Annem

JORGE FERNÁNDEZ DÍAZ

Bilgi Yayınevi
Mart 2022
184 sayfa

çev. İdil Dündar

2 Haziran 2022

ADALET ÇAVDAR

 

"Roman Arjantin’de Péron’un iktidarda olduğu yıllarda, İspanyol köylüsü olan 15 yaşındaki genç bir kadının topraklarından göçmek zorunda kalışını anlatıyor. Yazar, annesinin tedavi olmak için gittiği psikiyatristi ağlatmasıyla düşüyor hikâyenin peşine. Bir defter alıp annesinin monologlarını yazmaya başlıyor, gitmek mi yoksa kalmak mı sorusunun cevabını arıyor..."

“Gerçek hayat, tıpkı ucuz romanlarda olduğu gibi, bel altı vuruşlarla ve klişelerle doludur. Tevazu sahibi hiçbir ciddi romancının, hiçbir kurgu işçisinin benim anlatmakta olduğum şeyleri anlatmayacağını biliyorum. Daha ileride bahsedeceğim babaannem Valentina, gerçek hayata tehlikeli bir şekilde benzedikleri için pembe dizileri çok severdi – tek fark, mutlu sonların gerçek hayatta nadir görülmesiydi. Saf gerçeği değil, annemin psikiyatristine anlattığı, bir miktar çarpıtılmış gerçeği, defterime not edebildiğim monologları, ailemin sözlü geleneğini ve çocukluğumun anılarını anlatıyorum – hakikatin kırık parçalarını; gazetecilere özgür bir şekilde yeniden kurgulanmış bir hayatı; romansı olaylardan ve muğlak duygulardan süzülüp gelen bölük pörçük hatıraları; kırık dökük ve onarılmış şeylerin gerçek hikâyesini.” (s. 41)

Doğal felaketlerin bıraktığı izler gibi göç etmenin izi de insanın ruhunda, aklında sonsuza kadar kalır, hatta kimi inanışlara göre nesilden nesle aktarılır. Bir ülkeye vardığınızda kendinizi kabul ettirmek, dışlanmamak, kötü muamele görmemek için herkesten çok oralı gibi görünmeye çalışırsınız, fakat başka topraklarda büyüdüğünüz her halinizden bellidir; yabancı kendisini ister istemez, bir şekilde hemen gösterir.

Biz zorunlu yerinden edilmelere şahit olduk; her nesil diğer nesle hikâyesini anlatırken kendi öznelliğiyle olayların akışını değiştirse de, hem büyüklerimizden dinledik hem de gözlerimizle gördük. Çok uzun zamandır hem göç alıyor hem de göç veriyoruz. Bu topraklarda daha fazla yaşayamayacağı için akrabalarımızı, eşimizi, dostumuzu, sevdiklerimizi uzaklara uğurlamak zorunda kaldık. Öyle görünüyor ki, bu gibi durumlarla maalesef uzun bir süre daha karşı karşıya kalacağız. Savaştan kaçıp hayatta kalmaya çalışan insanlaraysa kötü gözle bakıyoruz. Oysa dünyanın ekseni yer değiştiriyor, her gün birileri kimi sınırları geri dönmemek üzere aşıyor.

Jorge Fernández Díaz, 1960’ta Buenos Aires’te doğmuş. Mesleği gazetecilik olan yazar, günlükler, öyküler, edebiyat eleştirileri, makaleler ve romanlar yazmış. Kaleme aldığı edebi metinlerini gazeteciliğiyle birleştirmiş. Çeşitli süreli yayınların yöneticiliğini yapan Díaz’ın orijinal adı Mamá olan romanı, mart ayında Bilgi Yayınevi tarafından, İdil Dündar çevirisiyle Annem adıyla basıldı.

Díaz’ın annesinin hikâyesinden yola çıkarak yazdığı Annem bir biyografik roman. Asturias’lı annesiyle 2002’de yaptığı elli saatlik röportajın ardından yazdığı romanı, İspanyol topluluklar ve İspanya hükümeti tarafından verilen Medalla de la Hispanidad ödülüne layık görülmüş. Haftalarca çok satanlar listelerinin başında kalmış ve farklı edisyonlarla yeniden yayımlanmış.

Roman Arjantin’de Péron’un iktidarda olduğu yıllarda, İspanyol köylüsü olan 15 yaşındaki genç bir kadının topraklarından göçmek zorunda kalışını anlatıyor. Yazar, annesinin tedavi olmak için gittiği psikiyatristi ağlatmasıyla düşüyor hikâyenin peşine. Bir defter alıp annesinin monologlarını yazmaya başlıyor, gitmek mi yoksa kalmak mı sorusunun cevabını arıyor.

Jorge Fernández Díaz, annesi Carmine ile...

Díaz’ın annesi Carmina, midesine birkaç lokma yemek girer, üstüne yeni bir elbise alınır belki diye bir trene bindirilip teyzesinin yanına gönderilmiş. Teyzesinin işlettiği öğrenci pansiyonunda çalışmaya başlamış, geceleri masanın üzerine serdiği bir şiltede yatıp memleketini hayal edermiş. Sonrasında bir yolunu bulup memleketine dönmüşse de bu dönüş çok uzun sürmemiş ve kendisini bir anda Arjantin’e giden bir gemide bulmuş; ailesinin kısa bir süre sonra yanına geleceğini düşünüyormuş. Henüz 15 yaşındaymış ve bir anda adı değişmiş. Bundan sonrası aile bildiği insanlar tarafından hem evlat hem de hizmetçi gibi görülerek yaşadığıuzun yıllar… Halası ve eniştesiyle yaşamış, eniştesinin tacizlerine katlanmak zorunda kalmış ve çalışmak istediğindeyse “Seni bize eşlik edesin diye getirdik, kendi yoluna gidesin diye değil” itirazıyla karşılaşmış. Çok uzun yıllarını böyle geçirmiş Carmina, Marcial ile tanışmış, evlenmiş, çocukları olmuş ve artık hayatını orada yaşayacağına ikna olmuş; ta ki çocukları ekonomik kriz nedeniyle İspanya’ya yerleşmek istediklerini açıklayana kadar. Carmina’nın geçmişi aklını rahat bırakmamış.

Bu kitap bir ülkenin önce var edilişini sonra da yok edilişini anlatıyor. Bütün bunlar aslında göz açıp kapayana kadar geçen bir zamanda oluyor, ama işte o zaman aralığı bazı insanların tüm ömrünü kapsıyor. Arjantin gelenlerle gidenlerin meydana getirdiği bir ülke. Şöyle ufak tefek bir araştırma yaptığınızda bile Türkiye’yle benzerliklerini görebileceğiniz bir yer. Annem gerçek bir göç hikâyesi; hepimizin hikâyesinin bir yerinde varolan o göçün, bir evlat tarafından kurgulanarak yazılmış hali. Kitabın sonunda soruların cevaplarını bulamıyorsunuz, ama tek diyebileceğim Carmina’nın yaşlı, yalnız ama mutlu olduğu.