Bildiğin gibi değil…

Bildiğin Gibi Değil

VURAL SARAÇOĞLU

2023

107 dakika

8 Ekim 2026

FULYA TAŞÇEVİREN

Vuslat Saraçoğlu’nun yazıp yönettiği Bildiğin Gibi Değil, 2023 yapımı, 107 dakikalık bir film. Başrollerde Hazal Türesan, Alican Yücesoy ve Serdar Orçin var. Film, 2024 İstanbul Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kurgu ödüllerini aldı.

Adı aslında filmin bütün meselesini anlatıyor. Farklı karakterlerdeki üç kardeş, babalarının ölümü üzerine yıllar sonra memleketleri Tokat’ta bir araya geliyor. Birlikte geçirdikleri zaman boyunca yalnızca birbirlerini değil, ortak geçmişlerini de yeniden hatırlamaya başlıyorlar. Fakat çok geçmeden aynı olayları bambaşka biçimlerde hatırladıkları ortaya çıkıyor. Çünkü geçmiş, yaşandığı haliyle değil, çoğu zaman bizim onu hatırladığımız haliyle kalıyor.

Saraçoğlu, ilk uzun metrajı Borç ile Altın Lale ödülünü kazanmış bir yönetmen. Bildiğin Gibi Değil’in kendi doğup büyüdüğü Tokat’ta ve kendi evinde geçen bir hikâyeyi anlatması, filme ayrıca dikkat çekici ve samimi bir taraf katıyor.

Film Tokat’ta geçiyor fakat bildiğimiz taşra filmlerinden, özellikle de Nuri Bilge Ceylan filmlerinden alışık olduğumuz taşra atmosferinden oldukça farklı. Temelinde ölüm, yas, aile ve geçmiş gibi ağır meseleler olsa da bunlar didaktik bir biçimde anlatılmıyor. Tam tersine, oldukça doğal, gerçekçi ve yer yer mizahi bir biçimde veriliyor. Dolayısıyla seyirciyi daha ilk dakikalardan yakalıyor.

Ölümün ardından devam eden hayat, bürokratik işler, dostların ölüme ve geride kalanlara karşı tutumu, mirasın kardeşlik ilişkilerinde yarattığı değişiklikler, yıllar önce yaşanmış olayların her kardeş tarafından farklı algılanması ve hatırlanması… Film bütün bunları büyük laflar etmeden anlatıyor. Diyaloglar çok sahici. Karakterler, senaryoda yazılmış cümleleri söyleyen kişiler gibi değil, gerçekten bir yerlerde yaşayan insanlar gibi.

Üç kardeşin her biri birbirinden farklı. Ama onları farklılaştıran şeylerin aynı zamanda onları aynı ailenin çocukları yapan şeyler olduğunu da hissediyoruz.

Tahsin, üç kardeşin diğerlerini okutmak için memlekette kalan, fedakâr olanı. Müzikle ilgileniyor; musiki cemiyetlerinde şarkı söylüyor, tambur çalıyor ama bu ilgisi bir mesleğe dönüşmemiş, hayatının içinde bir hobi olarak kalmış. Memlekette kalmış olması giyiminden hayata bakışına, şivesinden insanlarla kurduğu ilişkilere kadar her şeyine yansıyor.

Serdar Orçin’in Tahsin karakterindeki oyunculuğu filmin en güçlü taraflarından biri. Orçin, tiyatro deneyiminin de katkısıyla karakteri son derece doğal ve abartısız bir biçimde canlandırıyor. Tahsin’i oynayan bir oyuncuyu değil de, gerçekten o evin içinde yaşayan bir adamı izlediğimizi sanıyoruz.

Tahsin’in ve Remziye’nin miras paylaşımı sırasında yaşadığı küçük tartışma da kardeşler arasındaki farklılığı gösteriyor. Fakat sorun büyütülmüyor, hayatın kendi akışı içerisinde çözülüyor. Filmdeki çatışmaların çoğu da böyle. Her anlaşmazlığın büyük bir dramatik patlamaya dönüşmesi gerekmiyor. Hayat zaten çoğu zaman daha sessiz ilerliyor.

Remziye şehre ve ailesine yabancılaşmış, hayatındaki pek çok şeyi, hatta ismini bile değiştirmiş biri. Bunun altında yatan önemli sebebi ise biz de diğer kardeşler gibi filmin sonunda öğreniyoruz.

Ne var ki Remziye memleketinden ne kadar uzaklaşmış olursa olsun, liseden arkadaşlarıyla karşılaştığında aradan hiç zaman geçmemiş gibi davranıyor. Diyaloglar burada da çok doğal. Sanki yıllardır görüşmemiş insanlar değil de dün ayrılmış arkadaşlar karşı karşıya. Fakat Remziye’nin yaşam tarzıyla arkadaşlarınınki arasında yine de büyük bir fark var. Giyim kuşamı, şivesi, hayata bakışı, aile ve çocuk fikrine uzaklığı onu geçmişinden oldukça ayırmış. Buna rağmen Remziye, seyircinin acıyacağı ya da kolayca damgalayacağı bir karakter değil.

Bence karakterin en başarılı tarafı da burada. Remziye, zoraki bir olumlamayla zaaflarından arındırılmış biri olmadığı gibi yalnızca dramatik yönü öne çıkarılmış bir karakter de değil. Çelişkileriyle, geçmişiyle ve aldığı kararlarla var olan gerçek bir insan gibi duruyor.

Yasin ise kardeşlerin en fazla uzaklaşanı. Yurt dışında okumuş, kendisine başka bir hayat kurmuş. Dışarıda okuyan, kendi parasıyla kitap bastıran ama bir türlü “büyük yazar” kategorisine giremeyen biri. Ortanca kardeş olması nedeniyle de iki kardeş arasında bir yerde duruyor; bazen arayı buluyor, bazen de ikisine farklı mesafelerde yaklaşıyor. Alican Yücesoy da bu role ziyadesiyle yakışmış. Oyunculuğu doğal, ölçülü ve karakterin yapısına uygun.

Filmin tartışmasız en tatlı yerlerinden biri ise üç kardeşin arabada hep birlikte İbrahim Erkal’ın “Unutmayacağım” şarkısını söylemesi.

Bu şarkının seçimi bile filmin ana fikrine dair önemli bir ipucu veriyor. Özellikle ismini dahi değiştiren Remziye ve yurt dışında okuyan Yasin için bu şarkı çok kıymetli bir tercih. Ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım, özümüze dönüyoruz. Geçmişimizden kaçamıyoruz.

Belki de filmin asıl söylediği şey bu: Aynı evde büyümüş üç insanın, aynı anne babaya, aynı çocukluğa ve aynı olaylara sahip olup birbirinden tamamen farklı geçmişlere sahip olabilmesi.

Çünkü insanın hafızası da kendisi gibi. Yaşadıklarımızı olduğu gibi saklamıyoruz. Bazılarını büyütüyor, bazılarını küçültüyor, bazılarını unutuyor, bazılarını da yıllar sonra bambaşka bir yerden hatırlıyoruz. Birimizin bildiği, diğerinin bildiği gibi olmayabiliyor.

Bildiğin Gibi Değil de tam olarak buradan yakalıyor seyirciyi. Ölümün ardından hayatın devam ettiğini, kardeşliğin yalnızca aynı kanı taşımaktan ibaret olmadığını, aile dediğimiz şeyin içinde birbirimizden sakladığımız, kendimizden bile gizlediğimiz ne kadar çok şey olduğunu anlatıyor.

Üstelik bunu büyük laflarla yapmıyor. Bazen bir miras paylaşımıyla, bazen eski bir arkadaşla karşılaşmayla, bazen bir şarkıyla…

Ve belki de bu yüzden film bize bu kadar yakın geliyor.

Çünkü hepimizin bir geçmişi var. Ama hiçbirimizin geçmişi bildiğimiz gibi değil.