Haftanın vitrini – 47
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar / Aylak Adamın Düşleri / Doppelganger / Elde Kalem / Bi Âlem Gigo / Gülme / Her Şey Nasıl Çökebilir? / 32 Numaradaki Yolcu / Talihsiz Anjel Hala / Yazınsal Tutkunun İzinde
Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar
Dipnot Yayınları
Kasım 2024
312 s.
Bu kitap, imam-hatip liseleriyle, yüksek İslam enstitüleriyle, ilahiyat fakülteleriyle kuşatılmışken, üniversitelerde Alevilik çalışmalarının laikliğe aykırı kabul edildiği, Aleviliğin –o da adı anılmaksızın- “halk inançları, gelenekleri, görenekleri, adetleri”yle ancak folklorun konusu olabildiği bir dönemde, bu alanların dışında, Alevilik üstüne adlı adınca bir üniversitede yazılmış ilk tez olmasa da, ilklerden biridir. Ama sosyal bilimler alanında Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ve genel olarak siyaset bilimi alanından Aleviliğe yönelen ilk çalışmadır.
Bu kitap, Aleviliği ilk kez bir siyaset bilimi konusu haline getirirken aynı zamanda, yine ilk kez, Alevilerin toplumsal kurumlarına yönelerek bu kurumların inşa ettiği devlet-dışı bir siyasallığın ya da siyasal bünyenin varlığına ilişkin iddialar ileri süren bir çalışmadır. Kitap, göbek bağı “devletlu siyasetle” kesilenlerin karşısına devlet-dışı bir siyasallığın mümkün olduğu ve bu imkanın da Alevi topluluklar içinde hala yaşadığı, Aleviliğin tarih boyunca karşılaştığımız muhalif niteliğinin de tam burada aranması gerektiği savıyla çıkmaktadır. Ancak bu sav doğrultusunda, elinizdeki kitap bir Alevilik övgüsü değildir. Bu çalışma ele aldığı nesnenin yanında saf tutmakla birlikte nesnesine teslim olmayan bir tutumu benimsiyor, Aleviliğin kaybettiklerinin ve bu kayıpların ne gibi sonuçlara yol açtığının bir çetelesini tutuyor ve “Arkaik Aleviliğe” ilişkin teorik bir soyutlamadan hareketle günümüz Aleviliğine ve Alevilerine eleştiriler yöneltiyor.
Yazar, bu baskı için kaleme aldığı “Otuz Yıl Önce, Otuz Yıl Sonra” başlıklı bölümde Alevi hareketinin kat ettiği otuz yılı da gözeterek “aksilanet” bir yüksek lisans tez jürisi üyesi gibi, otuz yıl önce yazdıklarının bir öz değerlendirmesini ve eleştirisini yapıyor.
Aylak Adamın Düşleri
SRC Kitap
Kasım 2024
110 s.
Hayatın kıyısından değil; tam ortasından geçen öyküler. Büyük bir hızla ve sakin bir sarsıntıyla. Sevtap Ayyıldız sözcükleri bir büyücü ustalığıyla kullanıyor ve hayata, hepimizin yaşadıklarına ya da yaşamayı umduğumuz ne varsa, onlara; teğet geçmiyor, doğrudan temas ediyor. Gerçeklikten kopmadan gerçeğin yeniden yorumlanmasıyla yazılmış sarsıcı ama sarsmakla yetinmeyen öykülerden oluşuyor Aylak Adamın Düşleri. Sıkı okur için, kadim okur için, uçup giden aklının peşinden koşmayı reddeden okur için küçük bir ipucu: Aylak adam sensin galiba. Galiba benim. Biziz büyük olasılıkla!
Bir kadın geçiyor önünden, koku bulutunun içinde ayakları yere basmıyor da uçuyor gibi hafif, uzaklaşıyor. Saçlarına takılı kalıyor gözleri, uzun kızıl saçlar. Kor gibi yakardı yüreğini. Koşsa ardından, tutup kendine çevirse, aynı gözler mi? Anlık düşüncesinden hemen pişman oluyor, sevdiği yanında, birlikte oturuyorlar ya saatlerdir bu bankta. Bankın üzerine kazınmış yazıları birlikte okuyup güldüler ya. Yanağını yakan gözyaşları gülmektendi, ağlamaktan değil. Kum saatine benzer bir şekil vardı sırtını yasladığı yerde, yanına ok işareti çizili, ucunda aşk. Kalp; dolu kısım, akıl; boş kısımdı. Kendi aklı neredeydi şimdi, kim bilir?
Doppelganger: Ayna Dünyaya Yolculuk
çev. Ebru Kılıç
YKY
Kasım 2024
416 s.
2024 Women’s Nonfiction Ödülü’nü kazanan Doppelganger, internetin aynalar dünyasındaki abartılı yansımaları, kaybolan gerçeklik hissinin yol açtığı baş dönmesini anlatıyor. Sosyal medyanın kör kuyularında saatler kaybeden, siyasetin günbegün kirlenmesini dert edinen kafa karışıklığı ve yılgınlık içindeki insanları bir an önce silkinmeye, birlik olmaya ve olumlu şeyler adına mücadeleye davet ediyor.
Şok Doktrini, Bu Her Şeyi Değiştirir ve No Logo gibi, belli dönemlere tanım getiren çoksatarların yazarı Naomi Klein tuhaf bir sorunla yüz yüze gelir: Kendisiyle aynı adı taşıyan ve fiziksel olarak ona benzeyen ancak büsbütün farklı düşüncelere sahip bir kadınla sürekli karıştırılmaktadır. Gittikçe büyüyen bu sorun karşısında yolunu kaybetme tehlikesi yaşayan yazar bir taraftan da şüpheli ikizinin takipçilerinin tehditleri ve aşağılamalarına maruz kalır. Kendini adeta tekinsiz bir “doppelganger” hikâyesinin içinde bularak insanların kolayca aşırı uçlara gitmesi, kimliklerin giderek tutarsızlaşması ve bölünmesi üzerine düşünmeye başlar.
Böylece komplo teorilerinin havada uçuştuğu, sosyal medya fenomenlerinin nefret kusan aşırı sağ propagandacılarla birlikte saf tuttuğu, aşı-karşıtları ve demagogların ayna dünyalarında bulur kendini. Kanıksayıp bir parçası olduğumuz günümüz kültürünün üzerindeki örtüyü yavaş yavaş kaldıran Klein tarihin gerçeküstü bir anına tanıklık ettiğini fark eder. Bir yanda birer sanal marka haline gelmek için çırpınan, rekabetçiliğin, ayrımcılığın, iptal kültürünün katı bir bencilliğe sevk ettiği insanlar vardır. Bir yanda da yalanların daha da hızlı yayıldığı, her bir köşesinde demokrasinin ağır darbeler aldığı, iklim krizinin, savaşların hükmündeki bir dünya…
“On yılda bir Naomi Klein içinde bulunduğumuz anı tamamen yeniden düşünmemiz için bizi harekete geçiriyor. Nerede olduğumuzu anlamak ve akıl sağlığımıza yeniden kavuşmak istiyorsak bu tek kelimeyle muhteşem kitabı okumak zorundasınız.” –Johann Hari
Elde Kalem
– Okuma, Yeniden Okuma ve Diğer Gizemler
çev. Leyla Tonguç Basmacı
Alfa Yayınları
Ekim 2024
360 s.
Bizim sevmediğimiz kitapları başkaları nasıl sevebilir? Bir eseri yeniden okumanın bize ne gibi bir faydası olabilir? Daha iyi okuyabilir miyiz? Eğer öyleyse, nasıl? Yazma alanından okuma ve çeviri alanına uzanan bu ve benzeri birçok soru, tüm kitap kâşifleri ve kalem erbapları için mükemmel bir okuma olacak bir dizi teşvik edici ve zorlu edebi denemede kapsamlı bir şekilde yanıtlanıyor. Romanları ve pek çok kurmaca dışı eseriyle gönlümüzü kazanan Tim Parks, sadece tanınmış bir yazar ve çevirmen değil, aynı zamanda ünlü bir edebiyat denemecisi olarak da bizlere keyifle, tadına vararak ve en önemlisi tekrar tekrar okunacak bir kitap sunuyor. Elde Kalem yaratıcılık sürecine dair bir arayışa girenler için oldukça değerli bir kaynak.
“Okuma hakkında aktif ve düşündürücü bir yazı koleksiyonu.” – The Herald
“Hem okurun hem de yazarın yazılı sözcükle ilişkisini sorgulamasına neden olan, kitaplar ve onların inşası üzerine derin düşüncelerin ve soruların yer aldığı ilginç bir denemeler kitabı.” – The Yorkshire Gazette
“Düşünce uyandıran, okumak üzerine yazılardan oluşan canlı bir derleme.” – Brian Morton, The Herald
Bi' ÂLem Gigo
çev. Ohannes Şaşkal
Aras Yayıncılık
Kasım 2024
88 s.
Ermenice şiirin ustalarından Zahrad’ın 100. doğum yılını, Zahrad’ın en sevilen karakterlerinden Gigo’yla kutluyoruz! Zahrad’ın Gigo’yu ağırladığı ya da Gigo’yla ilişkilendirdiği şiirlerinin Türkçesinden oluşan ve Zahrad’ın eşsiz desenleriyle bezeli bu kitap, Zahrad’ın dizelerini sık sık ziyaret eden ama en çok da şehrin kaldırımlarında gezinip köprü altlarında sabahlayan bir garip âdemoğlu Gigo’nun dünyasına bir davetiye niteliğinde. Nefis çevirilerinin yanı sıra muhteşem önsözüyle de kitaba can veren Ohannes Şaşkal’ın dediği gibi, “Bi’ âlemdir Gigo!”
Gülme: Komiğin Anlamı Üzerine Bir Deneme
çev. Ayşen Sarı
Can Yayınları
Kasım 2024
112 s.
Kıyıya vuran dalga uzaklaşırken bazen köpüğün bir kısmını kumsala bırakır. Yakınlarda oynayan çocuk, bu köpükten bir avuç dolusu alır ve bir an sonra avucunun içinde birkaç damla sudan fazlasının kalmadığını görünce şaşırır – üstelik bu, onu getiren dalgadan çok daha tuzlu, çok daha acı bir sudur. Gülme de işte bu köpük gibi doğar.
Henri Bergson, ilk kez 1900’de kitaplaştırılan Gülme’de komiğin tanımını, üretim yasalarını ve toplumsal fonksiyonlarını doğal ortamında, yani beşeriyet içerisinde arayıp buluyor. Günlük hayat ve tiyatro örnekleri üzerinden nelerin neden komik olduğunu, karakter ve durum komedisinden çeşitli söz komedilerine kadar fani komiğin farklı biçimlerini, komedinin diğer sanatlar arasındaki konumunu ve gülmenin ardında yatan itici güçleri irdeleyen Bergson aynı zamanda bireyin ve toplumun mekanik katılığını, otomatik dalgınlığını ve birtakım kusur ve dürtülerini mercek altına alarak kültürel analizini yapıyor.
Her Şey Nasıl Çökebilir?
Şimdiki Nesiller için Çöküşbilim Elkitabı
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kasım 2024
224 s.
“Çöküş dediğimiz şey su, gıda, barınma, giyim, enerji vb. temel ihtiyaçların yasalarla denetlenen hizmetlerle nüfusun büyük çoğunluğuna ve makul ücretlerle tedarik edilemeyeceği bir süreçtir.”
Toplumun, bildiğimiz haliyle uygarlığın hatta daha kötüsü biyosferin muhtemel çöküşünü Avrupa’da halkın gündemine taşıyan ve ilk kez 2015’te yayımlanan bu kitap son elli yıldır dünya genelinde etkisini artıran politik ekoloji hareketi içinde en çok tartışılan metinlerinden biri haline geldi.
Pablo Servigne ve Raphaël Stevens bugünkü nesillerin yaşam süresi içinde gerçekleşmesini olası gördükleri çöküşün (veya çöküşlerin) ardındaki dinamikleri ortaya seriyor ve 2020’de sözlüklere de giren “kolapsoloji” (çöküşbilim) adını verdikleri bu son derece rahatsız edici konuya disiplinlerarası bir giriş sunuyorlar.
32 Numaradaki Yolcu
Edisyon Kitap
Eylül 2024
200 s.
Kasaba yaşamının edebiyatta her zaman müstesna bir yeri olmuştur. Tüm büyük romanlarda “Kasabaya bir yabancı gelir ve…”
Ancak bu defa yabancı geldiği otobüsün koltuğunda kendisiyle beraber büyük şehirdeki öyküsünü de taşıyor. Bodrum henüz 302 Mercedes otobüslerle ulaşılan bir tatil kasabasıyken ve tam da yaza hazırlanırken, “Yoksa bu bir başkasının öyküsü mü?” sorusuyla baş başa kalıyor okur.
Nezir İçgören yeni romanında Bodrum’un kıyıları, sokakları, otelleri, meyhaneleri ve insanları arasında gizemli bir anlatı yaratıyor.
Talihsiz Anjel Hala ve Edirne Kuşatması Günleri
Kırmızı Kedi Yayınevi
Kasım 2024
176 s.
Angèle Guéron 1909’dan 1915’e kadar, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en büyük Yahudi kız okullarından Edirne’deki Alyans Okulları’nın yöneticisiydi. Hem bir kurum yetkilisi olarak hem de kendi halinde ir vatandaş olarak Edirne Kuşatması’nın tanıkları arasındaydı. 1912’nin sonlarında ve 1913’ün başlarında, kuşatma altındaki Edirne’nin Balkan Savaşları sırasında kaderini belgelediği bir günlük tuttu Guéron. Kuşatma sırasında yerel hayata dair nadir bir bakış açışı sağlamanın yanı sıra bir Sefarad Kadınının, cemaatteki ataerkilliğin gösterdiği dirence karşı Osmanlı vatanseverliğini belgelemişti.
Karikatürist-yazar İzel Rozental bir gün şans eseri bu ünlü öğretmenle aslında akraba olduğunu öğrenir. Vaktiyle annesinden dinlediği hikâyelerde “Talihsiz Angel” adıyla anılan “büyük hala” aslında Angèle Guéron’dan başkası değildir. Hikâye tam olarak böyle başlar. “Talihsiz Angel”in peşine düşen Rozental bir yandan büyük halayı daha yakından tanımaya çalışırken bir yandan da Balkan Savaşları sırasında gerçekleşen Edirne Kuşatması’nda yaşananları öğrenecektir.
Talihsiz Angel Hala ve Edirne Kuşatması Günleri alışılmışın dışında bir grafik romanı. Çizer, yazar ve bu kitap özelinde “çevirmen” İzel Rozental hem kendi uzak akrabasıyla tanışma serüvenini hem de “Talihsiz Angel”in yani Angèle Guéron’un ve dönemin hikâyesini resmediyor.
Yazınsal Tutkunun İzinde: Edebiyat Yazıları
Ürün Yayınları
Eylül 2024
176 s.
Bir kitabın ruhuna dokunabilmeyi, o kitabın satır aralarında dolaşmayı, kitabın bize doğrudan anlattıklarının yanında yazarın iç dünyasında gezinerek alt metinleri de okumayı nitelikli her okur ister.
Yazınsal Tutkunun İzinde kitabıyla edebiyata kök salmış birçok esere kapı aralayan Şirvan Erciyes, okuru kitaplarla ilgili daha derin, daha eleştirel okuma yapmaya sevk ediyor. Kitabın I. bölümünde Namık Kemal’den Murat Gülsoy’a, Ethem Baran’dan Peride Celâl’e kadar geniş bir yelpazede okura sesleniyor. II. Bölümündeyse yurdun sınırlarını aşıp İngiliz edebiyatından Japon edebiyatına uzanan geniş bir düzlemde evrensel birçok önemli yazarla ve romanla okuru buluşturuyor.
Yazarların iç dünyasına yolculuk yapacağınız, eserlerinin alt metinlerine dair ipuçları da bulacağınız bu kitabı zevkle okuyacağınıza inanıyoruz.
Sadece yazar ve yazar adaylarının değil, akademi dünyasının da ilgisini çekeceğini düşündüğümüz Yazınsal Tutkunun İzinde umarız yeni düşüncelere, yeni çözümlemelere kapı aralar.
“Her anımsama, yeniden yaratmayı içerir, gerçeklikten uzaklaşmayı beraberinde getirir. Anımsamanın yazmayla ilişkisi buradan başlatılabilir. Gerçek, yağmurlu bir günde ıslak camların gerisinde kalan görüntüler gibi kenarlarını, köşelerini yitirmiştir, edebiyat için gerekli malzeme bu görüntüler arasında gizlidir.”
Önceki Yazı
Checkpoint:
“Çünkü işkence edilebilir olanlardansın...”
Derviş Aydın Akkoç'un yazmakta olduğu Checkpoint adlı trajikomik oyundan bir bölümü Tadımlık olarak sunuyoruz. Henüz yayıncısıyla buluşmamış iki kişilik oyunda olaylar, İsrail sınırında bir gözaltı merkezinde geçiyor.
Sonraki Yazı
Serkan Turgut ile deprem, Hatay ve dayanışma üzerine:
“İyimser olmayan umut”
“Deprem bölgesinde dayanışmanın yanı sıra yıkım sürecinden bir umut çıkarma çabası da vardı. Bu umut bir iyimserlik değil aslında. Tam aksine, tarihlerin, hayallerin, şehirlerin yıkımı karşısında dirençle ayakta kalabilme çabası. Bu insanlar çaba sarf ettikçe kendilerini daha iyi hissediyor.”