Paris Yayınları’ndan çıkan ve son dönemin en çok konuşulan eserlerinden biri olan Etrüsk Gülümsemesi, hem edebî değeri hem de insanı derinden etkileyen anlatımıyla dikkat çekiyor. İspanyol yazar José Luis Sampedro’nın en tanınmış romanlarından biri olan Etrüsk Gülümsemesi, İspanya’da edebiyat çevreleri tarafından çok beğenilmiş ve yazarın kariyerine verilen değerin bir göstergesi olarak 2011 yılında İspanya Ulusal Edebiyat Ödülü (Nacional de las Letras Españolas) gibi önemli bir ödüle layık görülmüş.
Eser, hayatının son demlerindeki bir insanın duygu dünyasını, sevgi bağlarını ve ölümle yüzleşmesini işleyen evrensel temalarıyla öne çıkarır. Sampedro bu romanında dramatik bir dilden ziyade yalın, içten ve insanın kalbine dokunan bir üslup kullanır; bu yönüyle eser, “sade ama yoğun” bir hazine olarak tanımlanabilir. Roman boyunca karakterlerin içsel yolculukları büyük bir incelikle işlenir.
1917 yılında Barcelona’da doğan Sampedro, yalnızca edebiyatçı kimliğiyle değil, aynı zamanda ekonomist ve düşünür yönüyle de tanınan bir isimdir. Akademik kariyeri boyunca insanı merkeze alan yaklaşımı eserlerine güçlü biçimde yansımıştır. Yaşam, ölüm, yaşlılık, aidiyet ve insan ilişkileri gibi temaları işlerken didaktik bir çizgiye düşmeden, sade ama derinlikli bir anlatım kurmayı başarır.
Romanın merkezinde yer alan Salvatore Roncone, kanser nedeniyle ölüme mahkûm, huysuz ve yaşlı bir köylüdür. Hayatı boyunca ne Almanlara karşı verdiği savaş ne sayısız aşk macerası ne de komşusu Cantanotte ile bitmek bilmeyen çekişmeleri onu yıpratabilmiştir; aksine bu deneyimler karakterini daha sert, dirençli hale getirmiştir. Ancak artık yaşamının son evresinde, oğlu Renato ve gelini Andrea’nın yanına, kendini bir yabancı olarak hissettiği modern Milano’ya taşınmak zorunda kalır. Bu yeni çevre; steril düzeni, hızla akan yaşamı ve mesafeli insan ilişkileriyle Salvatore için başlı başına bir sınavdır.
Tam da bu noktada, Salvatore’nin hayatı beklenmedik bir karşılaşmayla değişir: On üç aylık torunu Brunettino. Bu küçük çocuk, Salvatore’de varlığından bile haberdar olmadığı şefkati ortaya çıkarır. Torunuyla kurduğu bağ, onun geçmişine, anılarına ve bastırdığı duygularına yeniden bakmasını sağlar. Yaşamının son döneminde, geçmişle hesaplaşırken aynı zamanda bugünü yeniden anlamlandırır. Parkta tesadüfen tanıştığı Hortensia Hanım ile kurduğu ilişki ise bu dönüşümü daha da derinleştirir; aşkın yalnızca gençliğe ait olmadığını, yaşamın son döneminde de anlam kazanabileceğini gösterir.
Kitaba adını veren Etrüskler, romanın felsefi arka planını güçlendiren bir simge olarak karşımıza çıkar. Etrüsklerin gülümsemesi, yaşamı ve ölümü birlikte kavrayabilen bir bilgelik halini temsil eder. Hayata karşı farkındalık geliştiren, sonu kabullenen ve buna rağmen yaşamayı sürdüren bir yaklaşımdır bu. Roman boyunca bu sembol, Salvatore’nin içsel dönüşümüyle paralel dönüşür.
Uluslararası okur yorumlarında ve eleştirilerde eser, genellikle “ölümle yüzleşirken yaşamı yücelten”, “duygusallığa kapılmadan derinlik kurabilen” ve “insanın iç dünyasına zarif bir şekilde dokunan” bir roman olarak değerlendirilir. Sampedro’nun anlatımındaki denge, eserin melodramatik bir çizgiye kaymasını engellerken, karakterlerin içsel gerçekliğini ön plana çıkarır.
Anlatının en güçlü taraflarından biri, gündelik hayatın içinden beslenen sade olayların, karakterin iç dünyasında büyük dönüşümlere kapı aralamasıdır. Küçük anların, bakışların, sessizliklerin ve temasların metindeki duygusal derinliği nasıl kurduğunu görmek mümkündür. Bu açıdan eser, okura yalnızca bir hikâye sunmakla kalmaz; aynı zamanda yaşamın kırılganlığına, ilişkilerin değerine ve zamanın geri alınamaz akışına dair düşünsel bir zemin de açar.
Tüm bu yönleriyle Etrüsk Gülümsemesi, yalnızca bir yaşlılık anlatısı değil; bağ kurmanın, hatırlamanın ve sevmenin hayatın her döneminde mümkün olduğunu gösteren güçlü bir roman. Kolay ya da konforlu olduğu için değil, okura zaman zaman unuttuğu gerçekleri hatırlattığı için etkileyici bir okuma deneyimi sunuyor. Sarılma hissi veren, insana bir şeyler öğreten ve insan olmanın anlamını selamlayan bu roman, geniş bir okur kitlesine hitap ediyor.
Film uyarlaması da eserin etkisini farklı bir mecraya taşıyor. The Etruscan Smile adıyla beyazperdeye uyarlanan hikâye, başrolde Brian Cox olmak üzere JJ Feild, Thora Birch ve Rosanna Arquette gibi güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Film, kitabın duygusal derinliğini büyük ölçüde korumayı başarıyor ve özellikle karakterlerin iç dünyasını yansıtma konusunda etkileyici bir iş çıkarıyor. Yine de her zaman olduğu gibi, romanın sunduğu detay zenginliği ve karakterlerin katmanlı yapısı filmde daha sınırlı kalıyor. Bu nedenle film, hikâyeyi görsel olarak deneyimlemek isteyenler için güçlü bir alternatif sunarken, kitabın yerini tamamen dolduramıyor. Ayrıca filmi olan kitapları okumayı sevenleri de unutmayalım.
Kitabın Türkçeye kazandırılmasında emeği geçen tüm Paris Yayınları ekibine ve akıcı çevirisiyle katkı sunan Karakaş’a teşekkür ederim.