İTALİK ÖNERİLER-8:
Zor zamanlarda yayıncılık yapmak
Penguin by Design / Akademinin Düşmanları / Yazarın Yol Haritası / Çeviri Neden Önemlidir? / Kitap Üzerine Anatomi Dersleri / Yazko'nun Öyküsü / Le Mystére Henri Pick
“Belli kitapları okutmak başarısı bir yayınevinin en önemli özelliğidir. Pazar –ya da diğer bir deyişle bilinmeyenle kurulan ve adına reklam denen o karanlık ilişki– yayınevinin neredeyse işkenceyle yargılandığı ilk noktadır: Bu ateşle imtihanda önemli miktarda para da küle dönüşebilir. Dolayısıyla yayıncılık melez bir yazınsal tür olarak tanımlanabilir.”
–Roberto Calasso, “Yazınsal Bir Tür Olarak Yayıncılık” (çev. F.Ö.), Kitaplık, 62, Haziran 2003.
Ekonomik zorlukların hızla zarar verdiği sektörlerden biri de yayıncılık. Geçimini bu işten sağlayanların, yazan, okuyan herkesin ortak sorunu haline gelen bu durum kültürel çeşitliği azalttığı gibi, pek çok süreli yayının ve kitapçının da kapanmasına yol açıyor ne yazık ki… Yayımlamaya devam etmenin yolunu bulmalıyız, çünkü yayımlamak okumanın, okumak da yayımlamanın olmazsa olmaz şartı. Bu yaşam döngüsünün devamı için dayanışmanın yollarını aramak, kütüphanelerin daha çok kitap almasını sağlayarak yayıncıların koşullarını iyileştirmek, belki kooperatifler kurmak ve dijital olanaklardan daha çok yararlanmak aklıma ilk gelenler. Sihirli bir değneğim yok ama yazıyı hazırlarken aklımda eski örneklere bakmak vardı. Birkaçını paylaşmak istedim.
Penguin by Design: A Cover Story 1935-2005
Penguin Books’un 1935’te karton kapaklı kitaplar yayımlamaya başlamasından bugüne kadar tasarlanan kitap kapakları Anglo-Amerikan kültürünün ve tasarım tarihinin sürekli gelişen bir parçası olarak kabul ediliyor.
Phil Baines
Penguin by Design
A Cover Story 1935-2005
Penguin Books, 2005
Penguin Books, Phaidon ve Thames and Hudson gibi yayınevleri için çalışan, aynı zamanda grafik tasarım hakkında başka kitapları da olan Phil Baines, Penguin by Design’da Penguin’in 1935-2005 arasında yayımlanan karton kapaklı kitaplarına bakarak İngiliz yayıncılığının gelişimini, sürekli değişen kapak resmi ve tarzlarını ele alıyor. Sanatçıların ve tasarımcıların Penguin bünyesinde kurulmuş tüm alt markalar da dahil bir yayınevinin görünümünü yaratma ve tasarlamadaki rolünü değerlendiriyor ve Penguin logosunun değişimini, kapakların zaman için de nasıl bir tasarım klasiği haline geldiğini tüm ayrıntılarıyla ve örneklerle anlatıyor.
Değişen estetik beğeniler ve yeni okur için kapaklar aracılığıyla merak uyandırmanın hem yayınevine hem de yazar ve kitaba emek veren herkese katkısı olacağını, bu nedenle de kapakların zaman zaman yenilenmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Penguin örneğinde gördüğümüz gibi cilt, özel tasarım, numaralı baskı, vb. yeniliklerin kitapların görünürlüğü artırdığı gibi, içeriği halihazırda çalışılmış kitaplar için yeni bir satış kanalı oluşturduğunu da eklemem gerekiyor.
Yayıncılığımız zor bir dönemden geçerken tasarım değişikliklerine dair önerilerde bulunmak çok zor olsa da, yayınevlerinin ayakta kalmak için nitelikli ve kalıcı üretimlere yönelmesi gerektiğini düşünerek yayıncıların Penguin by Design ve yazarın diğer kitabı Puffin by Design’a göz atmalarını öneririm. Belki de bu zor zamanları değişim için değerlendirmek iyi olabilir.
Çok sayıda atölye düzenleyen ve eğitim veren Phil Baines’in İrlanda UCD Beşeri Bilimler Enstitüsü’nde gerçekleştirilen “Kitap: Tarih ve Uygulama” atölyesinde yaptığı sunumu izlemenizi de öneririm.
Akademinin Düşmanları
Ülkemizde üniversite yayıncılığı birkaç iyi örnek dışında maalesef gelişmediği için akademik eserlerin yayımlanması da farklı zorluklar taşıyor. Üniversite reformu sonrasında İstanbul Üniversitesi Yayınları, DTCF Yayınları, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’ni ve Koç Üniversitesi Yayınları’nı anmadan geçmeyeyim, hepsinin hem akademik dünyaya hem de okuma kültürümüze katkısı oldukça önemli. Ayrıntılı bir okuma için de 2003’te İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan Emre Dölen ve Nuran Yıldırım’ın hazırladığı Darülfünun’dan Günümüze Üniversite Yayıncılığı ve Yaşamı kitabını önereyim.
Akademi her anlamda yayıncılığın en önemli paydaşlarından biridir. Ürettikleri bilgileri yayımlamak ve çeşitli uzmanlık alanlarında yayımlanacak eserlerin seçiminde destek almak akademisyenlerle yayıncılar arasında güçlü bir bağ oluşturur. Ayrıca yayımlanan pek çok eserin okurlarının da akademi olduğu düşünülürse, bu işbirliğinin iyi kurulması, birbirini destekleyecek şekilde sürmesi her zaman önemlidir. Akademik yayıncılığın hal-i pür melali ortadayken kimi yayınevlerinin ısrarlı bir biçimde sürdürebildiği akademik yayıncılığı da içtenlikle kutluyorum.
Lindsay Waters
Akademinin Düşmanları
çev. Müge Özbek
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
2009
Lindsay Waters, Akademinin Düşmanları’nda akademik dünyayla yayıncılık arasındaki ilişkiyi hayli kışkırtıcı sorular aracılığıyla masaya yatırıyor. Sorunu daha çok akademisyenlerin yayın yapmak zorunda olması açısından ele alan Waters, akademik dünyada yayımlama baskısının yarattığı zorlukları yılların deneyimine dayanarak eleştiriyor ve bu zorunluluğun akademisyenleri özgün eserler ortaya çıkarmaktan çok yayımlanmaya değer eser üretmeye sevk ettiğini söylüyor.
Bununla birlikte akademik yayıncılığın, özellikle de beşeri bilimler yayıncılığının zorlaştığını, gelecekte de daha zor olacağını belirtiyor. Şimdi tüm dünyada büyük bir zorluk yaşayan beşeri bilimler yayıncılığının başına gelecekleri yirmi yıl öncesinden görmüş olması söylediklerine dikkat kesilmemiz için yeter de artar bile.
Kendini “kâr amaçlı olmayan akademik yayıncılık alanı içinde, hem yayınevinin kendi kendini döndürmesi hedefini güden hem de düşüncenin ve kitapların itibarının koruması için çabalayan bir yayıncı” olarak tanımlayan Lindsay Waters başta akademik alanda olmak üzere tüm yayıncılığı ilgilendirecek, özellikle de seçici editör ve lektör olarak dosyaları değerlendiren kişilerin mutlaka üzerinde düşünmesi gereken meselelere kapı aralıyor, kimilerine de çözüm üretiyor.
Beşeri ve sosyal bilimlerdeki en önemli ve yenilikçi editörlerden biri olarak kabul edilen Harvard Üniversitesi Yayınları Beşeri Bilimler Genel Yayın Yönetmeni Lindsay Waters ve Princeton Üniversitesi Yayınları direktörlüğünden emekli olan Peter J. Dougherty katıldıkları bir söyleşide “Akademik bir kitabı geniş kitlelere ulaştırmak için ne yapmak gerekir?”, “Bugün akademik yayıncılıkta doğru olan ve yanlış olan nedir?” sorularını yanıtlıyor.
Yazarın Yol Haritası
haz. Nicole Rudick
çev. Perihan Sevde Nacak
Timaş Yayınları
2023
384 s.
Yazarların kendi deneyimlerini anlattıkları metinlerin yazmaya başlayacaklar için olduğu kadar editörler için de çok yararlı bilgiler içerdiğini bu yazı dizisinde çok kez yazdım. Bu kez pek çok yazarın deneyimlerini bir araya getiren bir kitaptan bahsetmek istiyorum: The Paris Review’un 1953’te yayımlanan ilk sayısından bu yana sürdürülen yazar röportajlarının tematik olarak bir araya getirilmesinden oluşan Yazarın Yol Haritası, geçen yetmiş yıl içinde dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan ve onlarca farklı dilde yazan yazar ve şairlerin aynı soruya verdiği yanıtı okumanızı sağlıyor. Böylece hem zamanda hem de dünyanın etrafında birkaç tur atabiliyorsunuz. Örneğin “İyi bir diyalog yazmanın sırrı ne?” sorusunu Julio Cortazar’dan da, James Joyce’dan da öğrenebilirsiniz ya da “kurgu dışı metin nedir?” sorusuna Adam Philips’in ve José Saramago’nun verdiği yanıtları karşılaştırabilirsiniz.
Seçkiyi hazırlayan Nicole Rudick’in bitmeyen bir kitap projesine dair söylediklerini ve hazırlama yöntemi hakkında verdiği bilgileri de editörlük açısından önemli buluyorum.
Yeri gelmişken bir kez daha özellikle “Bir kitabı nasıl hazırlamalıyım, neler yapmalıyım?” diye soran editör adaylarına ve farklı türlerde çalışmaya başlayan editörlere tavsiyem şu: Kitapların önsözleri ve sunuşlarını dikkatlice okuyup hazırlayanların neyi nasıl yaptıklarını not edin. Sonra notlarınızı sistemli bir biçimde düzenleyin, örneğin mektup kitaplarının önsözlerini, yayına hazırlama notlarından dikkatinizi çekenleri, doğru ya da yanlış bulduklarınızı ya da bir çevrimyazı çalışmasında yapılanlara dair bilgileri düzenli olarak bir araya getirin. Göreceksiniz ki kocaman ve çok işe yarar bir yayına hazırlama kılavuzunuz olacak.
Çeviri Neden Önemlidir?
Yazdıklarıyla çeviri alanına önemli katkılar sağlayan Ayşe Ece’nin “Türkçe Çevirinin Önsözü”nde dediği gibi, ülkemizde yayımlanan kitapların yarısından fazlasını çeviriler oluşturuyor. Kıyaslama için yine önsözden aktarıyorum, Amerika’da bu oran yüzde üç. Hal böyle olunca, çevirmen, editör ve redaktörlerin çeviri üzerine daha fazla düşünmesi, okuması ve olabildiğince çok uygulamalı eğitime katılması gerekiyor.
Edith Grossman
çev. Ayşe Ece
Yapı Kredi Yayınları
2017
84 s.
Latin Amerikalı ve İspanyol yazarları İngilizceye çeviren, edebiyat çevirisi için akademik kariyerinden vazgeçip zaman içinde farklı üniversitelerde deneyimlerini paylaşan Edith Grossman’ın Çeviri Neden Önemlidir? kitabı aynı adı taşıyan girişin ardından “Yazarlar, Çevirmenler ve Günümüz Okurları” ve “Cervantes’i Çevirmek” bölümleriyle devam ediyor. İlk bölümde İngiltere ve Amerika’da çeviriye gösterilen direnci eleştiren Grossman, Gabriel García Márquez’in başına gelenleri Anlatmak İçin Yaşamak adıyla Türkçede de okuyabildiğimiz kitabından alıntılayarak anlatıyor: “Editör yalnızca diyalogların dilbilgisini tımar etmekle kalmamış, kendinde kalemiyle silahlanıp romanın yazım tarzına el atma hakkını da görmüş, böylelikle kitap aslıyla ilgisi olmayan Madrid İspanyolcası yamalarıyla donanmış.”
Bu alıntı çerçevesinde çeviriye ne kadar müdahale edilebileceği, editörün katkısı, vb. üzerinde kafa yoran Grossman çevirinin ayrı bir edebi tür olarak değerlendirilebileceğini düşünen bir akademisyen arkadaşının önerisini de bizimle paylaşıyor: “Çeviri alanında daha çok kavramsallaştırma yapılmalı ve ortak bir terminoloji oluşturulmalı.”
Çeviri Neden Önemlidir? sadece çevirmenler için değil, bir kitabın yayımlanması aşamasında içeriğe katkı sunan (ayrıca pazarlama ekipleri de dahil) herkesin okuması ve üzerinde düşünmesi gereken bir kitap.
Library of Congress’in “Kitabın Arkasında” söyleşilerinin Büyük Amerikalı Çevirmenler bölümünde Edith Grossman’la çevirmenin rolünü konuşmuşlar. İzlemek isteyenler buraya tıklayabilir.
Kitap Üzerine Anatomi Dersleri
Yayıncılığın kültürel bir uğraş olması, bu işi yapanların birikimlerinin sonucudur. Bir yandan bir ürün üretip onu tüm pazarlama ve satış tekniklerini kullanarak müşteriye ulaştırmanız gerekiyor, öte yandan da o müşterinin bir okur olduğunu hatırlayarak onu yayınevinizin sadık okuru haline getirmeniz.
Dünyada büyük ve kalıcı işler yapmış yayınevlerinin sadece kitap üretip satmaya odaklanmadıklarını, kendi bünyelerinde ya da sektör birlikleriyle yayıncılığın gelişmesine yönelik çalışmalar yaptıklarını yeri geldikçe anlatmaya çalışıyorum. Yayıncılığa yeni başlayacaklar için eğitim düzenlemek, yayıncılık ve edebiyat tarihi çalışanlar için arşivler oluşturmak, kütüphanelerle işbirliği yapmak, okurlara yönelik geliştirici programlar hazırlamak aklıma ilk gelenler. Bu tür programlar, yayınevlerinin hem nitelikli elemanlarla çalışmasını kolaylaştırıyor hem de okurun zihninde ve elbette sektörde kalıcı olmayı sağlıyor.
Kitap Üzerine Anatomi Dersleri
Kalemşörlere ve Harfperestlere Dair
Yapı Kredi Yayınları
1993
Türkiye’de yayıncılık kültürünün oluşmasında çok önemli katkıları olan Yapı Kredi Kültür Sanat’ta Ekim 1992-Mayıs 1993 arasında düzenlenen “Salı Toplantıları”nın “Kitap Dünyası” başlıklı dokuz konuşmanın bir araya getirilmesinden oluşan Kitap Üzerine Anatomi Dersleri, Türkiye’de yayıncılığın kat ettiği yolu anlamamızı sağlayan en önemli kitaplardan biri. Konuşmacılar arasında kimler yok ki... Mete Tunçay, Enis Batur, Jale Baysal, Fahri Aral, Enver Ercan, Mehmet Ulusel, Ferit Edgü, Bülent Erkmen, Ahmet Cemal, Yurdanur Salman, Mustafa Arslantunalı, Tomris Uyar, Turgut Kut, Erol Erduran gibi yayıncılık ve kitap dünyasının önemli pek çok ismi. (Yazıyı tamamlamaya çalışırken kitabın “Sahaflık ve Kitap Müzayedeleri” bölümünde konuşan sevgili Uğur Güracar’ın vefat haberi geldi, çok üzüldüm. Hepimizde emeği çoktur. Huzurla uyusun.)
Başlıklardan birkaçını da yazayım: “Bir Ansiklopedinin İnşası”, “Bir Kitabın Organları”, “Kitap Kurtları”, “Çeviri Yapma Süreci”, “Okumanın Yolları”, “Kitap Nasıl Yapılır?”
“Bir Kitabın Organları”nda yazar, yayıncı ve tasarım üçgeninde bir kitabın nasıl oluştuğu konuşulurken, “Kitap Nasıl Yapılır?” oturumunda okurun kitapla nasıl ilişki kurduğu, kitaba nasıl ulaştığı tartışılıyor.
1990’ların başında hareketlenen ve çeşitlenen kültür yayıncılığının neredeyse tüm aktörlerinin kendi deneyimlerini anlattığı bu konuşmalar, bir yandan geçen otuz yılda neler olduğunu anlamamızı sağlıyor, bir yandan da şu soruyu düşündürüyor: “Bugün aynı konuşmaları yeniden yapsak neler eklerdik ya da neler değişmemiş olurdu?”
Yayıncılıkla ilgilenen herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Baskısı olmadığı için kütüphaneden temin etmenin bir yolunu bulun. Yapı Kredi Yayınları’nın kitabı yeniden basması ise elbette en büyük dileğim. (Dileğimi ilgililere yazılı olarak ilettim.)
YAZKO’nun Öyküsü
1980’ler Türkiye’sinin hem ekonomik zorlukları hem de siyasal baskıları içinde yayıncılık için taptaze bir umut olarak Nisan 1980’de Mustafa Kemal Ağaoğlu’nun öncülüğünde kurulan YAZKO, Türkiye yayıncılık tarihi açısından olduğu kadar dünyadaki benzersizliği açısından da çok önemlidir. Kurucuları ve yazarları arasında yer alan Erol Toy’un kaleme aldığı YAZKO’nun Öyküsü’nde on bir kişiyle başlayan bu dayanışmanın nasıl büyüdüğü anlatılıyor: Yayımladığı 200’ü aşkın kitapla edebiyat ve kültür dünyasına yeni ufuklar açan, yeni yazarlar kazandıran YAZKO Edebiyat, YAZKO Çeviri ve YAZKO Somut’un zorlu serüveni de...
Erol Toy
YAZKO’nun Öyküsü
Yaz Yayınları
2007
1980’lerin önde gelen yazarlarının eserlerini yayımlayan, çevirmenler yetiştiren, paneller, etkinlikler, imza günleri ve genç yetenekleri keşfetmek için yarışmalar düzenleyen YAZKO, Enis Batur’un Kurşunkalem Portreler’de dediği gibi “olanaksız görüneni başararak Mehmet Fuat’tan Selâhattin Hilav’a ve Ahmet Cemal’e, Salâh Birsel’den Adnan Özyalçıner’e ve Barış Pirhasan’a kadar bir araya gelmesi olanaksız görünen insanları buluşturarak” Türkiye kültür ortamına çok önemli katkılarda bulunmuştur.
YAZKO’nun kuruluşunun anlatıldığı bölümler bugün bize tanıdık, hatta biraz aşılmış gibi görünen kâğıt temini, dağıtım, tanıtım sorunlarının üstesinden gelmek için yapılabilecekleri, market kitapçılığının kültür ortamına verdiği zararları anlatırken yazar-yayınevi-dağıtım arasındaki dayanışmanın kazançlarını, şeffaf sözleşmelerin yarattığı güveni de ortaya koyuyor.
Türkiye’deki pek çok iyi şey gibi kısa ömürlü olsa da, YAZKO biz okurlara çok nitelikli eserler, dergiler, yazarlar ve çevirmenler kazandırdı.
Yayınevlerinin ve dergilerin zor zamanlar geçirdiği, kitapçıların kapandığı bugünlerde bu dayanışma öyküsünü hatırlamak hepimize iyi gelecek.
Turgay Fişekçi de Altüst Dergisinde yayımlanan “YAZKO Edebiyat Yılları” başlıklı yazısında o günleri anlatıyor:
Bellek Mekânları projesinin web sitesinden YAZKO binasını ve yayınlarından bazılarını görebilirsiniz...
Tina Vallés
Resimleyen: Christian İnaraja
çev. Emrah İmre
Can Çocuk Yayınları
2022, 112 s.
Çocuklar için demeyin
İthafına vurulduğum bir kitap var sırada: “Komşularıma, bütün serbest çalışanlara, düzeltmen kardeşlerime, evde yalnız başına çalışan bütün yiğitlere.” Bize ithaf edilmiş bu kitap!
Claudia’nın oturdukları binaya taşınan yeni komşuyla tanışma isteği post-it’ler aracılığıyla iletişim kurmaya dönüşürken, Claudia post-it’lerde yaptığı hataları düzeltmeye başladığında bu yeni komşunun mesleğini öğrenecektir. Önce onu bir öğretmen sanmıştır ama kısa zamanda komşusunun kitaplarla ilgili özel bir iş yaptığını anlayacaktır.
Çocuklara yazarak iletişim kurmanın olanaklarını düşündüren, kitapların nasıl hazırlandığını anlatan sıcacık bir dostluk öyküsü Bay Evdeyokum’un Post-it’leri. Üstelik başlarken bizi gülümseten ithaf, okura yazılan şahane bir mektupla çok daha kıymetli hale geliyor.
Bir kitabın ardında saklı tüm görünmez emekçilere selam olsun.
Bunlar da var...
- Ülkemizin en önemli grafik tasarımcılarından, eğitmenlerinden ve kitap kapağı deyince akla ilk gelen isimlerinden Sadık Karamustafa, Manifold’da şahane bir yazı yazmış, okumayan kalmasın.
- Penguin Book’un 2001’den bu yana sanat yönetmenliğini sürdüren Jim Stoddart’ın web sitesine de bakmanızı öneririm.
- Yayıncılıkta yeni arayışlara devam etmemiz gerektiğini, kâğıt, baskı, depolama, vb. maliyetlerin giderek arttığı bir dönemde okuyucu dostu dijital çözümleri yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Phil Baines’in katıldığı “Kitap: Tarih ve Uygulama” konferansının diğer sunumlarını izlerken dikkatimi çeken bir tanesini daha buraya eklemek istiyorum. Çok yetkin bir grafik tasarımcı olan Hilary Kenna’nın T.S. Eliot’un Çorak Ülke kitabının i-Pad edisyonu için yaptığı sunum ufuk açıcıydı.
- Film önerisi bekleyenlere... Le Mystére Henri Pick hem bir editör hem de bir hayalet yazar filmi. Taşrada bulunan reddedilmiş, basılmaya uygun görülmemiş kitaplar kütüphanesi ise bence filmin en tatlı ayrıntısı. Bir editörün bu kütüphanede bulduğu bir metni yayımlaması, kitabın çok satanlar listesinin tepesine yükselmesi ve bir eleştirmenin bu yazarın peşine düşmesinin hikâyesi. İyi vakit geçirmek için.
Önceki Yazı
ESKİ YUNAN DEMOKRASİSİ -2:
Yunan demokrasisinin, siyasal alanının kimi özellikleri
“Modern Batı refah devletinin karşısında Yunan siyasal düzeninin en önde gelen ayırt edici özelliği doğrudan, aracısız, katılımcı oluşudur; dolayısıyla 'biz' sıradan yurttaşla, 'onlar' hükümet, bürokrasi arasındaki ayrıma kavram düzeyinde de, uygulamada da rastlanmaz; yöneten-yönetilen ayrımı mutlak değildir.”
Sonraki Yazı
Gomringer ve somut şiirin ikinci modu
“Her şeyin viral bir varoluşa sahip olduğu bugünün dünyasında sözcük, zaten sahip olduğu işlevi yerine getirmeli; virütikleşmeli. Somut şiirin ikinci modu, namı diğer 'Gomringer fonksiyonu' işte bunu sağlar: Nesneler içerisinden bir diğer nesne olarak algılanana dek çoğalan sözcüğün, ana işlevi nesneleştirmek olan bir varlığın kendi işlevi tarafından tanımlanması.”