Queer yahut şiirde devrim

Bu Senin Devrimin

OKAN YILMAZ

Everest Yayınları
Ekim 2021
80 sayfa

6 Aralık 2021

"Geçtiğimiz eylül ayında Everest Yayınları etiketiyle okurlarla buluşan bu senin devrimin, Okan Yılmaz’ın ikinci şiir kitabı. Şiirleri Varlık, kitap-lık, yasakmeyve, yeni e gibi dergilerde yayımlanan Yılmaz, kitaba 2013’te hayatını kaybeden queer teorisyen José Esteban Muñoz’dan bir alıntıyla başlıyor. Burada Muñoz’un yaptığı tanımla, en az şiir kadar açık uçlu, ele avuca sığmayan başka bir kavramla daha karşılaşıyoruz: queer."

BURAK AKBALIK

Edebiyat ders kitaplarında her edebi tür için bir tanım bulunur. Roman, öykü, masal, vb. türlerin tanımları belli oranda doğru olsa da, şiirde durum pek böyle değildir. Şiir çoğu zaman verili tanımları yıkan, değiştiren, yapıbozuma uğratan bir tür olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla şiir yazmanın ve şiir hakkında yazmanın zorluğu tam olarak burada ortaya çıkar. Şiir bir “tür” olarak oldukça değişkendir; kendini yeniler, öncüllerini inkâr eder, bazı anlayışları sahiplenir, bazılarınaysa karşı çıkar. Kısacası, “Her çağ kendi şiirini yaratır. Başka bir deyişle, şiir de gelişir, değişir. Ancak şiirin, dil içinde özel bir dil olduğu gerçeği değişmemiştir.”[1]

Geçtiğimiz eylül ayında Everest Yayınları etiketiyle okurlarla buluşan bu senin devrimin, Okan Yılmaz’ın ikinci şiir kitabı. Şiirleri Varlık, kitap-lık, yasakmeyve, yeni e gibi dergilerde yayımlanan Yılmaz, kitaba 2013’te hayatını kaybeden queer teorisyen José Esteban Muñoz’dan bir alıntıyla başlıyor. Burada Muñoz’un yaptığı tanımla, en az şiir kadar açık uçlu, ele avuca sığmayan başka bir kavramla daha karşılaşıyoruz: queer. Muñoz’un tanımını kabaca aktarırsak, queer tam anlamıyla ulaşılamayacak bir ideal olarak mevcuttur. Dolayısıyla queer devrim de tek bir moment olarak değil, bir süreç olarak işler. Şiir gibi queer de yenilenen ve değişen yapılara sahiptir, hatta onu ‘yapı’ olarak adlandırmak bile sorunludur. Ancak queer’e ulaşamasak bile onu ufukta hissederiz. Bu tanımdan yola çıkılarak queer şiir de benzer biçimde, tamamen ulaşılamayan ancak ufukta hissedilebilen bir ideal olarak tanımlanabilir. İki ele avuca sığmaz sözcüğün bir araya gelmesiyle, ele avuca sığmazlığın belki de en uç noktası elde edilmiş olur böylece.

Kitap bişnev şiiriyle başlıyor, tıpkı Mevlana’nın Mesnevi’sindeki gibi şair okuyucuyu “dinle” diyerek karşılıyor ve,

kim avcı kim avdı

burada

            yalnızca ben bildim” (s. 14)

dizeleriyle noktalanıyor şiir. Bu son dizelere queer açıdan bakarsak, bir müphemlik, yapıbozuma uğratılmış kimlikler ve karmaşa içindeki ikilikler ortaya çıkar. Ayrıca aynı şiirdeki öpüşmeler, yakalanmalar, inkârlar, arsız sesler, örtbas gibi kelime seçimleriyle şairin, muhafazakâr çevrelerce sapkınlık olarak görülen eşcinsel arzu ve cinselliğe göndermelerde bulunduğunu söyleyebiliriz. Yukarıdaki dizelerin benzerlerine kitabın sonlarına doğru “ölmeye semah” şiirinde de rastlıyoruz:

inledi

            avcı kimdi

            avlanan kim

            katil kimdi

            katledilen kim” (s. 70)

Kitaptaki ikinci şiir olan telef’te bir başkaldırı, bir sorgu havası hâkim. Tanrıdan hesap sorarken, aynı zamanda onu öldürüp kendini onun yerine koyuşu da görüyoruz. Tıpkı Nietzsche’nin tepkisel (nihilist) insanı gibi… Söz konusu tepkisel insan, Deleuze’ün adlandırdığı biçimiyle olumsuz nihilizmin aksine, bu dünyada var olmayan üstün değerlerin savunusu için bu dünyayı yadsımaz, üstün değerleri de, bu dünya dahil her şeyi de yadsır: “Böylece, nihilist, Tanrı’yı, iyiyi, hatta doğruyu, duyu-üstünün bütün biçimlerini yadsır”.[2] Bu tepkisel nihilizm şiirdeki şu dizelerde kendini göstermektedir:

            öyle sade ve afili ben öyle yazacaktım

            yeniden yaratacaktım insanları kuşların dilindeki ayetlerle

            su içip göğe bakacaktım kırk ayrı memlekette

            şükür sanacaktı sevgili bunak kullarım bunu” (s. 15)

Aynı şiirin sonlarına doğruysa, marjinal ilan edilmiş kimliklere, yani queer’liğe dair dizelere rastlıyoruz:

            soracaktım KENDİ OLANLARA – İĞRENENLERE – UTA-

            NANLARA – ÜTOPYALARA – CİNSİYLE – VE YETMEZ

            – BEDENİYLE BELALI OLANLARA – DELİLERE – MÜP-

            HEMLERE – HAYVANLARA – soracaktım allaha

            evet buraya ALLAH yazacaktım” (s. 20)

Cinsiyle ve bedeniyle belalı olmak, cinsiyet disforisi kavramını (gender dysphoria) akla getirmekte. Cinsiyet disforisi kavramı kişi kendisini atanmış cinsiyet kimliğinde (gender assigned at birth) rahat hissetmediğinde ortaya çıkan bir şey ve queer’liğe dair diye bahsettiğim kısım burası. Ayrıca aynı dizelerde yer alan müphemlik de queer kavramını imleyen bir şey olarak ele alınabilir. Yani şairin bir anlamda –atanmış– cinsiyet ve bedenin normatifliğine karşı haykırışına tanık oluyoruz.

süt kesiği adlı şiirde aile kavramının sorunsallaştırıldığı söylenebilir. Burada patriyarkal aile sistemine eleştiriler mevcut ve kadınların bu patriyarkal aile içinde ezilmişliği ortaya konuyor:

kucağına oğlan konsa da alnında kadın oluşun kara yazısı

annem yanıma geldi: ilk göz ağrısından” (s. 29)

süt kesiği şiirinin son dizesinde geçen “al bu bıçaklar” cümlesi, sıradaki şiirin adı olarak karşımıza çıkıyor. Aslında kitabın içindeki çoğu şiir başlığı, şiirlerde geçen dizelerden türetilmiş. Bu, kitapla ilgili bütünlüklü bir okuma yapmayı kolaylaştırdığı gibi, kitabın seçme şiirlerden oluşmadığı ve elimizdeki kitabın birlikte ele alınabilecek bir şiir toplamı olduğu kanaatini kuvvetlendirir.

al bu bıçaklar”da da aileyle ilgili imgeler yoğun biçimde ele alınmış. Şiirdeki şu dizeler bu durumun en net örneklerinden:

kendimi tanırken anne karnında ve kısa baba hükmünde ve

gamsız

reddederken memeyi kalçayı lastik çorapları rahmi danteli ve

dahi kanseri (s. 29)

(…)

aslında ben

hayır çünkü ben

sevişmenin mübah sayıldığı aşklarda haramın helal kılındığı

saflarda kâğıtlarda mürekkepte

kirli ak hep mi kara

 

ben: evlat olmuş sarmaşık doğduğu evi boğmaya” (s. 30)

Burada önceki şiirde olduğu gibi kadın oluş hakkında imgeler mevcut. Bu bağlamda dayatılanı kabullenmeme ve karşı koyuş, queer bir tutum olarak değerlendirmeli. Yine bu noktada cinselliğin olumlu olarak imlenişine ve yasaklanışın yapıbozuma uğratılışına (haram-helal karşıtlığı yoluyla) tanık oluyoruz.

Özetle Okan Yılmaz, bu senin devrimin’le farklılığın, marjinalleştirilmişlerin sesini duyuran şiirler kaleme almış ve bunu güçlü imgeleriyle okuyucuya geçirmeyi amaçlamış; queer’in ve şiirin müphem oluşunu göz önüne alarak, şairin bu çağın şiirini yazdığını söyleyebiliriz.

 


[1] Emin Özdemir, Yazınsal Türler, Ankara: Bilgi Yayınları, 1999, s. 54.

[2] Gilles Deleuze, Nietzsche ve Felsefe, çev. Ferhat Taylan, İstanbul: Norgunk Yayınları, 2016, s. 181.