Zihin kıvraklığı ve dil figürleri:
“Korkunç güzel”in güzelliği
“Oksimoron, kabına sığmama hali insanın, insan zihninin ve dilinin. Günümüz Türkçesinde 'ikirciklem' biçiminde çevrilen, eskilerde 'müştemilü’z-ziddeyn' denen dil figürü.”
Oliviero Toscani, ünlü reklam fotoğraflarından biriyle (kolaj).
Türkçe-Edebiyat öğretmenlerinin genelinin, dil konusunda yazılar yayımlayanların büyük çoğunluğunun zehirli oklarını yönelttiği “korkunç güzel” gibi sözleri ben hep olumlu bulmuşumdur. Dildeki her aykırı bağdaştırmaya saldıran, ölçünlü dille çelişen her durumda dil bozuluyor feryatları atan kimselerin aşırı tutucu, kuralcılığa tamamen teslim yaklaşımları bence zihinsel donuklukla ilgili. Ne kadar zeki olursak olalım, sistemin bizi “eğdiği”ni biliyoruz. Çocuklardaki yaratıcı zekânın zamanla nasıl azaldığının tanığı değil miyiz hepimiz?
Gençliğimde, hatta orta yaşlara kadar, çok tutucu olmamakla birlikte ben de dil konusunda tedirginlik içindeydim. Dil yanlışlarına, yazım ve noktalama bozukluklarına aşırı tepki gösterirdim. Sonra ayırdına vardım “dilde bozulma” diye bir şeyin gerçek anlamda olmadığının. Elbette dil doğru kullanılmalı, yazım ve noktalama kuralları belli düzeyde bilinmeli; yoksa nasıl doğru ve düzgün anlatabiliriz derdimizi, düşüncemizi?
Aynı türden boşluk, bulanıklık, bozukluk dilde süreklilik göstermiyor; bir biçimde onları eliyor ya da anlamlandırıyor dil. Çünkü dil zihnin bir aracı; anlama, düşünme, anlatma gereci. Çünkü zihin barındırmaz böyle şeyleri. Dil ve zihin arasında diyalektik işleyiş, dilin yetmediği yerde zihnin, zihnin yetmediği yerde dilin devreye girmesini ve birbirlerini dönüştürmesini sağlıyor. “Çok güzel” sözündeki belirtecin yetmediği yerde, şiddet ve vurgu içeren “korkunç” sözcüğü devreye giriyor. Salt sözcük düzeyinde değil bu işleyiş, tümce ve söylem düzeyinde de söz konusu. Sözgelimi masal mantığını başlatabilmek, masal dünyasına girebilmek için düz mantığı bozup yeni bir mantık için “Bir varmış bir yokmuş” diyor zihin ve dil iç diyalektiği.
Bin yıllarca böyle işlemiş zihin-dil etkileşimi. Konuşma, giderek yazma, zamanla her tür sanat edimi düz mantığın sınırlarını zorlayarak, yer yer parçalayarak gerçekleşmiş ve gerçekleşiyor. Dilbilim, göstergebilim, sinirbilim, vd. hâlâ çözmekle meşgul beyni ve beynin üretim süreçlerini, dili.
Uzun bir zaman yazınsal (edebi) sanatlar demişiz dil figürlerine. Ama bunlara artık öncelikle dil olguları diyoruz; çünkü tüm bunların dilin gündelik doğal işleyiş sistemi içinde yer aldığını öğrendik. Uzmanlaşmış dil kullanımlarında ancak söz sanatı imiş en çok… Elbette savruk ya da özensiz dil kullanımı, dilin sınırlarının çok zorlanması gibi durumlarda yer yer bozulmalar da oluyor. Zihin ve dil bunları bir süre sonra ya atıyor ya da yeni anlamlar yükleyerek dile mal ediyor bir biçimde. Dikkat edin, hangi sorunlu kullanım dilde aynı kalarak varlığını sürdürebilmiş?
Zihnin, hayal gücünün, düşüncenin sınırsızlığı ile dilin sınırlılığının çatışma diyalektiği sonucudur böyle şeyler. Kabına sığmamanın, var olanla var olacak olanın diyalektiği, üretim ilişkilerinden kültüre hemen her şeyde de işlemiyor mu zaten?
Zihnin-dilin hınzır oyunu: oksimoron
Oksimoron da işte kabına sığmama hali insanın, insan zihninin ve dilinin. Günümüz Türkçesine “ikirciklem” biçiminde çevrilen, (Ahmet Güngör, 2014) Cafer Mum’un “imtizâc-ı ezdâd” diye adlandırdığı, (Tezâdın İmtizâcı, Sonçağ Yayınları, Ankara, 2018) eskilerin “kelâm-ı zü”l-vecheyn” ve “müştemilü’z-ziddeyn” dediği “oksimoron” Eski Yunancadan geliyor (òξúμωρoѵ):oxus (sivri, ucu çıkık, keskin) + moros (tekdüze, aptal). Birleşik olarak “sivri aptallık” anlamına geliyor hemen hemen. “Çelişik bağdaştırma” demek dilbilimsel bakışa daha uygun aslında. Düz mantıkça saçma ama bu alışılmamış bağdaştırma biçimiyle şaşırtan, hayret uyandıran, mizahi, çarpıcı söyleyiş ve yeni bir anlam söz konusu. Karşıt ya da çelişik en az iki sözcükten oluşuyor: sessiz çığlık, kötü şans, düzenli kaos, orijinal kopya, gerçek taklit, kusurlu güzellik, kara güneş, tatlı sıkıntı, ihtiyar delikanlı, yaşayan ölü, yapay zekâ, köşeli daire, korkusuz korkak, geleceğe dönüş, barışçıl füze, savaş oyunları, dul bakire, zorunlu seçmeli ders, mülayim sert, Ölü Canlar, Erkek Fatma, Züğürt Ağa…
Akla hemen Kemal Sunal filmleri geliyor. Daha eskilere gidersek, Karagöz-Hacivat oyunu…
Karşıt, (tezat) yoksunlama, hatta paradoksla iç içe. “Yavuz (Yabız)” gibi sözcüklerin zaman içinde karşıt anlamına dönüşmesi, (“kötü, fena, uyuz” < “yiğit”) “Bir çay içmez misiniz?” tümcesindeki gibi sözcüğün karşıt anlamda (“… içer misiniz?”) kullanılması olgularını da oksimoron (ikirciklem) sayma eğilimi yaygın ama ben katılmıyorum bu tür yaklaşımlara. Çünkü oksimoron esas olarak karşıt ya da çelişik iki sözcüğün birlikte kullanımına dayanır.
Harputlu Rifat Dede’nin aşağıdaki gazelinin hemen her beyitinde oksimoron (müştemilü’z-ziddeyn) bulunmaktadır (Şiiri Namık Açıkgöz’ün yazısından alıp günümüz diline çeviren: Mete Bülent Deger, Sebk-i Hindî’de Oksimoron, Sonçağ Akademi, Ankara, 2022, sayfa: 37-38):
Ben şehîd-i bâdeyim dostlar demim yâd eyleyin
Türbemi meyhâne enkâzıyla bünyâd eyleyin
[Ben şarap şehidiyim dostlar zamanımı hatırlayın.
Türbemi meyhane yıkıntısı ile bina edin.]
Gasl olunmaz mâ ile gerçi şehîdân-ı vegâ
Yıkayın meyle beni bir mezhep icâd eyleyin
[Savaşta şehit olanların cenazeleri su ile yıkanmaz,
Ama beni şarapla yıkayın (yeni) bir mezhep icat edin.]
Türbeme kandil içün bir köhne sâgar vakf edin
Şu’le-i nâr-ı arakla rûhumu şâd eyleyin
[Türbeme kandil olması için eski bir içki kadehi vakf edin/tahsis edin.
Rakının ateşinin aleviyle ruhumu mutlu edin.]
Türbedâr olsun bana bir rind-i mey-hâr-ı garîb
Nezr-i serhoşân ile ol pîre imdâd eyleyin
[İçki içen garip bir rint bana türbedar olsun.
Sarhoşların adağı ile o yaşlıya yardım edin.]
Neyle meyle bir alay mahbûb ile her dem gelin
Bezm-i Cem âyinini kabrimde mu’tâd eyleyin
[Neyle, şarapla, bir alay dostla her zaman gelin.
Kabrimde Cem meclisinin ayinini alışkanlık haline getirin.]
Her gelen mestân u rindân ise gelsin türbeme
Gelmesin sofi vü zâhid tard u ib’âd eyleyin
[Gelenler sarhoşlar ve rintler ise gelsin türbeme.
Sofi ve dindârlar gelmesin, uzaklaştırın ve kovun.]
Mest eder bûy-ı türâb-ı meşhedim bu âlemi
Bâde-nûşânı bu nev-neşveyle irşâd eyleyin
[Şehitliğimin toprağının kokusu bu âlemi mest eder.
Şarap içenleri bu sarhoşluk keyfiyle aydınlatın/bilgilendirin.]
Yâdigâr olsun bu nazmım evliyâ-yı sâgara
Gitti Rıf’at perr açıp ardınca feryâd eyleyin
[Bu şiirim içki kadehinin evliyalarına yadigâr olsun.
Rıfat kanatlanıp gitti, ardından feryat edin.]
Görsel oksimoron
Görsellik çağında oluruz da “görsel oksimoron” olmaz mı? Norman Y. Teng ve Sewen Sun, “resimsel oksimoron” (pictorial oxymoron) demişler. “Resimlik” kavramı dar gelince, bu zihin-dil olgusu “görsel oksimoron” kavramına evrilmiş sonra.
Oksimoron özelikle reklamcılıkta çok yaygın biçimde kullanılıyor. Karşıtların birliğini tanıtımda provokasyon, şoke etme amacıyla en çok kullanan da “reklamın asi çocuğu” olarak tanınan Oliviero Toscani. Onun reklamcılık anlayışını çarpıcı biçimde gündeme taşıyan, Jesus Jean (İtalya, kuruluşu 1971) için hazırladığı görselin (1973) anlam bileşenlerini ya da katmanlarını bu bakımdan çözümleyebiliriz.
Üzerinde “Chi mi ama mi segue (Beni seven arkamdan gelsin)” yazan, reklam dünyasını o günlerde çok sarsan bu reklam-tanıtım çalışması en az iki anlatım öğesiyle kurgulanmış.
Oksimoron: Çıplaklıkla giyinmeyi bir araya getirmesi, bu kavramların karşıt-birliğine dayanan çarpıcı hınzırlık.
Metonimi (hem de katmanlı metonimi): “Parça” aracılığıyla “bütün”ü anlatma; “kalça” üzerinden “gövde”yi ve “Jesus Jeans” adı (logosu) yoluyla bütün şirketi ima.
Toscani, “Jean Jesus”dan sonra anlaştığı Benetton markasını dünya çapında tanıtma sürecinde (1982-2000) bu tür reklam görselleriyle ününe ün katıyor. Çoğunda yine oksimoron ve metonimi iç içeliği söz konusu. Reklam görselleri çokça kullanılan metafor (eğretileme) ile birlikte bu iki olguyu zaten zorunlu kılar. Oksimoronun kendisi de genelde metafor ve metonimiyi içerir zaten.
Anımsatalım: Eğretileme (metafor) benzerlik üzerinden iki farklı alan (domain, düzlem) arasında, düzdeğişmece (metonimi) ise çağrışımsallık yoluyla (parça-bütün, neden-sonuç, mekân-işlev, araç-amaç, vb.) aynı düzlem içinde yapılan aktarmalara dayanır. Sözgelimi “Aşkından yanıyorum” tümcesindeki eğretilemede, “odun (ağaç, bitki, vb.)” düzleminden “kişi (insan)” düzlemine aktarma yapılmıştır (yanmak). Bir başka deyişle, anlatılmak istenen (konu, amaç, hedef) “insan” için değişik bir alandan (kaynak: odun, vb.) yararlanılmış, bu alanın bir özelliği “konu”ya aktarılmıştır. “Kafanı çalıştır” tümcesindeki düzdeğişmecede ise aktarmada (beyin, akıl < kafa) aynı alan, tek bir alan içinde (insan, kişi) yapılmıştır. Bu aktarmalar hem kavramsal-zihinsel ve hem de onun yansıması olan dilsel bağlamda gerçekleşir.
Aktarma işleyişi, sözcük-kavram boyutunun dışında daha geniş boyutta da çokça görülür: resim, heykel, fotoğraf, mimari, giyim kuşam… Sonuçta hepsi dil-zihin bağlamında yer alan anlatma derdiyle, söylem kavramlarıyla ilgili.
Oliviero Toscani’nin asıl ününü Benetton markasıyla ilgili reklam-tanıtım çalışmalarıyla elde ettiğini söylemiştik biraz önce. Dinsel kurallar gereği Hıristiyan ruhban sınıfına yasak olan evlilik ve seksi tartışmaya açan, özellikle Papalık’ın büyük tepki gösterdiği aşağıdaki Benetton reklam görseli de bunlardan biri.

Bu görselde iç içe geçmiş katmanlı oksimoron var: Katolikliğin rahip ve rahibelere getirdiği evlilik yasağı ile onun karşıtı evliliğin, daha genelde ise masumiyet ve seksin bir aradalığı, birleşik varlığı.
Düzdeğişmece (metonimi) de birden çok var bu görselde: Öpüşmenin evlilik ve seksi, (öncelik-sonralık ve parça-bütün ilişkisi) bir rahip ile bir rahibenin tüm rahip ve rahibeleri üzerinden tüm Katolik dünyasını (özel-genel, parça bütün) temsil etmesi, dile getirmesi, en azından ima etmesi.
Toscani’nin yine aynı süreçte hazırladığı aşağıdaki Benetton reklam afişinde yine oksimoron ve metonimiler söz konusudur. Paradoksallık zemininde oksimoron: Renklerin karşıtlığı bağlamında ırkçılığa dikkat çeken, ayrımcılık vurgulu “Hepimiz eninde sonunda bir’iz” önermesi, toplumsal eşitsizliğin bir başka düzlemde eşitliği içermesi gibi birden çok alt anlam...

Düzdeğişmece (metonimi) de çok belirgin bu görselde. Ellerin kişileri, (parça-bütün) kelepçenin suçu ya da tutukluluğu (araç-amaç) ima etmesi en belirgin olanları. Kelepçenin de ırkçılığın eğretilemesi (metaforu) olduğunu söylemeden geçmeyeyim: Irkçılık, insanlar, toplumlar için kelepçedir.
Bir kitap eleştirisi
Irkçılığı kışkırtıcı biçimde betimleyen 1989 tarihli bu Benetton reklam görseli, Şebnem Soygüder Baturlar’ın Görsel Düşünmek: Metafor ve Oksimoron adlı kitabında da var. (Eğitim Yayınevi, 2021) Baturlar’ın kitabının adında aslında “metonimi” sözcüğü de yer almalıydı. Yazarın bu terime neden yer vermediğini daha sonra açıklayacağım. Kitabın “Önsöz”ünün ilk tümceleri de benim eleştirel görüşümü doğruluyor:
Görsel metaforlar, metonimiler ve oksimoronlarla tasarlanan görsel metinlerin veya afişlerin (afiş, fotoğraf, resim, vs.) güçlü ve anlam oluşturmada oldukça etkili araçlar olduğu düşünülmektedir.
Genellikle sözlü ve yazılı dilbilimde açıklanan “metafor”, “metonimi” ve “oksimoron” kavramlarının görsel düşünmenin görsel ürün olan görsel metinler üzerinden açıklanmasına ise “görsel metafor”, “görsel metonom” ve “görsel oksimoron” denmektedir. (s. 5)
Hayli iyi hazırlanmış kitaptaki önemli kimi sorunların ipucu da önsözde yer alıyor:
Ancak çalışmayı sadece “benzerlikler” ve “zıtlıklar” üzerinden yaratılan metafor, metonimi ve oksimoronlarla sınırlandırarak konunun derinlemesine tartışılması hedeflenmiştir. “Görsel düşünen sanatçı bunları nasıl kavramlaştırır?” sorusuna cevap aramaktayız. (s. 5)
Kitabın “Giriş” bölümü şu tümceyle başlıyor: “Kitabın temel konusu görsel göstergebilimin üstdilinden birkaç terimle ilgilidir.” (s. 7) Bu terimler, biraz önceki alıntıdan da anlaşılacağı gibi, metafor, metonimi ve oksimoron kavramlarına ilişkindir. Yazar asıl kavramlarını açıklamaya başlamadan önce “imge” kavramı üzerinde durur. Ama asıl derdi “görsel düşünmek”i açıklamaktır. Ş. S. Baturlar kitabın amacını, zihnimizde oluşan ya da oluşturulan bu kavramların “nasıl görselleştirildiğini ve bunların görsel tasarımlara kattığı estetik lezzeti gözler önüne sermek” olarak açıklar.
Önsözde düştüğü dipnota göre kitap Baturlar’ın uluslararası hakemli dergi Connectist’te, “Visual Metaphor and Metonymy as the Reflection of Creative Thought in Arta: An Analysis on Graphic Designer Yossi Lemel’s Poster Desing on the Coronavirus (Covid-19) form Charles Forceville’s Perspektive” başlıklı İngilizce makalesinin (2021) genişletilmiş biçimidir.

Grafik tasarımcısı Yossi Lemel’in Covid-19 ile ilgili çalışmalarını (bu konu için şu sayfaya göz atılmasını öneririm, mutlaka) esas aldığı kitabında, görsel metinleri çözümlemek için kuramsal çerçevesini, Max Black’in etkileşim kuramına ve Charles Forcivellli’nin görsel metafor çeşitleriyle yorumlarına göre çizdiğini söylüyor:
Çalışmanın iki boyutu olduğunu söylemek gerekir. Birincisi afişler üzerinden görsel metafor ve görsel metonimilerin Max Black’in ortaya koyduğu “etkileşim teorisi” ile Charles Forcivelli’in önerilerine göre yorumudur. İkinci boyut ise sanatçıların “simetrik nesne hizalaması” yöntemine göre oluşturdukları görsel metinler üzerinde yer alan “görsel oksimoron” ile “görsel metafor”ları bulmaktır. Çalışmada her afiş değil, özellikle simetrik nesne hizalamasına uygun olarak tasarlanmış afişler seçilerek kullanılmıştır. (s. 8)
Bilindiği gibi, Aristoteles tarafından “mecaz” kavramı bağlamında kuramsallaştırılan metafor kavramı (=bir şeye, başka bir şeye ilişkin bir ismi verme), Antik Roma döneminde “yalnızca benzerliğe dayanan aktarma/mecaz” olarak daralmaya uğramıştır. I. A. Richards’ın “yerine geçme” ve “karşılaştırma” işlevleriyle felsefi içeriğe yaklaşarak tartıştığı bu kavramı (1936) Max Black “etkileşim kuramı” çerçevesinde felsefi bağlamda ele almıştır. (1954) Kavramdaki sarsıcı gelişmeyi ise George Lakoff ve Mark Johnson’ın çalışmalarında görürüz. (1980) Metafor onlarla birlikte temelde düşünce (zihin) bağlamında ele alınmaya başlanmıştır.
Anladığımız kadarıyla Baturlar’ın Max Black’i öncelemesinin nedeni, Black’in “hedef alan” ile “kaynak alan”ın ortak alan sistemi oluşturduğunu, “hedef (konu)” ile “kaynak (yararlanılan)” arasında etkileşim ilişkisinin olduğunu ileri sürmesidir. Bu ortak alan ve etkileşim olgusu, reklam ve tanıtım görsellerini yorumlayabilmek açısından ona çok uygun gelmiş görünüyor.
Metafor kavramıyla ilgili Aristoteles ve günümüz anlayışları arasındaki farka hiç değinilmemesi kitabın en büyük eksikliği, belki de en önemli yanlışı. Büyük olasılıkla bunun ayırdında değil Baturlar. Bu nedenle önceki ve sonraki metafor kavramlarının farkını gözden kaçırıyor, bunları tek bir kavram olarak değerlendirmeye alıyor.
“Metaphora: meta (öte) + “pherein (taşımak)” açılımındaki “öte taşıma”yı nelerle ilgili görüyor, Aristotales’ten aktardığı “(Metafor) Bir şeye, başka bir şeye ait bir isim vermeye dayanır” sözündeki “şey”lerden ne anlıyor acaba? A ve B ya da X ve Y gibi harf-sembollerle ifade edilen bu “şey”ler, iki ayrı alanla mı, yoksa aynı alanla mı ilgili? Çünkü bu semboller Antik Yunan’da ayrı ve aynı alanları –aradaki farkı hesaba katmaksızın– tek bir geniş-alanın “şey”leri olarak ifade ederken, daha sonra aradaki farklılıkların öne çıkarak ayırdığı apayrı alanlara ilişkin “şey”ler için kullanılmaya başlanmıştır.
Şöyle somutlayalım. İnsan alanındaki “Ali” ile hayvan alanındaki “aslan” “şey”leri, aralarında benzerlik yoluyla ortak bir alan (cesaret) zemin kurularak tümcede birlikte kullanım sağlanmaktadır: “Aslanım (Ali), başardı yine.” “Kafa” ve “beyin” “şey”leri aynı alanla (bünye, gövde) ilgilidir ve ortak alan yaratmaya gerek yoktur tümce kurabilmek için: ““Kafanı (beynini) çalıştır biraz.”
“Alan” kavramı Antik Yunan’da önemli değildi ve tüm bunlar tek bir kavramla ifade ediliyordu: metafor. Daha sonra ise değişti durum; metafor yalnız benzerlik ilişkilerine özgülendi, iç-dış ve parça-bütün gibi ilişkiler için ise metonimi denmeye başlandı.
Kitapta metafor kavramı açıklanırken verilen şu örnekler benzerlik ilişkisi içeriyor sözgelimi: kırmızı gül-aşk, kurt-insan, savaş-aşk, koronavirüs-savaş, yukarı-mutluluk / aşağı-mutsuzluk…
Ama kitapta iki görsel benzerlik ilişkisi olmamasına karşın “bağlamsal metafor örneği” olarak verilip inceleniyor. Bu görseller Brezilya’da, Bahia Eyaleti’nde, sürücülerin trafikte cep telefonları kullanmalarının yol açtığı yaralanmaları ve ölümleri engellemek amacına yönelik hazırlanmış. (2013) Tabelalarda “When you driving, be driving” (Aracı sürüyorsan, sür) sloganı yazılı (sloganlar görsellerin altlarında).

Görselin ilki Twitter, ikincisi Facebook ile ilgili. Simgeler bütünleri, tekiller genelleri için kullanılmış. Kolayca anlaşılabileceği gibi, bu ilişkiler benzerliğe dayanmıyor; anlatım biçimi metaforik değil, metonimiktir.
Yazar değinmiyor ama parça-bütün işlevi gören “kuş” çiziminde var metafor. Şimdiki simgesi Xolan Twitter, kuruluş amacını ya da işlevini kuş cıvıltısına benzetme amacı gütmüştür.
“Benzetme metaforu” gibi garip bir kavramı açıklamaya çalışan –demek ki “benzetme olmayan metaforlar da var– Ş. S. Baturlar’ın özellikle metonimi konusunda kafası karışık. Bu karışıklık yararlandığı yabancı kaynaklardan da geliyor olabilir. “Metafor da, metonomi de benzetmedir” diye yazıyor. (s. 40) Yani Twitter logosu ile “Twitter” şirketi, “f” harfi ile de bütünü olan “facebook” sözcüğü ya da “Facebook” adlı şirket arasında benzerlik ilişkisi mi var? Bu ilişkilerin yukarıda da belirttiğimiz gibi parça-bütün olduğu hemen görülmüyor mu?
Çoğu yerde “metonimi” yerine “metonomi” diye yazması da bir başka gariplik. Alıntılarında bile yer yer “metonomi” yazımının geçmesi de dikkat çekiyor.
Baturlar, “Metonimi de benzetmedir” diyor ama bir yandan da kendiyle çelişiyor, metafor ve metonimiyi iki ayrı kavram olarak açıklıyor:
Bir nesne hem metafor hem de metonomi olarak yorumlanabilir. Örneğin doktorun beyaz önlük giyinmiş olduğu için yorumlanması metonomiktir, ama aynı beyaz gömlek, hijyen veya kurtarıcı anlamı ile metafor olabilir.” (s. 43)
Aşağıdaki “Times” (gazetesi)-Times’ın muhabiri” metonimi örneği de benzerlik ilişkisiyle anlaşılmalı, öyle mi? (s. 42)
Kitapta, “Times basın toplantısına henüz gelmedi” örneğini verirler. Cümlede geçen “Times” kelimesiyle “Times’ın muhabiri” kastedilmektedir. (Lakoff ve Johnson; 2005: 61)
Şebnem Soygüder Baturlar, Türkçeye Metaforlar – Hayat, Anlam ve Dil diye çevrilen Lakoff ve Johnson’ın kitaplarından söz ediyor, onların metonimi tanımlarını ve örneklerini aktarıyor. Lakoff ve Johnson, muhabir ile Times dergisi arasında ilişkiyi parça-bütün değil de benzerlikle mi açıklıyorlar acaba? Elbette değil. Metafor konusunda büyük bir dönüşümü başlatan bu kitabı dikkatli okumamış, anlamamış Baturlar.
Roland Barthes’ı da anlamamış yazar: (s. 43)
Eiffel Kulesi ve Açılış Dersi adlı kitabında Roland Barthes, Eiffel Kulesi’nin kuruluş aşamalarını, Fransa ve Fransızlar için ne anlam ifade ettiğini yazmıştır. 1887 yılında Fransız sanatçılar dikilecek olan Eiffel Kulesi’ni protesto etmiş (…) Roland Barthes şehrin en yüksek anıtı hakkında “Kule metonomi olarak zamanla Paris’in kendisi haline geldi” demiştir. (Barthes, 2015:28)
Kitapta kimi kez doğrudan, kimi kez alıntılar aracılığıyla kullanılan Özgürlük Heykeli, (New York, ABD) Pisa Kulesi, (Venedik, İtalya) Anıtkabir (Ankara, Türkiye) gibi örneklerde de yazar, “metonomi de benzetmedir” dediğine göre, benzerlik ilişkisine yoluyla anlam üstlenmesine (değişimine) uğrama, bütünlerini benzerlik yoluyla simgeleme söz konusu demek ki… İnsaf diyorum, insaf…
Şu açıklamasını ve örneğini bizim benzerlik ilişkisine göre anlamamızı ya da yorumlamamızı nasıl bekleyebilir yazar?
Metonomi demek ki bir kavramın ilgili veya bağıntılı olduğu başka bir kavram vasıtasıyla anlatılmasıdır. Örneğin “Tüm şişeyi içti” (şişe, şişenin içerisindeki içecektir). (s. 41)
“Şişe” ve “(şişenin içindeki) su (süt, içki, vb.)” arasındaki “dış-iç” ilişkisini benzerlik ilişkisi olarak açıklamak ancak ezber bilgiyle olanaklıdır.
Ş. S. Baturlar yararlandığı yazarları, özellikle Aristoteles, Roman Jakobson, Roland Barthes, Charles Forcivelli, George Lakoff ve Mark Johnson’ı yeniden okumalı. Bizde kitap olarak hiç birlikte ele alınmamış “görsel metafor, görsel metonimi ve görsel oksimoron kavramları bağlamında görsel düşünmek” konusuna yazık olmuş. Ne kadar da verimli ve önemli bir başlık, bir alan oysa...
Önceki Yazı
Unutulmayanı anmak
“Aynı Dargeçit gibi Unutulan Ruhların Çukuru da bir anlatı. Bulunduğu coğrafyada hakikatin ne olduğuna dair derdi olan herkes bu anlatılardan derinden etkilenecektir.”
Sonraki Yazı
Orhan Koçak’ın “Makas açılırken...” başlıklı yazısına dair:
Olanakta Sabotaj
“Koçak tarihselleştiremiyor ya da tarihselleştirmekle ilgilenmiyor. Eleştirel yönteminin ilk aşamasını, ele aldığı olguyu/metni ya da metin parçasını bağlamından, bütününden ve ait olduğu tarihsel düzlemden izole etmek oluşturuyor.”