• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın kitapları – 44

K24'te haftanın vitrini... Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevleri tarafından bize gönderilen, dikkatimizi çeken; okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar:
Anne Ben Düştüm mü? / Annem Zeytin ve Çay / Ataç / Bizi Ayıran Uçurum /  Korona Kapanı / Dijital Kapitalizmin Ruhu / Gecede Bir Çığlık / Sicim Teorisi / Siluet Çalışmaları / Yalnızca Çocuklar Uzaklara Bakar

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

1 Kasım 2023

PAYLAŞ

Beliz Güçbilmez
Anne Ben Düştüm mü?
Kurmacalara Neden Muhtacız?
Kurmaca-Gerçek İlişkisi Üzerine Bir Deneme
Kolektif Kitap
Ekim 2023
256 s.

“Hayat çoğu zaman ‘Neden?’ sorumuza sağır, olup biteni bir mantığa oturtma çabamıza kayıtsızdır. Nedenleri görememenin yol açtığı keyfilik izlenimi, zihnimizi işlevsiz bırakıp bizi gafil avlar, güvenimizi sarsar, kaygılarımızı artırır. Oysa kurmaca, tekil bir yazarın zihinsel tasarımı olduğundan bizi düzenli, kavranabilir, rasyonel bir evrenle buluşturur. Bir romanın, bir filmin karşısında, hayatın ıskartaya çıkardığı anlama hünerimize kavuşuruz. Kurmacanın derli toplu zihni, bizimkine model olur. Öyleyse belki de kurmacalara yönelirken niyetim kafamı dağıtmak değildir de, gündelik hayatın darmadağın ettiği zihnimi toplamaktır. Neden-sonuç miyopisinden kaynaklanan yarın endişesinin pansumanıdır kurmacalar. Anlam veremediğim gündeliğin zihnimde açtığı yaralar, kurmaca karşısında tatlı tatlı kaşınarak iyileşir. Ertesi sabah yataktan kalkıp aynı keşmekeşin içine girebilecek gücü bulabiliyorsam, uzun günün sonunda beni şefkatle beklediğini bildiğim kurmacalar sayesindedir.”

Gerçek olmadıklarını, üstelik er ya da geç hikâyelerini unutacağımızı bildiğimiz halde filmlerden, romanlardan neden vazgeçemiyoruz? Karşıladıkları ihtiyaç tanımlanabilir mi? Kurmacalara neden muhtacız?

Beliz Güçbilmez kurmaca-gerçek ilişkisini, ilk bakışta göze çarpan benzerlikleriyle değil de benzerliğin bağrındaki farkla düşünmeyi öneriyor. Kurmaca evreninin kişisel deneyim arşivimize ve duygusal repertuvarımıza katkısını da ürettiği hakikati de ancak o farkı koruyarak tecrübe edebileceğimizi anlatıyor.

Anne Ben Düştüm mü? kurmacaların içinden hayata yönelttiği sorularla, mevcut koşullarda varoluşumuzu daha anlamlı kılmanın güvenli yollarını seriyor önümüze.

Sibel Oğuz
Annem Zeytin ve Çay
Eksik Parça Yayınları
Ekim 2023
144 s.

“Oysa ben şiir çocuğuydum. Ağızlarında zeytin dallarıyla kırlangıçların göçünü yazacaktım, usta şairler süsleyecekti onların kanatlarını. Kaç tane olduklarının ne önemi vardı? Evet, bana öğretilenin aksine susmayacak, içimde babama karşı büyüttüğüm öfkemi haykıracaktım, bu defa kararlıydım.”

“Annem, Zeytin ve Çay, bir ilk kitap. Sibel Oğuz, zengin bir anlatı evreni sunuyor okura. Ele aldığı konular, işlediği temalar günümüz insanının en temel sorunlarını içeriyor. Ara yerde kalmış insanların dramını anlatıyor. Aileden, çevreden, aldığı eğitimden ve çalışma koşullarının sıkıntısından ağıp gelen dramatik öykülerdir Oğuz’un anlattıkları. Yaşama girdabında kalmış insanlık durumlarının anlatımında buruk, içli, dokunaklı bir bakışı var. Kendine özgü bir dil duygusu geliştirdiği gibi, yoğun imgelerle zihinlerde etkileyici iz bırakan öyküler yazıyor. Bugünün dili, duyuşu, imge yordamı onun öykü çizgisinin yolunu belirliyor. Gelenekten beslenen, modern yaşamın sıkıntısıyla bunun karşılaşmalarının getirdiği açmazları zamanın, yaşanan ânın bilinçlilik durumu/bakışıyla anlatması Sibel Oğuz’u edebiyatımıza yeni bir ses olarak taşıyor. Annem, Zeytin ve Çay uzun süre okuma belleklerinizde iz bırakacak eminim.” –Feridun Andaç

Beşir Ayvazoğlu
Ataç: “Prospero, Caliban'a Karşı”
Everest Yayınları
Ekim 2023
656 s.

Radikal Batıcı bir aydın olan Ataç, taklitçi bir anlayışla Batılılaşmayı değil, Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar, Almanlar gibi tam Batılı bir “ulus” olmamızı istiyordu. Bunun yolu hümanist kültürü tartışmasız benimsemekti. Amaca ulaşabilmek için Prospero’nun (aydınlar) gerektiğinde kırbaç kullanarak Caliban’ı (halk) ehlileştirmesi gerektiğini kararlılıkla savunuyor, öncelikle dilimizi antik Yunanca ve Latinceye açmadan Batı’yı Batı yapan hümanist kültürü benimsemenin imkânsız olduğuna inanıyordu. Asıl arzusu bütün temel kavramları bu iki ölü dilden almaktı. Ancak bunun pratikte mümkün olmadığını fark edince Türkçeyi başta Arapça ve Farsça olmak üzere tarih boyunca sözlüğüne kattığı bütün yabancı kelimelerden arındırarak Yunanca ve Latinceleştirme görüşünü savunmaya başladı. Öztürkçeciliğinin milliyetçilikle hiçbir alâkasının bulunmadığını çok açık bir şekilde ifade etmişti. “Devrik tümce” ısrarı ise Türkçenin sentaksını Batılı gibi düşünmenin önünde büyük bir engel olarak gördüğü içindi.

Elinizdeki kitapta, Ataç’ın kendisini bu uç noktaya taşıyan düşünce macerası anlatılıyor. Çok hızlı ve çok sancılı bir değişmenin yaşanmakta olduğu bir dönemde mensubu olduğu toplumun tarihi, dili, kültürü ve inançlarıyla didişmeyi göze alan bir düşünce adamı ve etkili bir edebiyat eleştirmeninin renkli, gelgitlerle ve kavgalarla dolu hayatı... Beşir Ayvazoğlu’nun kaleminden...

Jason Hickel
Bizi Ayıran Uçurum:
Küresel Eşitsizliğe ve Çözümlerine Dair Kısa Bir Kılavuz
çev. Deniz Keskin
Ekim 2023
360 s.

Kalkınma sürecinde işlerin yolunda gittiği, dünyanın Güney’inin Kuzey’ini neredeyse yakaladığı, yoksulluğun son 30 yılda yarı yarıya azaldığı, 2030’a gelindiğinde yeryüzünden bütün bütün silineceği söyleniyor. Oysa dünyanın en güçlü devlet ve şirketlerinin desteğiyle anlatılan bir masal bu.

1960’dan bu yana Kuzey ile Güney arasındaki gelir farkı neredeyse üç katına çıktı. Günümüzde 4,3 milyar insan, yani dünya nüfusunun yarısından fazlası, günde 5 doların altında bir kazançla yaşamak zorunda. Öte yandaysa dünyanın en zengin 8 insanı insanlığın yarısının toplam gelirine denk bir serveti yönetiyor.

Peki bu uçurumu yaratan ne? 15. yüzyıldan bu yana Batı’nın dünyanın kalanını sömürmüş olmasının yol açtığı tahribat bir yana, yoksul ülkeler bugün de küresel ekonomik sisteme eşit koşullarda katılmıyor. Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kuruluşlar eliyle Güney ülkelerine dayatılan yapısal reformlar ekonomilerine kasıtlı olarak zarar veriyor, Dünya Ticaret Örgütü’nün getirdiği kurallar da eşitsiz mübadeleyi körüklüyor. Dahası, Kuzey’in sömürüsünün yarattığı yoksulluğa artık küresel iklim krizinin olumsuz sonuçları ekleniyor.

Bizi Ayıran Uçurum, sorunları geçmişi ve bugünüyle berrak bir şekilde ortaya koyan bir kitap. Küresel ekonomi içinde yoksulluğa getirilecek ekonomik çözümler ile iklim felaketine getirilecek ekolojik çözümleri birlikte düşünüyor. Jason Hickel’ın Türkçe basıma özel önsöz ve sonsözüyle.

Yüksel Pazarkaya
Bugün Pazar Bugün Bizi Dışarı Çıkardılar:
Korona Kapanı
Oğlak Yayınları
Ekim 2023
112 s.

Daha önce hiç alıcı gözle bakmadığım çevre binalar, balkonlarıyla, pencereleriyle somutlanıyor. Sokaktan geçen arabalar gürültü araçlarıyken, hareketli canlılar olmuştu ama tek tük kalmışlardı. Köpeğini gezdiren genç kız, bulunduğum balkona doğru bir mutluluk ışıtıyordu. Karşı apartmanın bahçesinde üç tekerlekli bisiklete binen çocuk mutluluk odağıydı.

İlk gün bir ayrıksılık duyumsamadım. İkinci sabah biraz tedirgin uyandım. Alışveriş için bile, dışarıya çıkmak yok, dedim kendi kendime. Birden yaşlandım. Kural koyucu, yasa yapıcı koşullamıştı bu yaşlanmayı. Altmış beş yaş üstü evde kalacak. Kuralı koymuş ama süreyi belirlememişti.

Unutmak istediğimiz, unuttuğumuzu sandığımız bir pandemi dönemi geçirdik. Ama işte hepimizde bir takım izler kaldı. Kimimiz sıradan bir şeylerin yaşamın mucizevi ayrıcalıkları olduğunu anladık, kimimiz de yaşamın nasıl da kolayca bambaşka bir şeye dönüşebileceğini. Hepimiz o günlere ilişkin bir tortuyla devam ediyoruz yolumuza.

Usta yazar Yüksel Pazarkaya, 65 yaş üstü bir entelektüelin pandemi ile hesaplaşmasını anlatıyor Bugün Pazar Bugün Bizi Dışarı Çıkardılar adlı kitabında. 

Jenny Huberman
Dijital Kapitalizmin Ruhu:
Emek, Sermaye ve Sömürünün Değişen Kisvesi
Fol Kitap
Ekim 2023
264 s.

2000’li yılların başlarında kamu kültürünün, işbirliğinin ve bilginin zaferi olarak görülen dijital teknolojiler ve bu teknolojilerin beslediği dijital kültür, aradan geçen yıllar içinde kapitalizmin en sağlam çarklarından biri hâline geldi. Dünyayı birbirine yaklaştıran ağların, gönüllü topluluklarının, kitlekaynağının gücünü fark eden Silikon Vadisi’nin teknoseçkinleri, iş dünyasının guruları, girişimciler ve risk sermayedarları son yıllarda bu yeni kültürü kapitalizmin insanlığa bir “armağanı” ve kapitalizm hakkındaki olumsuz kanaatlerin haksız çıkışının bir belirtisi olarak görüyorlar.

Bu kitapta Jenny Huberman bu iddiayı enine boyuna sorgulayıp değişenin kapitalist düzenin kendisi değil, yüzü ve araçları olduğunu ileri sürüyor. Dijital dünyanın yarattığı imkânların kapitalist sistem tarafından kısa sürede yeni sermaye birikimi, tahakküm ve el koyma biçimleri yaratmak için nasıl kullanıldığını ortaya koyuyor. Bu yeni biçimleri meşrulaştıran ideolojilerin hangileri olduğunu soruyor. Bu ideolojilerin, kamu yararını ve açık kaynakları, küçük bir grup ayrıcalıklı insanın elinde toplanan üretim ve propaganda araçları hâline getirdiğini ifşa ediyor.

Nilüfer Kuyaş
Gecede Bir Çığlık
Kafka Kitap
Ekim 2023
384 s.

Nilüfer Kuyaş, sekiz yıllık aranın ardından gelen romanı Gecede Bir Çığlık’la, erkek öfkesinin yüzyıllardır tebelleş olduğu dünyada üç genç kadına, kâğıda ve hatta ağaca ses oluyor...

Rengin, Berrin ve Dilârâ.

Gençliğinin ta en başında, on altısında, üç genç kadın. Aşktan, umuttan ötesinde gözü olmayan ve gerçeğin kekre tadına erken varan üç dünya.

1969 Suadiye’si. Cadde cıvıl cıvıl. Deniz alabildiğine mavi. Ağustos güneşi tepeden vuruyor iskeleye. Üç kafadan türlü hayaller sızıyor geleceğe. Ve bu üç kadının hayat çizgisi o ağustosta şekilleniyor. Ne olacaksa o ağustos ayında oluyor.

Kuşlar yine cıvıldıyor, şen kadın kahkahaları yine sarıyor sokakları. Ama kapalı kapılar ardındaki eril hüküm ve kirli pazarlıklar bitmiyor.

Peki bir gün bitecek mi? Anlatı 2010 yılına geçtiğinde neler değişmiş olacak? Kırk yıl sonra adalet yerini bulacak mı?

Bir gün gelecek, kadın öfkesi dünyayı yakacak.

Tek tek değil, kişisel değil.

Topyekûn yakacak dünyayı kadın öfkesi.

Ben o günü bekliyorum umutla, sabırla bekliyorum.

Yakındır.

David Foster Wallace
Sicim Teorisi: Tenis Üzerine
çev. Cem Pekdoğru, İnan Özdemir
Siren Yayınları
Ekim 2023
192 s.

Bir yanda çağımızın en önemli yazarlarından David Foster Wallace, diğer yanda Roger Federer ve Tracy Austin gibi efsaneleriyle muazzam bir spor dalı, başlı başına bir dünya: Tenis.

Büyük hayaller, kortlarda geçen uzun saatler, kazanılan zaferler, beklenmeyen düşüşler; nice acılar, nice merhemler. Sicim Teorisi, David Foster Wallace’ın tenis yazılarını bir araya getiriyor ve bu spora erken yaşlarda gönül vermiş yazarın gözünden sadece bir spor analizi değil, bir yaşam alegorisi sunuyor. Sporla aşkı, efsanelerle fanileri, klişeyle aşkınlığı beraberce ele alan Sicim Teorisi, David Foster Wallace’ın yaratıcı zihninin kıvılcımlarını gözler önüne seren, ilham verici bir metin.

Oyuna hazır mısınız?

Pierre Senges
Siluet Çalışmaları
çev. Barış Tut
Ketebe Yayınları
Ekim 2023
88 s.

Bir gün bacağımı kırdım, bu hayatımın en büyük macerasıydı…

İyi okur, Kafka’nın defter ve günlüklerinde karşısına çıkan yapım aşamasındaki taslakları iyi bilir: bir ya da birkaç satırlık şifreli cümleler, kesintiye uğramış başlangıçlar, karalama girişimleri, nefesi kesilmiş paragraflar; öykü uçları, anlık fikirler, havada asılı kalmış düş kırıntıları…

Son dönemin en özgün Fransız yazarları arasında yer alan, adı Vila-Matas, Luiselli, Gonçalo M. Tavares gibi isimlerin dahil olduğu “potansiyel edebiyat”çılarla anılan Pierre Senges, işte bu terk edilmiş fragmanları bir araya getiriyor; her birine birer devam yazıyor, Kafka’nın benzersiz üslubundan, dilinden, eşsiz takıntılarından, gecenin yarısında çiziktirip öylece bırakıverdiği bir cümlesinden el alıyor, boldla yazılmış harflerin ardına yerleştiriyor kendi sözcüklerini, Kafkaesk’i hayali bir işbirliğiyle kendisine mal ediyor.
Sonuçta ortaya düşsel anlatılardan, kısa öykü, pastiş, parodi, çeşitleme ve mikro-kurgulardan oluşan deneysel bir eskiz koleksiyonu, nitelikli bir yazınsal dolandırıcılık örneği çıkıyor. Senges, yüz yıl önce yazılmış cümlelere büyüteçle bakarak oradan birtakım spekülasyonlar, mantık yürütmeler, çıkarımlar devşiriyor; çılgın monologlar, tersine çevrilmiş peri masalları icat ediyor ve okurdan bir kere başlamış olanın izini sürmesini, okumaya Kafka yazmışçasına devam etmesini istiyor.

Şükrü Erbaş
Yalnızca Çocuklar Uzaklara Bakar
Kırmızı Kedi Yayınevi
Kasım 2023
72 s.

“Keşke insan hiç büyümeseydi. Keşke her şeyi bilmeseydi. Oyuncaklarını kırmasaydı. Çocukluğunu hiç unutmasaydı. Sevgisini bütün yaşlarında aynı içtenlikle söylemeyi sürdürseydi. Ne yazık ki doğa, hayvanlara bağışladığı o masumiyeti insanlardan esirgemiş. Ya da insan, doğasına ihanet etmiş.(…) Sonra kendi çocukluğuma çevirdim gözlerimi. Ara sokaklardaki çocuklara, ışıklı caddelerdeki çocuklara, buğday tarlalarındaki çocuklara… yazdıkça, dünyanın nasıl bir cehenneme nasıl bir cehenneme yuvarlandığını yeniden anladım. Bütün büyük yaratıcılar çocuktu. Dünya edebiyatını çocuklar yaratmıştı. Bütütn ağıtları, şarkıları çocuklar söylemişti. Bütün bilim insanları merakını hiç yitirmemiş çocuklardı. Tanrı çocuktu.” 

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Anne Ben Düştüm mü?
  • Annem Zeytin ve Çay
  • Ataç
  • Bizi Ayıran Uçurum
  • Bugün Pazar Bugün Bizi Dışarı Çıkardılar
  • Dijital Kapitalizmin Ruhu
  • Gecede Bir Çığlık
  • Sicim Teorisi
  • Siluet Çalışmaları
  • Yalnızca Çocuklar Uzaklara Bakar

Önceki Yazı

ENGLISH

Incarceration

“A narrative fiction account offers not only an insight into the strained articulations of the concerns of individuals, but an insight into the workings of this ‘mythical’ violence of the law – in which power is imposed through precarious decisions, operating seemingly like opaque fate.”

HELEN MACKREATH

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Polisiye kurguyla yazılmış buralı bir dehşetin romanı:

“Dünya mı küçük, biz mi her yerdeyiz?"

“995 km’ye korku romanı dememin nedeni tam da bu toplumla iktidarın geçişken işbirliğini hatırlatması. İsimsiz bir katilin izinden ve hemen yanından tanığı oluyoruz her şeyin. Musa Anter cinayetinden esinlenerek yazılan 995 km aslında herhangi bir cinayetin öyküsü olabilir. Korkutucu olan da bu zaten.”

SIRMA KÖKSAL
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist