• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Yeni teknolojilerin geleceğine dair sorular ve

Yapay zekânın Sobalı Ev ile imtihanı

Bu yazının amacı, bir Umut Sarıkaya karikatürü üzerinden yapay zekânın gündelik gerçeklikle ne kadar örtüştüğünü incelemek ve YZ üzerine bazı spekülasyonlara girişmek...

Sobalı Ev karikatürü ve karikatürist Umut Sarıkaya

AHMET TURAN KÖKSAL

@e-posta

TARTIŞMA

26 Mart 2026

PAYLAŞ

Çok değil, beş on yıl önce yapay zekânın günlük hayatımıza bu kadar etki edeceğini söyleseler inanmazdınız. “1950’lerden beri var bu hikâye; daha çok var gelişmesine” derdik.

Ordinaryus Prof. Dr. Cahit Arf’ın (Artık pek bir değeri kalmayan 10 TL’lik banknotların arkasında resmi olan, “Arf Sabiti” gibi dünyaca kabul görmüş matematiksel değeri bulmuş bilimci. Bu sabit, cisimlerin kuadratik formlarının sınıflandırılması üzerine yaptığı çalışmada bulduğu formüldür) 1959’da sunulmuş yukarıdaki konferanstaki makalesi[1] yapay zekâ üzerinedir. “Makineler Düşünebilir mi ve Nasıl Düşünebilirler” isimli makalenin orijinal metninin sonuç kısmını, bu yazının dipnotlarında okuyabilirsiniz. Arf, yapay zekânın ilerlemesi için yüzyıllar gerektiğini söylüyor ama görünüşe göre 60 yıl yetmiş. [Not: Metin olduğu gibi yazının sonuna konmuştur. O zamanın imla kurallarının farklı olduğunu hatırlatırım.]

Peki ne oldu da şimdi mantıklı geliyor bu devasa gelişme? Bir anda nasıl hayatımıza bu kadar sirayet etti yapay zekâ? Madde madde açıklayayım.

1- Büyük dil modelleri[2] kullanır hale geldi.

2- Devasa işlem gücü ve inanılmaz derecede enerji tüketimi fonlanabilir hale geldi.

3- Internet teknolojileriyle para kazanmak yani içerik satmak için tüm kaynaklar ve ilgi bu alana yönlendirildi.

Büyük dil modellerini OpenAI, “sözde” kâr amacı gütmeyecek şekilde başlatırken, bir anda Microsoft sayesinde 10 milyar dolara yakın bir yatırımla kâr etmeye niyetlendi. Yani niyetini değiştirdi (bozdu). Google da “Hani öyle değildi?” diyerek kaçırdığı treni yakaladı ve bu sefer yeni bir rotaya saptı. Şimdilik ezip geçiyor. Ama savaş bitmedi, hepsi delice bir yarış içinde.

Konu uzun ve devam etsek, rekor hisse artışıyla parlayan NVIDIA’nın GPU üreticisinin tekel olma-olmama hadisesine de değinip Google’ın TPU çiplerine varırız.

Ancak bu yazının amacı bu tür konulara girmek değil. Binlerce video var güncel bilgileri paylaşan, takip etmek bile bir mesele. Öğrenmek isteyen seyreder. Her şey paralıyken bedava olan yapay zekâ servislerinden birine başvurun, size özet geçer muhakkak.

Bu yazının amacı, Umut Sarıkaya karikatürü üzerinden yapay zekânın hayatımızdaki gerçeklik olgusuyla imtihanını anlatmak. Öncelikle, umarım telif hakkını ihlal etmiyorumdur ama meşhur (hatta efsanevi) karikatürü size tekrar sunayım. (Tekrarın sebebi, ayrıntıların daha iyi belli olması için karikatürü biraz daha büyük gösterebilmek.)

Karikatür denen şey illa güncel bir konuyu içermek zorunda değil. Uzun konuşma balonları olmak zorunda değil. Öyle olanları da seviyoruz. Yiğit Özgür’ün karikatür karesinin yüzde yetmişini yazıya ayırdığı güzel örnekler de var. Bu karikatürde konuşma balonu yok. Ben de Umut Sarıkaya’dan (USK diyeceğim) önce (evet, önce) durum anlatan karikatürler çizmiştim. Kendim için. Bir yerde yayınlanmadı. Çok ilgi görmedi desem yeridir. Yazının sonunda bir örnek de benden gelsin. Benimkinde mecburen yazı vardı. Karikatürist olmadığımdan, ancak bu şekilde anlatabildim. İlginizi çekerse bakarsınız.

USK’nın çalışmasında konuşma balonu yok, bir açıklama ya da yazı da yok, ama karikatür Türkçe. Ya da işte 1980’lerin –daha çok– ortalama altı geliri olan insanlarını anlatıyor. Şimdi uzun uzun bu karikatürü anlatacağım. Sıkılırsanız yapay zekâ yorumu kısmına atlayabilirsiniz.

Bu karikatürü birkaç kişi farklı yapay zekâ servisleriyle canlandırmış. Sonuçlar çok ilgi çekmiş. Kimin ne yaptığını yazmıyorum, zira karmakarışık. Servisler ya bedava ya da çok cüzi ücretlerle kullanılıyor ve özgün iş USK’nın olduğu için telif sorunu yok. Umut’la da hemşeri olduğumuz için umarım bana dava açmaz. Ama onun “sanat eseri” üzerinden bir yorum yaptığımı düşünürsek, bunun bir yorum yazısı olduğunu kabul edebiliriz.

Bütün örnekleri buraya koyamadım, bazıları çok kötüydü ve hatta bir tanesinde dışarıdaki pencereden gün ışığı geldiği için eledim. Yazı da çok uzamasın diye sadece iki tanesini (ikisi de artık çok becerikli hale gelen Gemini ile yapılmış; imajların sağ altındaki işaretle belli oluyor) konu edeceğim. Bir detay birinde iyi, diğerinde kötü. O yüzden ikisini tek bir örnekmiş gibi görüp öyle devam edeceğim.

Başlıyoruz.

Birinci Gemini örneği
İkinci Gemini örneği

Öncelikle söyleyeyim ki, orijinalinde de bir perspektif sorunu var. Aslında bu bir karikatür için sorun değil, bir yöntemdir. Teknik resim kaidelerine uygun bir “çift kaçışlı perspektif” örneği değil. Karikatürün kompozisyonu öyle. En Kahraman Rıdvan’ı çizen Bülent Arabacıoğlu, bir işinde, alaturka tuvalette hacet gideren kahramanı ufacık mekânda çizerken yukarıdan bakmış ve vasisdas pencere detayını öyle bir çizmişti ki, bir akademisyen eskisi olarak mimarlık derslerinde öğrencilere gösterirdim.  Herkesin kendine ait ve bilerek kabul edilmiş bir deforme etme tarzı olabiliyor. USK tarzı perspektif, bozulmalara teşnedir. USK çoğu şeyi nesneleri ayrı ayrı ele alarak çiziyor belli ki… Biz mimarlar önce mekânı çizeriz; o ise objeyi ekleye ekleye mekânı tanımlıyor. Yani mekân değil, onun içindekiler önemli. Görüntü işleyen yapay zekâda da aynı mantık geçerli olduğu için, perspektif yanlışı olduğu gibi korunmuş oluyor.

Bilenler bilir, bu sarı çizgilerin tek bir kaçış noktasında birleşmesi lazım.

Yani yapay zekâ servisine verilen orijinal karikatürdeki adamın yattığı “çekyat”, detaylarıyla bir TOKEN (jeton diye çevrilebilir ama doğrusu BELİRTEÇ) olarak veri setine işlenir. Bu işe de TOKENİZE etmek (tokenisation) yani BELİRTEÇLEME denir. Sistem öncelikli olarak onun bir çekyat olduğunu anlar. Sonra veritabanında “çekyat token”larına başvurur. Bunu milisaniyeler içinde yapar.

Hızlı bir aramada bulduğum bir çekyat. Bunun hemen hemen aynısında gençliğim geçti benim. Tabii Gemini renklerin ve süslerin daha iyisini bulacaktır.

Çekyat süsleri olanı bulmuş yapay zekâ. Ancak her iki örnekte de tokenize edilememiş bir durum var. Bu çekyatın ortadaki düşme kapağı devamlı açık kalır, bir türlü kapanmaz. Gençken yatağım buydu benim. Her akşam alttaki kısmını çeker, üzerine çarşafı serer, yatardım. Yorgan da ortadaki bölmede dururdu. Yatarken sağa sola dönersen, o kapak sırtına düşerdi. Öne doğru eğilirken dikkatli olmak zorundaydım. Dikkatli yatarsan köşesi sırtına gelmezdi. Hatta bir zaman sonra, sırtında o varken uyumaya alışırdın.

İşte bu yüzden bu karikatürü çok komik buluyorum, buluyoruz.

Yapay zekâ bu çekyat fotoğrafının olabildiğince benzerini bulur, etrafını temizler, detayları ekler.

Bakın, köşelerde süsler var ve yapay zekâ bunu eklemiş. Ama sigara paketini algılayamamış.

Ancak USK çekyatın bu süslerinden bir tanesi KAYIP gibi çizmiş. O süs düşmüş. Sobanın üstüne asılmış donun arkasındaki süs duruyor ama ön köşedeki yerinde yok.

Bir tanesi yine de dördüncü süsü koymuş, diğeri koymamış ama saçmalamış. Don yerine çorap seçmiş, diğeriyse donu hiç anlamamış. Tokenize edememiş. “Don tokenize etmek” diye bu satırları 5 yıl önce yazsaydım, ne saçmalıyor bu adam der ve buraya kadar bile okumazdınız.

Yani gördüğünüz gibi, karikatürü anlamaya çalışırken bazı token’ları yani belirteçleri yakalayamıyor yapay zekâ. Karikatür olduğundan değil, bir fotoğraf verseniz bile yakalayamıyor. Hatta tarif etseniz bile bazen inadına yapamıyor. Bir şekilde kendince optimize ediyor ve yalan yanlış olsa da, sonuca varmak için belirteçlerle eline aldığı objelerin perspektif açılarını oturtuyor. Akabinde neyin önde, neyin arkada olduğunu çözüyor ve en sonunda kompozisyonu çıkartıyor. Sanırım USK’nın işiyle size yapay zekânın görseli nasıl katman katman işleyip ortaya çıkardığını gösterebildim.

Ee, Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde boşu boşuna dememiş. “Kâinat lâhana gibi, yaprak yaprak, kat kat” diye. Yapay zekâ bakış açısıyla, tokenize etmiş işte.

Evet, şimdi yavaş yavaş USK’nın detaycılığını anlatırken, yapay zekânın yaklaşımını da ortaya koyabiliriz. Ne yazık ki tek tek ekran görüntüsü alamayacağım; siz tablodaki numaralardan takip edersiniz artık.

NO

KARİKATÜRDEKİ DETAY

1. YZ

2. YZ

1

Türkiye Gazetesi promosyonu saat detayı

Eksik

Tamam

2

Soba borusunun duvarla birleştiği yerde bir bilezik (musluktaki ayna gibi) var.

Eksik

Eksik

3

Soba borusu kalınlığı

İnceltilmiş

Tamam

4

Babanın sigarası çekyatın üstünde.

Olmamış

Olmamış

5

Soba borusundan is akmasın diye konan kap bir pet şişenin altı.

Porselen

Porselen

6

Çekyat üzerindeki metal kapta tespih olmalı.

Kap metal, tespih yok.

Plastik leğende portakal?

7

Soba borusundaki çamaşırlar

Olmamış

Olmamış

8

Sobanın üstünde tek parça güğüm var, maşa var.

Üç parça çaydanlık var, maşa yanlış.

Tamam

9

Çocuğun çorabı olmamalı. Malumunuz, çorapla kapının kasasından kaymadan o yüksekliğe çıkılamaz.

Çorap var; olmamış.

Çorap var; olmamış.

10

Çocuğun eşofmanının ağı yırtık, dikilmiş. Kazağı mavi.

Ağ yırtık değil, kazak alakasız.

Ağ yırtık değil, kazak tamam.

11

Duvarda doğalgaz borusu yok, elektrik buatı yok, is yok.

Doğalgaz borusu nereden çıktı? Buat uydurulmuş, isler gerçekçi.

Orijinale yakın ama odayı neden çıplak bir ampul aydınlatıyor?

12

Elektrik anahtarı ve yapma gül duvar süsü

Başarılı

Başarılı

13

Elektrik sobası yanıyor, örgü torbası ve plastik top

Başarılı

Elektrik sobası yanmıyor.

14

Sobanın arkasındaki ayakkabı, kokmasın diye dili çıkmış şekilde kurutuluyor.

Başarılı

Başarılı

15

Sobanın kapağı açık, soba yanıyor.

Başarılı

Soba yanmıyor.

16

Çocuğun okul çantası üzerindeki STOP yazısı.
Kalem kutusu, iletki filan.

Çanta iyi, diğerleri kötü.

Sadece çanta var.

17

Turuncu terlik çifti yok. Ters dönmüş.

Terliği anlamamış.

Terliği anlamamış.

18

USK karakterlerin kafalarını çok ufak çiziyor, burunlarını da çengel. Çocuğun elinde yarım ekmek arası bir şey var.

Çocuk sadece TV seyrediyor.

Çocuğun elinde yarımdan fazla kuru ekmek var.

19

TV vitrin detayı

Çok başarılı

Çok başarılı

20

TV üzerindeki dantel ve bir ayağı kırık porselen inek figürü.

Dantel yok, ineğin ayakları tam.

Dantel var, ineğin ayakları tam.

21

Perde, pencere, demir korkuluk ve yerinden çıkmış priz.

Diğerleri tamam, çıkmış priz yok.

Diğerleri tamam, çıkmış priz yok.

22

Çekyatın yan kapaklarının süsleri. Rafında saat var. Düşme kapak kapanmıyor.

Yan kapak şeffaf, yanlış. Saat yok. Ortadaki kapak çekmece gibi açık. Olmamış.

Yan kapak tamam. Saat yok. Ortadaki kapak çekmece gibi açık. Olmamış.

23

Çekyatın yanından sökülmüş çıkartmada He-Man var. Yatan adamın üstünde ceketi var, yorgan yok ve damarlı ayağı çocuğun ödevinin üstünde.

Olmamış.

Olmamış.

24

Evin annesi meyve (elma) soyuyor. Çorabı yok. Anatomik olarak ayakları çok ayrık.
Yapay zekâ bunu çok iyi kopyalamış, zira o ayakları ayrı bir obje olarak görüp öyle tokenize etmiş.

Portakal soyuyor, çoraplı.

Portakal soyuyor, çoraplı ve önünde portakal kabukları var.


Evet, güldük eğlendik. Yapay zekânın bizi eskilere götüren bu karikatürü kopyalaması ve detayları daha gerçekçi olarak görmek eskilere götürdü bizi.

Zaten sosyal medyada böyle sobalı bir ev fotoğrafını ve o sobanın mutluluk verdiğini paylaşıp “Nerrrddeee o eski günler!” olarak pazarlayan ilgi arsızı hesaplar var. O soba mutluluk filan getirmez. Bir de o kömürü, odunu taşımak var. Onlu yaşlarda sobalı bir evde yaşamış ailenin her yere gönderilen oğlan çocuğu olarak ne kadar dertli bir iş olduğunu bilirim. O maşa her zaman üzerindeki kestaneleri çevirmek için değil, evde yaramazlık yapanlara ceza vermek için de kullanılabilir...

Eski zamanlarda yaşadığınız çok büyük bir travmanız yoksa, her daim mutlu olduğunuz zamanları hatırlamak kadar normal bir şey yok. Kim evdeki küçük ve sevimli halini seven ev ahalisini, akrabaları ve zaten az şeyle kolayca mutlu olabildiği zamanları özlemez? Kim şimdiki sıkılmaktan öcü gibi korktuğumuz, sosyal medya uyaranlarının adrenalin pompalamasını eskiye tercih eder? Beyin zaten ona göre kodluyor hafızayı. Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı diyor, geçiyoruz. Zaten USK da bu karikatürü “Ah, ne güzel günlerdi!” diye çizmemiş bana sorarsanız. Bu karikatürde “estetik” olarak görülen süsler, ucuz eşyanın pespayeliği ve tabii gün sonunda evdekilerin nasıl dinlendikleri gösterilmiş. Baba işten sonra yorgunluktan çekyata yığılmış; anne meyve soyuyor; oğlanlardan biri ödev yapıyor; en ufağı TV seyrediyor; biri de hiperaktif ve enerjisini düz kapıya tırmanarak atıyor.

Tamam, şimdi olayın yapay zekâ kısmına gelelim. Nostaljiyi bozmayayım diyorsanız yazıyı şu anda terk edin. Bundan sonrası durum tespiti ve yorum “kasmak”.

Yapay zekâ her şeyi yapabilir mi?

Bir diğer deyişle, yapay zekâ her b.ka maydanoz olmak durumunda mı?

Cevap: Evet, olmak zorunda.

ABD dahil çoğu ülkede enerji yüzünden ekonomik bir yamulma söz konusu. Rusya artık serbest ticaretle ucuz enerjinin alınacağı bir yer değil. Her an herkesle savaşbilirim diyor. Almanya önce tüm nükleer santrallerini kapatmak istedi, şimdi pişman. Fransa nükleere abanıyor ama onun da borcu çok fazla. Covid yüzünden herkes para bastı; borç herkesin büyük derdi konumunda. İngiltere, sağlık dahil her konuda dertlerle boğuşuyor. Bunların hepsi, Ukrayna’da Rusya’nın tökezlemesi için çaba sarf ediyor. ABD, “Ben sizin askerî gücünüz değilim, başınızın çaresine bakın” diyor. Çin yükseliyor, Hindistan herkesle kavgalı ama sinsi sinsi yükselişte. Türkiye bölgesel gücüm diye takılıyor ama yeni nesil uçak yapamazsa fena çuvallayacak. Çok riskli bir durumda. Halkı mutsuz, kavgalı ve patlamaya hazır bir bomba gibi. Nereye sürüklenirse oraya gidiyor. Düzensiz göç yüzünden sağ ve milliyetçi görüşler yükseliyor. Demokrasi, hak ve hukuk artık kimsenin taktığı meseleler değil...

Tüm dünyada ciddi bir işsizlik sorunu var. En başta otomotiv sektörü Çin yüzünden darmadağın hale geldi ve diğer sektörlere de sıra gelecek. Çip, RAM ve nadir toprak elementleri savaşı kızışmış durumda ve bütün teknoloji şirketleri işten adam çıkarıyor ama buna rağmen hâlâ yapay zekâ yatırımları artıyor; hâlâ o sektördeki şirketlerin hisseleri değerleniyor. Balon malon diyorlar, patlayacak diyorlar ama önce bunu diyenler yapay zekâya yatırım yapıyor.

O yüzden yapay zekâ her şeye girmek zorunda. Her boşluğu doldurması gerek. O yüzden 60 yıl durdu durdu, şimdi gözümüze sokuluyor. Sadece göz olsa iyi…

Bozulan ekonomik değerler, yükselen sağcılıkla beraber mülteci krizleri ve kaynakların silah sanayiine yatırılmasıyla toz pembe global ticaretin sihri bitiyor artık. Bu kadar olumsuzluk varken, tüm ilgiyi ve kaynağı kendine çekebilen bir sektör olan YAPAY ZEKÂ tabii ki her şeye maydanoz olur. Milyarlarca dolarlık işlem gücü bedava dağıtılıyor.

Baksanıza, G20’ye girdiği için mutlu olan Türkiye’deki bir nostaljik ânı gösteren karikatürün yapay zekâyla türetilmesi için bile sayfalar süren yazı yazıyorum; siz de maşallah sıkılmadan, buraya kadar okudunuz.

Fal baktıran mı dersiniz (bizim hanım muhakkak yapay zekâya Türk kahvesi fincanı çevirtip baktırır); 29 Ekim’de Atatürk’ün kendisiyle rakı tokuşturduğu nostaljik fotoyu paylaşan mı dersiniz; yüz yıllık Anadolu türküsünü yapay zekâyla yarısı metal sololu ve diğer kısmı blues ya da cazla çaldıran mı dersiniz; fıkraları, kedileri, gorilleri canlandıran, Vedat Milor gibi tantuni denettiren mi dersiniz; Zaha Hadid, Osmanlı döneminde yaşasaydı ve Mimar Sinan’a rakip olsaydı nasıl bir cami tasarlardı, onu yaptıran mı dersiniz...

Artık ödevi yapay zekâya yaptırıp hocayı kandırmaktan çok daha ileri gidildi, gidiliyor. Yapay zekâyla porno servisleri var ve hatta illegal şekilde çocuk istismarına kadar gidiyor. Bir gün bir ülkede “kimse zarar görmüyor” diye yasal hale getirirlerse şaşırmayın.

Peki, o beylik soruya ne zaman geleceğiz? “Yapay zekâ insanlığı ele geçirecek mi?” Ya da ilkel bir soru olarak, “Yapay zekâ ne zaman bizi işsiz bırakacak?”

Yapay zekâ bizi ne zaman işsiz bırakacak?

Üç vakte kadar…

Yapay zekânın bizim hanıma baktığı fallar gibi konuştum, değil mi? Siz de zaten endişelisiniz ama verdiğim bu kaypak cevap DOĞRU DEĞİL. Buyrun açıklamaya...

Ha, bir de uyarı: “Sen de kimsin, kim seni yapay zekâ uzmanı fütürist yaptı, kaynağın ne?” derseniz haklısınız. Ne fütüristim ne de uzman. Sadece bu konu hakkında elimi taşın altına koyup (hem Türkçesini hem de İngilizcesini aynı anda) romanını yazdım. Hâlâ basacak yayıncı bulamamış olsam bile, yine de düşünüp emek verdim ve disiplinli şekilde çalıştım; aylarımı harcadım. Siz de yazın, siz de bir kuruş kazanmadan oturup emek verin, siz de benim gibi hazır nostaljik karikatür ilgi gördü diye tablolar yapıp detayları üzerine ahkâm kesin… Kimse okumasa bile ben okurum, söz.

Çok merak ediliyorsa, kaynağımı ancak yapay zekâyla görselleştirerek sunabilirim; yani terbiyem ancak bu kadarına müsaade ediyor.

1- Yapay zekâ, “Şu Ali’nin, Ayşe’nin yaptığı işi elinden alayım da onları çaresiz, parasız bırakayım, böylece dünyayı ele geçireyim. Zamanında Terminatör’ü de, SkyNet’i de, Matrix’i de eğlence için seyretmiş nesle haddini bildireyim” demez. Niye desin?

2- Yapay zekânın tek amacının insanlığı ve öncesinde işlerini elinden alarak ele geçirmek olduğunu düşünenler, kendilerini ve yaptıkları işi dünyanın merkezinde görenler.

3- Covid zamanında yamulan kapitalizmin çarkları, serbest piyasa ekonomisinin b.ktan kuralları doğrultusunda döner döner, işine geldiği şekilde sonuçlandırır durumu. Savaşta güvenli limanda tutulan denizaltıyı suyun altından gelip patlatacak, insansız sualtı araçlarının içinde kullanmak varken, “Filancanın falanca işini elinden alayım da aç kalsın” demez.

4- Yani eğer bir iş kolunda yapay zekâyla kâr edilecekse, onu dener. Kim ne kadar işsiz kalmış, ekonomi ne olmuş demez. Devletçi ve korumacı politikalar beseleyenler bile veya çok yüksek GDP’si olan tenha İskandinav ülkeleri ya da futbola salak saçma para harcayan petro-dolar görmemişi Araplar bile bir politika izlemezler. Onlar da kontrol edemez yapay zekâyı.

5- Yapay zekânın ne yöne gideceğini ayarlamak ve hatta insanlığın geleceği için dizginlenmesi, tekerleği icat edip tüm dünyaya yaydıktan sonra tekerlek kullanmayı yasaklamak gibi bir şey.

6- Dünyada şu anda en önemli mesele ne?

a- Nadir toprak elementleri mi?

b- Ses hızından 20 kat daha hızlı giden ve durdurulamayan balistik ötesi füzeler mi?

c- Aynı anda fırlatılacak yüzlerce füzenin üzerindeki, sadece belirli bir alanı yerle bir edecek, Hiroşima’dan binlerce kat güçlü taktik nükleer başlıklar mı?

d- Hangisini kim durduracak? Yapay zekâların milisaniyelerin binde biri kadar zaman içindeki kararlarına, diğerinin cevap vermeye zamanı kalacak mı? Nükleer caydırıcılık diye bir şeye imkân olacak mı?

e- Bir yapay zekâ sistemini diğerinden üstün kılacak olan, sadece bir atom genişliğinde olduğundan teknik olarak sadece iki boyutlu sayılacak transistörlü çip teknolojisi mi?

Tüm bunlar ve benim daha düşünemediğim daha kritik meseleler yapay zekânın en önemli geliştirme alanlarıyken, sosyal politikalar ve insan gücünün emekçi tarafa yatkın hümanist yönü mü dert oluyor size? Zaten gitmek istemediğiniz kıçı kırık işiniz değerli mi oldu şimdi?

7- Yapay zekâ stratejilerini ve insanlığın bu konuda nasıl etkileneceğini kestirmek zor ve Cahit Arf’ın 1959’daki vizyoner görüşü bile doğru çıkmamış; karikatür yorumlayan bir mimarınki mi doğru çıkacak?

8- Yeteri kadar tüm insanlığı ve kendimi gömdükten sonra ağzımdaki baklayı çıkartabilirim:

Asıl sorun: içerik + algı + değer + paylaşım + ölümsüzlük’tür.

İçerik + algı + değer + paylaşım + ölümsüzlük

Şimdi açıklama zamanı.

Hayatımızdaki en önemli “bilgisel” beslenme kaynağı nedir? İçerik. Bu hep böyleydi demeyin. Doğada hayatta kalmak, eti tütsülemek, tarım ve hayvancılık yapmak, savaşmak ve savaşta ayakta kalmak, parayı ve hazineyi tutmak, falan filan… Bunlardı hayattaki bilgilenme kaynakları. Başkası tarafından oluşturulan içeriği geliştiren ve sunan biri olmalıydı. Kültür ve tabii sanat da bu şekilde ilk içerik örnekleriydi en fazla.

Önce taşlara oyuldu, sonra killere işlendi ve sonra mürekkeple ince yüzeye, kâğıda geçildi. Öncü haber kaynağı neydi? Kitap. Sonra gazete. Çok meşakkatli olsa bile, “söz uçar, yazı kalır”dı. Gazetenin de periyodik olması ve kolayca erişilmesi belirli bir teknoloji sayesinde mümkün oldu. Sonra diğer medyumlar (ortamlar) dahil oldu hayata. Şimdi basılı gazete öldü deniyor, çünkü çok yavaş.

Sonra tek taraflı medya çıktı, içerik çok daha güçlüydü: radyo ve televizyon. Propagandanın önemi ortaya çıktı derken; medya çift taraflı yani etkileşimli oldu. Şimdi örgün olarak kullandığımız internet verisinin ne kadarı medya? Neredeyse hepsi! Netflix’in sunucularının bilmem kaç “K” kalitede yaptıkları yayın ve ulaşan gigabaytlar. Sonra elinizdeki telefonun içinden geçenler. Hepsi medya bunların. Telefonu artık konuşarak iletişim kurmak amacıyla kullanan bile kalmayacak neredeyse.

İçerik manyağı olduk, bağımlı olduk; bunu tartışmaya bile gerek yok artık. İçerik yani haberler, filmler, müzikler ya da eğlenceli, ilgi çekici videolar; hepsi artık dünyayla ilişkimizi sağlayan veri setleri.

Peki, içeriği kim oluşturur? Yapay zekâ içerik oluştururken yavaş yavaş başrole geçecek gibi görünüyor. Geçen yılbaşında yemek yerken filan fonda çalan müzikleri (ailecek Persian Jazz seviyoruz) algoritma bütünüyle yapay zekâdan seçti. Bütün gece gerçek bir müzisyenden bir şey dinlememişiz! Artık milyonluk prodüksiyonlar yerine aktörler, aktristler, setler, mekânlar filan gerekmeyecek ve yapay zekâyla çekilen filmler seyredeceğiz gibi görünüyor. Bütçesi olmayan yetenekli gençler ilk kısa filmlerini yapay zekâya yaptıracaklar. Şimdilik delicesine tükettiğimiz içeriği kendimiz oluşturuyoruz. YouTuber, Infulencer filan, bu meslekler bu şekilde doğdu, değil mi? O şekilde de ölecek gibi görünüyor.

Körfez Savaşı’nı CNN canlı yayınladı diye hallerden hallere girmiştik. Hatırlayanlar bile “boomer” sayılıyor. Şimdi Ukrayna-Rusya savaşında bir dron’un gerçekten bir tankı imha edip etmediğini ya da bir MIG 2’nin ona kilitlenmiş füzeden kaçarken attığı ısı dağıtıcı fişeklerin videosunun yapay zekâyla üretilip üretilmediğini anlayamıyoruz. 1.000 dolarlık bilgisayarlardaki savaş oyunlarının grafikleri o kadar gerçekçi ki, dakikalarca seyretseniz, gerçek bir savaştan gelip gelmediğini anlayamazsınız. Yani canlı yayınlanan bir şeyin olup olmadığı hakkında bir bilgimiz olmayacak. Savaş görüntüsünü savaşan ülkelerin halklarına ayrı ayrı gösterseniz, her iki tarafı da zafer kazandıklarına ikna edebilirsiniz.

İçerik bizi şimdi eyleyen (eğlendiren demiyorum) ve sıkıntıdan kurtaran, ayrıca ekran bağımlısı yapan bir veriye dönüştükçe, tam karşımızdan bize doğru atılan bir tüfek saçması gibi oldu. Ateşlendiğinde fişekten dağılan o saçma bilyeleri beynimizi, gözümüzü, kulağımızı zedeliyor. Yine de “sıkılmamak” için elimizden geleni yapıyoruz; karşı tarafın tüfeğinin tetiğini çekmesi için ip bağlamış gibi çekiştirip duruyoruz.

Zamanında yayınlanmış bir karikatürün detaylarına bakıp, “Aa, evet, böyleydi yahu o zamanlar” dediğimiz görüntünün yapay zekâ desteğiyle yeniden yaratılması bile aslında 3-4 dakikalığına ilgimizi çekiyor. Sonraki 650. kaydırmada karşınıza yanlışlıkla yeniden çıkarsa, “öfff” deyip hızlıca diğerine geçiyor, “ben bunu tükettim ki!” diye kızıyorsunuz.

Nörolog değilim ama bunun kumar bağımlılığıyla aynı kökten geldiğini söylemek zor değil.

Kendiliğinden ikinci maddeye geliyoruz: Algı.

Dünyayı algılıyor muyuz? Ya da gerçekten algılayabiliyor muyuz? Veya bize nasıl algılatılıyor dünya? Soliptik bir dünya kavramına girmeyeceğim. Dokunmatik ekranlardaki büyütme, küçültme ve kaydırma hareketleri; elimizin tutma, kavrama, sıkma; kalemi, bıçağı, kaşığı çatalı kullanma hareketleri gibi kanıksandı.

Algımız ve sonra onu işleyip hafızamıza almamız da aynı şekilde belirli kalıplar üzerinden devam ediyor. İçerik tüketirken deprem hakkında uyarılar yapan korkutucu jeolog TV yorumcusu ayrı bir kodla tanımlanırken; Trump, Putin ve Zelenski ayrı bir mecrada yer alıyor. Futbol yorumcuları ayrı, yetenek yarışması jürisi ayrı bir kodla duruyor kafamızda. Bakın, siyasi figür olmaya niyetli birinin TikTok videoları ve yürüyüşü, ayrıca etrafındaki korumalarının geçişleri neden gözümüze sokuluyor? Alttan mehter marşı veren de var, özel olarak telifini ödediği, savaşı çağrıştıran müziği koyan da…

Algımız içerikle yönlendiriliyor. Herkesin sosyal medyası var ve tabii sırf ona bahşedilen algoritma yüzünden, aslında kontrol edemediği bir gerçeklik algısı içinde yaşamasına sebep oluyor.

İçeriği yaratan ve sonra her an size uyuşturucu yetiştirir gibi sunan her kimse, isterse algınızla da oynar. Yani daha fazla gazlı içecek tüketmeniz, ihtiyacınız yokken yeni spor ayakkabısı ve elbise almanız, en havalı cep telefonu kullanmanız için eskiden, “Sen buna değersin” filan gibi yollara giderken, artık yol mol taktıkları yok. Modayı, trendi belirlemeye de gerek yok. İçerik sayesinde istenen neyse onu, artık, “Taktik maktik yok; bam bam bam” diye girişerek makbul hale getirebiliyorlar. Saçma bir alışkanlığın viral olması bile bir şablona sahip değil. Bir gün koskoca ülkenin ve kültürün tek temsilcisi, etlere şaplak atan adamın tuz döküşü olur; bir gün Ankara’daki Kızılay tabelasına anlamsızca asılmak için uzun kuyruklar oluşur.

Yapay zekâ içerik üretmeye de, algımızı kontrol etmeye de, yani her ikisine de muktedir. Bir de diyorsun ki, “Ya kıçı kırık işimi elimden alırsa?” İşin elinden giderse, zaten patlak olan kredi kartlarının limiti düşer; yeni çıkan telefonu alamaz, operatöre para veremezsin. İnternetin kesilir; onu bırak, elektriksizlikten şarj edemezsin bu cihazları. Korku bu...

Neyse, çok uzadı; diğer kavrama geçelim. “Değer.”

Dünyanın para birimi nedir? Dolar mı? Yok, ABD dolarının petro-dolar hale gelmesi, sonra altın karşılığının olmaması gibi konulara girmeyeceğim. Altın mı, gümüş mü? Dünyadaki gerçek madenin yüzlerce katı maden sahiplenilmiş durumda. Ne o kadar altın var ne de gümüş. Çoğu hammadde bile borsalarda var olduklarından daha fazlasıyla satılıyor. Peki Bitcoinler mi? Sanal para mı? O da değil.

Dünyanın para birimi enerjidir.

Artık deniz suyunu da bir şekilde içme suyu yapabildiğimize göre, gerçekten değerli tek şey enerji. Soğuk füzyonla enerji üretene kadar tüm savaşlar daha çok enerji için yapılacak. İnsanın enerjiye ihtiyacı var. Ancak homo sapiens (modern insan) yaklaşık 300.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıktığına göre, Sanayi Devrimi’ne kadar insanlık 300.000 yıl enerjiyi kendi kendine yeter hale getirmiş. Peki yapay zekâ enerjisiz ne yapar? Yapay zekâ enerjiye insandan daha fazla ihtiyaç duyduğunda ne olacak?

Her ne kadar yanlış bir öngörü olsa da, makinelerin insan vücudunu pil gibi kullanacağını iddia eden Matrix aklımıza geliyor. Bazıları sevmez ama hakkını vermek lazım, ilk kez bu fikri birilerinin aklına sokan, popüler bir sinema filmidir. Fil ya da balina gibi çok daha verimli canlılar varken, ortalama 70-80 kiloluk bir canlıyı enerji kaynağı olarak kullanmak... Neyse, geçiyoruz. Bilimkurgunun üzerine de çok gitmemek gerek.

Erimiş tuz reaktörleri ve toryum kullanımı 2030’larda ilk ticari reaktörler olarak hayatımıza girecek. O zamana kadar yapay zekânın insandan fazla enerji tüketmeye başlamasını, yani dünyanın gerçek değerini sömürmesini engellemek lazım.

Değer dediysek, diğer bir kavram olarak “paylaşım”a bakabiliriz. Savaşların olmadığı ve tüm kaynakların kardeşçe paylaşıldığı bir dünya mümkün mü? Cevabı ben vermeyeyim, siz düşünün. Yıllar boyu biriktirdiğiniz ne varsa, bir anda evinize 50 kişinin kalıcı olarak yerleşip iki-üç yılda onlara harcamayı kabul eder misiniz? Ya da çocuğunuz için aldığınız aylık erzağı birileri gelip bir günde tüketse, çocuğunuza ayırmaz mısınız? Depoları, kilerleri açar mısınız? Bankadaki para pul olursa diye son anda bir tüyo alsanız; parayı çekip, erzağa ilaca çevirip depolamaz mısınız? Yani “paylaşmak” her şey midir?

Bir ülkede 10 milyon kişi var ve her birine yaşamak için günde bir ünite gerekiyor. Yani günde 10 milyon ünite lazım. İşte o ünite neyse artık… Sizin de kendinize ait 10 milyon üniteniz var bir yerde. Tek bir gün tüm ülke yaşasın diye bir gün içinde hibe eder misiniz, yoksa ünite üretebilecek bireyler bir yıl çalışabilsinler diye kontrollü olarak mı piyasaya verirsiniz?

Ya da daha farklı bir şey sorayım. Elinizdeki üniteler azaldı. Bilimcileri canlı tutmanız lazım ki, onlar bir çözüm bulabilsin. Aynı şekilde sizin çocuğunuza da ünite lazım ama sizin çocuk çözüm mözüm bulacak yaşta bile değil.

Valeriepieris çemberi. Bu çember dünyanın sadece %10 alanına sahip ama dünya nüfusunun yarısı burada yaşıyor. Aynı boyutta ve en tenha çemberin merkezinde de Kaliforniya var.

Kim bunlara karar verecek? Arnavutluk’ta yapay zekâdan bakan yaptılar. 50 yıl sonra dünyanın en büyük silahlı gücünü yöneten yapay zekâ, bir kıtlık durumunda insanlığın devamı için kimin yaşayıp yaşamayacağına karar vermek zorunda kalırsa... Tombala mı çeker sizce?

300.000 yıllık tarihi olan homo sapiens’in en büyük özelliği “eşit” olmamasıdır. Dünyanın en büyük sıkıntılarından biri, gelir eşitsizliğinin devasa boyutlara ulaşmasıdır. Dünya hiçbir zaman adil bir yer olmadı.

Valeriepieris Çemberi her şeyi açıklıyor işte, daha uzatmaya gerek var mı? Yapay zekâ bu paylaşım eşitsizliğini kullanmayacak mı sizce? Evrensel gelir sistemi çıkacak, insan sadece yaşadığı için yapay zekâ tarafından üretilen enerji ve çıktıları olan gıdayla yaşayacak zaten... Evet evet, bu kadar büyük bir eşitsizlik varken işimizden olmayız, kesin...

Yapay zekâyla insanın kesişiminin kuvvetli aletler, ağa bağlı, akıllı, giyilebilir aletlerden öteye gideceği ortada. Zengin azınlık çip teknolojileri geliştikçe bunu elinde taşımayı değil, bizzat vücudunda görmek isteyecektir.

Yani tehdit işinizi kaybetmek değil, vücudunuzu kaybetmek olacak.

Sonuç sorusu

“Dünyanın algısını oluşturan içeriği yaratan yapay zekâ enerjiyi üretip kendisine saklarken, işbirlikçisi olan azınlıktaki insana ne vaat eder?”

Tabii ki ölümsüzlük.

Gılgamış Destanı, antik Mezopotamya’dan günümüze ulaşan en eski edebiyat eserdir ve Piramit metinlerinden sonra en eski ikinci dinî metin olarak kabul edilen destansı bir şiirdir. Şimdi anlatmayayım, gidip araştırın. Gılgamış her ne kadar Enkidu ile güç savaşına girişmişse de, sonra arkadaş olurlar ve Enkidu ölür. Gılgamış da çok üzülür ve o kadar güçlüdür ki, gözü hiçbir şeyi aramaz, sadece ölümsüzlüğü arar. 4.100 yıllık hikâye.

4.100 yıldır insanlık ilk metninde aradığı gibi ölümsüzlüğü arıyor.

Peki, yapay zekâ sınırsız enerjiye sahip olduğunda; bir insanın sağlıklı bir yaşam sistemi varken, yaşlanan sindirim sistemini, böbreklerini, kalbini ve artık ihtiyacı olmayan tüm uzuvlarını başarılı ameliyatlarla kesip atıp, gözünü ve dahi tüm duyu sistemlerini ve hatta en sonunda kemikten bir kutu içindeki beynini ve hatta hatta artık sıvı içinde jel hale gelmeye başlayan beyin hücrelerini oluşturan proteinleri ve sinapsları, kişinin bilincini kaybetmemesini (ruhunu korumayı) sağlayarak taklit edip yerine koymaya başladığında...

 

 

NOTLAR

[1] Cahit Arf’ın makalesinin sonuç kısmı:

“... Görülüyor ki zamanımızın harikalarından biri olan bu makinelerin anlaşılması için şeytani bir zekaya hiç te ihtiyaç yoktur. Sadece akl-ı selim kafidir. Fakat yine konuşmanın başında belirttiğim gibi, her işte olduğu gibi burada da makineyi teferruatı ile birlikte tasarlamak ve yapmak için bitmez tükenmez sabır ve sebat ve bol bol ter dökebilmek lazımdır. Ne mutlu o ter dökebilme saadetine erişenlere.

Sözlerimi bu makinelerin insan beyni ile kısa bir mukayesesi ile bitireyim:

Makinelerin bazı işleri insan beynine nazaran çok daha çabuk yapabilmelerine mukabil anlayış yani alış kapasiteleri büyük bir salonu doldurabilecek kadar büyük olanlarında bile tenevvü bakımından insan beyninden çok düşüktür. İnsan beyninin kendi kendisini kendi inisiyatifi ile tekemmül ettirmesine mukabil makine yapıldığı gibi kalmaktadır. Bununla beraber kendi kendisini tekemmül ettiren makine tasarlamak mümkündür. Fakat kanaatimce insan beyni ile makine arasındaki asıl fark, insan beyninin estetik mahiyette müessirleri alıp onlar üzerinde işleyebilmesi ve yine estetik mahiyette olan kararlar verebilmesine, verilen bir işi yapıp yapmamak hususunda kendisini serbest hissetmesine mukabil makinede bu vasıfların benzerlerinin yok oluşudur. Bu vasıfları karakterize eden husus hepsinin de bir belirsizlik unsuru ihtiva etmesi, bunların şaşmaz bir şekilde uydukları kaidelerin mevcut olmayışıdır. Belirsizlik karakterini haiz olan insan dışı tabiat hadiseleri mevcuttur. Bunlar atom içinde ceryan eden olaylardır. Bu itibarla nisbeten küçük sayıda atom içinde ceryan eden olaylar böyle makinelerin işleyişinde müesser hale getirilebilirse makinelerin estetik bakımdan da insan beynine benzetileceği ümit edilebilecektir. Böyle bir makine, mesela filan müzik parçasını güzel bulmadığını söyliyebilecektir. Fakat bu işin uzun yüzyıllar sonra bile ve belki de hiçbir zaman yapılamıyacağını zannediyorum.”

[2] Büyük Dil Modeli (LLM), devasa metin verileri (kitaplar, web siteleri, makaleler) üzerinde eğitilmiş, insan dilini anlamayı, işlemeyi ve üretmeyi amaçlayan, gelişmiş bir yapay zekâ modelidir. Derin öğrenme ve genellikle “dönüştürücü” (transformer) mimarisiyle çalışarak metnin bağlamını ve nüanslarını öğrenir ve soru-cevap, özetleme, çeviri, içerik oluşturma gibi çeşitli doğal dil işleme görevlerini yerine getirir.

GPT, üretken ve önceden eğitilmiş bir dönüştürücü (transformer) mesela.

 


Benim yaptığım ve yazının başlangıcında sözünü ettiğim karikatür. Tabii ki Umut Sarıkaya'nınkiyle kıyaslanmaz. Bu karikatürü de YZ ile yeniden yapmaya çalışsak nasıl sonuç alırdık?
Yazarın Tüm Yazıları
  • Cahit Arf
  • sobalı ev
  • Umut Sarıkaya
  • yapay zekâ

Önceki Yazı

İNCELEME

Hikâyeden hakikate:

Çocukluğun kırılgan dünyası

Gizem Arman, çocuğun iç dünyasında yaşananların, doğa ve aile ilişkileri ile harmanlanarak sunulduğu üç romanın çocukluk dönemi kırılmalarını nasıl kurduğunu; bu kırılmaların anlatı zeminine nasıl dönüştüğünü ele alıyor.

GİZEM ARMAN

Sonraki Yazı

VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 13

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Çirkinlik / Etrüsk Gülümsemesi / Geride Kalanlar / Manzaranın Zamanı / Masa Mikrofonu / Mutluluk İmparatoru / Ölüler / Parlak Kariyerim / Poetik Çıkmaz / Statis Siyaseti

K24
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist