini göstermek. Bazı kişisel takıntıların güzelliği burada işte. Aynı Faust’un yazımının 83 yaşına kadar sürmesi gibi. Ya da Reiner Stach’ın Kafka takıntısı gibi.

Olay 1783 kışında Weimar – Eisenach Saksonya Dükalığı’nda yaşanır.

Genç Johanna Catharina Höhn, Weimar’daki bir değirmende hizmetçidir. En ağır işleri yapmasına, donmuş nehirden su almaya gitmesine, çoğu zaman aç olmasına rağmen sızlayan bedeni anlamadığı bir şekilde her geçen gün büyümeye devam etmektedir. Hamile olduğunu değirmencinin karısı ona dayak atarken fark eder. Bebeğin babası değirmenci kadının tecavüzcü kocasıdır. Doğuma neredeyse haftalar kalmıştır ve etrafındaki herkes tarafından dışlanan Johanna gayri meşru çocuğunu eline kör bir bıçak verilerek yalnız doğurmaya mahkûm edilir. Bebeğinin göbek bağını kesmesi için bir bıçakla bırakıldığı köşede, açlık sınırında bir lohusa olarak kendinden geçer. Uyandığında bebeğini yanı başında ölü bulur.

Goethe Kasım 1775’te, yaşanan bu olaydan sekiz yıl önce Weimar’a gelir. 26 yaşındadır. Saksonya Büyük Dükalığı’nın başkentine davetli, Avrupa çapında ünlü bir yazardır. Genç Werther’in Acıları elden ele gezmekte, okuyanları intihara sürükleyecek kadar etkilemektedir. Önceleri sadece Dük’ün en yakın dostu ve gizli danışmanıyken, zaman ilerledikçe prensliğin maliyesinden sorumlu biri olacaktır. Soyluluk mertebesine de yükseltilmiştir. Dük, prensliği yönetme konusunda doğrudan yardımını ister. Goethe birtakım talepler sonrası Dük’le birlikte prenslikteki sorunları birebir görmek için bir yolculuğa çıkar. Madencilik komisyonu, yeni yolların inşası, ordunun güçlendirilmesiyle ilgili bir komisyonun kurulması konusunda atılımda bulunmak için kararlar verirler. 1815’te Düklük dağılana kadar hem çok yakın arkadaş olarak kalırlar hem de devlet işlerini beraber yönetirler. Fakat tüm bunlar olurken aşağı değirmende feci bir olay yaşanmıştır. Hukuk, adalet, sosyal düzen ve gelecek yüzyıllarda Avrupa medeniyetinin şekillenmesi için gerçekleştirilen reformlar adına yaşanan bu feci olayın belirleyici olacağı ve bu olayın aynı zamanda Goethe ve Dük arasında bir gerginliğe sebebiyet vereceği kimsenin aklına gelebilecek bir şey değildir.

“Tüm Alman prensliklerinde ve tüm Avrupa’da şu sıralar aynı sorunların tartışılıyor olması, yeni bir çağın habercisiydi. İnsanlar her yerde bu yeni dönemi beklerken, kimileri de daha başlamadan yerden yere vuruyorlardı. Yeni bir düşünce biçimi, aslında ondan en çok yararlanacak olanlardan tepki görüyordu. Gelenek ve göreneklerine en çok tutunan sade vatandaştı. Orada, Weimar’da görüşler çok katıydı, Goethe’nin ileri görüşlü olarak değerlendirdiği kıvrak düşünce yapısına sahip insanlar bile, konu kilisenin öğretisi ve gelenekleri olunca, kendilerini kapatıyordu.” (s. 113)

Johanna Catharina Höhn davasının Saksonya Dükalığı’nda bebek öldürme cezasında reform yapılmasına ilişkin tartışmanın odak noktası olmasının sebebi, o dönemde hizmetçi kızların patronları ya da diğer erkeklerin tecavüzüne uğrayıp hamile kalmaları çok yaygın bir olayken ve bu hizmetçiler bebekleriyle birlikte yaşamlarını sürdüremeyecek, iş bulamayacak, toplumdan dışlanacak noktaya geldiklerinden çözüm olarak çocuklarını öldürmeyi seçmek zorunda kalmalarının artık Dükalık tarafından, –içerden Goethe’nin ciddi baskısıyla elbet– değiştirilmek istenmesi. Böyle bir girişim ilk başta siyasi erk tarafından ve hemen ardından da kilise tarafından elbet, şiddetle reddedilir. Eğer Höhn’ün yaşamasına izin verilirse, toplumda otoritenin ve hukukun bir daha tanınmayacağı ve kontrol edilemez hale gelen toplumun uçuruma sürükleneceği savunulur. Sadece kadınların günah keçisi olduğu bir toplum yapısında yapılacak olan yeniliklerin kimlerin rahatını bozacağını Goethe çok iyi bilmektedir.

Johann Volfgang von Goethe.
Stieler, 1828.

Tüm bu ayrıntılar göz önünde bulundurularak kitapta yer alan Giriş kısmının kitap biter bitmez dönülüp yeniden okunması gerekiyor. Bir infaz yaşanmış ve infaz sonrası canlı-kanlı bir anatomi dersi verilmekte. Son derece önyargılarla dolu bir anatomi dersi bu. Sonuçta bilimin netliğiyle önümüzde duran kadavraya göre yorumlarda bulunuluyor elbette . Fakat hikâyenin başından sonuna işlenen ve her iki taraf için de tüm çıplaklığıyla anlatılan sınıf farkı hikâyenin hiç de göründüğü gibi olmadığını, önyargıların insanları –hukuk, adalet ve toplum düzeni bahanesiyle– nasıl acımasız bir sona götürdüğü metnin en önemli meselesi olarak karşımıza çıkıyor. Viktor Glass bu farkı ve önyargıları net bir şekilde görebilmemiz için bölüm bölüm ayırdığı hikâyede yaşanan her anı zıddıyla berber sunuyor bize. Bir tarafta hamile haliyle aç bırakılmış bir kadına dayak atılırken, hemen akabindeki sahnede yardımcılığını yaptığı Weimar Dükü ve Goethe’nin nefis yemeklerle donatılmış masada toplumsal sınıflar, disiplin, düzen, ahlak konusunda konuştuklarını görüyoruz. Yazar bizi sınıf farkları, sosyal yapı, vicdanın tahayyül edebileceği en üst noktada insani faktörlerin tamamıyla yüz yüze getiriyor böylelikle.

Johanna’ya tüm yapılan haksızlıklara rağmen verilen idam kararı sonrası şu paragrafı yazıyor Viktor Glass:

“Alt tabaka heyecanla bir gösteri bekliyordu, orta tabaka ve eğitimli kesim karara kuşkuyla bakıyordu, makam sahipleri hukukun ve düzenin, din adamları ise ahlakın tehlikeye düştüğü görüşündeydi.”

Romana ilişkin önemli diğer nokta da, klasik dönemde geçen, klasik bir roman okuyormuşuz hissiyatı yaratan böyle bir hikâyenin aynı zamanda çağdaş bir metin olarak yazılma başarısı. Yazarın birçok yerde uzun uzadıya anlatıma girmeden, son derece çağdaş bir metin önümüze koyması ama klasik bir eser okuyormuşuz tadını verebilmesi gerçekten de dönemler, türler ve anlatım seçenekleri üzerine düşünmemizi gerektiriyor.

Eserlerine, siyasetteki yerine, bilime olan düşkünlüğüne, doğaya, hayvanlara ve insana dair tüm merakları çerçevesinde geriye bıraktıklarına baktığımızda Goethe gerçekten Alman ırkının son saf Almanı olabilir. Sonrasında Nietzsche var gerçi, bu sözü söyleyen kişi olarak... Goethe olmasaydı Johanna Catharina Höhn’ün hikâyesini okuyabilir miydik? Genç Werther’in Acıları’nı ve Faust’u okuyabilir miydik?