Haftanın kitapları – 10
K24'te haftanın vitrini: Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevleri tarafından bize gönderilen, dikkatimizi çeken; okumak ve üzerine yazı yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar...
Bulutlarda Bir Ömür
çev. Serkan Toy
Dedalus Kitap
Mart 2023
228 s.
“Yaşamlarınızın bu kısmında,” diyordu Birader Cyprian, “biraz hüzünlü, biraz garip hissedebilirsiniz çünkü yaşamınızın saf ve mutlu günlerini arkanızda bırakıyorsunuz. Çocukluktan erkekliğe geçiyorsunuz çünkü. Çözmeniz gereken, canınızı sıkan yeni bilmeceler var, birkaç yıl önce aklınıza bile gelmeyen şeyler bunlar. Pek çoğunuz da muhakkak yeni yeni görmeye başladığınız tuhaf düşler yüzünden endişelisiniz.”
Hormonları ve Katolikliği arasında kalan içine kapanık bir ergen olan Adrian Sherd doğal olarak hormonlarına yenik düşer ve Amerikalı film yıldızlarına başrol verdiği fantezi geceleri hayal eder. Ta ki Denise ile karşılaşana kadar... Denise ile birlikte seks fantezileri bir Katoliğin nasıl erdemli bir hayat yaşayabileceğine dair verilen derslere döner.
Gerald Murnane, 1950’lerin Melbourne’üne, tutucu Katolik yaşam tarzına ve bunun genç erkek ve kadınlardaki yansımalarına ayna tutuyor.
Deneyimin İlkel Ucu
çev. Aylin Deniz Ülkümen, Can Baycan, Canan Altındaş Dikmen
Sfenks Kitap
Şubat 2023
176 s.
“Deneyimin İlkel Ucu, gerçekten özgün ve yaratıcı bir psikanalitik düşünür ve zeki bir klinisyenin eseri. Thomas Ogden, İngiliz nesne ilişkisi kuramcıları Klein, Bion, Winnicott, Fairbairn, Guntrip gibi isimlerin bu alandaki katkılarını yeniden yorumlayarak genişletip derinleştirmeye devam ediyor. Bunu yaparken gelişkin ve yer yer devrimci kavramlar kullanıyor. Kendisinden önceki teorisyenlerin işaret ettiği psikolojik alanın ötesinde yer alan insan deneyimini ele alırken, kendilik deneyiminin duyusal ‘zemin’inin yaratıldığı en ilkel psikolojik örgütlenmeyi anlamanın yolu olarak otistik-bitişik konum kavramını ortaya atıyor.
Kitaptaki temel prensip, deneyim oluşturmanın otistik-bitişik, depresif ve paranoid-şizoid olarak adlandırılan üç tarzı arasındaki diyalektik etkileşim sonucu hayat boyu süregiden insan deneyiminin kavramsallaştırılmasıdır. Her tarz birbirini yaratır, korur ve reddeder. Deneyim oluşturmanın herhangi bir tarzı diğerlerinden bağımsız olarak var olmaz. Ogden psikopatolojiyi de bu deneyim üretme tarzlarından birinin diğeri üzerine çökmesi üzerinden tanımlar.
Ogden, kuramının geniş bir hasta yelpazesiyle yaptığı çalışmalarla sağlam bir temele dayandığını göstermektedir. Parlak keşfi, okuyucuyu çok değerli içgörülerle aydınlatacaktır.”
– Jarome B. Katz, Journal of The American Psychoanalytic Association
IŞİD, Kobani ve Sosyalistler
Nota Bene Yayınları
Şubat 2023
592 s.
“IŞİD, Kobani ve Sosyalistler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TCK 302/1 maddesine (Devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma) göre açılan bir davada, mahkemeye sunulan “Savunma”nın bir bölümüdür. Yargılamanın konusu, kamuoyunda “6-8 Ekim Kobani olayları” olarak bilinmekte. HDP Merkez Yürütme Kurulu üyeleri hakkında, olaylara sebebiyet verdiği gerekçesiyle 37’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis “ceza”sı isteniyor. Mahkemede Türkiyeli sosyalistler, Kürtler, feminist kadınlar, Aleviler, Yeşiller, emek yanlısı İslamcılar, sol liberaller, demokratlar, LGBTİ+’lar yargılanıyor. Neredeyse toplumsal muhalefetin bütün kesimlerine karşı, tamamen siyasal kaygılarla açılan bir dava olduğu için, savunma da kişisel yanları olmakla birlikte esas olarak bütünlüğü gözeten bir yerden, siyasal bir savunma olarak yazıldı.
Savunma; Türk-Kürt, Alevi-Sünni ayırımsız bütün emekçileri, ayrımcılığa uğrayan Kürtleri, Alevileri ve kadınları, Anadolu’nun kadim halklarını, doğayı, bilimi, sanatı, laikliği, özgürlüğü, adaleti ve eşitliği savunuyor.
Savunma; Anadolu’nun çok kimlikli, çok dilli ve tarihsel olarak katmanlı yapısından dolayı halklar ve kimlikler arasında eşit ve onurlu bir ilişkiyi savunuyor. Savunma en çok da işçileri, emekçileri, ezilenleri, emeğin hakkını, yeni bir hayatı ve sosyalizmi savunuyor.” (arka kapaktan)
derleyen: Benjamin Cheever
çev. Can Sezer
Everest Yayınları
Şubat 2023
504 s.
Pulitzer Ödülü sahibi roman ve öykü yazarı John Cheever’ın, oğlu Benjamin Cheever tarafından derlenen mektupları bizi bu büyük yazarın ruhsal ve yazınsal dünyasına davet ediyor. Aralarında Philip Roth, John Updike ve Saul Bellow’un da yer aldığı arkadaşlarına ve çevresine haftada otuz mektup yazan Cheever, “Bir mektubu saklamak, bir öpücüğü saklamaya benzer” düşüncesiyle yazıştığı insanlardan mektupları yok etmelerini isterdi. Buna rağmen günümüze ulaşabilen ve özenle derlenen mektupları, “Amerika’nın Çehov’u” John Cheever’ın karmaşık karakterini; bastırılmış cinselliğinin, alkolikliğinin ve hırslarının yanı sıra kendine has mizahını da yansıtıyor.
Benjamin Cheever’ın sözleriyle, “Sevdiğimiz insanların hatıralarında ölümsüzlüğün yakalanması mümkünse, o zaman babam bugün de 27 Mayıs 1912’de ciyak ciyak ağlayarak dünyaya geldiği günkü kadar canlı.”
Kimsenin Bundan Bahsettiği Yok
çev. Emirhan Burak Aydın
İthaki Yayınları
Mart 2023
168 s.
“Yetişkinlik hayatının tamamını Proustvari bir tavırla, her gün, yatak-masasında yazı yazarak geçiren Patricia Lockwood, günümüzün önde gelen Amerikalı şair ve yazarlarından biri. Edebiyat dünyasında ses getiren eserlerinin yanında Twitter’da çizdiği profille de dikkatleri üzerine çeken Lockwood’un ilk romanı Kimsenin Bundan Bahsettiği Yok ise Booker Ödülü ile Dublin Edebiyat Ödülü kısa listelerine giren, 2022 Dylan Thomas Ödülü'nü kazanan bir yapıt.
Sosyal medya paylaşımlarıyla öne çıkan bir kadın, hayranlarıyla tanışmak için dünyayı dolaşır. Portal olarak adlandırılan çevrimiçi dünyanın çivisi çıkmak üzeredir. Derken, annesinden gelen ailevi bir haber her şeyi altüst eder. Gerçek hayat ile dijital portalın giderek tuhaflaşan dünyası çatışırken, evrende iyilik, empati ve adaletin var olduğuna dair kanıtlarla karşılaşan kadın, maalesef bunların yokluğuyla da yüzleşecektir. Kimsenin Bundan Bahsettiği Yok, internet sonrası hayatı sorgulayan, metaforlarla yüklü, duygusal olduğu kadar gerçekçi de olan bir gözlem romanı.”
Ödeşmeler ve Şahmeran Hikâyesi 50 Yaşında
YKY
Şubat 2023
152 s.
Klasik hikâye ile modern öykü arasında özgün bir yeri olan “Ödeşmeler ve Şahmeran Hikâyesi” 1973’te yayımlanmıştı. 50 yıllık bu değerli yapıtı özel bir baskıyla okura sunarken Tomris Uyar’ı da aramızdan ayrılışının 20. yılında özlemle anıyoruz.
“Bildirisiyle, izlekleriyle, ana duyarlılığıyla olsun, öykü kurgusu, yazış biçimi, tümceyi tümceye ulayışı olsun, görür görmez tanınacak kadar belirgin ve kişilikli bir biçeme varmış olmasına karşın, bu yazar hiç mi hiç çoğaltmacılığa düşmüyor.”
– Füsun Akatlı
“Son hikâyenin başlığı ‘Şahmeran Hikâyesi’dir, ki aslı Camasbnâme’dir ve Abdi adında bir şair tarafından 15. yüzyılda nazımla ve aruz vezniyle yazılmıştır. Sonradan bir halk hikâyecisi konuyu Şahmeran adıyla ve düzyazıyla yazdı ve hikâye, günümüze kadar bu ikinci şekliyle basılageldi. Bu eski öykü ile Tomris Uyar’ın çağımıza alegorik bir uygulama niteliğindeki hikâyesi, ilginç bir karşılaştırma konusudur, incelemeye değer.”
– Behçet Necatigil
“O yüzden mitik öğelerin peşini bırakıp masalın dibindeki temel endişeyi yakalayabiliyorsan yazabiliyorsun masalı. Masalların özündeki temel tedirginlik o kadar denenmiş, yüzyıllar boyu sınanmış bir şey ki onu işlemek, masalı bir daha yazmaktan daha geçerli.”
– Tomris Uyar
Pis İşler
ABD'de Hayati İşler ve Eşitsizliğin Gizli Bedeli
çev. Deniz Keskin
Metis Yayınları
Şubat 2023
328 s.
Toplu olarak yaşamanın parçası olan çeşitli “pis işler” var. Sadece ağır ve zor değil aynı zamanda adı kötüye çıkmış, yani saygınlıktan uzak sayılan işler. Geleneksel toplumlarda bu tür işleri yapanlara yönelik bariz dışlama mekanizmaları vardı. Bugünkü toplumlarımızda açıktan açığa böyle bir işleyiş olmasa da “pis işleri” yapanların toplumsal konumları daha iyi değil. Eskiden toplumların en yoksul çevrelerinin yaptığı bu işlerden bazılarını bugün Batılı toplumlarda daha ziyade göçmenler, bazılarını ise yine o toplumların dezavantajlı kesimleri yapıyor.
Eyal Press ABD’de özellikle cezaevlerindeki psikiyatri koğuşlarında çalışan ruh sağlığı danışmanları ile gardiyanları, tavuk mezbahalarında çalışan göçmen işçileri, Amerikan Hava Kuvvetleri’nin İHA’larla ülke dışında gerçekleştirdiği gözetleme ve saldırı operasyonlarında görev alan teknik personeli, ayrıca Google’ın devletlerle işbirliği içinde geliştirdiği gözetleme projelerinde çalışmış mühendisleri ve petrol üretim tesislerindeki işçilerle yakınlarını ele alıyor. Press, çok sayıda çalışanla yaptığı yüz yüze görüşmeler ve bahsi geçen kurumlara gerçekleştirdiği inceleme gezileri sonucunda kaleme aldığı kitapta, bu “pis işleri” yapanların hayatlarını kazanmak için nasıl bu işlere sürüklendiklerine, bu işleri yaparken karşılaştıkları etik ve hukuki sorunlar karşısında nasıl tavır aldıklarına, yaşadıkları içsel ve toplumsal çatışmalara, ortaya çıkan sorunların toplumsal ve hukuki kaynaklarına, “pis işleri yaptıran” toplumun sorumluluklarına odaklanıyor.
Görmemek için yüzümüzü öbür tarafa çevirdiğimiz yerlere ve sorunlara güçlü bir ışık tutarken sarsıcı ve sahici insan hikâyeleri anlatıyor.
Son Osmanlılar: Yunanistan'da Müslüman Azınlık (1940-1949)
çev. Özkan Akpınar
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Şubat 2023
480 s.
Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi sözleşmesinde (1923), İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’da oturan Rumlar ile Batı Trakya’nın Müslüman nüfusu mübadele dışı tutulmuştu. Lozan Antlaşması’nın “Azınlıkların Korunması” bahsinin 45. maddesinde şöyle denmişti: “İşbu kesim hükümleri ile Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıkları için tanınan haklar, Yunanistan tarafından da kendi topraklarında bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır.”
Kevin Featherstone, Dimitris Papadimitriou, Argyris Mamarelis ve Georgios Niarchos tarafından ortaklaşa kaleme alınmış Son Osmanlılar. Yunanistan’da Müslüman Azınlık (1940-1949), tarihi yeteri kadar araştırılmamış bu azınlık toplumunun kritik on yılına ışık tutuyor. Bu on yılda önce II. Dünya Savaşı’na, acımasız bir işgale ve direnişe, savaştan sonra da bu kez kardeş kavgasına, bir iç savaşa sahne olan Yunanistan’da bu azınlık (veya onu oluşturan cemaatler) neler yaşamıştı? Jeostratejik koşullar, Türk-Yunan ilişkileri ve iç dinamikler bu süreçte ne oranda rol oynamıştı?
Yunanistan’ın Müslüman azınlığı sadece tarihsel kökenleri itibariyle değil, o dönemde kendini hissettiren kültürel değişim nedeniyle de Son Osmanlılar olarak nitelendirilebilirdi, çünkü Batı Trakya Türkleri arasında ağırlıkta olan gelenekçi eğilimin yerini artık Türkiye Cumhuriyeti’ndeki değişimin izinden giden seküler ve modernist eğilim alıyordu. İç Savaş’a ELAS saflarında katılan Mihri Belli’nin “Kapetan Kemal” kod adıyla komuta ettiği birliğin “Osmanlı Taburu” diye anılması ise bu geçiş sürecini belki de en güzel yansıtan göstergelerden biriydi. Yunanistan, Bulgaristan, Türkiye, İngiltere ve ABD arşivlerinden daha önce gün ışığına çıkmamış belgelerin yanı sıra, dönemin yerel basınının, broşürlerin, sahada yapılmış çok sayıda kişisel görüşmenin ve anıların da kullanıldığı bu çalışma önemli bir boşluğu dolduruyor.
Türkiye'de Ağır Müziğin Geçmişi: 1981-2020
Karakarga Yayınları
Şubat 2023
424 s.
Kitap, 1981 yılından bugüne, “hafif müzik” kategorisine zıt giden rock, heavy metal ve punk gibi tarzların Türkiye’de nasıl yayıldığına ve geliştiğine odaklanırken kâh hikâyeleri kâh durum değerlendirmeleriyle mevzuyu 2020’lere bağlıyor.
Bu yolculuğa müzisyenler, dinleyiciler, fanzinciler, organizatörler, kasetçiler, tişörtçüler, radyocular başta olmak üzere yolu ağır müzikten geçen yüzlerce kişi eşlik ediyor.
Toplamda 39 yıllık bir dönemi konu edinen Türkiye’de Ağır Müziğin Geçmişi kitabı, gücünü arşivinden, dergi/fanzin/kaset koleksiyonundan ve dönemin tanıklarını içeren kaynakların ısrarla araştırılmasından alan bir tarihsel anlatı ortaya koyuyor. Böylece Türkiye’nin yakın kültür tarihinde önemli bir boşluğu dolduruyor. (arka kapaktan)
Yürümek, Adım Adım
çev. Oğuz Tecimen
Kolektif Kitap
Şubat 2023
144 s.
“Kısa yürüyüşler de yaptım, uzun yürüyüşler de. Şehirden şehre de yürüdüm, köyden köye de. Gün boyunca da yürüdüm, gece boyunca da. Sevgililerimden uzaklaştığım yürüyüşler de yaptım, dostlarıma yaklaştığım yürüyüşler de. Ormanların derinlerinde, yüce dağlarda, karla kaplı engin düzlüklerde, şehirlerin yaban bölgelerinde yürüdüm. İçim sıkkınken de yürüdüm, sevinçten havalara uçarken de. Dertlerimden kaçmak için yürüdüğüm de oldu. Acı çekerken de yürüdüm, mutluyken de. Nerede olursam olayım, neden olursa olsun hep yürüdüm. Dünyanın sonuna kadar yürüdüm – gerçekten.
Bütün yürüyüşlerim birbirinden farklı olsa da dönüp baktığımda hepsinin ortak bir paydada buluştuğunu görüyorum: iç sessizlik. Yürümek ve sessizlik birbirini tamamlar.”
“Üç Kutba” da (Kuzey Kutbu, Güney Kutbu ve Everest Zirvesi) yürüyerek ulaşan ilk kâşif olan Erling Kagge için yürümek onu büyüleyen sorulara açılan bir kapı, belki zaman zaman gözardı etmek istediği dertlerinden uzaklaşma fırsatı, yaratıcılığını açığa çıkarmak için fiziksel bir anahtar, hatta kendini düşüncelerin dile gelmeyen akışına bırakabilmek için kullandığı korunaklı bir alan. Niçin yürüyoruz? Hızlı mı yavaş mı yürüyoruz? Nereden nereye yürüyoruz? Belirli bir hedefimiz mi var yoksa sadece yürümek için mi yürüyoruz? Kagge bunlar gibi birçok sorunun yanıtını okurlarıyla birlikte çıktığı edebi bir yürüyüşte arıyor.
Önceki Yazı
“Hepsi bizim gibiydi”
“Depremle birlikte hiç hoşa gitmeyen bir 'kesinti' oldu; iktidarın canı nasıl isterse yönlendirdiği, anlamdan yoksun, kesintisiz bir söz ve müzik akışının hâkim olduğu radyo ve televizyonların, muhalefet partilerinden STK’lara, kadın, ekoloji, LGBT+ derneklerine her gün haykırılan tehditlerin yarattığı 'gürültüde' bir 'antrakt', bir sekte”.