Kurbanlar ancak yer değiştirir:

Galeano’da yazmak ve hatırlamak

Biz Hayır Diyoruz

EDUARDO GALEANO

Metis Yayınları
Mart 2008
200 sayfa

çev. Bülent Kale

2 Nisan 2026

MESUT BARIŞ ÖVÜN

I.

Küba, Başkan Bush tarafından üzerine gidilen ülkeler avında bir sonraki av mı olacak?”

Galeano bu cümleyi 2003’te yazmış. Benzer kaygılar Venezuela “vakasının” ardından sıklıkla dile getirildi ve şimdi ABD’nin İran’a da saldırmasıyla durum yeni bir boyut kazandı. Tarih hızla değişirken; aynı soru, aynı iştahla her yerde soruluyor. Bir sonraki av hangi ülke? Panama? Kolombiya? Meksika? Başkan Trump dünya haritasını önüne çekip, “o lider kötü”, “bu iyi”, “öbürü yönetemiyor” diyerek kendine göre payeler dağıtmaya devam ediyor. Bilindiği gibi, kendisinin freni ve filtresi yok. Galeano’nun makalesi, diğer pek çok yazısı gibi, Amerikan kıyıcılığının sınırsızlığını gözler önüne seriyor. Günümüzde bu kıyıcılık çok daha aşikâr; maske takmaya gerek duymuyor ve pek aklı başında olmayan bir adamın iki dudağı arasından çıkan sözler her gün gazete manşetlerini süslüyor.

II.

Biz Hayır Diyoruz adlı seçkiyi karıştırırken, bir makalede daha önce herhangi bir işaret koymadığım, on satırlık bir fragman dikkatimi çekti. Sebebi şu yukarıda alıntıladığım cümle. Bu sözleri bugün çıkmış bir gazetede ya da bir-iki saat önce yayına giren bir internet sitesinde de okumuş olabilirsiniz. Bir şeylerin bu kadar aynı kalması hayret verici elbette ama buna artık şaşırmıyorum. Yazı denen sanat formunun gücü üzerine düşünüyorum. Bir iletişim aracı olarak harfler ve sözcükler durumu tespit edip kayda geçiriyorlar. Yaklaşık yirmi beş yıl önce yazılmış bir makale bugünümüzü de tarif ediyor.

Galeano sık sık edebiyatçıların, yazı insanlarının belleğe, daha doğrusu hatırlamaya hizmet etmesi gerektiğini yazdı. Bahsettiğim on satırlık fragmanda kompakt bir özet ve dikkat çeken öngörüler okuyorum ve Yazı’nın zaten bildiğim önemine bir kez daha ikna oluyorum. Büyük yazarın edebiyatçı refleksleri ve gazetecilikten geçmişinden gelen net ifade gücü, yazdıklarını kalıcı kılıyor.

III.

Makalenin ismi “Küba Ağrıyor”. Bahsettiğim kısa bölümde Galeano, Donald Rumsfeld’in bir sözünü alıntılarken, onu, “Savunma ya da daha doğrusu Saldırı Bakanı” diye tanımlıyor. Bu Orwell’ce yaklaşım, bugün Trump’ın sözlerinde retorik olarak da olsa gerçeğe yaklaşıyor. Meğer 1947’ye kadar kurumun adı zaten Savaş Bakanlığı ya da Savaş Departmanı imiş! Trump, şimdi o günlere gönderme yaparak, belki hâlâ böyle söylemeliyiz minvalinde açıklamalar yapıyor. Şüphesiz, Trump’ın bu sözleri eylemiyle de uyumlu.

Savaş bazen haklı gerekçelere dayanır; kurtuluş savaşları mesela böyledir. Bu yüzden, Galeano’nun Saldırı Bakanlığı ifadesi bana çok daha yerinde görünüyor. Yıllar geçiyor ve kurmaca yoluyla ele alınan ya da bir makaleyle öne sürülen fikirler yeni moda lider tipi sayesinde hayatımızın somut bir parçasına dönüşüyor. Henüz bu konuda bir kararname ya da yasa yok ama Donald Trump’ın söz konusu kurumun adını yakında Savaş Bakanlığı’na çevirmeyeceğinin de bir garantisi yok. Aslında bunun bir önemi olduğunu da sanmıyorum. Shakespeare’e atıfla söyleyecek olursak; bir isim nedir ki? Bir füzenin adı değişse, yarattığı yıkım daha az olmaz.

IV.

Bazı şeyler hiç değişmiyor. Bazı şeylerse hızla değişiyor. Tarihin papatya falı mı demeli? Değişiyor! Değişmiyor! Bilindiği gibi dünya pastası artık çok daha küçük ama gezegende daha fazla insan yaşıyor. Lakin kaynakları ele geçirme arzusu ve güçlü olanın ezici baskısı hâlâ aynı. Belki kullanılan yöntemlerde bir miktar revizyona gidiliyor.

Esas olarak mağdurlar da çok değişmiyor. Birleşik Devletler on yıllardır Güney Amerika ile uğraşıyor. Venezuela, Şili, Arjantin ya da Kolombiya. Kurbanların sırasını belirleyen şey, o ülkede filizlenen kamulaştırma hamleleri ya da bağımsızlık hareketlerinin kazandığı ivme. Ama kesik damarlar sadece Güney Amerika’da değil. Batı dünyası –kendilerini tarif etme biçimleriyle “Gelişmiş Devletler”– dünyanın başka yerlerinde de rejimleri belirliyor; iç pazarları ele geçirmek, piyasa ve madenler üzerine söz sahibi olmak bugün tarihteki herhangi bir dönemden daha önemli. Arada, olan sivil halklara oluyor. Kongo’da, Filistin’de, Vietnam’da, İran’da, Irak’ta veya Suriye’de... Sıralama bazen değişiyor ama kurbanlar kurban olmaya devam ediyorlar.

Eduardo Galeano

V.

Evrensel atış taliminin kurbanlarını seçen makinecikler olan tehlikemetre ve suçmetre daha çok Suriye’yi gösteriyormuş gibi görünüyor.”

2003’te yazılan bu makalenin andığım bölümü böyle bitiyor. İşaretleri iyi gören Uruguaylı bir yazar tarafından yirmi yıl önce işaret edilen istikamet bugün tüm haber kanallarımızı dolduruyor. Öngörülerdeki derinlik ve tespitlerdeki vuruculuk hayranlık verici. Biz de burada her akşam televizyonlarımızda uzmanmış gibi yapan, eli çubuklu ve çocuksu gazetecileri izliyoruz. Ne günlere kaldık diye düşünerek.

VI.

Bir zamanlar Eduardo Galeano’nun olduğu yerde şimdi büyük bir boşluk var. O, bana yeri doldurulamaz yazarlardan biri olarak görünüyor. Bugün onun ele aldığı konuları benzer bir derinlikle ve benzer bir üslupla kalem alan bir yazar bulmak çok zor. Onunkiler, kendi deyimiyle söylersek, “uzmanlaşmamış bir yazardan uzmanlaşmamış bir okur” için yazılmış, belirgin bir edebi lezzeti de olan tarih, siyaset ve iktisat metinleri. Bugün konular ve sorunlar aynı duruyor, hatta katlanarak artıyor. Şu kesin ki, yazı sanatının hatırlatma gücüne ve bellek tazeleyici etkisine günümüz koşullarında daha çok ihtiyaç var.

Neyse ki, diyorum kendi kendime, neyse ki çok yazdı, çok üretti ve geride birçok kitap bıraktı. Sanırım bundan sonra yapılması gereken şey, raflardaki Eduardo Galeano kitaplarını alıp onları yeniden okumak, üzerlerine tekrar düşünmek.

Zaten biz de öyle yapıyoruz. Ve hâlâ ‘hayır’ diyoruz.