• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın kitapları – 22

K24'te Mayıs ayının son vitrini: Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevleri tarafından bize gönderilen, dikkatimizi çeken; okumak ve üzerine yazı yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar...

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

1 Haziran 2023

PAYLAŞ

François Noudelmann
Bambaşka Bir Sartre
çev. Şehsuvar Aktaş
YKY
Mayıs 2023
150 s.

Jean Paul-Sartre’ın manevi kızında bulunan şahsi arşivinden ve kendisiyle yaptığı görüşmelerden hareketle bir başka Sartre portresi çiziyor François Noudelmann.

Bambaşka Bir Sartre yayımlanmamış mektuplar, ses-film kayıtları ve notlardan oluşan bu arşivin izinde Sartre’ın yüzeysel bir turist olmayı sevdiğini, gönlünün çokeşliliğe meylettiğini, angaje yazar kimliğinin üzerine yapışmasından rahatsız olduğunu, müzikle olan ilişkisini ve depresif anlarını ifşa eden şaşırtıcı bir çalışma.

“Bir yazarın hayatına girmek için her şeye karşın bir yol seçmek gerektiğine göre, yan yolları izleme stratejisi verimli olabilir. Bu strateji bağlantılar üzerinden yanlamasına düşünmeyi, çevresi ve –birlikte yeni, şaşırtıcı bir yöne girdiği– kişiler üzerinden bir bireyin izini sürmeyi amaçlıyor. İnsan hayatlarının anlaşılması için biraz epigenetiği devreye sokmak tekanlamlı nedenselcilikten kaçınmayı, yerinde dönüşümleri ve çevrenin yarattığı farklılaşmaları ortaya koymayı sağlıyor. Raymond Aron ona Husserl’den söz etmeseydi ve onu Berlin’e yönlendirmeseydi, Sartre fenomenolog olur muydu? Peki ya Jean Genet ya da Frantz Fanon’la karşılaşmasaydı, Kötü kavramı üzerinde düşünür ve sömürgeciliğe böylesine şiddetle karşı çıkar mıydı?”

Silvia Federici
Dünyayı Yeniden Efsunlamak: Müşterekler Siyaseti ve Feminizm
çev. Ebru Kılıç
Sel Yayıncılık
Mayıs 2023
280 s.

Silvia Federici, Marx'ın tanımladığı şekliyle ilksel birikimin, köylüleri ücrete tabi ve disipline edilmiş bir proletarya ordusuna dönüştüren arazi gaspının, kapitalizmin başlangıçtaki değil süreğen bir önkoşulu olduğunu, bunun da toplumsal yeniden üretim alanında kadınların ev içi emeğinin sömürülmesiyle taçlandırıldığını ileri sürerek, özellikle 1970'lerde, feminist harekete önemli bir ivme kazandırmıştır. Kapitalizme yönelik bu eleştiri çerçevesini hem teorik hem pratik düzeyde istikrarlı bir biçimde sürdürerek günümüze kadar taşıyan Federici, Dünyayı Yeniden Efsunlamak'ta gezegenin dört bir yanında yaşanaduran yeni çitlemeler ve bu bağlamda tartışılan müşterekler meselesinde, küresel kapitalist birikim sürecinin, borçlandırma vasıtasıyla yeniden üretimin yeni bir finans kaynağına dönüştürüldüğü güncel evresinin göz ardı edilen boyutları üzerinde ısrarla durarak, feminist perspektif adına içe dönük eleştiriler de barındıran çok katlı bir cephe açıyor.

Kapitalizmin çitlemelere, yani öncesinde kullanım hakkı örfi kurallar kapsamında topluluklara ait kılınan kaynakların zor kullanılarak temellük edilmesine dayandığını savlayan Federici, buna karşı savunulması gereken "müştereklerin" ortak mülkiyetten ziyade bir toplumsal ilişkiler bütününe işaret ettiğinin altını çiziyor. Bu ilişkilerin var ettiği özerkliğin ise hayatın ve emeğin mevcut kapitalist örgütlenmesi karşısında direnç ve direniş alanları açtığı tespitinden hareketle, yerli halkların, sularına ve topraklarına göz diken kapitalist düzene karşı verdiği mücadeleye dikkat çekerken, söz konusu ilişkilerin daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir temelde yeniden inşasında toplumsal cinsiyetin önemli bir kaldıraç görevi göreceğini iddia ediyor.

Nicole A. N. M. van Os
Feminizm Hayırseverlik ve Vatanseverlik:
Osmanlı İmparatorluğunda Kadınların Örgütlü Yaşamı
çev. Murat Kemaloğlu
Alfa Yayınları

Nicole van Os’un, ayrıntılı arşiv çalışmaları ve teorik zenginliğiyle oluşturduğu Feminizm, Hayırseverlik ve Vatanseverlik, Osmanlı döneminin kadın örgütlenmelerine geniş bir yelpazeden yaklaşıyor. Başlıkta geçen üç kavramı da alt başlıklarla inceleyen van Os, sağlık, imalat, eğitim, yardım dernekleri, tarım, sanayi gibi pek çok alanda, kadınların hangi motivasyonlarla örgütlendiğini ve sisteme karşı taleplerini araştırıyor. Bu, farklı kurumsal çerçevelerden, farklı motivasyonlarla oluşan bir örgütlenme olsa da sonuçta kadınların hak mücadelesiydi.

“23 Temmuz 1908’de Jön Türk Devrimi II. Abdülhamid’in mutlakıyet rejimine son verir…  Sokaklarda sevinç gösterileri yapan insanların arasında Müslümanlar da dahil olmak üzere İstanbullu ve Selanikli kadınlar da vardır. Revu du Monde Musulman’ın haberine göre ‘Kadınlar sokaklarda kırmızı beyaz kurdeleler ve bayraklar sallayarak koşuşturuyor ve haykırıyordu: Yaşasın Vatan! Yaşasın Hürriyet! Yaşasın Millet!’ Hatta bazı gözlemcilere göre peçelerini bir kenara fırlatıp yüzlerini açıyorlardı.”

Özge Özdemir
Geçmişin İzleri: Altmışlı ve Yetmişli Yılların Kolektif Belleği
İletişim Yayınları
Mayıs 2023
272 s.

Altmışlı ve yetmişli yıllar Türkiye tarihinin canlı olduğu kadar çalkantılı, değişken olduğu kadar da acı tatlı bir dolu anıyla hatırlanan, özel bir dönemi. Peki bu dönemi farklı kılan neydi? İnsanlarda nasıl bir iz bıraktı ve neler hatırlanıyor?

Özge Özdemir Geçmişin İzleri’nde kapsayıcı, özgün bir anlatı kuruyor. Dönemin tanıklarının gözünden hayatın ritmini paylaşıyor. Burada mini etekler, İspanyol paçalar, gür bıyıklar ve kulaklara dolan türlü müzikler de var, Yassıada yargılamaları, sokak çatışmaları ve kavgalı yılların okul anıları da... Sağcılar ve solcular da var, siyaseti hiç hayatına sokmamış olanlar da... Kadınlar da var, erkekler de... Geçmişin İzleri sadece nostaljik bir bellek anlatısı olmanın ötesine geçen, altmışları ve yetmişleri kültürün, siyasetin, sosyal yaşamın birçok alanını kuşatarak anlatan özgün bir çalışma olarak öne çıkıyor.

“Türkiye’nin altmışlı yılları ile bu yılların rüzgârıyla alev alan yetmişlerinin, önceki ve sonraki yıllarla kıyaslandığında önemli bir değişim anına karşılık geldiğini söyleyebiliriz. Bu yirmi yıllık dönem, kerameti kendinden menkul bir değişim olmanın ötesinde siyasal, toplumsal ve kültürel alanların hepsinde birden Türkiye’nin bugününü kuran gelişmelerin zamansal sahasıydı.”

Mahir Özkan
Hamşentsnag / Hemşince
Hemşince Gramer Kitabı
Aras Yayıncılık
Mayıs 2023
256 s.

Başta Karadeniz olmak üzere Türkiye’nin farklı yörelerinde ve yurtdışında yaşayan Hemşinli toplulukların aralarında konuştuğu dil üzerine uzun yıllardır hararetli bir tartışma yürütülüyor. Çoğu zaman siyasi tercihlerin gölgesinde ve yeterli bilgiye dayanmaksızın yaşanan bu tartışma, özellikle de Hemşincenin Ermeniceyle arasındaki ilişki etrafında dönüyor. Alanın önde gelen araştırmacılardan Mahir Özkan’ın çalışması ise konuyla ilgili toz bulutunu dağıtarak tartışmayı bilimsel bir zemine oturtmayı hedefliyor. Yüzyıllardır konuşulan bu dilin gramerini, temellerini, birikimini, günümüzde sahip olduğu imkânları ve karşı karşıya kaldığı zorlukları, bir diyalekti olduğu Batı Ermenice ile karşılaştırmalı olarak etraflı bir şekilde ortaya koyarken, dilin yaşamasına da katkıda bulunmayı amaçlıyor. Hamşentsnag, Hamşenahayeren, Hamşetsmo adlarıyla da anılan Hemşinceyi öğrenmek ve üzerinde yükseldiği güçlü mirası kavrayabilmek için büyük önem taşıyan, titizce hazırlanmış bu çalışmanın önemli bir boşluğu dolduracağına inanıyoruz.

Fidan Terzioğlu
İnsanı İnsan Yapan Nedir?
Yapay Zekâ Filmlerine Tasavvuf Gözüyle Bakmak
Metis Yayınları
Haziran 2023
192 s.

“Çocukluktan yetişkinliğe, beşerlikten insan olmaya doğru evrilmek için, ölüm fikriyle yüzleşmek ve varlık zeminindeki bu bilinmezliği kabul etmek gerekir. Tasavvuf düşüncesindeki ‘ölmeden önce ölmek’ ilkesi, bu imkânı işaret eder. Ölmeden önce ölmek, ölümlülük ilkesinin eninde sonunda elimizden alacağı, mülkiyetimizde olmayan şeyler hakkındaki mülkiyet iddiamızdan vazgeçmektir. Bu ilke bizi iradesiz ve amaçsız bir yaşama götürmez. Aksine, içinde yaşadığımız an içinde neyin korunmaya, neyin bırakılmaya uygun ve değerli olduğunu ayırt etme imkânını getirir. Ömrü bitmiş olanı teslim edip, şimdi geleni kabul etmenin yolunu açar.”

Fidan Terzioğlu “İnsanı insan yapan nedir?” sorusunun peşinde, sinema tarihinde derin iz bırakmış yedi önemli yapay zekâ filmine tasavvufun gözüyle bakarak bizi bir yolculuğa çağırıyor: Bilmediğimiz, arzuladığımız, istemediğimiz ötekilikleri görebilmek, izleyebilmek ve dönüştürebilmek için. Hayatın kaynağının bilmediğimizi dahi bilmediğimiz veçhelerinde olduğunu fark etmek için.

İnsanın kendisi ile öteki arasında kurduğu ilişkiler hakkında bu kitap. Öteki yabancıdır, dışarıdakidir, bizden olmayandır; bilinmeyen, tanımlanamaz ve denetlenemez olandır. Bilinmezliğin içerdiği bilgi ve deneyim için, bildiğimiz sınırların genişlemesi için ve bu sınırlardan özgürleşmek için süregiden bir arzu duyarız. Bu keşif arzusu ve merak gelişmemizi, yeni bilgilere ve kavrayışlara açılmamızı sağlayan en önemli itkimizdir. İçinden çıkılması güç görünen bir ilişkiler kavşağında yeni açılımlar bulmak, yeni cümlelerle konuşmak, yeni fikirler oluşturmak ve bu fikirleri dayanışma içinde eyleme dönüştürebilmek için.

Engin Topuzkanamış
Hukuku Anlamak için Kısa Bir Giriş:
Kapuçin Maymunları Neden Salatalık Sevmez?
Nisan 2023, 2. baskı
179 s.

Adaletin ne olduğunu öğrenmek için Aristoteles veya Kant'a mı, yoksa kapuçin maymunlarına mı müracaat edelim? Bu kitap ikinci yolu öneriyor. Hukuk hakkında bilgi sahibi olmak için filozofların akıl oyunları yahut hukukçuların dogmaları yerine önce doğaya sonra insan kültürlerine bakmak, olması gereken hakkındaki tartışmalarımız için bize daha sağlam bir zemin sunacaktır...

Klaus Mann
Sonsuzda Buluşulan Nokta
çev. Tevfik Turan
Everest Yayınları
Mayıs 2023
296 s.

“Bina girişlerinin kemerlerinin üzerinde, reklam sütunlarının boş kalmış yerlerinde, pisuarlarda “Feda” yazılıydı. Feda, feda, feda. Kendinizi feda edin! Daha fazla esirgemeyin kendinizi! Hediye olun, harcanın, kurban olun!”

Hitler’in iktidarı ele geçirmesinin arifesinde Almanya. Dönemi yaşayanlara hâkim olan duygu bir sarhoşluğa benzemekte, gençlerin değişim isteği kendini çarpıcı renklerle bağıra çağıra dışavurmaktadır. Coşkuyla serinkanlılık arasında gidip gelmeler, gerçeklikten kaçış, ümidin ve aşkın uğradığı bozgun, tehlikeli bir şekilde kabaran nasyonal sosyalizm. Dünya bir uçuruma savrulmakta ve herkes krizden çıkış yolu aramaktadır. İğneleyici bir toplum panoraması sunan Sonsuzda Buluşulan Nokta, “kayıp kuşağın” büyüleyici bir tablosunu çiziyor. Klaus Mann, dansçı ve kariyer düşkünü Gregor Gregori kişiliğiyle aynı zamanda, Mephisto’sunun kahramanı olan Hendrik Höfgen’in de bir öncülünü yaratıyor.

"Klaus Mann’ın en iyi romanı olan Sonsuzda Buluşulan Nokta, yazarın psikolojik ve edebi ustalığının canlı bir kanıtıdır."  –Fredric Kroll

Daryl R. Van Tongeren
Tevazu:
Narsistik Dünyanın Tuzaklarından Kurtulmak
çev. E. Gülsen Yüksel
Timaş Yayınları
Mayıs 2023
352 s.

Tevazu kendimize, başkalarına ve bizi çevreleyen dünyaya, onu olduğu gibi algılamamızı sağlayacak şekilde yaklaşmanın yoludur. Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki tevazu insan ilişkilerini güçlendirmeye, iş hayatında ilerlemeye ve toplumu daha iyi bir noktaya taşımaya katkı sağlar. Yadsınamaz bir güce sahiptir ve dönüştürücüdür.

Bugün artık modern bilimin kadim bilgeliği onadığı noktadayız: Tevazunun güçlü bir dönüştürücü etkiye sahip olduğunu biliyoruz.

Narsisizm bizi kendimizi aldattığımız bir yalan dünyaya tutsak ederken tevazu özgürleştirir, güçlendirir ve geliştirir.

Sosyal Psikolog Daryl R. Van Tongeren, tevazu kavramı üzerinden bizi kendini tanıma, kendini kontrol edebilme ve kendini aşabilmeye dair düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor.

İçine hapsolduğumuz yankı odalarından çıkmak için Tevazu’yu yeniden keşfetmeliyiz.

Osman Tiftikçi
Türkiye'de Kadınların Seçim Hakkı Mücadelesi
Hakk-ı İntihâb: 1908-1935
Notabene Yayınları
2023
208 s.

Türkiye’de kadınlar 1934 yılı sonunda seçme ve seçilme hakkını kazandılar. Bu hak Cumhuriyet döneminde, eğitim, din, hukuk ve yaşamın diğer alanlarında yapılan reformların bir parçasıydı. Bu reformlar sayesinde kadınlar eğitimin her düzeyine katılabilme, iş yaşamının her alanında yer alabilme, sanat ve kültür hayatına katılabilme, giyim kuşamda, aile yaşamında, kişi ve miras hukukunda dini gericiliğin zincirlerini kırabilme imkanlarına kavuştular. Bu doğrulara karşın kadın haklarının iktidarın bir lütfu olduğu, Fransa’nın bile önüne geçildiği, Türkiye’nin kadınların siyasi haklarını tanıyan ilk ve tek İslam ülkesi olduğu gibi abartılar yanlıştır.

Osmanlı ve Türkiye kadınları, İttihat ve Terakki’nin kuruluşundan itibaren kadınların siyasi haklarına yabancı değildi. Partiye ilk kadın üye 1902 yılında yapılmıştı. Kadınların seçim hakkı 1920 yılında bir partinin (TKP), 1921 yılında da bir kadın derneğinin (Ulviye Mevlanların Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti) programında yer almıştı. 1923 Haziran’ında kadınlar İstanbul’da Kadınlar Halk Fırkası’nı kurmuşlardı.

CHP ise genel kanının aksine kadın hakları konusunda çok istekli davranmadı. 1930 yılına kadar kadınların CHF’ye üyelik başvuruları bile reddedildi. Seçme ve seçilme hakkının gerçek anlamda kullanılabilmesi ise 1951 seçimlerini bulmuştur.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkının “verilmesi”, Osmanlı’dan gelen Türk, Kürt, Ermeni, Çerkes feminist hareketlerinin sonu oldu. Türkiye’de feminist hareket bu tarihten sonra 40-50 yıl ortada görünemedi.

Kitap, kimileri ilk kez gün ışığına çıkarılan Osmanlıca belgeleri de içeren geniş bir arşiv taraması sonucunda elde edilen nesnel bilgiler ışığında titizlikle hazırlanmış bir çalışmadır. Çeşitli boyutlarıyla kadın çalışmalarına önemli katkılar içeren bu kitap, resmi tarih açısından da eleştirel yaklaşımlarıyla katkılar sunmaktadır.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Bambaşka Bir Sartre
  • Dünyayı Yeniden Efsunlamak: Müşterekler Siyaseti ve Feminizm
  • Feminizm Hayırseverlik ve Vatanseverlik
  • Geçmişin İzleri: Altmışlı ve Yetmişli Yılların Kolektif Belleği
  • Hemşince Gramer Kitabı
  • İnsanı İnsan Yapan Nedir?
  • Kapuçin Maymunları Neden Salatalık Sevmez?
  • Tevazu: Narsistik Dünyanın Tuzaklarından Kurtulmak
  • Türkiye'de Kadınların Seçim Hakkı Mücadelesi

Önceki Yazı

SİNEMA-TİYATRO-TV

İnsana ve hayata dair: Another Year

“Ömrümüzden Bir Yıl, durgun ama insanı içine çeken bir su gibi akıyor. Filmin odağında orta yaşı geçmiş, çekirdek bir ailenin sıradan diyebileceğimiz gündelik hayatı var. Dostluk, dayanışma sınırsız mıdır; dünyaları, yaşantıları, daha doğrusu conatus’ları farklı insanlar dost kalabilir mi?”

AHMET BÜLENT ERİŞTİ

Sonraki Yazı

PORTRE

Deniz Kavukçuoğlu'nun ardından:

“Hoşçakal Deniz…”

“Hiç kopmadık Deniz’le. Hani bir şey nasıl başlarsa öyle sürer diye bir laf vardır ya. Hep güldüm onunla, hep güldüm. Editörlüğünü yaptığımda 'cadı'lıkla yaftalandım. Dertleştik, akıl sordum, akıl aldım.”

SIRMA KÖKSAL
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist